Zikre ilk adım (ZİKİR ve ADABI)

265
9.440 views

Zikre ilk adım (ZİKİR ve ADABI)

ZİKİR ADABI

Önsöz

‘’Tez erişti seherler, canların meclisine,

Yürek hala yanıyor, halde maşallah kaldı.

Şifalar sundu zikir, bir garip dertlisine,

Unutuldu kelâmlar, dilde bir Allah kaldı.’’ 

Yunus Karaçöp

 

Aziz kardeşim; Her varlık ister istemez, yaratılış gayesiyle orantılı kısıtlı zikir etmeye programlanmışken, insanoğluna, sınırsız bir yelpazede, dilediği sıfatta, dilediği esma ve efal ile zikir yetkisi verilmiştir. Kelimenin tam anlamıyla insan, Cenâb-ı Hakk’a halife kılınmıştır.

Yani evrende, belli sınırlar içinde, insanoğluna cüz kuvvette hüküm yetkisi verilmiştir. Âdemoğlundan, bu yetkiyi kullanırken beklenen, hayatın bekasına, adalete, birliğe ve bütünlüğe halel getirmemesidir! Çünkü yapacağı duanın, yani zikrinin, Sıfatullahta (mutlaka) kabul edileceği vaadi ilahi olarak bütün kitaplarda bildirilmiştir.

Kuran-ı Kerim, yapacağımız zikrin usullerini vazederek Allah Teâlâ’nın kelamıyla açık hükme bağlamış, birliği korumamız istenmiştir.

Allah’ın nasıl zikredilmesi gerektiğini kâmilen göstermiş, düzenli zikri (az da olsa sürekliliği) tavsiye etmiş, hayatın her alanında  adil olmayı olmazsa olmaz kural olarak ortaya koymuştur. Hem zikri yapanın bekası, hem de Sıfatullâh’ın, yani tecelli mekânı olan kâinatın haksızlığa maruz kalmaması için, esmalarından, Esma-i Hüsna’sının zikrini önermiştir. Esma-i Hüsna’dan murat; hayatın devamlılığına uygun isimlerin zikredilmesidir. Yokluğa, her türlü zulme, kahır ve gazaba yol açacak isimlerinden uzak durulmasıdır!

İsimler; anlamlarına göre tecelli edeceğinden, kahır ve gazabı, yıkım ve ölümü davet edecek isimlerin zikrinden uzak durulması, defaatle tembih edilmiştir. Bu nedenle; İslam’da beddua yasaklanmış, “Mü’ min ya hayır konuşsun ya da sussun” buyrulmuştur. Özetle, Anlamlarına göre, ‘’olumsuz esmâların’’ zikrinden uzak durulmalı, zikri yapanın sorumlu tutulacağı unutulmamalıdır…

Allah ism-i celâli, her zaman ve her yerde, herkes tarafından zikir edilebilecek bir esma değildir. O isim bütün esmalarını camiğ olduğundan zikrinde, adaba eksiksiz riayet gerekir.

Arada bir hatırlamayı kastetmedik tabii… Düzenli olarak her gün binlerce kez Allah, Allah esmasını veya el Kahhar, el mümiyt, el müntakim ve benzeri celali esmaları çekenlerden bahsediyoruz. Kahhar esmasını veya diğer celali esmaları çekenlere, okudukları esmaların  tecelli etmesi halinde  ilk muhatabın kendisi ve yakın çevresinin olduğu iyi bilinmelidir. Öyle insanlar var ki günde binlerce kere Allah ism-i celâlini okuduğunu söylüyor. Allah ism-i celâli, “ayaklar hareket halindeyken zikir edilemez”. Edilirse fayda yerine zarar hâsıl olur.

Yürüyen bir insan, içinde Allah ism-i celâli olan bir ayeti okuyamaz. Okursa mes’ul olur. Ayak efali rububiyete dair efaldir… İnsan bedeninde ayaklar maddi alemi temsil eder. Dünyada puta tapanlar, maddi şeyleri totem ilen edenler. Allah Teâlâ’yı cc. herhangi bir maddi varlık ile özdeşleştirmeye çalışırlar. Okuyanda zihin bozuklukları oluşur, nefsinde şiddet, cin musallatları, olumsuz her şey yani celâli / cehennemi azaplar tecelli eder. Literatüre girmiş birçok zikir şekli, Kur’an’ın özüne muhaliftir; ne yazık…

Maalesef; Kuran-ı Kerim; “Göbekten aşağı olan azalar hareket ederken OKUNMAZ!” hükmü “Göbekten aşağıda tutulmaz!” şeklinde çarpıtılmıştır.  Tıpkı; “Temiz olmayanlar (iyi niyetli, mümin olmadan) bu kitaba (sırlarına eremezler) yaklaşamazlar” hükmünün “Abdestsiz Kur’an okunmaz” şeklinde çarpıtıldığı gibi… Çarpıtmaların kasıtlı yapıldığı şüphe götürmez bir gerçektir… Birinci çarpıtmada yanlış zikirle şeytana fırsat tanınırken, İkincide Kur’an-ı Kerim’in düzenli ve sürekli okunması önlenmiş Ve hükümlerini hayatımıza taşımamız engellenmiştir…Namazın adabı, her konuda bize ibret olmalıdır.

Dikkat edilirse; tekbir kulaklarda “Allah” ve “Ekber” sözleri ile getirilir. Uzun kıraatler, sol el, sağ el tarafından

sıkı sıkıya bağlıyken okunur. Celâl esmaları, hareketsiz durumlarda, kıyam halindeyken yahut vücudun baş

bölgesinde okutulur. Tekbir getirilir getirilmez, el bağlanır. Rükûda, kemal esması olan “El-Aziym” esması

zikredilir. Secdede, sırf cemal olan “EL-Âlâ” ismini tespih ederiz. Otururken okuma başlamadan bütün azalar

sabitlenir. Göz dahi secde noktasından ayrılmaz. İhtiram ve dikkat, ciddiyet hat safhadadır. Otururken; Sağ ayak

başparmağı dik olarak yere sabitlenirken, Sol ayak üstüne oturulur. Bütün bunların bir anlamı olduğunu

açıklamak üzere; Resulü Kibriya Efendimiz aleyhisselâm “Namazda sol elinizi sağ elinizle bağlayın, sol ayağınızın

üstüne oturun ki, şeytan vuslat bulmasın” buyurmuştur. Bu uyarıdan da anlayacağımız üzere vücudumuz bir

hakikat kimyasıdır.  Sol yanımızla Allah’ın celâlini, Sağ yanımızla cemâlini temsil ederiz.

 

İslam öğretisinde sol el ile iş yapmak en aza indirgenmiş, öncelikle sağ elin kullanılması istenmiştir. Sol elle tespih çekmek kesin olarak yasaklanmıştır. “Kitabı sol tarafından verilenler, hüsrandadır” denilmekle sol azalarımızla Hikmetullah işi yapmak yasaklanmıştır. Sol azalarımız zaruret halinde sağımıza destek vermek üzere kullanımda olmalıdır.

El işte göz oynaşta zikir yapılamaz… Özellikle; namaz dışında, toplu zikir olmadığı bilinmelidir.

Efali cemali işle âlemlere rahmet ol,

Efal bilgin kâmil olsun ki pehlivan ol.

Olmazsa marifetin sarpa sarar cümle yollar,

Bu sırrı bilmeyenler ahireti erken boylar.

Efal yapar, esma okur aktab, dualar eder,

Tecellide o dualar insan beynine gider.

O esmanın nuru akılları aydınlatır, ikna eder,

Beyinlerde hüküm süren sıfat-ı Cebrail’dir.

Vehminde doğan korku sıfat-ı Azrail’dir,

Makbul olan cemali, reddedilen celalidir.

Tecelli ederse her iki sıfat kemalidir,

Meleki kudret varı külliyen ihata eder.

herkes O, herşey O

HACI ALİ BAYRAM
Ocak 11, 2019

*Euzü billahi mineşşeytanirracim; Bismillahirrahmanirrahim. Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasulûhu selam es selame babacığım, hayırlı günler dilerim. Yeni şeyler, bildirildi, öğrendiklerimden izin verilenleri sizinle paylaşıyorum.

*1- Ruh Allah’ın nefesidir.
*2- Ruh Allah’ın kelimesidir.
*3- Ruh yaratılmamıştır.

Hatta kâinatta var olduğunu zannettiğimiz hiç bir şey aslında yaratılmamıştır.
Âdem (as) yaratılmamıştır. Hepsi kendisine rab olduğu unutturulan ruhun gözündeki bir yanılsamadan ibarettir.
Aklınıza gelen herşey o’dur. Enerji O’dur. Enerjinin bütün formları da o’dur.
“Allah kâinat yanılsamasını Halık isminin bir tecellisi olarak yaratmıştır.”
Kâinat ise aslında o’dur. Şeytan O’dur, Melek O’dur.
Hiçbirini aklımızın O’ndan ayrı düşerek algıladığı ayrılık ve gayrılıkla yaratmamıştır. O her an bir şe’ndedir ve akla gelen herşey aslında o’dur.

*4- Allah’ın güzel isimlerinin içinde rab ismi yoktur.
Allah rab değildir.
Ancak O’nun nefesi ve kelimesi olan Ruh Rab’dır.
Terbiye edici olan, Allah’ın nefesidir.
Kılığına büründüğü Ademoğlu’nda Ruh,
sözü ve kelimesi ile Allah’tan diler ve Allah böylelikle nefsi terbiye eder.
Ademoğlu’nun sözü ya duadır veya bedduadır ve her ikisi de terbiye edicidir.
O yüzden söz (Esma) çok önemlidir.
Allah’ın dilemesi ile ağızdan çıkan söz fiiliyata geçer.
Ancak her söz fiiliyata geçmez, Allah’ın diledikleri geçer.

*5- Külli irade Ademoğlu’nda tecelli eder.
Ancak “külli iradeden bir cüz şeklinde “dir.
Ancak tecelli eden yine de külli iradedir.
Allah külli iradesini Ademoğlu’nda cüz olarak tecelli ettirmektedir.
Fiili tecelli, nefesten çıkan, yani ağızdan dökülen söze bağlanmıştır.

*6- Ademoğlu’nun ruhu, kendisine unutturulduğu için, kendisini başka bir varlık olarak var zannetmektedir. Ancak var olan Allah’tır ve sırrını ancak temizlenip nefis mertebelerinde yükselenlere açmaktadır. Nefis mertebelerinde yükseldikçe farkındalığı artar ve anlayış kazanır. Nefis mertebesinde yükselme ise az yeme, az uyuma, az konuşma, sünnetullah’a uyma ve çok zikir ile mümkündür.

*7- Namaz kılarken ruh yani rab Ademoğlu’nun tam karşısında durmaktadır.
Birbirlerine doğru dururlar.
Kıyamdayken, O da kıyamda,
rükûdayken O da rükûda ve secdedeyken O da secdededir. Yani Âdemoğlu kılığında Allah,
Allah’a secde etmektedir.

*Başka bilgiler de var ancak şimdilik açıklamaya izin yok. Hayırlı günler dilerim. Selam es selame.
Rabbim bunu yayınlamanızı istiyor.
Bunları biliyordum ama ne anlama geldiklerinin farkında değildim. Şimdi öğrendim.
Cümleleri rabbim kontrol etti,
ondan sonra gönderdim.

–Selam on sekizbin âlem üzerine olsun.
Rabbimizin lütfu ve keremi ile artık inanıyor ve biliyoruz ki selam da Allah’tan Allah’adır.
O Allah vardır, başka ilah yoktur.
Allah’a hamdolsun ki bu keremi sayesinde, şimdiye kadar keşif ve ilhamları ile bize yazdırdığı kelamları doğrulanmıştır.

Nefsim yedkudretinde olan, rahman rahim mevlamıza hamdü senalar olsun.
Her kim Nurun nasiplisi olarak bu kerametleri aklına, gönlüne nakşeder de ışığında yürürse, kararlarını sorgular, söz ve davranışlarını bu sözlerin denetiminden geçirerek yaşarsa,
o kişi biiznillah kurtuluşa ermiştir.
Bu ilahi cümleler, kuranı kerimde anlatılan gerçeklerin özünün de özü, merhametlilerin merhametlisi rabbimizin sadık Kudsi sözüdür.

Bütün varlığımla iman ettim, dilimle ikrar ettim ve yayınlamayı emir kabul ettim. Şahit ol ya rabbi. Şahit ol ya rabbi. Şahit ol ya rabbi.

Ümmetin ve milletimin günahlarını affet.
Ümmetin ve milletimin günahları ile birlikte zatımın, ailemin ve zülfikârlar ile birlikte zikir ehlinin günahlarını öncelikle affet ki zatını anarak, esmalarını tecelli ettirmek üzere aşkla, şevkle ibadet ederek, nuru cemaline yakınlaşsınlar.
Geride kalan kullarının hidayetine sebep olacak esmaları, tövbeleri ve niyazları kabul edilmek üzer arşına arz edebilsinler.

Ya erhamerrahimin hamd sanadır. Şükür sanadır.
Sana inanır sana ibadet ederiz.
Bizi küfür ve küffara karşı muzaffer eyle.
Vaat ettiğin gibi nurunu izninle zamanımızda tamamla. Yakınlığımızı artır, vedud isminle bizleri sev,
senden hakkıyla korkmamıza ve zatını hakkıyla sevmemize izin ver.

Ey ezel ve ebed olan mevlamız, bize merhametinle muamele et. Âmin. Âmin. Âmin.

*Babacığım senin ve her varın O olduğunu bilmek çok güzel. O kadar rahatladım ki artık. Hayatım değişiyor.
Herkese bakınca O’nu görüyorum.
Ayrılık gayrılık kalmadı, birlikteki (tevhitte) huzuru buldum.

-Azizem, candan öte cankızım ,
Rabbim aşağıdaki şiiri bu fakirine yazdırdığında 26 yaşımdaydım, Azizem, Elifcan’ım benim.
Seni bana yar eden Allah’a hamdolsun.

HER ŞEYDE SEN VARSIN
Ağaçta, çiçekte, kuşta sen varsın.
İlkbaharda, yazda, kışta sen varsın.
Yediğim ekmekte, aşta sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.

Akşamda, sabahta, tanda sen varsın.
Sokakta, otelde, handa sen varsın.
Kemikte, ilikte, kanda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.

Varlıkta, yoklukta, zayda sen varsın.
Dünyada, güneşte, ayda sen varsın.
Cilvede, cümbüşte, cayda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.

Melekte, şeytanda, cinde sen varsın.
Bitkide, hayvanda, inde sen varsın.
Günahta, sevapta, dinde sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.

Sevdiğim her şeyde, nurda sen varsın.
Yerdiğim şeylerde, narda sen varsın.
Annede, babada, yarda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayri gönlüme yar olan yok.

Herkeste tecelli eden O’nun isim ve sıfatları,
herkes O,
herşey O.

Kayınvalidemin yanına gidip inşirah suresi okuduğum bir rüya vardı, hatırladınız mı. O rüya gerçekleşti.
Huzur doluyum. <Senin göğsünü genişletmedik mi?> (İnşirah süresi -1)
Ya rabbi bütün göğüslere inşirah ver, Âmin.
Düğüm o rüyayla ilgiliydi artık çözüldü.
Ya rabbi düğümlerin çözülmesini nasip et. Âmin.
Hayırlı günler dilerim, selam es selame.

–Âmin Allah’ım âmin. Bütün düğümlerin çözülmesine izin ver ya ilahi… Kullarına merhamet et, öncelik sırasına göre, müminlerine, Zülfikarlarına Müslimlerine rahman rahiym isminle öncelik ver. Âmin. Âmin. Â♥️min.
Selam es selame♥️
Bir mesaj yaz

ZİKİR

Zikir: Arapça, ( hatırlama, anma ) unutmanın zıddı olan hatırlamayı ifade eden bir kelimedir. Korku (havf) veya sevginin çokluğu(aşk) sebebiyle, gaflet çukuruna düşenin müşahede alanına çıkıştır.

Zikir, ariflerin yaygısı, muhiplerin sağlam bastığı yer, âşıkların şarâbıdır. Zikrin hakikati, zikredilenden başkasını unutmaktır. Burada zikrin aslı, kalbin devamlı ülfette Hak’la beraber olmak suretiyle, huzur bulması ve HAKK ı unutmaktan kurtulmasıdır.

Kısımları:

1) Lisanın Zikri: Bu, kalpten yardım görür, muhip sürekli tekrarla bundan tad alır, onun adını işitmekten hoşlanır.

2) Kalbin Zikri: Havassın zikridir. Sevilenin hakikatinin kalpte tasavvuru ve bu tasavvurda yoğunlaşmaktır, diye tanımlanır. Bu münacattır. Her ne kadar, nefsdeki mananın tercümanı olsa da, böyle müracaatlara “tefrika (ayrılık) münaacâtı” denir.

3) Sırrın Zikri: Havâssû’l havastan olan vuslat erbabının makamı budur. Bu, zikredenin topyekûn mezkûrda yani zikredilende erimesi ve sonunda da, izinin kaybolması şeklinde tecelli eder. Bu durumda zikredilen zikreden olur.

Zikrin belirli bir vakti yoktur dense de biz böyle olduğunu düşünmüyoruz, nasıl aylardan Ramazan, günlerden Cuma, gecelerden Kadir Gecesinin bir üstünlüğü olduğu varsa, gün içinde de belirli vakitlerin diğer vakitlerden rahmet bakımından üstünlüğü vardır. Bu vakitler(evkatlar) ehli tarafından bilinir, bilmeyenlerse ilahi rahmetin sağanak yağmur gibi yağdığı namaz vakitlerinde zikirlerini geciktirmeden yapabilirler.

Ekimi’s salâte li zikrî: Beni zikretmek üzere namaz kıl.’’ (Taha/14) âyet-i kerimesine göre namaz bir zikir olduğu gibi. “Allah’ı zikretmek çok büyüktür” (Ankebut/45) âyetiyle de ilâhî bir değerlendirme ile yeri tespit edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de cihad, namaz, oruç, zekât, hac vs. gibi dinin temelini teşkil eden ibadetler için, “ekber” ifadesi kullanılmamışken, sadece “zikr” için bu durumun söz konusu olması, üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir husustur. Ancak, bu arada şu hüküm cümlesini kullanmaktan geri duramayacağız: Zikir, her ibadette öz olarak bulunmaktadır. Zikir bütün ibadetlerin ortak paydasıdır. Adeta zikir her şeyi kapsayan, ibadetler öznel konumundadır. Namazla Allah’ı zikir, zekâtla Allah’ı zikir, oruçla Allah’ı zikir, cihadla Allah’ı zikir…

İbadetler, sanki Allah’ı zikretmenin farklı şekilleri gibidir.

Zikr mastarı, Kur’an’da çeşitli kalıplarda 291 kere kullanılmıştır. “Beni zikrediniz ki, Ben de sizi zikredeyim. ” (Bakara/152). Bu tür mukabele olayı, sadece zikirdedir ve âyet (Bakara/152) ile sabittir. Her ibadette bir şekil sayı söz konusu olmadığı gibi (Ahzab/41), Allah’ı zikir, günlük hayatın hemen her safhasında, ayakta, otururken, yatakta, yan yatarken (Al-i İmran/ 191) mümkündür. Yani zikrin icrasında diğer ibadetlerde olduğu gibi, bir şeklîlik ve belirli şartlar söz konusu değildir.

Kalp ehli bir zat şöyle der: “Üç şeyde nefsinizin tatlılık duyup duymadığını araştırınız. Bunlar namaz, zikir ve Kur’an okumaktır. Eğer bunlardan tatlılık duyar, lezzet alırsanız ne âlâ! Lezzet alamazsanız, hakikat kapısı size kapanmış demektir”. Zikrin insanın varoluşa katılmasındaki incelik kısaca şu şekilde gerçekleşir: Kişi çok zikrettiğini sever, sevdiğini tanır, tanıdığına teslim olur, teslim olduğuna da dost olur, kul olur.

Hz Mevlana Celaleddini Rumi [ks] konu hakkında Mesnevi’sinden bize şöyle seslenir:  ‘’Onlar, gönül aynasında hiç görülmemiş, dokunulmamış şekiller, hayaller belirsin diye, gönüllerini zikirle ve tefekkürle cilalamışlardır.’’ Mesnevi:3154

‘’Ya Allah’ı zikret Yâhut sus da kendi ağzını günahtan, kötü sözlerden arıt, temizle; rûhunu günah yükünden kurtar, çevik hale getir. Allah’ı zikretmek, tertemiz bir haldir. O tertemiz hâl gelince, temizlik erişince; pis hâl, yükünü toplar, dengini bağlar, dışarı çıkar gider. Zıtlar zıtlardan kaçar. Nasıl ki güneş doğunca gece dayanamaz, kaçar gider! Allâh’ın tertemiz adı, ağza gelince, yâni zikir başlayınca, ne pislik kalır, ne de gam ve keder.’’ Mesnevi:135

ZİKR-İ ALENÎ: Arapça, açıktan yapılan zikre denir. Buna”zikr-i cehrî” de denir. Tarikatların bir kısmında, (mesela Kadiriyye, Rifaiyye vb. gibi) zikir, dil ile sesli olarak çekilirken, bir kısmında da kalbden (tefekkürî olarak) icra edilir, ilkine cehrî tarikat, ikincisine de hafî tarikat denirdi. Ancak, zikir, bireysel “dûne’l-cehri mine’l-kavli” (Araf/205) âyetinde de işaret olunduğu gibi hafif sesle yapıldığı gibi, halka oluşumlarıyla toplu halde de, yine sesli tarzda icra edilir.

ZİKR-İ ERRE: Arapça-Farsça, bıçkı zikri demektir. Buna “zikr-i minşârî” de denir. Minşâr, Arapça’da, “erre”, Farsça’da “testere”, bıçkı anlamlarına gelir. Zikir sırasında hançereden odun kesen bıçkıyı andırır gibi ses geldiği için, bu türe “bıçkı zikri” denmiştir.

ZİKR-İ HAFÎ: Gizli zikir, anlamını içeren Arapça bir ifade. Bu zikir de, “tadarru’an fi nefsike” (Araf/205) şeklindeki Kur’an ifâdesinin gösterdiği üzere, kalbden yani tefekkür? olarak uygulanır. Zihinsel olarak kalbin üzerinde bir “Allah” yazısı teşekkül ettirilir (yani hayal edilir) ve bu yazı, hayalden silinmeden, sürekli sabit tutularak, zihnen, aklen tekrarlar hâlinde okunur. Bu okunuş, dudak kıpırdatmadan gazete veya kitabı gözle okumamıza benzer. Ancak bu uygulamada maddî gözle okumak gündemde iken, ilkinde hayal gücü ile (veya üçüncü gözle) okumamız söz konusudur. Zikr-i hafî için, zikr-i kalbî tâbiri de kullanılır. Allah ismi zikredilirken bizim size tavsiye edeceğimiz zikir de budur ve bu zikir diğer zikir usullerinden hem üstün hem de efdaldir.

ZİKR-İ KIYAM: Arapça, ayakta çekilen zikir demektir. Yüce Mevla zikrin ayakta çekilebileceğine “ellezine yezkürünellahe kıyâmen…” (Al-i imran/191) yani “Allah’ı ayakta zikredenler…” âyetiyle işarette bulunmuştur. Buna “kaimen zikir” de denir. Ayakta zikr, gözlemlediğimiz uygulamalarda, halka halinde ayakta yapılır. Ancak bir kısım uygulamalarda halka sabit, bir kısmında dairesel olarak deveran (dönüş) halindedir. Dönme halindeki uygulamaya devr veya deveran adı verilir. Birde Celvetîlikte yarı ayakta çekilen nisf-ı kıyam zikri vardır. Ayakta olan zikirde ayaklar sabit olmalıdır. Yahut hareket edilecekse Allah ismi zikredilmemelidir. Diğer esmalar zikredilir.

Esmâü’l-Hüsnâ

“EN GÜZEL İSİMLER ALLAH’INDIR. O’NA O GÜZEL İSİMLERİYLE DUA EDİN.” (ARAF SURESİ: 180)

Celal Esmaları:

Celal Esmalarını (En önemlisi Allah ismi celalidir ) belli bir seviyeye gelmemiş zikir ehlinin yani (zakirlerin) uzun süreli zikretmesi (Eğer bilirseniz) sakıncalıdır.

Allah: Ulûhiyete mahsus sıfatların hepsini kendisinde toplamış bulunan, Rabbimizin has ismi. İsimlerin içinde en büyüğü, en mübarek olanı. İsm-i A’zam…

Ed Darr: Elem ve zarar verici şeyler yaratan, dilediğine felaket, keder ve şiddet veren, zarara uğratan demektir. Zarara uğratan. Her şer kabul edilenin mutlak var edicisi. Hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyleri yaratan.

El Cabbar: Emir ve fermanına karşı konulamayan, kırılanları tamir eden, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, her şeyde hükmünü kayıtsız, şartsız yürüten, istediğini zorla yaptırabilen demektir.

El Hafid:  Kâfir ve facirleri alçaltan, iman etmeyenleri bedbaht eden, varlıktan yokluğa, ilimden cehle, sıhhatten hastalığa döndüren demektir.

El Kabid: Dilediğine rızkı daraltan, sıkan demektir. İstediğinin maddi ve manevi rızkını daraltan.

El Kahhar: Her şeye, her istediğini yapacak surette gücü ve kudreti yeten; her şeye galip gelen hakim olan ve düşmanlarını kahreden demektir.

El Kebir: Her hususta pek büyük, Kibriya (büyüklük, ululuk) sahibi. Büyüklüğünü ancak kendisi bilen ve büyüklüğü hiçbir mahluk tarafından bilinemeyen ve hiçbir zamanda bilinemeyecek olan mutlak ve hakiki büyük demektir.

El Muiyd: Yaratılmışları öldükten sonra tekrar dirilten, tekrar yaratan, ölmüş olanların canlarını tekrar geri iade eden demektir. Yaratılmışları yok ettikten sonra yeni bir biçimde yeniden var eden.

El Mümit: Öldüren, can alan, ölümü yaratan. Ölümü tattıran, dönüştüren demektir.

El Müntakim: Suçluları, adaleti ile hak ettikleri cezaya çarptıran, kendisine isyan edenleri, asileri, canileri, azgınları şiddetle cezalandıran. Kulun hak ettiği ceza ne ise onun cezasını tam olarak veren demektir. Zarar verenin yaptığının karşılığıyla ödeştiren.

El Mütekebbir: Büyüklükte eşi olmayan, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren sonsuz büyüklük, azamet ve  Kibriya sahibi.

El Müzil: Dilediğini hor ve hakir kılan, emir ve yasaklarına karşı koyanları zelil eden, süründüren demektir. Zillete düşüren, değersiz kılan, alçaltan.

Zül Celali Vel İkram: Azamet ve kerem sahibi, hem yücelik hem de fazl (artıklık, üstünlük), kerem sahibi. Celal ve Kemal’i mutlak ve hakiki olan demektir.

Kemal Esmaları:

Kemal Esmaları (Allah’ın isimleri) yeterince kemâle ermemiş kişilerin taşıyamayacağı isimlerdir. Bazıları ısrar edilirse hayatı kısaltacak kadar tehlikelidir. Örnek ”El-Halık” ”El-Melik” ”El-Kadir” gibi  esmalar ısrarla zikredilmez. ”El-Hakim” de bunlardan biridir.

El Adl: Mutlak, hakiki, sınırsız, sonsuz adaletli, çok adil, gerçek adalet sahibi demektir.

El Ahir:  Her şey yok olduktan sonra baki olan, varlığının başlangıcı olmayan, varlığı ezeli ve ebedi olan, her şeyden sonra olan demektir.

El Azim: Hakiki ve mutlak büyük, büyükler büyüğü, pek azametli, insan aklının erişemeyeceği derecede büyük, sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan demektir.

El Aziz: Hakiki ve mutlak surette kuvvet ve galabe sahibi, mağlup edilmesi asla mümkün olmayan, sonsuz izzet sahibi hükümlerinde her zaman mutlak galip olan demektir.

El Bais: Benzerleri arasından ‘seçip ortaya çıkaran. Peygamberler gönderen Mahşer günü mahlukatı diriltip kabirlerinden çıkaran, ölümden sonra varlığı, kalpleri yeniden dirilten demektir.

El Bari: Her şeyi bir asıldan var eden, her şeyi muhtaç olduğu aza, tabiat ve surette en mükemmel ve en uygun şekilde yaratan, yokluktan varlığa çıkaran, yarattıklarını birbirinden çeşitli şekillerde ayırt eden demektir.

El Basit: Dilediğine rızkı açan ve genişleten demektir. İstediğinin maddi ve manevi rızkını genişleten.

El Bedi:  Eşi ve benzeri olmaksızın yarattıklarını örneksiz ve maddesiz yaratan, hayret verici alemleri yoktan var eden demektir. Eser ve ihsanlarıyla varlığı apaçık görünen. Mevcudatı en güzel bir şekilde yoktan yaratan demektir.

El Celil: Azamet sıfatları bulunan yücelik sahibi, pek yüksek, büyüklük ve ululuk sahibi demektir.

El Evvel: Varlığının sonu olmayan, baki olan, her şey üzerine kadim olan, ilk, evveli olmayan evvel, her varlığın halikı ve evveli, her şeyden önce olan demektir.

El Fettah: Her türlü zorlukları kolaylaştıran, maddi ve manevi bütün kapıları açan, en büyük hakim, her şeyi hikmetle açan demektir.

El Hakem:  Hakiki ve mutlak hakim; Hükmeden, hakla batılın, iyi ile kötünün arasını ayıran; dünyada şer’i hükümleri inzalle ve ahirette kullarının arasını faslederek hüküm veren demektir.

El Hakim: Mutlak ve hakiki hakim, hüküm ve hikmet sahibi, emir ve buyrukları,  bütün  işleri  yerli  yerinde  ve  mükemmel  olan, her  şeyi  hikmet  üzere  yaratıp,  yerli yerinde  yapan,  mevcudatına hükmeden, emirleri, işleri  hikmetlerle(ilmi)  dolu  olan  her  şeyi  yerli  yerinde  yapan demektir.

El Halik: Yaratan, yoktan var eden, her şeyin varlığını ve varlığı süresince görüp geçireceği bütün halleri, hadiseleri tayin ve tespit eden ve ona göre yaratan demektir.

El Kadir: Her şeye gücü yeten, her istediğini, istediği gibi sonsuz bir güç ve kudretle yapan, dilerse yapan, dilemezse yapmayan, sonsuz kudret sahibi olan demektir.

El Mecid:  Şanı yüce ve kadri büyük, zatı şerefli, işleri pek güzel, nimeti ve ihsanı hudutsuz, azamet, şeref ve hakimiyeti sonsuz olan, sonsuz şeref sahibi demektir.

El Melik: Bütün kâinatın mutlak ve hakiki sahibi ve mutasarrıfı, bütün mevcudatın gerçek sahibi ve hükümdarı olan.

El Muahhir: İstediğini geri bırakan, geciktiren, istediğini geri alan demektir.  Dilediğini geri bırakan, erteleyen.

El Muhsi: Yarattığı her şeyin sayısını bir bir bilen demektir. Sonsuz varlıkları her zerrelerine kader özellikleriyle yaşayan.

El Mukaddim: Dilediğini öne alan, istediğini ileri geçiren demektir.

El Mukit: Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, ulaştıran, geçindiren, barındıran, her canlının azığını veren ve her şeye kuvvet veren demektir. Var ettiklerinin yapılarına göre gıdasını veren, her türlü mahlukata münasip rızk veren demektir.

El Muksit: Adaletten şaşmayan, bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan, mazlumlara insaf eden, adil, yarattıklarından hiç birine haksızlık, eza, cefa, eziyet ve zulüm etmeyen demektir. Her şeyi yerli yerinde yapan. Zalimden mazlumun hakkını alan.

El Muktedir: Her şeye gücü yeten kuvvet ve kudreti olan, kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden, her mevcudu kuvvet ve kudreti altında tutan demektir. İktidarı tüm varlıkta geçerli olan. Mutlak tasarruf sahibi.

El Musavvir:  Varlıklara suret veren, tasvir eden, onları en güzel surette şekillendiren, her varlığa münasip şekil giydiren demektir.

El Mübdi:  Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak yoktan var eden, bütün varlıkları ilk yaratan, her şeyi yokken var eden demektir. Tüm varlıkları benzerleri mevcut olmadığı halde yoktan var eden.

El Vacid: Zenginliğinden hiçbir şey eksilmeyen, istediği her şeyi bulan, kendisine darlık, fakirlik ve acizlik ârız (kendiliğinden olmayıp sonra olan, yapışan, takılan) olmayan, kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan, istediğini istediği zaman bulan, ne bağışlarsa bağışlasın varlığından hiç bir şeyi eksiltmeyen.

El Vahid:  Tek olan, zatında, sıfatlarında, işlerinde, mübarek isimlerinde, hükümlerinde asla ortağı, benzeri, dengi bulunmayan, zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri olmayan. İsim, sıfat ve fiillerinde ortağı olmayan.

Er Rakib: Bütün  varlıkları  her  an  gözeten, bilen, kontrolü  altında tutan, bütün  işleri  denetleyen, bütün  varlıkları  gözetimi  altında  bulunduran yaratılmışların tümünü her an kontrolünde tutan demektir. Bütün mahlukatı gözetleyen.

Es Sabur: Çok sabırlı, şirk ve isyan yolunu seçenleri anında cezalandırmaya muktedir iken acele etmeyip tehir eden ve vakti gelince bir an geri bırakmadan cezalandıran, sabırla, rızası olmayan şeylerin neticesini bekleyen, asileri hemen cezalandırmayıp çok sabreden demektir.

Es Samed: Zeval bulmayan ve baki olan herkesin muhtaç olduğu yegane Merci, hacetlerin, isteklerin, muratların verilmesi, ıstırapların giderilmesi için müracaat edilen tek Merci. Yerde gökte her şey kendisine muhtaç, fakat kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan. Varlığına bir şeyin girmesi, çıkması olanaksız, ihtiyaçtan beri olan, içbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu.

Cemal Esmaları:

Cemal Esmaları (Allah’ın isimleri) cemâl  ve kemâl esmalardır. Yinede belli bir sıralama ile okunmalıdır. Öncelikle ”El-Kuddüs” ”El-Tahir” ”El-Afüvv” ”Errahmannirrahim” ”El-Alim” ”El-Basir” gibi esmalar okunmalıdır.

El Afüvv: Çok acıyan, merhameti, şefkati ve acıması çok olan. Günahları bağışlayıp silen, affı ve bağışlaması çok olan kullarını çok çok affeden demektir.

El Alim: Yüce Allah’ın kendisini bize tanıttığı isimlerinden biri. Bilgisi ezeli ve ebedi olan; olmuş, olacak; gizli, aşikar her şeyi en iyi bilen, kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen, her şeyi hakkıyla bilen.

El Aliyy: Mutlak ve hakiki yüce, yüceler yücesi, O’nun şanı şerefi mertebe ve hükümranlığı pek yüce, her şeyiyle yüce olan.

El Baki: Baki, ebedi kalıcı olan, fani olmayan, varlığının başlangıcı olmadığı gibi, sonu da olamayan demektir.

El Batın: Gizli olan, yarattıklarının nazarından gizli olan görünmeyen her şeyin iç yüzünden haberdar olan demektir.

El Berr:  İyilik ve ihsanı sınırsız olan, Kullarına muhtaç oldukları nimetleri bahşeden ve ihsan eden, kullarına karşı iyiliği ve lütfu bol olan demektir. İyilik yapan . İyilik, güzellik, bağışta bulunma ve kullarına yardımcı olma anlamlarında Yüce Allah’ın bir sıfat ismidir.

El Cami: İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan, insanları kıyamet günü hesap için toplayan, birbirine benzeyen, benzemeyen veya birbirinin zıddı olan varlıkları bir araya, istediğini istediği şekilde toplayan.

El Gaffar: Mağfireti pek çok kullarının ayıplarını örtücü; iyiyi, güzelliği açığa çıkaran; kötüyü, çirkini örten demektir.

El Gafur: Kullarının günahlarını affeden, çok bağışlayan, mağfireti bol ve sonsuz olan, kullarının günahlarını çokça bağışlayan demektir.

El Ganiyy: Her şeyden müstağni (gözü yok) olan, zenginliğinin hudut ve ölçüsü olmayan hiçbir şeye muhtaç olmayan, gerçek zenginlik sahibi demektir.

El Habir:  Gerek cismani alemde, gerekse ruhani alemde olagelen her hadiseden, hareket eden her zerreden, alınıp verilen her nefesten bütün ayrıntılarıyla haberdar olan demektir. Her şeyden haberdar olan.

El Hadi: Dilediği kullarını hidayete erdiren, doğru yola ulaştıran, dilediği kulunu hayırlı yollara yönelten, her şeye yön veren, kullarına yol gösterip lütfuyla hidayet veren demektir.

El Hafiz: Her şeyi koruyan, muhafaza eden, Hakiki ve mutlak koruyucu, yapılan işleri bütün teferruatıyla tutan, her şeyi belli vaktine kadar afet ve belalardan saklayan demektir.

El Hakk:  Varlığı ve ilahlığı inkâr edilemeyen, gerçekten var olan, varlığı hiç değişmeden duran, hakkı izhar (gösterme, ortaya çıkarma) eden, ezeli ve ebedi olarak var olan demektir.

El Halim: Günahkarlara ceza vermekte acele etmeyen gerçek ve mutlak hilm, (tabiat, huy yavaşlığı, yumuşaklık, sabır) affı, bağışlaması, müsamahası geniş olan. Acele ve kızgınlıkla iş görmeyen, yarattıklarına son derece iyi muamele eden demektir.

El Hamid: Her lisanla, her varlığın diliyle övülen. Övülmüş ve her senaya layık olan, ancak kendisine hamd ve sena olunan, bütün varlıkların diliyle övülen yegane zat en çok övülen ve en çok övgüye layık olan demektir.

El Hasib:  Bütün varlıkların ömürleri boyunca yaptıklarını en ince tafsilat ve teferruatıyla bilip, hesabını en iyi şekilde gören demektir. Kulların bütün fiilerinin hesabını gören.

El Hayy: Daima diri olan, her şeye hayat ve can veren, sonsuz, sınırsız bir hayatın sahibi olan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten, gerçek hayat sahibi olan demektir.

El Kaviyy:  Her şeye gücü yeten sınırsız kudret sahibi, asla yorgunluğa ve zaafa uğramayan, kayıtsız şartsız her şeye kadir olan, güç ve kuvveti sonsuz olan demektir.

El Kayyum:   Zatıyla kaim (ayakta duran, ayağa kalkan) daima duran, gökleri yeri ve her şeyi tutan, her şeye mukadder olan vaktine kadar durmak için sebeplerini ihsan eden. Her şeyi ayakta tutan, gökleri ve yeri bir nizamda, şaşmayan, hiç değişmeyen bir düzen üzere ayakta tutan, gökleri, yeri ve bütün mahlukatı ayakta tutan demektir.

El Kerim: Keremi ve cömertliği nihayetsiz derecede bol olan, kullarına istemeden ve karşılıksız olarak veren demektir. İyilik ve ikramı bol olan.

El Kuddus: Azamet ve celaline layık olmayan her türlü noksanlıktan pek uzak, pek temiz olan. Bütün mahlukatı maddi ve mânevi kirlerden arındıran demektir.

El Latif: Hakiki, mutlak lütuf sahibi, lütuf, kerem ve inayeti sınırsız olan, en ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına akıl erdirilemeyen, en ince şeyleri yapan, görünen görünmeyen türlü yollardan ve yerlerden çeşit çeşit faydalar, ihsanlar bahşeden lütuf ve keremi bol olan.

El Macid: Azamet ve şerefle  vasıflandırılmış, şanlı, şerefli, şanı yüce ve keremi bol olan, şanı büyük, kerem ve cömertliği sonsuz olan demektir.

Mâlik’ül-Mülk:  Mülkün yegane ve gerçek sahibi, kullarının ve onların malik olduklarının maliki, mülkünde dilediği gibi hükmünü tenfiz ( hükmünü yürütme ) eden demektir.

El Mani: Bir şeyin olmasını istemediği zaman o şeyin olmasına mani olan, koruyucu sebepleri yaratmak suretiyle helak (ölme, harcanma, çok yorulma) ve noksanlık sebeplerini önleyen def eden, olmasını istemediği şeyin meydana gelmesine engel olan, istediğini engelleyen.

El Metin: Her şeye gücü yeten, çok sağlam, kuvvet ve kudreti metin, fiillerinde asla zorluğa ve yorgunluğa uğramayan demektir. Hiçbir şey hükmünü sarsmayan ve kendisine güvenilen.

El Mucib: Duaları kabul eden, istekleri yerine getiren, lütuf ve keremiyle veren, kullarının dualarını kabul edip istek ve dileklerini veren demektir. Tüm yönelenlerin dileklerine cevap veren. Kulların dualarına cevap veren.

El Mugni: Kullarından dilediğini keremiyle zengin kılan, istediğini, istediği anda, istediği kadar zengin eden demektir. Varlıkların ihtiyaçları ve her varlığın zenginliği kendisinin tükenmez hazinesinden çıkan. Mahlukatının ihtiyacını giderip zengin kılan.

El Muhyi: Mahlukatı yoktan var edip hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren, yaşatan demektir.  Hayata kavuşturan, ihya eden, canlılara hayat veren.

El Muizz: Dilediğine tevfik verip aziz kılan, izzet veren, şereflendiren ve ağırlayan demektir. İzzet bahşeden, değerli kılan.

El Müteali:  İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, pek yüksek olandır. Noksanlıklardan yüce ve münezzeh, yaratılmışların, O’nun hakkında akıl ve idraklerinin mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek üstün demektir. Yüceliği yayan, sonsuz sınırsız yücelik sahibi.

El Müheymin: Bütün varlıkları gözetip koruyan demektir. Hiçliği hissettiren, hayrete salan, yüceliğiyle kendinden geçirten. Bütün varlıkları ilim ve kontrolü altında tutan.

El Mümin: Gönüllerde iman ışığını uyandıran, kendine sığınanlara emniyet, güvenlik, rahatlık veren, Mü’minleri azabından ve yarattıklarının hepsini zulümden emin kılan, kalplerde iman nurunu yakan, kullara huzur ve güven veren.

En Nafi: Kulları için faydalı, hayır ve menfaat verici şeyler yaratan, dilediğine menfaat veren, faydalandıran demektir. Yararlandıran. Her hayır kabul edilenin mutlak var edicisi. Faydalı şeyleri yaratan.

En Nur: Bütün alemleri nuru ile nurlandıran, istediği gönüllere nur yağdıran, bütün varlıklara akıl, iz’an (itaat, dinleme, yürek keskinliği, inanç, anlayış, kavrayış), idrak (anlayış, akıl erdirme, yetişme, erişme, olgunlaşma, çağını bulma) veren, gönüllere hidayet (yol gösterme, doğru yola girme) ışığını yakan demektir. Açığa çıkaran; idrak ettiren; kendisiyle irşad olunan.

El Vali: Bütün kainatı tek başına yöneten, her şeyi, mülkünü ve her an olup biten hadiseleri tek başına tedbir ve idare eden demektir.

Er Rafi: İyileri yücelten, yukarı kaldıran, zilletten izzete götüren, bataklıktan çıkaran, dereceleri artıran, Mü’minleri yükselten, dilediklerinin mertebesini yükselten.

Er Rahim: Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan; Ahirette de yalnız mü’min kullarına keremiyle muamelede bulunan demektir. Ahirette sadece mü’minlere rahmet edecek olan. Varlıklar içinde seçtiklerine kendini tanıtan. Mahlukatına merhamet eden.

Er Rahman: Dünyada, mü’min ve kafir ayırt etmeksizin herkese merhamet eden, şefkat gösteren, acıyan demektir. Dünyada bütün mahlukatı rızıklandıran. İyi, kötü, dost düşman ayırt etmeden bütün yaratıklarına rızıklarını yetiştiren haşmet sahibi.

Er Rauf: Şefkatli, acıması bol olan, esirgeyen, çok merhamet eden, rahmet ve şefkatini esirgemeyen, son derece merhametli, acıyan, kullarına çok merhamet edip esirgeyen demektir.

Er Reşid: Kullarına en doğru yolu gösteren, onları irşat (doğru yolu gösterme, uyarma) eden, hidayete erdiren, bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, dosdoğru bir nizam ve hikmet üzere akıbetine ulaştıran, varlıkları var ediş gayesine göre hedefine ulaştıran, olgunlaştıran. Bütün işlerini ezeli hikmetine göre neticeye ulaştıran.

Er Rezzak: Rızkları yaratan ve kullarına bahşeden. Rızkları ve rızıklandıklarını yaratan, rızıklandırdıklarına rızklarını ulaştıran ve rızk elde etme sebeplerini meydana getiren, sonsuz manaları ile sürekli besleyen, bütün rızka muhtaç olanları rızıklandıran.

Es Selam: Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan ve etkilenmeyen, kullarını her türlü tehlikelerden selamete çıkaran, bahtiyar kullarına lütuf ve kereminde bulunan demektir. Güven ve huzur içinde yaşatan. Zor durumlardan selamete çıkaran.

Es Semi: Gizli  açık  her  şeyi  hakkıyla  işiten, her  şeyi  en  iyi  işiten, duaları  kabul  eden. İşitme  kuvvetine  sahip  olan  ve  işitme  gücü  veren, kullarının  niyazını kabul eden, yaratıklarının hitaplarını her hali ile algılayan.

Eş Şehid: Gözünden hiçbir şey kaçmayan, her zamanda ve her mekanda her an hazır ve nazır olan, her şeyin, her olayın gerçeğini gören. Her şeye muttali olan, gören, bilen, haberdar olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen, bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden. Kullarının her yaptığını gören.

Eş Şekur: Rızası için yapılan işlere, ibadetlere karşılık daha çoğunu veren, itaatkar kullarını öven, dünyada yapılan iyi ameller karşılığında ahirette sonsuz nimetler ihsan eden, değerini bilene fazlasıyla karşılık veren. Rızası için yapılan işleri bol sevapla karşılayan.

Et Tevvab: Tövbeleri  kabul  eden, günahları  bağışlayan, kullarına tekrar tekrar tövbe etmeleri için sebepler hazırlayan demektir. Tövbelere kucak açan, tövbeleri çok kabul  eden, tövbe  kapısını  açık  tutarak  tövbe  imkanı  veren, bağışlayan, pişman  olanların bağışlanma taleplerini kabul eden.

El Varis: Mülkün gerçek sahibi, mevcut olan her şeyin mutlak sahibi ve hakiki maliki demektir. Tüm varlıkların gerçek tek sahibi.

El Vasi: Nimeti bol olan, mutlak ve hakiki vasi. İlmi, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniş ve sonsuz olan. Sonsuz genişlik ve tahammül sahibi; nimeti bol olan. İlim ve ihsanı her şeyi içine alan.

El Vedud: Sevilen gerçek ve tek varlık. İyi kullarını seven, onlara rahmet ve bereketini ulaştıran, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en çok layık olan, itâatkâr kullarını çok seven ve sevilmeye layık olan demektir.

El Vehhab: Sonsuz, çeşit çeşit nimetlerini daima karşılıksız olarak ihsan eden, bağışlayan, karşılıksız olarak ihsanda bulunan, bol bol hediyeler veren demektir.

El Vekil:  Mutlak ve hakiki vekil, Kullarının işlerini gören, düzelten. İşlerini usulüyle kendisine bırakanların işlerini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyi yapıp, temin eden, vekil tutanların işini en mükemmel biçimde sonuçlandıran. Kendine güvenen kulların işini en iyi yoluna koyan. Kendisine tevekkül edenlere yardım eden demektir.

El Veli: Dost ve yardım edici, Müminlere dost, yardım eden, seven ve işlerini neticelendiren beraber, yakın olan, yardımcı, hami, dost ve dilediğine arka çıkıp onları kemale ulaştıran.

Ez Zahir: Her yerde, her zaman tasarruflarıyla, kudretiyle, kibriyasıyla tecelli eden, görünen. Varlığını ve birliğini belgeleyen bir çok delilin bulunması açısından aşikar apaçık ortada olan, algılanabilen, varlığı apaçık görünen demektir.

ZİKRE GİRİŞ

Geşmiş günahlarımızdan ve halen içinde bulunduğumuz sıkıntılardan Allah’ın izni ve inayetiyle kurtulmak için yapılması gereken bir ‘’Arınma Duası’’ vardır; Yazımıza başlamadan önce konumuzla alakalı size bir hikaye anlatalım ki, konu zihninize ve gönlünüze yerleşsin.

Derviş ve Yılan Hikayesi

Adamın biri, vakti zamanında, Allah’la dost olduğu halde, dünyanın her tür gailesinden uzak, yalnız ibadetiyle meşgul, dünya cennetini yaşıyormuş. Yaşadığı yer cennetten bir bahçeymiş. Rızkı ayağına geliyor, o rabbinden, Rabbi ondan razı ömrer hayat eda ediyormuş.

Bir gün yanına nefes nefese bir yılan gelmiş,

  • Allah rızası için beni sakla, ey Allah sevgilisi, demiş… Lütfen.
  • Ne oldu, neden ve kimden saklanman gerekiyor, şu koca dünyada. Senin gibi yaratıklara da dar geldiyse bu dünya kimlere kalmış genişliği…
  • Şu ilerilerde bir yerde, beşiğinde uyuyan bir sabiyi sokup öldürdüm. Tarlada çalışan anne babası yaptığım işi kaçmama zaman bırakmadan fark ettiler. Gazaba gelip peşime düştüler. İzimi takip ederek peşimden geliyorlar. Lütfen, Allah için, kurtar şunların elinden canımı. Ölmek istemiyorum.

Her işini Allah rızasına odaklamış olan derviş, Allah adı anıldı diye;

  • Her taraf çayır çimen. Ben seni nereye gizleyebilirim ki, demiş.
  • Bir yolu olmalı. Çabuk ol lütfen, yetişmek üzeredirler.

Adamcağızı telaşlandırmış, doğru düşünemez hale getirmiş. Adam o telaşıyla;

  • Gel cebime gir, demiş.
  • Olmaz cebine bakarlar.
  • Koynuma gir öyleyse.
  • Koynuna da bakabilirler, deyince, adam ee. Ne yapabilirim ki, demiş.
  • Ağzını aç, içine gireyim. Oraya bakamazlar, demiş yılan. Telaşından, Allah için yardım derdine düşüp şaşkın hale gelmiş derviş, sırf Allah rızası için denildi diye ağzını açmış, yılanı bir güzel içine almış.

Az sonra nefes nefese, öldürülen çocuğun babası, dervişin yanına gelmiş. Selam verip sormuş,

  • Allah’ın cezası bir yılan, beşikteki biricik çocuğumuzu zehirleyerek öldürdü. Kaçış izi buraya kadar belliydi ancak yeşilliğe girince kayboldu. Acaba siz gördünüz mü? Ne tarafa gitmiş olabilir.
  • Bakın bakalım. Buralarda ise görürsünüz. Demiş derviş.

Zavallı adam aranmış, taranmış, eli boş, bağrı yanık, gerisin geriye, ağlayıp inlemekte olan eşinin yanına dönmek zorunda kalmış. Kısas yapabilse, bilâ meccânen, haksız yere sabisübyan evladını öldüren düşmanını öldürebilse, nispeten acısı hafifleyecekmiş. Ama ne olmuşsa olmuş kader şimdilik izin vermemiş.’’Hasbiyallah ve niğmel vekil niğmel Mevla ve niğmel nasiyr,’’ demiş… Üzüntüden ve yorgunluktan bitkin, dönüp gitmiş.’’La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim’’ demek suretiyle öfkesini teskin etmeye çalışarak uzaklaşmış. İşi Allah’a havale etmiş.

İçinde yerleşmek üzere hareket halindeki yılan, dervişin bütün huzurunu kaçırmış. Çocuğun babası işi Hakk’a havale etse de etmese de, derviş hatasının karşılığını mutlaka görecek, tabii. İçine düştüğü halden rahatı bozulunca aklı başına gelen derviş, telaşla;

  • Düşmanın gitti, çabuk içimden çık, fena halde rahatsız oldum, demiş. Yılan;
  • Haah, demiş. Ben buradan çıkıcı değilim. Burası benim için, rahat bir yer. Dilediğim kadar kalacağım.
  • Ama ben, ben sana tahammül edemem. İyilik ettim. Seni düşmanından kurtardım. Karşılığı bu mu olmalı. Çabuk çık, lütfen.
  • Ben kimim, ne dedim de sen bana iyilik ettin ki. Ben bir yılanım, işim düşmanlık. Sabiyi suçsuz yere öldürdüm, dediğim halde sen aptalca beni içine aldın. Benim işim bu. Şimdi de yıllarca sana eziyet edeceğim, sonra seni de zehirleyip öldürecek, içinden çıkıp, bir başkasını öldürmek üzere zehir biriktireceğim, çaba sarf edeceğim, demiş.

Meseleyi iyiden iyiye anlamaya başlayan derviş, elini semaya kaldırmış;

  • Yarabbi, senin rızan için ben nefsime zulmettim, deyip;

’’Ya latıfün ya Latıf. Bi lutfikel hafiyyü, bil kudretilleti, isteveytü biha alel arş ‘’duasını tespih edinip, okumaya başlamış. Aradan belli bir zaman geçmiş, Cebrail AS. gelmiş; dervişe selam verip;

  • Aç ağzını, demiş. Adam kırk bir gündür içinde yılanla yaşamaktan bitkin, ağzını açmış. Cebrail sokmuş elini adamın içine, yılanı girdiği yerden çıkarıp bir kenara atmış.

Sonra dervişin sağ kulağına eğilip,

  • Allah’ın selamı var; ehil olmayana iyilik yapmayacakmışsın, demiş.

İyiliğe ehil olmayanlar kimler. Olanlar kimler. Her isteyene her şey verilir mi. Seni seviyorum diyen herkes bizi gerçekten seviyor mu? Beni, kendini düşündüğü kadar düşünmeyene, ben nasıl inanacağım. Bu âlemde kim dost, kim düşman nasıl anlayacağım. Prensiplerim olmadan kendimi ve dostlarımı nasıl sınırlayacağım.

Sınırsız özgürlük diye bir şey var mı? Kendimiz için istediğimiz özgürlüklere karşımızdakilerin de, bizim kadar hakkı olduğunu ne kadar idrak ederek yaşarız. Nefsimize uyup keyfimizi yaşarken, kaç kişinin hayatını zehir ederiz, hiç düşünür müyüz?

En çok üzerimizde hakkı olanlar kimler. Hak sıralamasında ne kadar bilinçli ve adil davranıyoruz. Çektiklerimiz, yaptıklarımızın karşılığı ise, içimize aldığımız yılanlara dikkat etmemiz gerekmez mi. Yılanın küçüğü büyüğü vardır, değil mi. Öyleyse haramın da küçüğü büyüğü vardır. Birçok solucanla birlikte yaşayabiliriz de, yılanla birlikte yaşamak, cehennemdir, değil mi?

O halde, Her büyük günah işleyenin, hemen yukarıdaki duayı okumaya başlamaktan başka çaresi yoktur. Her gün her namazda yeterince okumak suretiyle kırkbir gün aralıksız okuyanlara, o dervişe ulaşan yardım ulaşacak, huzur yeniden tezahür edecektir.

Buradan varmak istediğim, sana öğütler verirken aczimi itiraf etmek istememdir. Gerçi insanın doğruları, bilim, din, yasalar ve örfe dayanıyorsa nispeten haklı ve gerçekçidir de. İlim de değişebiliyor, yasalar da, örfte. Hatta din hükümlerinde bile yorum farklılıkları oluşarak insanı dünkü anlayışıyla bugünkü anlayışı arasında açmaza düşürebiliyor. Bu anlatmak istediğimi daha akılda kalır şekle getiren bir hikâye anlatmıştı, rahmetli hocam. Çok dikkatli dinleyip, aklıma kazıdığım bu darbımeselin yıllar sonra hayatımı kurtardığını, önerilen duayı kırkbir gün okuyarak otuz yıllık cehennemimden çıktığımı yaşayarak gördüm. Çevremdeki her zorda kalana tavsiye ettiğim bu duanın yaptığı güzelliği anlatsam kitap olurdu. Bak hikâye nasıl başlayıp nasıl bitiyor ve neyi tavsiye ediyor buna odaklanın!..Şimdi size nasıl yapacağınızı anlatayım:

ARINMA DUASI:

Geçmişimizden kaynaklanan her ne olumsuzluk varsa tamamından kurtulmak, affedilmek, kutsanmak, arınmak için aşağıdaki Dua tarif edildiği şekilde, en az kırk gün aralıksız her namazın ardından okunmalıdır!..

Sağ el şehadet parmağı ile tespih taneleri teker teker çekilir. Eğer yanımızda tespih yoksa sağ el sağ diz üzerine konur, şehadet parmağı sürekli aşağı yukarı inip kalkarak hareket ederken, acele etmeden okunur. Bu efâl (hareket), yalnız esmâlara başlandığında başlar, iş bitinceye kadar kesintisiz devam ettirilir.

Niyet;

Öncelikle niyet edilir… Niyetsiz dua hedefsiz atılan ok gibidir. Tavsiye edilen niyet şöyledir.

< Okuyacağım esmalarla yapacağım efallerin sırrı mucibince dünyevi ve uhrevi bütün güzelliklerin, bütün zenginliklerin zatımda ve sıfatımda tecellisine, ruhaniyetim ve cismaniyetim üzerindeki bütün düğümlerin çözülmesini, kilitlerin açılmasını,bütün büyülerin, sihirlerin bozulmasını ve nazarların hasetliklerin etkisinin topyekün iptalini niyet ve talep ederim.Dostuma dost, düşmanıma düşman, zaman içinde an, serian ve gariben dua ve dileklerimi arş-ı âlâdan kabul buyur Rabbim,ya muciypAllah.”>

İstimdat ya Resulullah istimdat ya Habibullah istimdat ehli beyti güzin vel istimdat ashabı kiram vel istimdat cümle ruhaniyat…>

dedikten sonra;

Dokuz kere istiğfar getirilir. Tavsiye edilen istiğfar ise şu şekildedir…’’Subhanallhu ve bi hamdihi subhanalahul azıym,estağfirullah’’

Dokuz kere salavat getirilir. Tavsiye edilen salavatı şerife şu tertip ile olanıdır…’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed.’’

Ve bir kere Euzü Besmele çekildikten sonra dilediğin sayıda, zamanın el verdiğince ve kalp ile dil birliği sağlandığı süre;

“Ya Latıfün ya Latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş” esma tertibi okunur. Tamamlamaya karar verildiğinde dokuz kere daha ’’Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed.’’ salavat-ı şerifesi getirilir.

Zamanın yetersiz olduğunda zikir sayısı azaltılır, yeterli vaktin olduğunda artırılır, ancak her namazdan sonra en az dokuz kere zikredilmesi uygun olur. Yani zikirde kopukluk, ara vermek olmamalıdır. İbadetin ve zikrin az bile olsa devamlı olanı makbuldür…Bu arada maneviyatta ilerlemek, okuduğu duaların serian kabulünü sağlamak için beş vakit namaza kuşluk namazı ile gece (teeccüt) namazını ekleyerek vakit şartını Marifetullah’a uygun hale getirmek lazımdır.

Umulur ki şartları yerine  getiren her mümin için geçmişe dair her tür olumsuz tecellinin ifnası bu zikirle gerçekleşir. Tecrübe edilen ve sık müracaat edilen bir zikirdir. İstiğfar ve salavatlar dışında kalan bu bölüm yürürken dahi okunabilir… Namazlarda düzenli okunduysa, istendiğinde namaz aralarında da bu bölüm okunabilir. Bu zikiri samimi şekilde okuyup tecelli ettirenler, rüyalarında sağ önlerinden bir kitap yahut temiz bir sayfa aldıklarını görürler. ’’Kitapları sağ önlerinden verilenler, kurtuluşa erenlerdir’’ ayetinin muhatabı olurlar.

Bu şekilde zikiri tamamlayan kardeşlerimiz, ihtiyaç halinde, talep eden yakınlarına verilebilirler.. Yani herkesin okuyabileceği bir cemâl duadır. İçinde celâl esması yoktur… Kalp gözünün açılmasına, okuyan kişinin Alem-i Melekut ile temasa geçip Nûr görmeye başlamasına vesile olur.

Bu arada zikre başlayan kardeşlerimiz, günde bir kere sabah, bir defa akşam olmak üzere iki sefer zikrini tamamladıktan sonra, aşağıda tarifi yapılan sağ devrini yaparsa, yerde ve gökte negatif güçleri bağlamış, nefsani ve şeytani baskılardan, düşmandan gelecek her türlü tehlikeden kendilerini korumuş olurlar…Sağ devri hacıların Kabe-i Muazzama’yı tavaf etmiş gibi sevap kazanırlar…Kabe insan kalbini temsil eder… Sağ devri ile kişi kendi kalbi üzerinde tavaf yapmış, Allah’ın celalini temsil eden sol yanımızı daire içine alarak bütün celâlullah’ı hapsetmiş, Cemalullah’a sığınmış olur… Bu devir kesretle yapılmaz… Günde iki defa yapılması yeterlidir… Daha fazlası ancak ileri derecede bir olumsuz tecelliden haberdar olunursa yapılır ki, aşağıda kayıtlı ihtilaçnamede hangi hallerde sağ devri ile savunma yapılacağı yazılıdır… Aşağıda ihtilaçname adlı yazımız mümin kardeşlerimizin hizmetine sunulacaktır… Yüzyıllar boyu halktan gizlenmiş bu efaller ve İhtilaçname günümüz insanının içinde bulunduğu zorluklardan dolayı açık edilmiştir…

Dünya döner, Ay döner, Güneş döner ,Galaksiler döner, Evren döner… Allah’ın bir ismi “El Devvar”dır. Ve bir gezegen dışında tamamı saat yönünün tersine yani solunu merkez yaparak döner. Bu dönüşe İlm-i Ledün dilinde Sağ Devri denir. Bedenin sol yanını içeri alır, hapseder. Sol Allah’ın celâl sıfatlarını, sağ Cemâl’ini temsil eder. Celâl yıkıcı güç, Cemâl yapıcı güç demektir. Ve evren düalite üzerine var edilmiştir. Varlık cemalden, yokluk celaldendir.

O nedenle Hz. Mevlana, “her şey döner ben neden dönmeyecekmişim” diyerek semaya başladı. Ama kesrete gitti. Günde iki keresi yeter. Ehli şartlarına uyarak üç kere de devir yapabilir. Ancak üçten ziyadesi zarar-ı muciptir. İşte o mucize dönüşün nasıl yapıldığına dair yazımız;

SAĞ DEVRİ:

Tam da Kâbe’de hacıların yaptığı Farz ibadet şekliyle;

Dünya döner, Ay döner, Güneş döner Galaksiler döner, Evren döner…Allah’ın bir ismi ’’Devvar’’dır… Ve bir gezegen dışında tamamı saat yönünün tersine yani soluna döner… Bu dönüşe Sağ Devri denir.Solu içeri alır, hapseder…. Sol Celal sıfatlarını, Sağ Cemal’i temsil eder. Celal yıkıcı güç, Cemal yapıcı güç demektir. Ve Evren düalite üzerine var edilmiştir. Varlık Cemal’den, yokluk Celal’dendir. O nedenle Hz Mevlana her şey döner ben neden dönmeyecekmişim dedi, semaya başladı… Ama kesrete gitti. Günde iki keresi yapılması yeterlidir.… Fazlası zarardır! İşte o mucize dönüşü nasıl yapıldığına dair yazımız…

Tam da Kâbe’de hacıların yaptığı farz ibadet şekliyle.

Sağ devri efâl sırrında en büyük korunma efalidir… Her türlü tehlike anında yapıldığı gibi, günlük olaylarda olması muhtemel olumsuzluklardan Allah’a sığınmaktır. Allah Teâlâ’nın gazabından lütfuna sığınmaktır.

Ayet el Kürsî ile yapılan devire “devri âlâ” denir. Kişinin kendi kalbi etrafında tavaf etmesi demektir. Kâbe’nin tavafı ile eş anlamlıdır. Hz İbrahim Halilullah zamanından bu yana ehli tarafından bilinen bir ibadet şeklidir. Allah’ın celâl sıfatından, cemâl sıfatına sığınmak demektir. Evrende her ne olursa Allah’ın sıfatlarının tecellisinden ibarettir. Gerek kaderin cilvesi, gerekse yaptığımız işlerin, söylediğimiz sözlerin sonucu olarak bize geri dönen olumsuz tecellilerin etkisinden korunmak üzere yapılır…

Besmelenin ve Ayet el Kürsî’nin koruyucu etkisine sığınmaktır. Cenabı Hakk’ın bir sıfatı diğer sıfatını izale eder. Saniğ kudret ezelde böyle hükmetmiş… Açlığı, nimeti ile izale eder; Hastalığı, şifa sıfatı iyileştirir.

Geçmişte bilmeden veya hayır zannıyla yaptığımız efâl ve dualarımız, hikmetullah’ın saniğ düzeninde (felekte) belli işlemlerden geçtikten sonra beşeriyete intikal ederek  bize mükâfat veya ceza olarak döner. Ceza olarak dönenlerden Allah’ın af ve koruyuculuğuna sığınmak üzere bu sağ devri seçilmişler tarafından yapıla gelmiştir.

Her ne hikmetse hep gizlenmiş. Bu zamanda Mü’min’lerin imdadına yetişmek üzere bildirilmesinde bir sakınca görülmemiş, beyanına Hakk Teâlâ izin vermiştir. Bu efâli düzenli olarak yapan bir Allah yolcusu hem içten hem dıştan gelen saldırılara karşı korunmuş olur. Hasta ise şifa bulur, dertli ise deva bulur, süluku sırasında karşılaştığı engelleri kolay aşar. Kendisini emniyette hissedeceğinden Allah’a yolculukta cesareti artar. Şeytanın tuzaklarından, aklî yanılgılardan, vesvese ve evhamlarından arınır.

Günde en çok iki defa yapılır…

Namaz kılanların herhangi bir vakit için bunu adet edinmesi ve her gün aynı vakitte yapması tavsiye edilir. Biri sabah namazında ve biri akşam veya yatsı namazında olmak üzere yirmi dört saatte iki kere yapılması yeterlidir.

Sağ devri besmeleye ihtiyaca göre eklenen iki esma ile de okunur. Ancak bu esma bilgisi gerektirdiğinden daha zordur. En iyisi Ayet el Kürsî ile korunmaktır. Kendisini tehlikede hisseden veya sihir büyü etkisinde olanlar ile cin musallatından şüphe edenler, besmele, ayetelkürsi ve kâfurun surelerini arda arda okuyarak sağ devri yapmalıdır.

Her duada olduğu gibi niyet etmek gerekir. Niyetsiz ibadet olmaz. Abdestsiz ibadet olmadığı gibi niyetsiz ibadet de olmaz. Niyetsiz ibadet hedefsiz ok gibidir, denilmiştir.

Bana bütün dualarımda şöyle niyet etmem emredildi:

< Okuyacağım esmalarla yapacağım efallerin sırrı mucibince dünyevi ve uhrevi bütün güzelliklerin, bütün zenginliklerin zatımda ve sıfatımda tecellisine, ruhaniyetim ve cismaniyetim üzerindeki bütün düğümlerin çözülmesini, kilitlerin açılmasını,bütün büyülerin, sihirlerin bozulmasını ve nazarların hasetliklerin etkisinin topyekün iptalini niyet ve talep ederim.Dostuma dost, düşmanıma düşman, zaman içinde an serian ve gariben dua ve dileklerimi arş-ı âlâdan kabul buyur Rabbim”>

İstimdat ya Resulullah istimdat ya Habibullah istimdat ehli beyti güzin vel istimdat ashabı kiram vel istimdat cümle ruhaniyat…>

Ve üç yahut dokuz kere salâvat-ı şerife getiririm.

“Allâhumme salli âlâ seyyidina Muhammed’in ve âlâ âlihi ve sahbihi ecmain” Veya “Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammed’in ve âlâ âli seyyidine Muhammed” Ellerini namazdaki gibi bağlar,
Kıble tarafına dönük olarak;

Elini namazdaki gibi bağlayarak euzü besmele ile bir Fatiha Okur, Ayet-el Kürsi’yi (süflilerden etkilendiğini düşünenler isterse kâfurun suresini de ekler) bir defa okursun.(Yahut Besmeleye gerektiğinde ihtiyaca göre, en çok iki esma daha eklersin) sağ ayağını yerden kaldırmadan sol tarafına çeyrek daire sürükler, ardından sol ayağını yeni duruma uyarlayarak rahat bir şekilde 1/4  dönmüş olursun. Vücudunu doksan derece sol kolun istikametinde (doğuya) ayakların temasını yerden kesmeden, sürükleyerek dönmüş olursun. Yüzün doğuya dönük olarak Besmele çekip fatiha okur Ayetel Kürsi’yi ve kâfurun suresini yeniden okursun. Fatiha ilk okumada devire başlarken vardır.  Burada yeniden okumak şart değildir. Yeniden vücudunu doksan derecelik dönüşle; ayakların yerden temasını kesmeden, sağ ayağınla vücuduna yön vererek, yüzünü ve bedenini Kuzey yönüne çevirirsin.. Besmele çekip fatiha ve Ayet-el Kürsiyi ve kâfurun suresini yeniden okuyarak, vücudunu doksan derecelik dönüşle; ayakların yerle temasını kesmeden, sağ ayağınla vücuduna yön vererek, yüzünü Batı yönüne çevirmiş olursun. Yeniden  besmele çekerek fatiha ve Ayet-el Kürsiyi ve kâfurun suresini okursun, yeniden vücudunu doksan derecelik dönüşle; ayakların yere temasını kesmeden, sağ ayağınla vücuduna yön vererek Kıbleye dönmüş, devri tamamlamış olursun…Burada kast edilen kâbe yönünden başlamak üzere 4 eşit çeyrek dönüşle daireyi tamamlamaktır.Böylece besmelenin ,fatihanın, ayet el kürsinin ve kafurun surelerinin koruyucu etkisi altına girer,emniyette olursun.

Daireden çıkmadan Besmele çekip Ayet-el Kürsiyi okur yere huhhlarsın..Bir kere daha besmele ve Ayetel kürsi okur gökyüzüne huhhhlarsın..Ve yedinci defa besmele ve Ayetel kürsü okur tükürüğünle birlikte o okuduğunu yutarsın.

Böylece Yedi yönden kendini korumuş olursun… Bu son üç Ayetel kürsi okuyup alta, üste okuyup huhhlamak ile yutma işi her zaman şart değildir. Aşırı baskı ve sıkıntı hali ile kendini tehlikede hissettiğin zaman yaparsın. Ancak vaktin varsa yapmakta fayda vardır, mükemmel korunma sağlar. Bu işlem tamam olduğunda; ellerini yanlara salar veya dua konumunda semaya açar,

Üç veya dokuz kere Salâvat getirir, bir kere de; ‘’La ilahe illallah’ü, vahte hu la şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hü ve ala külli şey’in kadir.’’ Okursun devir tamamlanır.  İşin tamam olur. İlk önce sol adımını atarak sağ ayağınla çizdiğin daireden, devirden çıkarsın.

Sol ayakta kendi zatın vardır. O nedenle sol adını önce atarak çıkarsın ki kendini daireden çıkarmış olursun. Buna çok dikkat etmelisin.                    Aksi halde o dairede hapsolmuş olursun ki bu hikmette yasaktır; zarar görürsün. İptilaya uğrarsın. Bu yaptığın efal ile hem kendini hem yakın çevreni, sevdiklerini, müminleri koruma altına aldın demektir. Zuhuratı halinde seni üzecek her tecelli Allah’ın izniyle mahviyete gidecek, affedilecektir.

Sağ Devir bu demektir. Hikmet ilminden haberdar olan azizim; normal olarak günde bir defa bu devri Zühre şerefinde yaparsan CELAL sıfatını kontrol altına alırsın. Herhangi bir ihtilaç almamışsan besmele ile yapmak yeterlidir. Eğer bir ihtilaç varsa o ihtilacın gerektirdiği esmalardan ikisini besmeleye eklersin. Bu Marifetullah sırlarından bir sırdır. Milletimize, müslim ve mümin kardeşlerimize  biiznillah armağanımızdır. Bu devir yedi cehennem üzerine gelse söndürmeye yeter. Marifetullah’ın en büyük efallerinden birisidir. Zahirdeki karşılığı Kabe-i Muazzam’ının tavafıdır.

Not; Günde yedi veya sekiz vakit namaz kılınmalıdır.

Beş vakit namaza kuşluk namazı ile gece yarısından sonra kılınan gece namazı eklenirse yedi vakit olur..Eğer yatsı namazı vaktinde kılınır,Vitr namazı yatma vaktinde kılınırsa namaz vakitleri sekize çıkmış olur.Zikir yapan kişiler mutlaka bu usule uymalıdırlar.Eğer ilerlemek istiyorlarsa tabii.Bu sayede miraç merdiveninin ayakları sürekli teali edilebilir bir düzenekte olur.Beş vakit namaz asgari ibadettir. Allah’a yakınlık isteyenler nafilelerle yaklaşırlar demek bu sisteme işarettir.

Bir mektup

Bir kardeşimize verdiğimiz aşağıdaki zikirleri sırası ile kırkar gün çekebilirsiniz.Yazımızdan yararlanarak, zikire başlayan ve kimseden yardım almadan devam eden kardeşlerimiz aşağıdaki zikirlerle yolculuklarına devam edebilirler.                                                         Her zikiri tek başına kırkbir gün çekmeleri tavsiye olunur…Birini kırk güne tamamalamadan diğerine geçilmemelidir. Hikmette aceleye yer yoktur.

Bugüne kadarki zikirlerim:
1) “Ya latiyfun ya latiyf bi lutfikel hafiyyu bil kudretilleti isteveytü biha alel arş”
2) “El kuddusun et tahirun”
3) “Allahümme ehatet minel envari min külli canibin”
4) “Rabbi zidni ilmen ve fehmen”
5) “Allahu veliyyüllezine amenu yuhricuhum minez zulumati ilen nur”
6) “Selamun kavlem mir rabbir rahiym”
7) Fecr Suresi 1-2-3-4-5, 27-28-29-30. ayetler
8) “Hasbiyallahu la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil aziym”.
9) Duha suresi
10) “Rabbena atina min ledünke rahmetev ve heyyi lena min emrina raşeda, ya raşid.”
11) “Narı aleyye nazharul acaibi külli hemmin ve yü’min ya vedut ya vedut ya vedut ya vedut ya vedut…bi nübüvvetike muhammed as. ve bi vilayetike imam-ı ali (ks.)ya vedut ya vedut ya vedut ya vedut ya vedut”
12) “Esselamu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berakatuh”
13) Şuara Suresi, 83. ayet: “Rabbi heb lî hukmev ve elhıknî bis sâlihîn”
14) Bakara Suresi, 208. ayet: “Yâ eyyuhellezîne âmenûdhulû fîs silmi kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).”

SAĞ DEVRİNİN FAZİLETİ

*Değerli Büyüğüm; Nakşî tarikatına bağlı biri sağ devri yapabilir, fetih suresi okuyabilir mi? Onlar Allah zikri çekiyor ya ona niyetlenirken sizin dediğiniz gibi zikre başlasalar olur mu? Yani onlar sessiz Allah zikri ellerini kalplerinin üzerine koyarak çekiyorlar,bu efal sayılıyor mu? Bu zikre başlarken, bizim zikre başlarken yaptığımız gibi niyetle başlasalar olur mu?
Selam es selame

-Selam es selame, azizim;
Her mümin eğer biliyorsa bu sağ devrini hayatı boyunca yapabilir, yapmalıdır…  İslam’ın bütün ahkâmı nefsimize, şeytana ve küffara karşı kişiyi koruyarak, dünya ve ahiretini düzene sokmak, mümkünse dünyada cennet cemale ulaşmaktır.

Sağ devri de nefsimizi, şeytanı, küffarı ve münafık şerlerini defederek, sağlığımızı ve imanımızı, zatımızı, çoluk çocuğumuzu, hısım akrabamızı, devletimizi ve milletimizi bu şer güçlerin etkilerinden korumak için yapılır…

Efendimizin zamanında müşrikler bile her sabah Kâbe’yi tavaf ederek işlerine başlarlar,akşam tavaf yaparak gecelerini başlatırlardı. Bu sayede Allah inancı yaşamış, hanif din ayakta kalmış, şeytan Allah’ı inkâr ettirememiş, ancak şirk koşturacak kadar fitne çıkarabilmişti. Halbu ki günümüzde sayısız ateist türedi cehaletimizden, kadim bilgileri tümden hurafe bilip terk etiğimizden…

Gerekçeleri ile birlikte geniş olarak verdiğimiz bu bilgiden yola çıkarak, elden geldiğince kendiniz ihmal etmeden düzenli sağ devri yaptığınız gibi, çocuklarınıza, akraba ile dostlarınıza bu hikmetullah gerçeğini öğretin, hayatları boyunca yapmalarını sağlayın inşaallah.

Hastalanacağından korkanlara ve /veya hasta olanlara sağ devri yaptırırsanız ya hastalanmaz yahut hafif atlatarak çabuk iyileşirler. Ayet el kürside beş adet Allah ismi vardır. Bunlardan birisi el Şafi esması biri el Alim esmasıdır. Hem ilim tecelli eder kişide hem şifa hem de Hızf eman sağlanır. Ayet el kürsi, en büyük korunma ayetidir, arşı ve kürs’ü (aklı ve bedeni) koruyan ayettir.

Fetih suresini elbette okuyabilir, her sureyi okuyabilirler. Niyet her şeyin başıdır. Ameller niyetlere göre değerlendirilir. Öyleyse bizim önerdiğimiz niyet geniş anlamlı bir niyettir. Onlar da aynı niyetle okurlarsa zatları ve sıfatları koruma altına alınır.

İnsanın hemen her davranışı bir hikmet efalidir.Kontrolsüz olarak celali ve cemali efallerle mücehhez dünyaya geliriz. İhtiyaçlarımız niyetlerimizin, kelamlarımızın ve efallerimizin ortak bileşkesi olarak meleki âlemde kabul görür, tecelli ederek bize geri döner.

Bugün yapıp ettiklerimizin sonuçları ahirde yani gelecek bir zamanda bize nimet yahut külfet olarak geri döner. San’i kudret binayı ezelden böyle kurmuş. Talep ederiz icabet edilir. Taleplerimiz bilinçli yahut bilinçsiz,dursuz duraksızdır.

Yani her halimizle, inançlı olalım yahut olmayalım, sürekli talep eder konumdayızdır. Er rahman ismi şerefiyle cümle mahlûkatın, er rahiym ismi şerefiyle de inananların dua ve dilekleri yani yapıp ettikleri meleki âlemde değerlendirilir, karşılığı zerre miktar eksik fazla olmamak üzere kendisine iade (ikram-sunulur) edilir.

Yani hayatımızı, davranışlarımızın neticelerini yaşayarak idame ettiririz. Nefsinize uymayın, Allah’a itaat edin denilmesinin anlamı, sistem herkese adil davranır demektir, ateşe dokunmayın yanarsınız, tembihinin hikmetidir.

Eğer bir günah işlemişseniz hemen eşdeğer bir sevap iş işleyin tembihinin nedeni de artı eksi, borç alacak misali el hasip olan Allah tealanın her işimizi ince ince muhasebe ettiğine işarettir.

Ve tövbe ederek yanlışı bırakın demek, ister enbiya olsan veya evliya, yanlışın sonu zarar görmektir. Hâşâ Allah sistemi torpil, iltimas, kayırma yapmaz.

Peygamberlerin çilelerinde ve öldürülmelerinde bu gerçeklik vardır.Yanlışı yapan her kim olursa olsun karşılığını görür. <Allahın yaratışında=”” bir=”” değişiklik=”” göremezsin=””>
Ayetinin neticesi olarak, ateş herkesi yakar, su her cana hayat bahşeder. Bu yazdıklarımızı inşaallah o kardeşimiz de okur, uygular, Allah’a yolculuğunda hızlı mesafe aldığını, huzura, güvene kavuştuğunu görerek,başka arkadaşlarına da ulaştırır.

Not;

Ağzı dualı zikir ehli kardeşlerimiz Allah ismi celalını okuyacaklarına, zor günlerden geçtiğimiz şu dönemde, aşağıdaki zikiri yapsalar Allah ve Resulünün rızasına erer, zulmün her türlüsüne karşı durmuş olur, akan kanların durmasına, dul ve yetimlerin gözyaşlarına melhem olurlardı…

sağ el sağ diz üzerinde tespih ile okunur; işaret parmağı tespih tanelerini çekmek suretiyle hareket etmelidir.

”Allahumme, la ihtilacı riclül yesari,
vela tüstini kitabi bi şimali vela min vera-i zahri,
vela gafleti, vela dalaleti, vela ihaneti, vela şekaveti,
vela lağvi vela şin’i, vela nefreti vela kin’i,
vela kahrı vela gazabı, vela fitne-i vela fesadı
vela öfke-i vela inadı, vela küfrü, vela küllü küffarı
vela isyanı illa mutiun ya mucip, ya muin… bi icabet el dua-i ya erhamerrahimiyn”

SOL DEVRİ

Soldan devire gelince;Azizim; Bilirsen, çok değerli bir bilgi aşağıya alınmıştır. Efendimizden sonra gelmiş geçmiş en büyük âlim, hikmet ilminin kâşifi zatın, el yazması eserinden tercüme edilen bilgi faydanıza sunulmuştur… Eğer zat soldan devir eder ise semada ve yerde Celâl kuvvet bulur. Cehennem cuşa gelir.

Bu devir sadece zata mahsustur.  Ki onda tevhit tecellisi, marifetullah bilgisi ve görev yetkisi mevcuttur. Bu efâlin bir özelliği rahmeti davet etmesidir. Avamın bu işte nasibi yoktur.
Bu demektir ki; Hikmetullâh’ta semada ve arzda celâl kuvvet bulur, marifetullah’ın diğer bazı ilim ve efalleri de bu duruma eşlik ederse hava yükseklerde soğur, su buharı yoğunlaşmaya başlar semada yağmur bulutları oluşur. Avamın bu işte nasibi yoktur. Nur-u tevhide mazhar olmuş, Zat evliyasına ait ilahi yetki ve tecellilerinden birisidir.

Bu gerçekliğe tecrübelerimizle şahit olduk ki sol devrine ihtiyaç duyulmadan da rahmet alınması mümkündür. Asla bu sol devrine ihtiyaç yoktur. Sol devri kâfire yardım eder, müminlere zarar verir. Dünyayı mahviyete götürür. Celal denizinin coşmasına, iyi olan her ne varsa mahvına sebepler üretir… Bu konu başka bölümlerde derinliğine ehli için açıklanmıştır.

Celâlî güçler deyince her türlü olumsuzluklar akla gelmelidir.
Bu hareketle sağ ayak ve vücudun sağ tarafı tamamen devrin içinde mahsur kaldığından, yerlerde ve göklerde cemâlullah mahsur olur. Mahlûkatı koruyan melekî güçler esir alınmıştır. Bu efâl celâlin en muazzam kuvvetidir. Genelde semada ve yerde hayatı cehenneme çevirir. O nedenle rahmet kapısı açıkken çok kazalar ve zararlar oluşur. Yeterli rahmet yağar yağmaz zat hemen cemalde efâlini yapar, sağ devriyle önceki tecelliyi karşılar.(yukarıda bahsettiğimiz gibi sol devrine girmeye asla ihtiyaç olmadığı yıllar yılı tecrübe edilmiştir. Ancak eserde böyle yazıldığı için bilgilendirmek amacıyla yazılmıştır. Sol devri ne zat evliyası ne de sıradan insanlar tarafından asla yapılmamalıdır. İnsan bilerek isteyerek kendisini ve yakın çevresini cehenneme atmamalıdır… İslamın bütün farzları ve diğer emirleri celali en aza indirip hayatı kolaylaştırmak üzerine bina edilmişken sol devriyle celal denizlerini (cehennemleri)coşturmanın âlemi yoktur.)

Sağ devri yapmak hayatı davet eder. Vücudun, aklın, ruhun ve nefsin kemali, sağ devri ile yerinde olur. Sol devir hemen her şeyi olumsuz etkileyerek âlemleri ifsat eder. Kişi enfüsinde sıkıntıya maruz kalırken diğer yandan sıfatların tamamında (afakta) olumsuzluklar, aksilikler peş peşe gelir. İnsanı her bakımdan darlığa düşürür. Malı mülkü elden çıkardığı gibi hayati tehlikeleri de beraberinde getirir.

Bu efali efendimiz s.a.v hayatında sadece bir defa tecrübe maksadıyla yapmıştır… Rahmet için bile bu efalin yapılmasına ihtiyaç yoktur.Bu sol devrinden kişilerin hayatı cehenneme döner. O nedenle ev içinde ve trafikte düzenli olarak sağ devrine uygun hareket edilmeli, sağ yanımızı içeriye alacak davranışlardan, kesinlikle kaçınmalıyız. Merdivenden inip çıkarken mecburi sol devri yapanların hemen bir hareketle sağdan deviri pratik olarak yaparak solunu içeri almalıdır.

Şimdi konumuza dönerek yeniden tembih ediyoruz ki asla sol devrine girilmemeli. Sıradan hareketlerimize dahi dikkat etmeliyiz. Yolculuklarımızda planlama yaparak sağdan gidip yine sağdan gelerek sol kolu içeri almalıyız. Şeriatta farz ibadetlerin hikmetlerinden ibadet dışında da yaralanmak lazımdır.

ından daha fazla hayırlı, sağlık afiyetimiz için faydalı bir ibadettir. İnsanın kurtuluşunun vesilesi olduğundan ilahi emirdir. Yoksa Allah’ın ilahlığını tatmin için değildir. Namaz cennete açılan kapı, Allah’a ulaştıran Miraç merdivenidir. Ve asla vakit aksamasına sebebiyet vermemek, kazaya bırakmamak gerekir.Beş vaktin üstüne kuşluk ve gece namazları ile takviye bile gerektiren bir zincirleme yükselme aracıdır.

Şöyle ki;
Namazda sağ el sol eli tutar. Buna günlük davranışlarımızda da uymalıyız. Aksini asla yapmamalıyız. Melekî âlemi kontrol eden bu efâl, celali melekleri efâldan mahrum eder ki zararları kişiye dokunmaz. Namazda sol ayak üzerine oturulur, her daim böyle yapmalıyız. Sağ ayakla yürüyüşümüze başlarız. Hacılar sol kollarını içeri alarak tavaf yaparlar. Kamet sağ el sağ kulağa götürülerek yapılır. *Sol el sol yanakta tutulursa esef olur, Kişi sürekli kötümser senaryolar yazar. Sol el ceza meleklerine davetiye çıkarır; sağ el lütuf, kerem meleklerini harekete geçirir. O nedenle sağ yanına yatarken sağ el baş altına konulur öylece uyunur. Sol yanına yatılırken el yanağa asla konulmaz.

Fahri Âlem Efendimiz bunları bile ümmetine bildirmiş, işlerinizi sağ el ile yapın, sol el ile yiyip içmeyin buyurmuş, şeytan sol eli ile yer içer demiştir. Ama öğrenip uygulayacak akıl sahibi nerede…

Maalesef hayat bilgilerinden insanımız bihaberdir. İlmihal bilgisi yetersiz veriliyor. İslam sağlıklı ve hür yaşamanın sistematiğini on dört asır önce gündeme yerleştirdiği halde zamanla birçok has bilgiye hurafe gözüyle bakılmış, hikmetleri üzerinde yeterince düşünülmemiştir.

İnsan vücudu yaratılırken hakikat kimyası ile donanmıştır.Yerleri ve gökleri harekete geçirecek marifetullah insanın melekelerine yerleştirilmiş. Tin suresinde insanın üreme organları incir ve zeytin ile remz edilerek, hikmet deryası olan bedeni ve ana rahmi üzerine yemin edilmiştir. ‘’Biz insanı ahseni takvim üzere en güzel şekilde yarattık’ buyrulmuştur.

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren Yaratma fiiline kelamı ve hareketleri ile otomatik olarak katkıda bulunur. Bilinçli bilinçsiz her hareketi ve kelamı bir şeyleri yokluğa gönderirken bir şeyleri varlığa davet eder.

İbadetler bu oluşun disiplinli yapılmasından başka bir şey değildir. Hayatın bekası ve huzurun devamı için allah cc. rahmeten kullarını mürselleri, nebileri ve kitapları ile bilgilendirmiştir. Din dünyadan kalktığı anda kıyamet kopacaktır. Çünkü yenilenmeyen her şey yokluğa mahkûmdur…  Göklerin rahmeti, merhameti yerdekilerin talebiyledir. Ağzımızdan çıkan esmalarla, vücudumuzdan meydana gelen hareketler hikmet efâllerini oluşturur. O hareket ve sözler melekleri Hikmetullâh’ın san-i kudret iktizasınca göreve davet eder.

Başımıza gelenlerin ekserisi kendi hareketlerimizin ve sözlerimizin zahire çıkan sonuçlarıdır. Biz talep etmişizdir, Kudretullâh (mucip sıfatının gereği olarak) icabet etmiştir. “Siz talep edersiniz, biz icabet ederiz” ayetinin sonucudur…

Şu ayetlerin üzerinde biraz dikkatle düşünmek Allah tealanın göklerde, yarattıklarından uzaklarda olmadığını anlamamıza yardım edecektir inşaallah…

”Allah’la birlikte başka ilahlar( varmış gibi) a dua (İtaat) etme. O’ndan başka ilah yoktur ille O vardır… O’nun zatından gayri herşeyi (zihninden, kalbinden çıkar at ) yok bil. Hüküm (sadece) O’nundur. Varlık âleminde gördüğün herşey yaratıcının veçhinden (görüntüsünden-zahirinden) başka değildir… (her şey ve hepiniz) O’na döndürüleceksiniz. Gördüğün herşey yok (fani) olmaya mahkûmdur.Kalıcı (baki olan) azamet ve ikram sahibi rabbinin veçhi (yüzü-zahiri) dir. ) Sizi de fiillerinizi de yaratan biziz.” Kasas 88-fetih 26,27

Kaderimizin büyük bir bölümü irademizle yahut istemeden yaptığımız efâllerimizle sözlerimizin (esmaların) tecellisinden ibarettir. Şer-i yasaklar ve emirleri anlayabileceğimiz kadar kolaylaştırarak, dünya ve ahirette huzurlu yaşamamız için düzenlenmiştir.

Kuran-ı Kerimi biraz daha dikkatli okumak, doğru anlamak zorundayız. Anne babamızı, cinsiyetimizi tayin edemeyiz ama iyilik ekerek iyilik biçebilir,  hayır konuşup, hayırla karşılaşabiliriz.

İnsan ister ilahi yasalara inansın ister inanmasın her hareket ve sözüyle dua halindedir. İnananların dua ve dilekleri nispeten düzenlidir, inanmayanların ki ise daha düzensiz ama Hikmetullâh’ta hep geçerli (hareketler) dualardır.

Unutmayalım ki ya Allah’a tapınıp, emir ve yasaklarını yapıyoruzdur yahut şeytana tapınıp nefsimizin ve şeytanın emirlerini yerine getiriyoruzdur. Allah’ın emir ve yasakları cennetin yolu üzerindeki işaret taşları, şeytanın emir ve yasakları ise cehenneme giden yolun işaret taşları gibidir.  Dileyen cennete dileyen cehenneme gitmekle ancak kendisine hizmet eder.  Allah tealanın kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur. O cehennemin de sahibidir, cennetin de… Kullarına karşı adildir. Dileyeni cennete sevk eder, dileyeni cehenneme sevk eder. Tercih nefis sahiplerine aittir.

Namazın kazasının olmadığını, kaçan fırsatın ebediyen kaçtığını yıllardır dostlarımızla paylaşıyorum. İlk defa görüşümüzü destekleyen bir değerli görüş sahibinin kısa izahına rastladım.
Sayın Hayri Cara beyefendi bu meseleyi veciz bir anlatımla izah etmişler. İşte o mükemmel anlatım;

”Salât Yönelişti değil mi? Evet! Bu yönelişte göreceğimiz VECHULLAH değil mi? Evet! Vechullah “her an YENİ bir şen de ” değil mi? Evet! Şimdi namazı borç olarak düşünmeden olaya bakarsak! İkame olunmamış her salât geri gelmesi, telafisi imkânsız, kaçırılmış bir fırsat demektir! Çünkü o an ki şen, şimdiki şen değil!  O an görmen gereken, şimdiki görmen gereken değil!

Buna bir örnekte yeni doğan çocuklar! Birbirlerine çok yakın, saniye farkıyla doğan bebeklerin beyin programları farklı olabiliyor! Farklı Burçların etkisi dolayısıyla… Her an farklı fırsattır! Ya değerlendirirsin, ya kaçırırsın! Kaçan bir daha geri gelmez!  Zira zaman geriye değil, ileriye dönük işlevdedir, sürekli yeni bir şe’nde olarak! Az da olsa, Neden” Salâtın kazası olmaz!” sözünü açabildik mi acaba? Bilemiyorum! Cuma salâtı haftada bir gelen FIRSATTIR! Değerlendirmek nasibimiz ola!’’

Kaza namazı olarak kıldıklarınız, nafile namaz yerine geçer, aziz okur. Geçen vakte ilaç olmaz, kaçırdıklarınızı size geri getiremez. Vaktinde kılamadığınız yahut kılmadığınız o namazın size kazandıracaklarını geri getiremediğiniz gibi kılmamaktan dolayı kaybettiklerimizi de yerine koyamaz.

Dün yapmadığınız işlerinizden dolayı kayıp kaçaklarınız nasıl giden fırsatlar olarak hanenize yazıldıysa, kılmadığınız namazlarınızın kayıpları da asla geri gelmeyecek zarar ziyan hanenize eklenecektir. Selam ve dua ile.

BİR DARBI MESEL Kİ ÖMRE BEDEL

Buradan varmak istediğim, sana öğütler verirken aczimi itiraf etmek istememdir. Gerçi insanın doğruları, bilim, din, yasalar ve örfe dayanıyorsa nispeten haklı ve gerçekçidir de. İlim de değişebiliyor, yasalar da, örfte. Hatta din hükümlerinde bile yorum farklılıkları oluşarak insanı dünkü anlayışıyla bugünkü anlayışı arasında açmaza düşürebiliyor. Bu anlatmak istediğimi daha akılda kalır şekle getiren bir hikâye anlatmıştı, rahmetli hocam. Çok dikkatli dinleyip, aklıma kazıdığım bu darbımeselin yıllar sonra hayatımı kurtardığını, önerilen duayı kırkbir gün okuyarak otuz yıllık cehennemimden çıktığımı yaşayarak gördüm. Çevremdeki her zorda kalana tavsiye ettiğim bu duanın yaptığı güzelliği anlatsan kitap olurdu. Bak hikâye nasıl başlayıp nasıl bitiyor ve neyi tavsiye ediyor;

Adamın biri, vakti zamanında, Allah’la dost olduğu halde, dünyanın her tür gailesinden uzak, yalnız ibadetiyle meşgul dünya cennetini yaşıyormuş. Yaşadığı yer cennetten bir bahçeymiş. Rızkı ayağına geliyor, o rabbinden, Rabbi ondan razı ömrer hayat ediyormuş.

Bir gün yanına nefes nefese bir yılan gelmiş,

—Allah rızası için beni sakla, ey Allah sevgilisi, demiş… Lütfen.

—Ne oldu, neden, kimden saklanman gerekiyor, şu koca dünyada. Senin gibi yaratıklara da dar geldiyse bu dünya kimlere kalmış genişliği…

—Şu ilerilerde bir yerde, beşiğinde uyuyan bir sabiyi sokup öldürdüm. Tarlada çalışan anne babası yaptığım işi kaçmama zaman bırakmadan fark ettiler. Gazaba gelip peşime düştüler. İzimi takip edip, peşimden geliyorlar. Lütfen, Allah için, kurtar şunların elinden canımı. Ölmek istemiyorum.

Her işini Allah rızasına odaklamış olan derviş, Allah adı anıldı diye;

—Ehh. Her taraf çayır çimen. Ben seni nereye gizleyebilirim ki, demiş.

—Bir yolu olmalı. Çabuk ol lütfen, yetişmek üzeredirler.

Adamcağızı telaşlandırmış, doğru düşünemez hale getirmiş. Adam o telaşıyla;

—Gel cebime gir, demiş.

—Olmaz cebine bakarlar.

—Koynuma gir öyleyse.

—Koynuna da bakabilirler, deyince, adam ee. Ne yapabilirim ki, demiş.

—Ağzını aç, içine gireyim. Oraya bakamazlar, demiş yılan. Telaşından, Allah için yardım derdine düşüp şaşkın hale gelmiş derviş, sırf Allah rızası için denildi diye ağzını açmış, yılanı bir güzel içine almış.

Az sonra nefes nefese, öldürülen çocuğun babası, dervişin yanına gelmiş. Selam verip sormuş,

—Allah’ın cezası bir yılan, beşikteki biricik çocuğumuzu zehirleyerek öldürdü. Kaçış izi buraya kadar belliydi ancak yeşilliğe girince kayboldu. Acaba siz gördünüz mü? Ne tarafa gitmiş olabilir.

—Bakın bakalım. Buralarda ise görürsünüz. Demiş derviş.

Zavallı adam aranmış, taranmış, eli boş, bağrı yanık, gerisin deriye, ağlayıp inlemekte olan eşinin yanına dönmek zorunda kalmış. Kısas yapabilse, bila meccanen, haksız yere sabi sübyan evladını öldüren düşmanını öldürebilse, nispeten acısı hafifleyecekmiş. Ama ne olmuşsa olmuş kader buna, şimdilik izin vermemiş.’’Hasbiyallah ve niğmel vekil niğmel Mevla ve niğmel nasiyr,’’ demiş… Üzüntüden ve yorgunluktan bitkin, dönüp gitmiş.’’La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim’’ demek suretiyle öfkesini teskin etmeye çalışarak, uzaklaşmış. İşi Allah’a havale etmiş.

İçinde yerleşmek üzere hareket halindeki yılan, dervişin bütün huzurunu kaçırmış. Çocuğun babası işi Hakk’a havale etse de etmese de, derviş hatasının karşılığını mutlaka görecek, tabii. İçine düştüğü halden, nispeten aklı başına gelen derviş, telaşla;

—Düşmanın gitti, çabuk içimden çık, fena halde rahatsız oldum, demiş. Yılan;

—Haah, demiş. Ben buradan çıkıcı değilim. Burası benim için, rahat bir yer. Dilediğim kadar kalacağım.

—Ama ben, ben sana tahammül edemem. İyilik ettim. Seni düşmanından kurtardım. Karşılığı bu mu olmalı. Çabuk çık, lütfen.

—Ben kimim, ne dedim de sen bana iyilik ettin ki. Ben bir yılanım. Sabiyi suçsuz yere öldürdüm, dedim. Sen aptalca beni içine aldın. Benim işim bu. Şimdi de yıllarca sana eziyet edeceğim, sonra seni de zehirleyip öldürecek, içinden çıkıp, bir başkasını öldürmek üzere zehir biriktireceğim, çaba sarf edeceğim, demiş.

Meseleyi iyiden iyiye anlamaya başlayan derviş, elini semaya kaldırmış;

— Yarabbi, senin rızan için ben nefsime zulmettim, deyip;

’’Ya latıfün ya latıf. Bi lutfikel hafiyyü, bil kudretilleti, isteveytü biha alel arş ‘’duasını tespih edinip, okumaya başlamış. Aradan kırkbir gün geçmiş, Cebrail gelip. Dervişe selam vermiş;

—Aç ağzını, demiş. Adam kırkbir gündür içinde yılanla yaşamaktan bitkin, ağzını açmış. Cebrail sokmuş elini adamın içine, yılanı girdiği yerden çıkarıp bir kenara atmış.

Sonra dervişin sağ kulağına eğilip,

—Allah’ın selamı var. Bir daha ehil olmayana iyilik yapmayacakmışsın, demiş.

İyiliğe ehil olmayanlar kimler. Olanlar kimler. Her isteyene her şey verilir mi. Seni seviyorum diyen herkes bizi gerçekten seviyor mu? Beni, kendini düşündüğü kadar düşünmeyene, ben nasıl inanacağım. Bu âlemde kim dost, kim düşman nasıl anlayacağım. Prensiplerim olmadan kendimi ve dostlarımı nasıl sınırlayacağım.

Sınırsız özgürlük diye bir şey var mı? Kendimiz için istediğimiz özgürlüklere karşımızdakilerin de, bizim kadar hakkı olduğunu ne kadar idrak ederek yaşarız. Nefsimize uyup keyfimizi yaşarken, kaç kişinin hayatını zehir ederiz, hiç düşünür müyüz?

En çok üzerimizde hakkı olanlar kimler. Hak sıralamasında ne kadar bilinçli ve adil davranıyoruz. Çektiklerimiz, yaptıklarımızın karşılığı ise, içimize aldığımız yılanlara dikkat etmemiz gerekmez mi. Yılanın küçüğü büyüğü vardır, değil mi. Öyleyse haramın da küçüğü büyüğü vardır. Birçok solucanla birlikte yaşayabiliriz de, yılanla birlikte yaşamak, cehennemdir, değil mi?

O halde, Her büyük günah işleyenin, hemen yukarıdaki duayı okumaya başlamaktan başka çaresi yoktur. Her gün her namazda yeterince okumak suretiyle kırkbir gün aralıksız okuyanlara, o dervişe ulaşan yardım ulaşacak, huzur yeniden tezahür edecektir.

Selam ve sevgilerimle

YA LATIFÜN ZİKRİNİN KERAMETİ

-*Hocam ya latiyfun zikrindeyim yine. Gözümün önüne bir at geldi. Alımlı güçlü bir at. Ama yerde yatıyor, ölmek üzere, can çekişiyor. At konuşuyor benimle diyor ki; ‘’senin geçmişteki celali zikirlerin beni bu hale getirdi’. Ben latıfün zikrimize yoğunlaşıyorum… At kendine geliyor. Eskisinden daha güçlü, daha heybetli kalkıyor, can geliyor. Ben onun üzerine biniyorum. Kâbe’ye doğru sürdüm. Hacerül Esvet taşının yanındayım, dua ediyorum.

*Taş birden ilk günkü gibi bembeyaz, saf sedef, nurdan, ışıl ışıl haliyle görünüyor. Siyah değil, bembeyaz.

*Makamı İbrahim’de namaz kıldım. Kâbe’nin içindeyim, ordan siz ve resulullah ile Kâbe’yi tavaf ettim. Daha sonra resulullah, nurdan ışıl, ışıl bembeyaz nurdan bir at getiriyor. Yularından tutup ‘’bu senindir evladım’’ diyor. Herkes atlarına biniyor, mescidi aksaya gidiyoruz. Resulullah, siz ve ben atlarımızla.

*O atlar gözünün gördüğü yere anında varıyor, ulaşıyor.
Cenneti ve 18 bin âlemi dolaştım hocam o atımla.

*Hocam ya latiyfun zikrim ölmek üzere olan hasta atımı iyileştirdi, hayat verdi. At bana diyor ki ‘’önceki çektiğin celali zikirler beni hasta etti, ölümün eşiğine getirdi.’’

*Ya latiyfun zikri onu birden ayağa kaldırdı. Hastalığından ölüm halinden bir şey kalmadı. Kâbe’ye kadar gittik. Burası çok etkiledi beni.

*Hocam acil. *Bir yılan ağzimin içinde, sadece başı dışarıda. Bir türlü çıkmıyor. Sürekli bunu görüyorum. ‘’Çıkmayacağım’’ diyor ne yaptıysam çıkmadı. Ya latiyfun zikrine devam ediyorum. İğrenç…

*Hocam bununla mi yaşadım ben hep yıllarca. Çıksın bu son yılan. Bunu gördüğümde çıksın diye dua ediyorum. Zikrimi çekiyorum. Sağ koltuk altım seğiriyordu, savunmayı yaptım. CUM 20:27

*Hocam sanırım yazdığımı görmediniz, çok rahmana yalvardım. Sürekli ağzımın dışında kafasını çıkarmış yılan görüyordum. Rahman arşı aladan ‘’çık’’ diye bağırdı yılana. Yılan o kadar uzun ki anlatamam.

*Çıktığında kafasını yukarı kaldırıp benimle konuştu: ‘’bil ki muhammed, eğer ne okusaydın, hangi zikri okusan da çıkmazdım. Hiç kimse çıkaramazdı, hiç bir kul, evliya, peygamber… Ancak rahman çıkarırdı, onun sözünü dinlerim.’’ Ve çıktı hocam, yok artık. Elhamdülillah kurtuldum. Hocam okudum insan suresini, anında başımın tepesi seğirdi.

-Selam es selame aziz kardeşim. Büyük geçmiş olsun. Bir önceki temizlikten sonra okumaya devam et dememizin sırrını anladın değil mi. İşte böyle bir mucize, bizim kardeşlerimize, celali esmaları ve Allah zikrini tek başına okumayın, hatadır, celali zikir kuranın emrinin tam tersini yapmaktır deyişimizin gerçekliğini ispat eden ilahi bir keramet değil mi?
Lütfen ya latıfün zikrini 21 güne tamamladığınızda bana yeniden yazınız sevgili Allah dostu Muhammedcan kardeşim. Selam milletimizin, ümmetin ve efendimiz ila ehli beytin üzerine olsun.
ve anne babalarımızla birlikte zatımızın ve sıfatımızın üzerine olsun.amin.

İblis karşımda el pençe

YA latiyfun zikrini çekerken büyük başlı bir varlık, başında Boynuzları var, ejderha gibi aynı. Dedi ki ”ben celalin lideri İblis”, ya latiyfun kılıcı ile öldürmeye kalktım, kılıcı sapladım, bir şey olmuyor.

*‘’Beni öldüremezsin’’ dedi. Yaklaştıkça yaklaştı ve en sonunda yüzümün tam karşısındayken rahman ve sizden himmet istedim. Sağ elimle boğazını tuttum, ‘’ey rahmanın kulu bırak; nefessiz, soluksuz kaldım, seni bırakacağım’’ dedi. ‘’kesinlikle, neyle geldiysem alıp gideceğim’’ dedi. ‘’Sana ne verdiysem, fakirlik, bela, musibet, üzüntü, keder, gözyaşı, terslik… Hayatında istemediğin ne varsa ben yaptım, onları alıpta gideceğim’’ dedi ve gitti.

*Daha sonra Rahman; ‘’Süleyman kulum, peygamberim gibi hizmetinde kullan, celalı, şeytanı’’ dedi. El pemçe bekliyorlar emrimi… hocam, n’apayım.

*Hocam cevap bekliyorum. Cinleri, Perileri, seyranları tutayım mi hizmetimiz de, yoksa yol mu vereyim.
Sizin iradeniz neyse onu yapcam.

-Onlarla ne ilişkimiz olur. Gönder gitsinler. Biz kuranı kerimin yasakladığı sihri büyüyü yapacak değiliz. Seni öyle ikna edip, ilk boşlukta sana yaklaşmak ister. ‘’Ben çağırmadan asla bana yaklaşmayın, lanet olun de’’ gönder.
”Eğer ihtiyaç duyarsam, ledün ilmim benimle”, dersin.
Selam es selame

***********

Abla bana dondurma aldı… bak, bak / emir sultan

Hacı Ali BAYRAM – Kasım 5, 2018

*Selam es selame can hocam.
Dün öğle namazımda Rabbim, size dua ettirdi. Teheccüd namazımdan sonra guruptan okuyunca sıkıntılı olduğunuzu anladım… Ey benim Güzel Rabbim! Mü’min’in mü’mine duasını gizli bir şekilde, gönülden gönüle aktaran sensin. Birbirimizin hallerinden de haberdar eyleyen sensin.

*Ey merhametlilerin en merhametlisi Rabbim! Bizi bize bir nefes kadar dahi sensiz bırakma. Zikrinle, ibadetlerinle meşgul et. Meşgul et ki, nefsimiz teskin olsun, komaya girsin. Evet, senin ibadetimize ihtiyacın yok. Bizim sana ihtiyacımız var. Hem de çok ihtiyacımız var. Başka kapılara gönderme, yalvartma. Senin kapından başka güzel kapı mı var. Senin aşkın üzerine yemin ederim ki yok. Yok. Yok.

*Bizleri yokluktan var ettin. Nimetinle bizleri besledin,yaşatıyorsun. Evet, apaçık insan aceleci ve nankördür. Evet hatalıyız. Hatalarımızla günahlarımızla, acizliğimizle geldik kapına, Ehlibeyt, peygamberler, sahabeler, şehitler, gayb erenler, evliyalar, bütün Salih erkek ve sâliha kadınlar yüzü suyu hürmetine bizleri bağışla, mağfiret et ve öyle gönder. Sen Evvel ve Ahirsin, Batınsın, sonsuz isimlerinle sana yakaran gönüller hürmetine, yeryüzünde bütün Müslümanları ıslah et, sıkıntılarını gider ve merhametinle koru. Bize rehberlik eden Hacı Ali Bayram kulunun da ne sıkıntısı varsa gider. Maddi ve manevi yönden yücelt o sevgili kulunu.

*Bizi sensiz bırakma. Sen Rabsın, her şey sende mevcut, doğmadın doğurmadın, sonun ve başlangıcın yok. Sen verdikçe asla ne eksilir ne azalır. Ümmeti Muhammed’i bağışla ve gönül bağlarımızı kuvvetlendir. Âmin Ya Rabbelalemin… Rabbim tarafından gönül bağımızın bu kısa sürede bağlanmasına gerçekten çok sevindim. Şeytanı kahreden duayı Rabbim gönlüme düşürdü.

”Euzü bikelimetillahi’t tammati min şerri ma halaka ve zerae ve berae ve min şerri ma yenzilü mine’s semai ve min şerri ma ya’racü fiha ve min şerri fitnetil leyli ven nehari ve min şerri külli tarıkın illa tarikan yetruku bi hayrin ya rahmanu”

Resülü Ekrem (s.a.v) miraca çıkacağı vakit şeytanlar ellerinde ateşler olduğu halde toplandılar ve Resülü Ekrem’i yakmak için saldırmaya başladılar. Bunun üzerine Cebrail (As.) geldi ve : ”Ya Muhammed! (s.a.v) bu duayı oku! dedi. Resülü Ekrem (s.a.v) bu duayı okuyunca onların ateşleri söndü. Bu mübarek duayı yazarak üzerinde taşıyanlar, şeytanların ve cinlerin şerrinden halas olurlar…

*Şeytanı Kahreden Dua’nın Türkçe Anlamı
“Mevlâ’nın tam olan kelimeleriyle, bütün mahlûkatın kötülüklerinden, gökten inen şeylerin ve göğe çıkan şeylerin kötülüklerinden, gecenin ve gündüzün fitnesinden, geceleri hayırdan başka gelen şeylerin şerrinden, merhamet sahibi olan Allah’a sığınırım.”

*Bismillah Billah
İki ay önce bana çok rahatsızlık verdiler. Sağ devri yapamıyordum, bacak ağrılarımdan dolayı, Rabbime niyaz ettim. Kitap okumak için kitaplığa gittim. Okuyacak kitabı alırken kitaplığın arasında Hz. rastladım ki Abdülkadir Geylani şeytanı kahreden duanın ilk bölümünü 33 kez okurmuş…
Ağladım, ağladım ve Rabbime şükür secdesi yaptım. Yaptım demek nefisten, yaptıran Rabbim. Okuyunca hafifledim. Bunu bu tür durumlar olunca okuyorum. ‘Euzü bikelimetillahi’t tammati min şerri ma halaka’’ 33 defa Sabah Akşam… Varsa kusurum ve yazım hataları Rabbim affetsin. Hakkınızı helal edin hocam. Selam es selame…

*Selam es selame can hocam. Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasûluhu
Bismillah Billah
DUALARIMIZ OLMAZSA
Dualar kapıda bekler, duaya ihtiyacı olanın ancak kendisi de dua ederse toplanır, öyle ARŞA çıkar.
Bizzat Rabbim bana bunu yaşattı.
Rahatsızlığım için bir akşam, dört beş arkadaşımdan dua istemiştim.
Rüyamda dua eden iki kişi dua etmiş, kapıma gelmiş bekliyorlar. Rüyamda diyorum ki neden bekliyorsunuz, gelsenize içeri. Gelemeyiz senin duanı bekliyoruz…
Nasıl yani.
Sana dua ettik ama kilit sen de… Sen de çık Allah’ın huzuruna ve kendi sıkıntın için dua et.
Ve Rabbim Teheccüde uyandırdı. Namazı kıldım ve dua ederken bir ses;
İŞTE ŞİMDİ OLDU… MÜBAREK OLSUN…
Gözyaşlarım ve niyazım arttı…

*Dün cuma günüydü. Hocam ile hasbihal ettik. Bazı sorularıma cevap verdi. Rabbime çok şükür. Hocamdan dua istedim. O bana dua ederken, ben de farkında olmadan öğle namazımda dua ettim hocama… Ettirenin şanı çok yüce…
Teheccüd namazımdan sonra gurupta yazınızı okuyunca sıkıntılı olduğunuzu anladım…
Gizli gizli yapılan dualar Allah katında makbuldür.
Bizzat Rabbim yaşattı…

*Selam es Selame can Hocam. Hasta olduğunuzu okudum. Allah cc Şafi ismin hürmetine şifa versin canım hocam. Peygamberlerin ettiği dualar hürmetine Rabbim acil şifalar versin.

-Allah razı olsun azizem.

*Hocam ne okuyalım size. Yasin ve dua, başka bir sure varsa okuyalım size, inşaAllah. PZR 08:12

*Selam es selam hocam. Nasılsınız? Selam es selame

ABLA BANA DONDURMA ALDI BAK BAK.

Nisan ayının ilk hafta iş dönüşü eşime 19 Mayıs için olan tatilde Bursa’ya Emir Sultan Hz. gitmek istediğimi söyledim.
Eşim:
-Bakalım kısmet dedi.
Ben de heyecanlı bir şekilde:
-İnşaallah bir sebep çıkarda da gideriz. Yoksa sen yine ertelersin dedim.
18 Mayıs ‘ta bize eşimin amcasının ölüm haberi geldi. Tabi çok üzüldük ve önceki aydaki konuştuğumuz meseleyi unutmuşuz.
19 Mayıs günü cenazeyi defnettikten sonra içimde tuhaf, bir o kadarda heyecan duygusu var. Görümcelerime aniden Emir Sultan Hz. gidelim mi?
Sağ olsunlar onlarda beni kırmadı. Onlar da bana Bursa’ya gidelim. İlk başta türbeleri gezeriz,daha sonra da yemek yeriz dedi. Ben de abdestimi aldım. Kuran’ı Kerim ‘i okuyamıyorum diye zikirmatiği aldım ve salavat çektim. Çok şükür 19 Mayıs günü Emir Sultan Hz. Türbesine geldik. İçeri girerken Allah’ım birçok hocaya göre hasta olan bayanlar türbeye giremiyor.
Rabbim! Niyetimi biliyorsun, deyip abdest aldım 11 ihlas, 1Fatiha ve bol bol salavat ruhlarına hediye ettim.
İçimden bir ses;
-Acaba Emir Sultan Hz. benim durumdan rahatsız mı oldu yoksa memnun mu kaldı diye iç geçirdim. Benim ona geldiğimi ve samimiyetimi, O’nu nasıl sevdiğimi biliyor mu? Aklımda deli deli sorular.
Türbe de beni rahatsız eden durumlar vardı. Örtüyü öpmeleri, yüksek sesli konuşmaları, türbenin içine girip fotoğraf çekmeleri… neyse bunlar ve buna benzer durumlar rahatsızlık verdi. Sadece türbe içine girmelerine sakin bir dil ile ikaz ettim. Çok şükür ki anladılar beni…
Dışarıya çıktık. Bir gurup öğrencileriyle dondurma alıyor. Benim de canım çekti ve ben de Görümcelerime bir jest yaptım. Dondurmaları aldım, bazıları ilerlerken bazıları da çıkış yerinin alt kısmında beni ve görümcemin kızını beklediler. Görümcemin kızında bir dondurma, benim iki elimde birer dondurma var…

Çıkışa doğru yürümeye başladım. İki adamdan biri uzun, heybetli, güler yüzlü olan, ablam bana dondurma aldı, bak bak geliyor. Ablam bana dondurma aldı bak bak… Diğer adam ise beyaz saçlı orta boylu o da tebessüm ediyor bana. Canımın çektiği dondurmamı, dondurmayı isteyen kişiye uzattım. Tebessüm etti. Ben de Tebessüm ettim her ikisine…
Görümcemin kızı;
-Yenge neden verdin dondurmanı? Ben de espri ile şaşkınlık arası bir o kadarda huzurlu, ona dönüp:-Dondurmamı cennete gönderdim,dedim.
Herkes neden böyle yaptığımı sordu. Herkes şaşırmıştı.
Canım çektiği halde görümcelerim ısrar etse de onların dondurmasını yemedim…

**************

*Bir temmuz günüydü… Öğle namazının farzını kılarken Rabbim lütuf yaşattı ve perde açıldı.
Mayıs ayında Bursa’ya Emir sultan Hz. Ziyaret ettiğim gün benden dondurmayı isteyen kişinin Emir Sultan Hz. Olduğunu söylediler, yanındaki kişi de zikir babaymış…
O görüntü namazda tekrar yaşatıldı…
Rabbime sonsuz kez şükürler olsun… Gönül gözyaşlarım ile bir o kadar mutlu bir şekilde ibadetimi bitirdim. “Rabbim‘in hangi nimetlerine yalan dersiniz ” Rahman suresindeki bu ayet aklıma geldi. Sonra başka bir ayet; “Allah’ın nimetini anlat da anlat “Ayeti ile seccadeye kapanıp Rabbime şükür ettim…

Demek oluyor ki;
1-Bazı hocalarımız hala dinimizi yanlış biliyor, insanlarımızı yanlış yönlendiriyorlar…
2-Hasta oldum diye türbeye girme diyen yakınlarımı dinlemediğim için çok mutluyum.
3- Adet ,‘’regl’’ olan kişinin, Fatiha, ihlas, Ayetel kürsi daha birçok salavat ve sureyi abdest alıp okuyabilir olduğunu Rabbim bana yaşatarak gösterdi.
4-Yüzyıllardır süregelen uygulamalara göre, kadını regl olunca sanki harammış,murdarmış,ikinci sınıf insanmış gibi muamele görmesi artık son bulur inşaAllah…
5-Daha birçok şey yazmak isterim ama hocam rahatsızlık vermek istemem. Selam es Selam hocam. PZR 12:41
*Selam es selame hocam… Nasıl oldunuz sizi merak ediyorum.06:52.Selam Es selam hocam.30 dakika önce bir dua okuyacaktım ki sağ omzum çok kez seğirdi. İhtilaçnameye baktım, Cemalde sükût yazıyor. Sağ devir yap dua oku diyor. Ancak dua yok,yazılmamış. Ne yapabilirim. Geylani Hz. olan duayı da okumadım. Bıraktım.

-Sağ elini sağ diz üzerine koy, işaret parmağını kaldırıp sürekli indirirken <la ihtilacı ve vela hubutu vela sükûtu fil hayati> oku… Dokuz veya 11 veya 33 kere bunu okursun. Bu işi tespihle de yapabilirsin.. tespih tanelerini işaret parmağınla çekmelisin. Biraz da ”ya garibel Müteal” okursun. Vaktin varsa bunu 99 kere oku, zaman kısıtlı ise daha az okusan da olur. Rabbim yar ve yardımcın olsun. Cemali güçler bu şekilde yeniden yükselişe geçer. Biiznillah.

*Allah razı olsun can hocam. Allah cc kendi cemaliyle mükâfatlandırsın inşaallah. Selam es selam

*Selam es selame hocam,
Normal zikrimde olmadığı kadar vücudum titredi ve üşüdü. Bütün azalarım öyle titredi ki ağzımdan Allah… Allah… Çıktı… Bu hal 5 dakika sürdü. İliklerime kadar titredim ve gözlerimden yaş geldi. Gözlerimi kapatarak ya latifün zikrimi çektim. Sonradan da gözlerim zor açıldı hocam…
Bu hal çok garip geldi… Kalbime sordum bunu… Size yazarken Rabbim idrak ettirdi. Yaşayacağım olumsuz durumu Rabbim böylece benden aldı… En doğrusunu Rabbim bilir, ben bilmem…11:25

*Merhaba hocam; Sabahtan bu ana kadar, ara ara titreme ve hoş olmayan bir ürpertti… Ayrıca vücudumun hemen hemen her yeri kaşınmaya başladı. Özellikle saç diplerim ve diğer azalarım. Derslerimi çalışamıyorum… Selam es selame
14:06

-Selam es selame faizecan… Ürperti ve titremeler duanın kabul olduğuna ve meleklerin etkisinde kaldığına işarettir. Maşaallah barikallah. Acilen normale dönersin inşaallah. Rabbimiz taşıyamayacağın yükü yüklemez. Dayanmaya çalış.

*Selam es selame hocam. Siz nasıl oldunuz. Hakkınızı helal edin. Siz bana yazıp bu duaları oku dediniz ya okuyunca, o haller oluştu hocam.

-Ya latıfün zikri salavat ve istiğfardan başka zikir karıştırma inşaallah. Sağ devirlerini de asla ihmal etme. Hatta bir hafta kadar, her namazından sonra sağ devri yapabilirsin.

*Hayır, hocam, başka zikir karıştırmıyorum. Yemek yaparken ara ara kelimeyi tevhid çekiyorum

-Kelime i tevhit çekerken ayakların sabit olmalı… Üzerinde daha önce çektiğin zikirlerin etkisi çok var.

*Hocam sizden zikir aldıktan sonra ailemin bana davranışları agresifleşmeye başladı. Kimseye söylemedim daha, sizin zikri çektiğimi. ailem derken Eşim demek istedim hocam.

-Allah’ın izniyle kelime-i tevhidi de bir süreliğine çekmeyi bırakmalısın. Ya latıfün zikrini okumalısın. Allah yar ve yardımcımız olsun. Güzel bir gelecek seni, beni bekliyor biiznillah. Allah esmasını bile kalben söyle dil ile söyleme. Celali etki çok fazla var üzerinde. Nefsinle seni yenemezse iblis, çevrenle sıkıştırır… Eşin, çocukların ve her tür yakınlarınla sana zulmeder, bunaltır. Cemali zikrini ibadetlerini aksatmaya veya bıraktırmaya çalışır.

*Tamam hocam, çekmeyeceğim, İnşaAllah. Canım hocam, Birkaç rüyam daha var. Siz hastasının diye yazmıyorum. Evet, hocam, hem de çokkk celal etkisi var. Bazen kendimi tanıyamıyorum. Ailem çevrem hep benimle uğraşıyor.

-Belli bir süreliğine asla ismi celalı dil ile söyleme. Aklına getirdiğinde sadece kalben söyle.
Ben iyiyim, yazacaklarını okuyacak gücüm var, yazabilirsin.
Biz sıkıştırılmaya alışığız, işimiz hiçbir zaman kolay olmadı. Dünyanın ve ümmetin sıkıntıları Marifetullah ile hizmet eden dua erlerine hikmeten mutlaka yansır. İçinden istediğini elde edemeyince sıfatınla dışarıdan seni sıkıştırır. Bunu bil ve sabırlı ol. Dilsiz gibi davran. Karşındakileri ikna etmeye çalışma, sözü artırıp dozunu sertleştirmekten başka bir işe yaramaz… Sessiz kal, senin yerine rabbimiz konuşsun onlara… Sabır zamanıdır.Sana gelen her haberi de gelişmeyi de yazmanı istiyorum.

*Tam 7 yıldır, hep iş hayatım, aile hayatım çevrem dahi benim üzerimdeler. Namaz kuran ve dua ile Rabbimden yardım diliyorum hep.

-Bu kırk gün içinde inşaallah baskıların zayıfladığını göreceksin. Lafza-i celal çekenlerin hepsi senin gibidir. Sağ devrini her namazda yap. Çıkmam gerekiyor. Görüşürüz. Yarım saat sonra döneceğim.

*Tamam, hocam, İnşaAllah refaha hep birlikte çıkarız. Rabbim, benim ömrümden sizin ömrünüze katsın inşaAllah. Kardeşlerime rehberliğin daimi olabilsin canım hocam. Selam es selame

-’’Ablam bana dondurma aldı’’ adlı yazını az önce okudum. Maşaallah barikallah bize bildirilen ve uygulamaya koyup yıllardır taliplilerimize önerdiğimiz, regl süresince biraz gayretle namaz ve zikre devam edilebileceği hükmüne ve uygulamasına şahitlik ettiniz, keşiflerinizle.
Bizim asla şüphemiz yoktu. Kaynağımız ilahi idi ve hüküm bize kesinlikli bildirilmiş, biz de bazılarınca itirazların olacağını bile bile rabbimize sığınıp dileyenlere önermiştik. Önerimizi kabul edip kesintisiz namaz kılan ve zikir çeken kardeşlerimizin aldıkları mesafeleri anlatan sayısız yazı sayfamızda olduğu gibi en az on katı diğer yaşanmışlıklar da temizlenip yayınlanmayı bekliyor. Editöryal çalışmalara zamanımız yetmediğinden bilgisayarımızda bekletiyoruz.. Binlerce Zakire kardeşimiz yıllardır, sürekli namazda ve zikirde kalabilmeyi bu sayede başardılar.

*Rabbim ‘in bir lütfudur. Ete kemiğe bürünmüş Emir Sultan Hz. Bana dünya gözü ile göründü. Dün gibi aklımda, ruhumda. Tebessümünü ve dondurma istemesini hiç unutmuyorum. Hocam şimdi regl halinde namaz kılabilir miyiz?

-Elbette. Senin haberin yok mu? Hamdiye’ye mektuplar 3 ve 4 de biz bu konuyu delilleri ile yazdık.

*Yok, canım hocam, sadece dua ve zikir çekebileceğini biliyordum.

*Zülfikarlardaki bayan kardeşlerimiz yıllardır bunu yaşıyorlar. Elhamdülillah her biri bir Rabia hatun kadar maneviyatlarını geliştirdiler, ümmetin dua ırgatı oldular. Sana linklerini göndereceğim. Sen aramak için zahmet etme, ben link gönderirim.

*Canım hocam Allah razı olsun. Bazen regl iken namaz kılmak ve oruç tutmak istiyordum. Bu durum şeytandandır diye vazgeçiyordum.

–www.hacialibayram.com/hamdiyeye-mektuplar-3-mumin-…/
Hamidiye’ye Mektuplar-3 / Mümin murdar olmaz.
’ Temel kural, abdest olmadan namaz kılınmaz, kanlı beden veya elbise ile abdest alınmaz. Erkek egemen toplumlarda kadını ezmenin bir yoludur bu. Şeytanidir. Efendimiz zamanında böyle horgörülere rastlanmaz.’ hacialibayram.com
www.hacialibayram.com/hamdiyeye-mektuplar-4-evetis…/

-Hamidiye’ye mektuplar 4 Evet; İşte delilleri
Hamidiye’ye Mektuplar -4 / Evet doğru anladınız./İşte delilleri. Tarih:22 Kasım 2008 Cumartesi 14:04:15 RE: Selam Hocam yanlış anlamadıysam şöyle diyorsunuz, kadın adet döneminde kanamayı tampon vs. durdurup çamaşırında ve vücudunda kan varsa temizleyip namazını kılar. Yani dı…
hacialibayram.com

*Rabbime çok şükür. İnşaAllah okuyacağım

265 YORUMLAR

  1. Selamlar Hocam. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Öncelikle rehberliğiniz için teşekkür ederim.Zikre ilk adım yazınızı defalarca okudum. Affınıza sığınarak sağ devrinde kafama takılan bir noktayı yazmak istiyorum. Kopyalıyorum hocam.

    Devir tamamlandıktan sonra eller yanlara bırakılır. Üç veya dokuz salâvat getirilerek devir den sol adım ileri atarak çıkılır.

    Bir kere de; “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdu ve hüve âlâ külli şey-ün kadir” okursun. İşin tamam olur…
    Daireden çıktıktan sonra mı “Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdu ve hüve âlâ külli şey-ün kadir” diyoruz. Sanırım bu kısmını yanlış yaptım.Dairenin içindeyken okudum ve çıktım. Bu ara aksilikler çok üst üste geldi.Yanlış bir efal yaptığımı düşünüyordum. Dizlerim tutuldu diyebilirim ve sırtımda batar şeklinde çok ağrı oldu. Ayrıca tüm vücudumda seğirmeler başladı. Yüzümde sanki ergen gibi sivilceler çıktı.
    Hocam ayrıca 24 saatlik nöbetli çalışıyorum ve bazen gün aşırı çalışıyorum. Namazlarımı kaçırdığım oluyor. Zikri bile ogün bazen tek bir kere okuduğum oluyor. İnanır mısız nöbetlerde zikri yapamadığım için iki keredir yeni kırk güne başladım.
    İnşallah düzene oturtacağım. Sağlıcakla Kalın

    • selam es selame gülizer,“Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerikeleh lehül mülkü ve lehül hamdu ve hüve âlâ külli şey-ün kadir” durasını devir içinde okumanız zarar vermez.teleşlanmanız yersiz..bir işin olması gerektiği şeklini yazdık..disiplini sağlamak size düşer..hiç namaz kılmasanız da iki kere sağ devri yapmanın sevabı faydası yine olur..zikir çekmek farzdır.namaz da farzdır..bu verdiğimiz sistemle bu işi yapmak başarmanın yolu yöntemidir.biraz daha gayret lütfen .selam es selame

  2. Hocam dün gece bir rüya gördüm .Kandil gecesiydi.Hayırlara vesile olsun.Namazımı kılıp, sağ devrimi yaptım ve zikrimi yaptım.Yatağımdaykende Ya latifun zikrine devam ettim.Sabaha karşı bir rüya gördüm.Tanıdığım arkadaşımın bir ailesi var.Rüyamda bir odanın yarısı tavana kadar çiğ köfte yoğurmuşlar ve odanın diğer tarafında bir yanan bir odun atrşi fırını var.Kalabalık bir ortam ve herkes doyuncaya kadar çiğ köfte yedi.Ben sadece kokladım.Yemedim.Bu eti pişirirseniz yerim dedim.Bana bu çiğ köfte pişirilmez dediler.Canım çekmesine rağmen yemedim.

    • selam es selame asacan…allah hayırlara getirsin…yeterince ip ucu yok. yorumlamayalım.rabbim hakikatini sana yaşatsın inşaallah. selam es selame

  3. Hocam Allah”un selamı ve bereketi üzerinize olsun.Az önceki mesajımı işyerinde acil yazdım.Tam 32 saattir çalıştıyordum.Selam vermediğimi şimdi farkettim.Özrümü kabul edin lütfen.

    • önemli değil.üzme kendini…işte selamladın be iş kemale erdi..selam ve bereket üzerine olsun..zikir sayısını giderek artırmalısın..

  4. Selam Hocam.Allah’ın selamı ve bereketi tüm inananların üzerinde olsun inşallah.Allah hayırlı bir işe başladığımızda ve gayret gösterdiğimizde büyün yükü üzerimizden alıyor ve kolaylaştırıyor. Buna kesinlikle inanıyorum.İnşirah süresindeki gibi.Bu ay görev yerim değişti ve çok daha rahat çalışacağım bir yere başladım ve namaz ve zikirlerimi daha düzene oturttum.Henüz yedi vakit kılamasamda beş vakiti zamanında kılabiliyorum.Şükürler olsun.
    İşten arta kalan zamanlarda sitenizdeki yazılarınızı okuyorum.Benim ilgimi rüyalar alemi çekiyor. Bu ilmi öğrenmeyi ve bu konuda kendimi geliştirmeyi çok istiyorum.Yazılarımızda bahsettiniz bilimsel konuları da ayrıca araştırıp okuyorum.ve her zaman Rabbim ilmini artır diye dua ediyorum. Sağlıcakla kalın Hocam

    • selam es selame gülizar hanım..maşaallah barikallah yolun açık olsun inşaallah. ister ayetler olsun ister esmalar veya sureler anlamalarına göre tecelli eder…inşirah suresi belirgin şekilde işleri kolaylaştırı işte sabır ve sebat verir..bir işini bitirir bitirmez hemen yeni bir işe başlama şevki verir
      velhasık ifadeler neye işaret ediyorsa onlar olur hayatınızda. bu demek oluyor ki zikir ehli anlamı celali olumsuz hiç bir ayeti esmayı okumamalıdır.okursa o esmaların hükmü kişiyi ihata eder. bir çembere alır ki çıkmak imkansız gibidir.ancak tövbe veya ilim bilenler için zıd bir esma zikredilip tecelli ettirilirse kurtulma şansı olur..zaman içinde kurtulsa bile kaybedilenler gider geri gelemez..her türlü bilgiye aç dolaşmalısınız. genel kültür edindikten sonra da ilgi alanınıza göre bir yolda ilerlemeli dağınıklıktan kendinizi kurtalmalısınız.unutmayın ki burda kör olan ebedi hatata da kör kalacaktır.bu ne büyük bir sorumluluktur.dünya asla eğlence yeri değildir.belki makam elde etmek için okuldur kamp yeridir ki az sonra göç toplanacak ebediyete giden yola düşülecektir.selam es selam

    • Selamunaleykum hocam ben ya latifun zikrindeyim iki aydir cekiyorum ama ara verdigim icin tekrar basliyorum bu sefer 40 gunu tamamlayacagim insallah hocam segirmeler oluyor ilk zamanlar ara ara oluyordu ihtilaclarini yapiyorum ama simdi butun vucudum segriyor basimdam ayak ucuma kadar ne yapmaliyim neden oluyor acaba

  5. Allah ve Resulü’ nün selam ve bereketi üzerinize olsun Hocam.Zikre ve namazlara kesintisiz devam etmeye gayret göstetiyorum.Zamanına göre az veya çok zikrimi yapıyorum.İki defa da sağ devir yapıyorum.
    İki gündür minik ışıklar görüyorum.Kısa sürüyor şimdilik.Gözlerimi kapatınca , açınca her yerdeler.
    Dün gece de bir rüya gördüm.Köy gibi doğası olan ama apartmanlarda vardı tanımadığım bir yetdeyim.Biraz bayırdı.Tüm evlerin kapıları tahta ve rengi maviydi.Ben dışarda çocuklarla oyun oynuyordum.Sözde bizim evde düğün yemeği varmış.İki farklı grup geldi.Bir tanesi Suriyelilermiş.Yemek için gelmişler.Evi gösteriyorum ve annem sçıyor kapıyı.Kapı eski Osmanlılardaki gibi.Büyük nır kapı ve ortasında küçük bir kapı.Kapı içinde kapı yani.Diğer gruba siz neden geldiniz diye soruyorum.Kargaşa ve terör çıkarmak için diyorlar.Onları kovalamaya çalışıyorum. Düğün için pilavı ben ıslatıyorum ama bu sefer kendi evimdeyim.Bir büyük tepsi .Yetmez belki diye bir tepsi daha ıslatıp pişireyim diyorum.
    İki gün önce de yine tanımadığım bir yetdeyim ama etraf çok temiz ve geniş caddeler.Çok düzenli bir şehirdeyim.Şehrin içinde trenlerle ulaşım sağlanıyor.Yerler yemyeşil ama çimen değil.Yokuş yukarı tren istasyonu bulmak için yürüyorum ..

    • Selam es selame azizem;maşaallah barikallah nur görmeye başlamışsınız.Bunu anlamı süfli aleme takılmadan meleki aleme geçmişsin..Zikir ehli için bu çok büyük bir merhaldedir.Rabbimin keremine muhatap olmuşsunuz..Hocaları derlerdi ki nur görmeyen kendi ameliyle cennete giremez, meğer ki bir şefaatçisi ola..kimlerin şefaat ettiğine girmek istemiyorum,ancak dünyaya hayırlı bir evlat bırakmak bunlardan birisidir.
      Nur gören kişilerin duası kabul oluyor demektir.O kişiye ilmi irfanı ve aldığı makam derecesinde yönetim yetkisi de verilmiş demektir.300 lerden midir 700 lerden mi ancak allah bilir kendisine bildirilirse bir de kendisi bilir.duaları kabul olmak demek ister iyi söyle ister kötü meleki alemde kabul görüyor demek olduğundan artık diline sahip olacaksın.gelişi güzel konuşma hakkın kalmadı hatta şaka yapma hakkın da kalmadı demektir.lütfen alemlere rahmet peygamberin ümmeti olarak kahır esmaları okuma..Türkiye sınırlarında kafirler için bile olsa beddua okuma..burada daha fazla yazmak uygun düşmez.kendini iyi yetiştirmelisin.zikirin kırkbir güne erişince haber ver. rüyalarını çok dikkate alma henüz cemale tam geçmemişsiniz..o nedenle rüyalara süfliler karışmış.selam es selame

  6. Selamlar hocam Rabnime şükürler olsun.Size ilk başta yazdığımda ,zikre ilk başladığımda olan belirtiler ilk uç günden sonra yok olmuştu.Size minnettarım rehberliğimiz için hocam. Genel olarak günlük hayatımda zaten çok dikkat ederim söylediklerine ve konuşmalarıma..En fazla kullandiğim kelimeler Allah herkesi kaibindeki karşılaştırsın diyorum.Uç yıl önce zikre başlamadan evvel nerdeyse kişisel gelişim kitaplarının tümümü okudum fakat nasıl desem tüm öğrendiklerini tasavvufta araştırmak istedim Sonunda öğrendiğim en güzel kişisel gelişim kitabı Kur’ an mış.Tüm yollar ona çıktı. Okuduğum bir kitapta İskam ile bilim asla çekilmez diye bir cümle okumuştum ve benim nerdeyse hayatını değiştirdi.Hamdolsun Rabnime verdiğine,vermediğine.Şu an sadece sizin zikrinizi okuyorum.Ya Kuddüsün ,ya tahirun
    Henüz kırk günüm dolmadı. İnşallah gelişmeleri yazacağım hocam.Allah’a emanetsiniz.

    • Selam es selame gülizar hanım..mevlam yar ve yardımcın olsun..Kuran allah kelamı,allah anlatır biz dinleriz. Kim ondan daha iyi öğretir ki..islam milletlerini kurandan uzaklaştırdılar,ardından gelip her şeyimizi aldılar..çünkü kuran aklımızdı.kuranı çalmakla aklımız da çaldılar..yeniden kazanacağız inşaallah…

      Kuran okumak Allah’la konuşmaktır ,hak katından hakikatle tanışmaktır.

      • Selam esselame Hocam,
        Uzun zamandır sitenizi inceliyorum okuyorum Allah razı olsun. İlk zikre başlamaya niyet ettim lakin en az 9 kere yazıyor, daha çok kaç kez okunur?
        Ve bu anladığım kadarıyla
        Estağfurullah ve salâvat dışında başka hiçbir zikir yapmayacağız doğru mu?
        Ben la ilahe illallah, la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim, hasbünallahi ve nimel vekil, la ilahe ente Sübhaneke inni kuntu minez zalimin , Ya Fettah esmalarını da her gün okuyordum

  7. Hocam selamlar.Allah ve Resul’ünün selamı ve bereketi üzerinize olsun.Dün nöbetçiydim sadece sağ devir yapabildim ve namazımı kılmadan zikri yaptım.Sabah eve geldiğimde kuşluk namazını kılarken seccadenin üzerinde şimşek çakması gibi bir ışık aniden belirdi.Sandım yağmur yağıyor ve odaya şimşek çakıyor.Pencereye baktım perde ve panjur örtülüydü. Size yazdığım bir önceki mesajdan sonra iki gündür küçük minik parlak ışıkları görmemiştim.Sanırım beklentiye girdim kayboldular. O yüzden göremediğimi düşünmüştüm.Ta ki bu sabaha kadar.Demek ki bizim istememizşe olmıyormuş hocam. Allaha emanet olun.

    • selam es selame gülizarcan..nurlar elbette bizim beklentimize göre değil rabbimizin hikmetinin bir sonucu ve ikramıdır..çok ama sonsuz değişkendirler.herkesin makam ve mertebesine göre değişirler.selam es selame

  8. Hocam hayırlı geceler. Allah’ın selam ve bereketi üzerinize olsun.İki gündür uzun yolculuk yaptım.Namaz ve zikirlerimi düzensiz yaptım.Ama çok huzursuz oldum. Baldır kaba etlerimden sürekli ihltilaç alıyorum. Savunma yaptım.İnşallah geçer. Yatsı zamanında dönüş yolundaydım.Yola çıkmadan önce dua ettim ve bir işaret istedim.Gece tenis topu büyüklüğünde bir ışık topu önümden hızlıca geçti.Kuyruğu vardı sanki uzunca bir ışık bırakıyordu ardında.Allah’ ım bu ne acaba diye düşünürken aniden havada kayboldu.
    Hocam bir de bir sorum olacak izninizle.Bazen aklıma takılan bir soru veya herhangi bişey anında karşımdaki kişi sorumun cevabını veriyor çok ilginç gerçekten.Aklımdan geçen şey karşıma çıkıyor.
    Hocam aklıma takılan bir sorum daha var.Aydınlatırsanız çok sevinirim.Sağ devir yaparken Fatiha ‘ yı neden Besmele ‘siz okuyoruz. Bunu gerçekten merak ediyorum.
    Sağlıcakla kalın hocam.

    • Hayırlı geceler Gülizarcan
      Devir yaparken fatihayı euzü besmale ile okumamız gerekir.yazıda bir hata olduğu ifadenizden anlaşıldı.inşaallah düzelteceğiz.
      diğer yazdıklarınız ise vahiy (işaret dili) e ait gelişmelerdir.Allah dostları ile öyle konuşur.Görğünüz tenis topu gibi olan nur size haber getirmiş.Rabbimiz melekleri ile seninle işareten komnuşmuş.dili henüz çözmediğiniz için hayrette kalmışsınız.o nurun büyüklüğünü dairevi veya küre şeklinde olması birşey ifade ettiği gibi beyazlığı parlaklığı nereden yani hangi yönden gelip hangi yöne gittiği,hızı,ardında bıraktığı iz ve renk kombinasyonları ayrı ayrı bir şifredir..çözmüş olsaydınız bir haber almış ve gereğini yapmış olacaktınız.Bu allah yolunun yolcusu olmayı sürdürseniz akıllara durgunluk veren mucizeler yaşamaya devam edeceksiniz demektir.çevrenizde bu gelişmelerden asla bahsetmeyin..keramet derdine düşmeyin. size birinin doğumu veya ölümü bildirilse hemen ifşa etmeyin.nefis ve şeytan sizi bu sırları ifşa etmeye teşvik eder..asla yapmayın ki sır saklamış olun, sırlar sizinle Allah arasında kalsın. bize yazarsanız özelinizden gerekli bilgiler veririz inşaallah..şimdilik aklınızdan geçenin olması sizi eğitmek içindir.ileride insanların düşüncelerini kalplerinde taşıdıkları sırlarını vererek de sizi sınar gökler..sır saklarsanız daha ilerisi verilir.Başarılarınızın devamını dilerim.zikrinizi kırk güne tamamladıktan sonra yeni zikir isteyin işin başındayız unutmayın..nur göremeye başlamak demek dualarınız an içinde kabul oluyor demektir.ağzınızdan çıkanı melekler emir kabul ediyor.öyleyse dilinize sahip olun.ağzınızdan herhangi bir olayın geleceğin planın olumsuzlarını dillendirmeyi.nasıl olur derseniz öyle olur.sözün özü ol diyorsunuz oluyor..öl derseniz ölür.haksız yere öl derseniz sorumlu olursunuz..
      umarım kelimelere yüklediğimiz anlamlar siz bizim kasdımız üzere ulaşır.selam es selame

  9. Selamlar Ali hocam çok sağolun .Sizin haricinizde kimseyle psylaşmıyorum yaşadıklarımı.Bundan sonra özelden yazayım hocam.Hakkınızı helal edin.Sağ devirde Eüzü besmeleden sonra Fatiha ve Ayetel Kürsi okunacak değil mi hocam?Doğru mu anladım.?

  10. sevgili hocam istimdat derken bir şeylerden yardım isterken fatihadaki yalnızca senden yardım dileriz sözünü çiğnemiş olmuyormuyuz teşekkürler.

    • sevgili anonim…bir iş için komşudan arkadaştan yardım istemek gibidir.şirkle alakası yoktur..cümle ruyahniyattan derken zaten rabbin sevgililerini kasdediyoruz..rabbimize sevdiklerinin hatırına demiş oluruz.Ruhaniyatı göreve davet etmek sayabilirsin..selam es selame

  11. Hayırlı Ramazanlar hayırlı geceler Hocam.Allah ve Resul’ünün selam ve bereketi üzerinize olsun.Zikir de kırk günümün olmasına çok az kaldı.Hiç aksatmadan günde iki kere sağ devir yaptım.
    Yedi bazen sekiz bazen de dokuz vakte çıkardım namazlarımı. Hocam hayırlara gelsin bir rüya gördüm ve epeyde etkilendim diyebilirim. Rüyamda esir düştüğümü gördüm. Kızımla birlikte hiç istemeye istemeye yeraltına indim. Hani madenlerde falan olur ya büyük asansörler yeraltına iner aynen öyle bir asansöre bindim ağlayarak ve yerin altına indim. Ama asansörden çıkmaya çok korkuyorum.İndiğimizde içerdeki ışık kapanmıyormuş o yüzden çıkmak zorundaymışız ama çıkmak istemedim.Asansör kapısı direk bir caddeye açılıyordu.Kapıyı aralayıp baktım hocam.Dışarda çok güzel güneşli bir gün bir adadayım.Cıvıl cıvıl birgün.Deniz ve güneşi görünce öyle seviniyorum ki .Burada yaşayabiliriz diyorum kızıma. Ama orası yabancı bir ülke toprağıymış. Sonra uyandıım

  12. Sayın hocam,
    Bu değerli uyarılarınız için Allah razı olsun.
    Ben bir dua kitabında okuduğum için, yolda yürürken bile zikir çekiyordum. Özellikle, Allah zikrini. çok yanlış yaptığımı yeni anladım. Ama diğer kitapta iş yaparken veya yatarken bile zikir çekebileceğimiz ifade edilmişti. Bu işin doğrusu nedir?

    • dua kitaplarında yazan herşey doğru demek değildir.her kitap yazan kendi bildiğinden yola çıkar..bütün kitaplarda bu cümle var..yani yürürken zikir yapılır der..bize öğretilen ve 45 yıllık hayatımızda tecrübe ettiğimi bilgi,allah zikrinin namaz terbiyesinde okunmasıdır..hiç bir aza kıpırdamaz sadece sağ el tespih çeker.namaz disiplini olmazsa o işe şeytan karışır..
      içinde allah ismi celalı olan hiçbir esma gurubu veya ayet ayaklar hareket halinde iken okunmaz .okunursa okuyan bundan çok zarar görür ama sadece kendisi değil bütün ümmet ve hısım akran da zarar görür.o esmanın içinde cinler şeytanlar melekler velhasıl her şey vardır.ve ayaklar hareket ederken okunursa allah’ı bir şeylere benzetme put yapma totem oluşturma ve daha neler neler olur..KURAN BELDEN AŞAĞIDAKİ AZALARIMIZ HAREKET EDERKEN OKUNMAZ kuralını çarpıtmışlar. kuran belden aşağıda tutulmaza dönüştürmüşler..selam es selame

  13. Bende zikre başlamak istiyorum buradan okuduklarımla mı başlamalıyım yoksa manevi halime göre mi okumalıyım lütfen yardımcı olun banada Allah rızası için

  14. Ben yeni doğum yaptım iki çocuğum var o yüzden zikirleri düzenli yapamayabilirim bide kıpırdamadan falan olcakmış ya işte o yüzden sadece sağ deviri yapsam olurmu bide bu sağ devri aksatırsak herhangi bi tehlikesi olurmu???

  15. Selamun Aleykum Hocam ben zikirlere başlıyağım Ya latıfün ya latıyf. Bi lutfikel hafiyyü bil kudretilletiy isteveytü biha alel arş zikrini çekmeye başlıcam namaz kılıyorum zaten 8 vakte çıkarırım sorun yok ama çalıştığım için her namaz vaktinde zikir çekemem. sabah ve yatsı namazı hariç günde iki defa zikir çekebilirim hocam işim dolayısıyla. ne önerirsiniz es selame