Safiye’ye Mektuplar 15 – Niye doğurdun beni Anne?

Niye doğurdun beni  Anne?

Seni gördüm bu gece. Anne demişimde iki kere, koşup gelmişsin yine. ” Korkma yanındayım ” dedin, elini sol yanağıma değdirdin.
Tam sarılacaktım, uyanıverdim. Açtım bütün ışıkları, pencereleri ve kapıları. Belki gelirsin diye, yarım kalan şefkatinle ısıtırsın diye.
Şafak söktü anne. Ev buz gibi oldu yine. Duymadın mı sesimi, okuduğum sureleri? Gider derler toprak altına, oku sen bıkma.
Çıktım tavan arasına. Eski elbise, ayakkabı, çanta… Kokladım acıyla. Rutubet var bu şehirde, kokunu bastıramamış neyse. Aldım çerçeveyi elime. Dedem nereden bulmuş sence? Kaç yaşındasın bu resimde. Sana benziyorum anne. Kaç kişinin nefesine vesile oldu bu diploma, hangi yaraları sardı ellerin hatırla.
Baktım gelmeyeceksin, kapattım ışıkları, penceleri, kapıları. Evlat bu kadar çok kimi özler anne? İçim yanıyor kederle. Bir kadın, anne olan herhangi bir kadın, “gel sarılayım sana” dese, koşup gideceğim sevinçle. O durumdayım işte. Ne olur sanki gel dese, senin gibi sıcak mıdır anne?
Âşık olmaya fırsatım olmadı. Sevemedim hiç bir adamı. İhanet saydım başkalarına duyulanı. Öyle doluyum ki sizinle, savruluşumun sebebi bu belkide.
Bayram geliyormuş yine. Yan komşu söyledi neşeyle.
” çok kalabalık bir aileyiz biz. Sende gel yalnız kalma hiç”.
Nereden bilsin hala yastayım. Yetişkin oldum ya sanır ki dayanırım.
Kime kahve pişireceğim?
Kimin elini öpeceğim?
Bayram benim neyime! Kapatmalıyım kendimi evime.
Küçük bir kedi gördüm bahçede. Ağlıyordu, sanki anne diye. Islanmış tüyleri, telaş içinde, üşümüş mü gözleri? Sardım sıcak kucağıma. Merhametimi kattım küçük canına.
Korkmuş belliki sokakta. Şaşırmış ne yapacağını tek başına. Artık güvende burada. Ben bakarım ona. Bırakmam şu bahçe kapısının dışına. Meze olmasın aç köpeklere, oyun oynamasın fareler onunla diye ve bir cadde ortasında faili meçhul can çekişmesin diye.

İsyan etmek ne haddim, hesap sormak değil niyetim ama NİYE DOĞURDUN BENİ ANNE? Hani içinde belirdiğimi öğrendiğin ilk zamanlar ” şimdi sırası değildi, istemiyorum bu bebeği, kariyerim, mesleğim, hastalarım” demişsinde uzunca bir süre alışamamışsın benim sende can bulup var olduğuma ve sonra dünyaya gelişimin ilk bir haftası hiç kucağına almamışsın; korkmuşsun küçük bedenimden.
Sen bunları anlatırken ablama, dinlemiştim utana sıkıla. Çok küçüktüm o ara ama yaralanmıştım acıyla. Sonra çok sevdin beni. Hasta olduğum zamanlarda, kendi hastalarını bırakıp benimle ilgilenmiştin. Yoo, hiç kızgın falan değilim sana. Ama kederdeyim anne anla.
Niye son vermedin bu cana kendi aklınla. Sandın mı ki hep yanımda olacaksın, beni koruyup kollayacaksın! Olmadı işte anne. Dünya çok mu güzeldi senin zihninde? Kendi egonun tatmini miydi bu çaba söyle? Üreyebildin çoğalabildin anne. Sahip olduklarını yanına alıp çekip gittin bile. Peki, ben ne olacağım anne? Bir gün seçimsizce gitme olasılığın vardı ve sen bunu biliyordun da beni niye doğurdun anne? En başında vazgeçmeliydin benden.
Bakma sen bu halime. Öfkem kendime sadece. Büyümek zorunda oluşum, kadın olmaya zorlanışım, yapayalnız kalışım, önce piç sonra fahişelikle damgalanışım…
Ah anne sen gidecektin madem birilerini bıraksaydın ya yerine. Ablamın küçük anne havasındaki olgunluğunu, saçlarımı balıksırtı örüşünü, kardeşimi “kedim benim deyip sağ gözünün altındaki ben inden öpüşümü, babamın bitanem diye sarılışlarını” ve seni çok özledim annem.

Sabah haberlerde izledim; bilim adamları araştırma yapmış, yakın tarihte bir yerlerde şiddetli depremler olacakmış. Bölgeyi açıklamadılar ama umarım o yerlerde olma şansım olur. Sizinle aynı şekilde can vermek ne büyük bir nimet. Beklediğim netice bu elbet.

Nasılsınız hocam, umarım iyisinizdir.
Hocam, dün gece çok tuhaf birşey oldu ve ben buna bir anlam veremedim. Belki beni aydınlatırsınız, bu konuda.
Dün gece odama geçtim, yattım. Evde ışıklar, tv, radyo, herşey kapalıydı. Dışarıdan da ses gelmesi mümkün değildi. Henüz uyumamıştım. Görüştüğüm genci düşünüyordum. Bana olan saygısını, samimiyetini ve her şeyin iyi olacağını düşünmek istiyordum.
Yani uyanıktım hocam. Karşılaştığım şey bir rüya olamaz. Birden kulağıma ismim fısıldandı; bir kaç defa. İşittiğim ses, bir erkek sesinden çok bir kadın sesi gibiydi. Ama emin değilim yine de. Ve hemen ardından, birden, bir müzik sesi geldi. Söz yoktu, bu müzikte. Sadece melodiydi. Bir şarkı değil, bir ilahi sesiydi.
Hocam bu nedir bilmiyorum. Ya da hiçbir anlamı yoktur; psikolojik bir durumdur. Çözemedim. Yardım ederseniz sevinirim, hocam.
Ellerinizden öpüyorum.

 

Hayırlı akşamlar kızım.

O olay, sanırım bir keşif halidir. Uyur uyanıklık arası olur. Uyumadığını zannedersin. Sanırım ibadetinde, zikrinde az rastlanır şekilse içten ve samimisin ve tahminlerimin üstünde hızlı gelişme gösteriyorsun. Böyle düşünmemi destekleyen bir olayda daha önce gördüğün rüyanın haberci bir rüya olması, tecellisinin bu kadar çabuk görülmesidir. O gencin sana bu kadar tez ulaşmasıdır.
Sana soracağım soruları mümkün olduğunca eksiksiz cevaplayarak, bana yardımcı olmanı istiyorum.
1-Sana gerçek isminle mi seslenildi.
2-Bir defa mı, yoksa kendinden emin oluncaya yani sesi duyduğundan emin oluncaya kadar birkaç kez mi, seslenildi.
3-Hangi kulağına yakındı. Düşündüğünde sen o sesi sağ tarafından mı, sol tarafından mı geldiğini düşünüyorsun.
4-İsminin zikredilmesi ve o ilahiyi duyduğun anda, korku mu oldu, yoksa rahat mıydın?
Anladığın bir ayrıntı var mı, eksik bir yan.
Mesela nerede olduğunu, çevrende birşeyler olup olmadığını hatırlıyor musun?

Lütfen bunları düşünerek bildir ki daha fazla yardımım dokunabilsin..

Seni bu kadar çabuk Allah’a yakınlaşmandan dolayı tebrik ediyorum. Korkulacak birşey olmadığını bilmeni isterim.
Ben mesajını çok geç okumuş olabilirin. Dışarıdaydım. İyi uykular.

Cevabını bekleyeceğim.
Görüşmek üzere.

 

Hayırlı sabahlar hocam.

Gerçek ismim ile seslenildi. Ablamın sesine benzettiğim bir sesti, duyduğum. Sağ kulağıma seslenildi. Fakat duyduğum ilahi sol kulağımdaydı. İlahi olup olmadığını bilmiyorum, duyduğum şeyin. Ama bir şarkı, türkü değildi. Duysam şimdi bir yerde hatırlarım o müziği. Hani kandillerde camilerde okunan mevlüdler olur ya hocam, onun sesi gibiydi. Kesinlikle bir şarkı değildi.
Uyumuyordum hocam. Çünkü yatağa yattığımda hiç uykum yoktu ve henüz bir kaç dakika olmuştu yatalı. İsmim kulağıma iki kere seslenildi. Duyduğum müziği ise yaklaşık 10- 12 saniye duydum. Dışarıdan gelmesi imkânsızdı bu seslerin. Çünkü sanki kafamın içinden gelen sesler gibiydi. Yani, dışarıdan duymadım. Sanki kulağımın ya da kafamın içinde biri vardı da o konuştu benimle. Adımı duyduğum anda sağ tarafım üzerinde yatıyordum. Hemen sol tarafıma dönüp baktım, kimse yoktu. Kim olabilirdi ki zaten. Hemen ardından müzik sesini duyduğumda ise sırtüstü yatıyordum. Zaten iki ses arasında, sadece 2 ya da 3 saniye vardı.
İsmimi duyduğum anda, içim ürperdi biraz. Ama hemen ürpertim geçti ve bir rahatlık, huzur hissettim, o müziğin sesiyle birlikte. Korkmadım. Besmele ve sizin verdiğiniz ayetleri okudum ve uyumaya çalıştım. Zaman, zaman böyle sesler duyardım. Yani adımın söylenmesi, ya da başka şeyler. Ama ilk defa böyle ilahi, insanı rahatlatan bir müzik duydum. Yıllar önce babamı duymuştum mesela. Sanki yanı başımdaydı. Öyle net gelmişti ki sesi. -Bana; yapma kızım, demişti. Çaresiz hüzünlü bir ses tonuyla. Belki bu da onlardan biriydi.

 

Hayırlı sabahlar… Safiye.

Yaşadığın olay, tamamen hayra yönelik. O ses ulvi bir ses. Olay bir keşif olayı. Bu tür iletişim herkese nasip olmaz, şükretmelisin.

Ruhaniyetten gelen bu türlü direkt iletişimler ikiye ayrılır. Biri süfli biri ulvi iletişim olarak isimlendirilir. Ses sağ tarafından gelmişse ve sonucunda tatlı bir ürperme oluşmuşsa meleki, yani ulvi haberdir. Akabinde emniyet ve huzur vardır. Sol yanından olsaydı, süfli ya da şeytani bir iletişim demektir ki, şiddet, korku olurdu. Ruh halin bozulurdu. Cinni iletişim de denilir, bu türüne. İnsanı alışıncaya kadar hasta eder.

Bu senin gördüğün, daha doğrusu yaşadığın olay, tamamen hayra yönelik, rahmet olarak nitelenecek bir güzelliktir. Bu tür olayları başkalarına asla anlatmamalısın. Öğrenici böyle gelişmeleri, öğretmeninden başkasına anlatmamalıdır. Yoksa devamını görme şansını kaybeder. Bu iletişimin sonunda ruhaniyet ile bağlantıya geçme ihtimalin var, demektir. İbadetlerine devam edersen, annen, baban, ablan vb, belki meleklerle bağlantı kurup, açıkça yardımlarını almak mümkün olabilir.

Bu tür iletişim kuranlara eskiden evliya derlerdi. Şimdilerde, medyum, kâhin, falcı gibi terimler kullanılıyor. Türkiye de, her alanda olduğu gibi, bu konuda da kavram kargaşası yaşanıyor. Medyum, mümin biri olarak ulvi veya süfli cinlerle ilişki kuranlara, kâhin ise gayri müslim birinin, yine cinlerle bağlantı kurmasına verilen isimdir.

Bu senin gördüğünü ancak Allah dostları görebilir. Maşallah, ne güzel bir ihlâsla okudun ki o ayeti, ne samimi bir tövbe etmişsin ki Allah’a, bu kadar sevimli geldi. Hem kesin kararlar alabildin, hem Mevla’nın yardım eli çabuk yetişti.

Allah c.c. habir sıfatının gereği olarak, kullarıyla düzenli olarak haberleşir. Bu haberleşme şekillerinden biri bu senin yaşadığın. Vücudun seğirimesi, birtakım nurlar görmek, sadık rüyalar, karşılaştığın bir insan tarafından ihtiyacın olan bilginin, tam da zamanında sana bildirilmesi şeklinde oluşur. Hatta bazen hayvanlar tarafından da bu haberler alınır. Hz.Süleyman’ın karınca ile hüthüt kuşu ile konuşması gibi. Sayfamda asılı diğer yazıları da okumanı senin için yaralı görüyorum. Yitik bilgiler, ilm-i ebedan (vücut ilmi) olarak adlandırılanlarıdır. Kulak çınlamaları da birçok haber alma vasıtasıdır. Gerçi onu tecrübe etmek biraz zordur ama yine de okumalısın.

Okuduğun duanın hangisi olduğunu,hatırlayamadım..Ya latıfün ya latif…şeklinde olan mıydı.. Yoksa, Allah’u veliyyüllezine… diye başlayan ayet mi. Bana yazarsan sevinirim. Bir de okumaya başladığın günden bu güne ne kadar zaman geçtiğini hesaplayıp bildir lütfen.
Bundan böyle yalnız kızım değil öğrencim de oldun. Seni iki kere selamlayacağım.
Selame en selame.

 

Allah razı olsun hocam. Umarım Rabbim in sevgisini kazanmışımdır. Bana merhamet ettiğini düşünüyorum ve bunu düşünürken gözyaşları içinde kalıyorum.
Hocam okuduğum dua ‘’ya latıfün ya latif,’’diyerek başlayan duadır. Yaklaşık 40 gün oldu hocam, okumaya başlayalı.

Hocam sitedeki üyelerden biriyle görüşüyorum. Genç bir kız. O da yanlışlar, günahlar içinde. Üniversite öğrencisi olduğunu söyledi. Ona birkaç şey söyledim. Yanlışta olduğunu hatırlatmak için ve kendi yaşamımı detaylara girmeden örnek olarak gösterdim. Dilerim ki sizinle tanışmak ve sizden yardım görmek, ona da nasip olur. Dilerim onun içinde bir vesile olursunuz.

Sevgili kızım,

O dua olduğunu tahmin ettim. Emin olmak istedim.
Bir hafta kadar daha o duayı okumaya devam etmeni istiyorum. Tecellisinin başladığını gördük. Kuvvet bulsun, eksiklik olmasın diye devam etmeni itiyorum. Geçmişindeki hiçbir şeyden sorumlu tutulmayacağını, dünyada ve ahirette asla bu dönemin hesabını önüne çıkmayacağını bilmeni istiyorum. Yeni hatalar yapmadıkça canın yanmayacak.

O arkadaşına, ‘Esra’ya Mektupları ‘ okumasını söyle. İsterse benimle özel irtibat kurabilir. Yanlışlarından dönmeye kesin kararlı ise yardımımız dokunabilir. Hani sen diyordun, Esra diyor, dönmek istedim ama başaramıyordum, diye. İşte bizim yardımımız dönmeyi kolaylaştıran, yol göstericilik olarak adlandırılabilir. Hangi dualarla sonuca ulaşabilir kendisine bildirir, kendimiz de dualarla Allah’a yakarır, yardımcı olamaya çalışırız.
Kendisiyle irtibat kurarak bu mesajımı da selamlarımla birlikte kendisine ilet.

Selam en selame.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir