Tek Mezhebe Bağlılık
Tek Mezhebe Bağlılık
“Telfik” konusu ile “tek mezhebe bağlılık” meselesi arasında sıkı bir bağ olduğundan,
önce bu mesele hakkındaki görüşlere kısaca değinmek gerekir.
Bu mesele ele alınırken, müctehid olmayan bir mükellefin durumunun
söz konusu olduğuna ve böyle bir kimsenin şer‘î-amelî konularda daima bir
mezhebe göre davranması gerekip gerekmediği sorusuna cevap arandığına
dikkat edilmelidir. Gerek devlet gerekse fert planında bir mezhebe bağlanma
gereğini ortaya çıkaran tarihî ve fikrî temellere daha önce temas edilmişti.
İşte bu bağlanmanın “taassup” derecesine ulaşmasını takip eden dönemlerde,
bir mezhebe bağlı davranmanın ve hatta hep o mezhep üzere kalmanın
vâcip olduğu (dahası mezhebinden ayrılana ta‘zir cezası uygulanması gerekeceği)
yönünde fikirler ileri sürülür olmuştur. Buna karşılık muhakkık âlimler,
ictihad edemeyen bir mükellefin hep bir mezhebe bağlı kalmasını gerektirecek
şer‘î bir delil bulunmadığını, böyle bir kimse için vâcip olanın, ehliyetine
kani olduğu âlimlere sormak, öğrenmek ve buna göre davranmaktan ibaret
bulunduğunu ispat etmeye çalışmışlardır.
Telfik
Telfik, sözlükte, “kumaşın iki kenarını birleştirip dikmek” anlamına gelir.
Fıkıh ve usûl-i fıkıhta da bu anlamdan hareketle, farklı hükümlerin bir araya
getirilmesini ifade etmek üzere kullanılmıştır. Ancak bu ortak noktanın ötesinde
fıkıh ve usûl-i fıkıh eserlerinde telfik başlıca üç anlamda kullanılmıştır:
- a) Fıkıh eserlerinde telfik kelimesi bazan, ictihadî ihtilâftan kaynaklanmayan
iki farklı hükmü birleştirerek uygulamak anlamında kullanılmıştır. Meselâ,
“yemin kefâretinde on fakirin bir kısmını yedirmek, diğerlerini giydirmek şeklinde
telfik yapılması câiz değildir” denirken bu mâna kastedilmiştir.
- b) Fıkıh usulü eserlerinde telfik bazan, bir meselede önceki müctehidlerin
söylemediği ve onların görüşlerinin ortak noktasını ihlâl eden yeni bir
görüş ortaya atmak anlamında kullanılmıştır. Daha çok icmâ bahsinde incelenen
bu meselenin taklit değil ictihad ile ilgili olduğu açıktır. Buna
“ictihadda telfik” denebilir.
- c) Fıkıh ve fıkıh usulü eserlerinde, telfik denince daha çok şu anlam kastedilir:
Belirli bir meselede birden fazla ictihadî görüşü bir arada (veya bir arada
sayılabilecek şekilde, yani birincisinin tesiri kalkmadan diğeriyle) amel edip ortaya
bu müctehidlerden hiçbirinin kabul etmeyeceği mürekkep bir durumun ortaya
çıkması. Telfikin dar anlamı budur. Buna “taklitte telfik” denir.
İslâm tarihinde hicrî VII. asırdan itibaren tartışılmaya başlanan bu mesele
hakkında mutlak olarak olumsuz görüş belirtenlere karşı bunun câiz olduğunu
savunan pek çok âlim vardır. Bununla birlikte genellikle muhakkık âlimler ve
özellikle muasır araştırmacılar bu konuda bazı kayıtlar konması ve bu kayıtlara
riayet edilmesi halinde telfikin câiz olacağını kabul ederler.
Bu kayıtları şöylece özetlemek mümkündür: a) Telfike ihtiyaç duyulması.
- b) Daima kolay hükümleri alarak dinî hayatın keyfîliğe dönüştürülmemesi.
- c) Bu yolun “kanuna karşı hile” amacına alet edilmemesi. d) Helâlharam
meselelerinde ihtiyata riayet edilmesi.
En geniş anlamıyla ele alınırsa telfik değişik mezheplerin hükümlerinden
yararlanmayı da (buna intikal de denilmektedir), dolayısıyla değişik mezheplerin
kişiye kolay gelen hükümlerini seçmeyi de ifade eder. Dar anlamıyla
telfik (yani bir meselede birden fazla ictihadı birleştirip bu ictihad sahiplerinin
hiçbirinin benimsemeyeceği mürekkep bir durum meydana getirme) dahi -bazı
kayıtlarla- tecviz edilince, bunun (mürekkep bir durum meydana getirmeden
değişik mezheplerden yararlanmanın) tecvizi -belirtilen kayıtlara riayet şartıyla-
evleviyet gereği olur.
Fakat bunda, “b” şıkkında belirtilen şarta riayet etmeme ihtimali çok
kuvvetlidir. Çünkü değişik mezheplerin kolay hükümlerini alırken, kişiyi
buna yönelten âmil “kolaycılık” düşüncesidir. İslâm dinindeki “kolaylaştırma”
ilkesi, bu ilkenin amaçlarına uygun olarak kullanılırsa ilke hedefine ulaşmış
olur. Fakat bu ilke şahsî arzulara vasıta olarak kullanılırsa, ilke hedefinden
sapmış ve dinî hayat keyfîliğe dönüştürülmüş olur.
Mezhebe bağlılığın tarihî ve fikrî temellerini açıklarken belirtildiği üzere,
burada üzerinde durulan konu, hukukî ihtilâfları çözümleyecek hükümler
(kanun ve kanunlaştırma) olmayıp, müslümanın dünya ve âhiret saadetini
kazanmak üzere izleyeceği ve müeyyidesi sadece uhrevî olan kurallar, kısaca
dinî hayatın tanzimi meselesidir. Şu halde, kişi bu konuda tutarlılık
fikrine önem vermek, telfik için konan kayıtlara riayetsizlik halinde gerçekte
kendisini aldatmış olacağının bilincinde olmak ve azîmet yahut ruhsatı tercih
konusunda (Şâtıbî’nin de belirttiği üzere) kendisinin fakihi gibi davranmak
durumundadır.
İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi de 21-27 Haziran
1993 tarihleri arasında Bruney Dârüsselâm’da yapılan VIII. dönem
toplantısında aldığı 1 nolu tavsiye kararında, fıkıh mezheplerinin kolaylık
sağlayan hükümlerini alıp uygularken başlıcalarına yukarıda değinilen ölçülere
riayet edilmesi gerektiğine dikkat çekmiş ve özellikle kişinin böyle bir
yol izlerken kendisini vicdanen rahat hissetmesi gerektiğine işaret etmiştir.
Bu arada, fıkıh mezheplerine veya mezhep imamlarına bazı meselelerde
farklı görüşlerin nisbet edilmesinin tabii karşılanması gerektiğine işaret edilmesi
yararlı olur. Şöyle ki: Çoğunluk itibariyle mezhep imamlarının görüşleri
rivayet yoluyla sonraki nesillere intikal ettiğinden, fıkıh eserlerinde bir meselede
aynı fakihe ait birden fazla görüş yer alabilmiş ve bunlardan hangilerinin
daha kuvvetli olduğunu ortaya koymaya yönelik tesbitler üzerinde
daima fikir birliği oluşmamıştır. Öte yandan bir fakihin değişik zamanlarda
veya farklı değerlendirme sebebiyle aynı mesele için farklı görüşler ortaya
koyduğu da bir gerçektir. Özellikle İmam Şâfiî’nin Mısır’a geldikten sonra
birçok görüşü değiştiğinden, genellikle ona nisbet edilen ictihadlarda genelde
kadîm (eski) ve cedîd (yeni) şeklinde bir ayırıma gidildiği görülür.
mezhebe uymak farz mıdır, mezheplere inanmayanlar, mezheplere uymak zorunda mıyız, mezhebi inkar etmek, neden bir mezhebe bağlı olmalıyız, ben mezheplere inanmıyorum, mezheplerin hepsine uymak, bir mezhebe bağlı olmalı mıyız
