Beynime Dört Adet Çip Taktılar

10.05.2021
240
Beynime Dört Adet Çip Taktılar

Beynime Dört Adet Çip Taktılar

*Hayırlı sabahlar canım ağbim. Çok özledim seni ben. Sağlığın sıhhatin yerindedir inşallah. Bugün dükkanda fırsat buldukça sana yazıcam. Bıkmadan okursun diye umut ediyorum. Zira nice bıkkınlık verici süreçlerimize tahammül ettin. Uzun zamandır rüyalarım için yorum alamıyorum senden. Şuan uygun değilim. Uygun olunca tekrar döneceğim diyorsun ama dönmüyorsun Haliyle yeni zikirde vermiyorsun, çok uzun zamandan beri. …zülfikârlara genel olarak verilenler dışında)

İlk başta gerçekten müsait olduğunda okuyup yorumlayacağın zannıyla bekledim. Sonra anladım bunu yapmayacağını. Bence bilerek beni cevapsız bıraktın. İlk başlarda kendimde olan biteni nasıl anlayacağım, ne yapacağım diye korktum biraz. Tekrar yanlış şeyler yapmaktan korktum. Herşeyi okudum. Herkesin yazdığı herşeyi. Kuran ayetlerini tefekkürü hiç bırakmadım. Ayetlerle kendimi anlamaya çalıştım. Ve içimden dedim ki kendime (ağbim beni takip ediyordur )

Sana geçen gün Nuh’un gemisini sordum. Cevap vermedin. Ve emin oldum beni takip ettiğine sen ne kadar da kendini önemsemişsin de diyebilirsin tabii ki Ama ayeti anladım ağbim. Ayeti gördüm, canım ağbim. Gemiyi gördüm. Ayetler bana türlü türlü görünüyor. Kendi anladıklarımı başka yerde okumadığım için deli miyim neyim diyorum kendime. Sonra da hayır değilim diye iyiliyorum kendimi.

Nuh’un gemisi çivilerden ve levhalardan yapılmış. Hayvanlar ve inananlar binmiş. Yerden sular fışkırmış. Gökten sular inmiş ve menzili mübareğe ulaşması için duada bulunmuş Nuh. Ayette düşür kelimesi geçiyor. Düşür ragıp el isvahaninin sözlüğünden benim ulaştığım bilgiye göre çiviye vurulduğunda çekiçte oluşan tepkime. Çekiçte o an oluşan geri itim ve bir ayette sırtlarında taşındığımızdan bahsediyor. Ve bir ayette Musa’ya firavun <senin rabbin kim diye> soruyor. Musa rabbini tanıtınca firavunun 2.sorusu “atalarımızın durumu ne olacak” çok tuhaf.

Sanki kendisi ikna oldu kurtuldu da ataların durumu kaldı. Bunlar gibi türlü türlü ayetler dikkat çekip düşündürüyor. Çok uzatmak istemiyorum. Birçok ayeti kafamda toparlayarak dev bir pazıl yapmaya çalışıyorum kafamda ve şu geminin bugün bizdeki karşılığı için düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. *Bence taaa evrenin varoluşundan beri canlılık kendisini evrile, evrile geliştiriyor.

Canlılık edindiği tüm bilgi birikimini, deneyimini gittikçe daha akıllı olarak DNA lar yoluyla aktarılıyor. Hayvanların DNA sandan da nesiller boyu aktarıldı. Yani sırtlarında taşındı. Her birimize kadar varoluşun birikimi, şuur insan olma becerisi kazandı ve yine her birimizin sırtında nesiller boyu aktarılıyoruz. Herkes kendi bilgi ve birikimini sonraki nesillere aktarıyor. Uzun lafın kısası. Atalarımızı sırtlarımızda omuriliğimizde taşıyoruz. Ve kandaki hemoglobin sayesinde de beynimize taşıyoruz.

“Allah, göklerin ve yerin Nur’udur. Onun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir.” nur 35.

*Bu ayette tamamen insan bedeninden ve bedendeki nurani potansiyelden bahsediliyor bence. Bu bedenin et bedenden ibaret olmadığı anlatılıyor. Ağbim uzun sure yoğun zikir çektim. Gece namazlarına kalktim.ve bir süre sonra kuyruk sokumunda önce bir vurma hissi ardından bir basınç oluşmaya başladı. Sanki birşey kuyruk sokumuma vuruyor ve omuriliğimdeki bir şeyi beynime boşaltıyor gibi. Beynimde uğultular, ışık çakmaları.

Geçen aksam yattım sanki düdüklü tencereymişçesine basınç ve kaynamalar had safhaya ulaştı. gözümü kapattığımda demir bloklar gördüm. Şehitliklerde arazide eski toplar vardır, sen de bilirsin ağbim, demirleri çok etlidir.7-8cm.bazan 10cm.gibi ve perçinlidir aynı o toplardaki gibi çok kalın etli siyah demir görüyorum, perçinli. Yanyana birleşmiş ama dümdüz değil ek yerleri var… önce bir uzay gemisinin dibindeyim ve çok yakından bakıyorum zannettim.

Beynimin uğultusu ve kulaklarımdaki çınlamalar arttıkça o perçinlenmiş ek yerlerinden hafif aralanıp tekrar birleşiyor. Aralandığında arkadan müthiş ışıklar ve pırıltı görüyorum. Ve alnıma vurdum birkaç kez, bu esnada birşey olmadı. Gayrı ihtiyari başımın tepesine bıngıldak denen yere vurdum hafif hafif. Ben vurdukça o demir bloklar vibrasyondan deniz dalgası gibi dalgalanmaya ve ek yerlerinden ayrılıp birleşmeye başladı ve daha hızlı vurmaya başladım.

Bu kez demirler resmen hücrelerine ayrılırcasına çözülmeye başladı. Arkadan görünen şey anlatılır gibi değil. Sonsuz sınırsız bir ışık ,çok parlak, muhteşem. Sonsuz bir evren. Ama evreni bir yerden bakıyormuşum gibi görmüyorum sadece. Ben bizzat evren oluyorum. Her yerden her yeri görüyorum. Her yer göz. Her yer, her şey ben. kelimelerle anlatılır gibi değil. Anladım ki o levhalardan ve çivilerden yapılan gemi bizim kafatasımız ve omuriliğimiz.

*Biz sırtımızdaki kavmimizi zikirler yardımıyla DNA sarmalından Kenan’a vadedilmis topraklara götürmeliyiz, beynimize bir hücre olarak taşıyarak. Çünkü Allah insanı kendi suretinde yaratmış. Ve tin suresindeki incir bahsinde bundan bahsetmekte. Ben bu evrenin içinde bir incir çekirdeğiyim ama tohumu çatlatıp gövdesi üzerine doğrulabilirsem, evrende yeni bir ağaç olmayı başarabilirsem benim beynimde ve kavmimde benim evrenimin incir çekirdekleri olarak orada olacaklar.

Yerden fışkıran suda, gökten inen suda bende. İlim olarak ve biyolojik olarak bu tufan benim bedenimde kopuyor. Ve tüm resuller beni inananların ilki kıl yada yap gibi bir söz söylüyor. Oysa onlardan önce bir sürü inanan oldu. İnananlar bunu başarmışlar aslında. Beyinlerindeki evreni bulmuşlar. Sırtımızdakiler inanmayanlar. Biz sırtımızdaki kavmin inanan ilki olucaz. Bunu başarırsak bence onları kendi açtığımız evrene taşıyarak.

Başımın tepesindeki açılım daha tamamlanmadı. Sürekli basınç var alnıma ve başımın tepesine. Gece yattığımda ellerim ayaklarım her yerimle nefes alıyorum. Gözlemleyebiliyorum bunu. Nefes alırken tüm vücudumun her hücresinden serin birşeyler doluyor içime ve tekrar çıkıyor nefes verirken. Alnımda ekran açılıyor kısa süreli kapanıyor. Başım yukarıya doğru anlık açılıp kapanıyor. İyi dedim kendi kendime, güzel, yavaş yavaş alnım da, tepem de açılacak sanırım.

Sen misin diyen. Ağbim ben böyle birşey daha önce yaşamadım. Başımın içinde bir jet motoru çalıştı, dakikalarca. Çıldırmamak, dayanmak mümkün değil. Dayanamadım zaten. Verdiği ıstıraptan başımı sağa sola sallamaya başladım ve sonunda aklım kesti, çıldırıyorum. “Allah’ım dedim. Sabah bu yatakta beni çıldırmış olarak bulacaklar.ve çocuklarım yıllarca bakmak zorunda kalacak. Allah’ım beni onlara yük yapma yalvarırım’’ diye dua ederken dayanamadım o yüksek sese ve kendimden geçmişim, bayılmışım herhalde bilmiyorum.

Sabah uyandım, başıma dokunamıyorum. Çok acıyor ve o jet motoru bir kaç gündür beynimde 24 saat rölantide çalışıyor. Özellikle başka şeylerle meşgul ediyorum kendimi. Zikir çekmeye başladığım an o jet motoru devri yükseltiyor. Bu akşam yattığımda zikir çekeceğim. Ne olursa olsun. Ya yine dayanılmaz bir gürültüyle başsımın tepesi ve alnım açılacak yada o yüksek ses ve basınca dayanamayıp çıldırıcam. Göze aldım. Herşeyi göze aldım. Çünkü birkaç saniye yaşamakla aklımı başımdan alan o hali daimi yaşamak istiyorum.

Bu gece başaramazsam tekrar tekrar deniycem. Yarın belki çıldırmış olabilirim. O sebeple yazdım bunları. Helallik istemek için. Senin benim üzerimde çok hakkın var ağbim. İnşallah çıldırmam ve anlatırım sana olanı biteni. Aksi olursa eğer ki olma ihtimali kuvvetli. Hakkını helal et bu kardeşine. Ben senden razıyım. Rabbim de senden her daim razı olsun. Selam es selame.

-Selam es selame AzizeM . Çok çok çok çok üzgünüm. Mesajı bu kadar geç gördüm. Ameliyatım ve yoğunluk nedeniyle okumadan akış yapmış ve geri dönüşüm olmamış. Benim sende hakkım yok ama senin bende vardır. Benden yana helal olsun, sen de helal et ve lütfen beni bağışladığını iki cümle ile olsun yaz. Öncelikle büyük geçmiş olsun. Sonu hayıra çıkmıştır inşaallah. Rabbim yâr ve yardımcın olsun. Seni en Emine emanet ederim.  selam es selame

*Ah ağbim, canım ağbim, canımın parçası ağbim. Ben mesincırı dükkanın profilinde kullandığım için şimdi gördüm mesajını. Bağışlamak ne demek, estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah. Sana iğne ucu kırgınlığım mı var ki. Yok asla yok. Sevgin kalbimde. Dua ediyorum senin için her daim. Sen benim kıymetlimsin ağbicim. Tüm haklar senin. Çok emek verdin bana. Rabbim binlerce kere razı olsun senden. Benim ne hakkım olabilir. Olsa olsa yüküm olmuştur.

*Ağbim, o olay olduktan bir iki gün sonra gece yattım zikirlerimi çekiyorum sol göğsümde biri konuşuyor. İçimde, beynimde duyuyorum. “alevler, ateşler gönderelim, mahv edelim onları ” *Hemen ardından sağ göğüs boşluğumdan biri konuşuyor “olmaz asla olmaz yazık. Öyle birşey yapılamaz” diyor. Bende zihnimle onlara” neyi paylaşamıyorsunuz” diye sordum, ikisi de sustular. Hemen birkaç gün sonra çok üzgün ve yorgun yattım. Konuştum rabbimle. “ben çok yoruldum. Rabbim ben cok yoruldum. Başarısız oldum, yardım et.

Yıllardır amele gibi çalışıyorum ve herkese yetme gayretindeyim ama kimseyi memnun edemedim. Başarısız bir anne ve başarısız bir eş. Elimde olumlu hiçbir sonuç yok. Ben yenildim, bana yardım et. Senin yollarına düşürdün beni. Tek avuntum ve güç kaynağım bu. Eğer sana gelmekte de başarısız olursam inan ki hiçbir işe yaramamış başarısızlıklarla dolu bir ömür bitecek gidecek. Geriye dönüp baktığımda hüsran olan bu ömrü kullukta da başarısız tamamlarsam huzurda başım yerden nasıl kalkacak” diye dua ettim.

*Tam o anda göğsümün tam ortasından konuştu. Çok güzel bir ses. “muhteşem bir final yapalım o zaman” tam olarak böyle söyledi. Tarifsiz bir huzurdu. *Ve sonraki günlerde başımın tepesi açıldığı ve gördüğüm o sonsuz bakmaya doyulmayan ışığı gördüğümden beri aklım başımdan gitmişti. Hep o anın özlemindeyim. *Sonrasındaysa gece iki kişi geldi odama. Biri kadın biri erkek. Beni yatakta oturttular. Aklım başındaydı ama adeta felçli gibi hiçbir karşılık veremiyordum.

*Başımın üzerini kaşlarımın biraz üzerinden paralel bir şekilde daire olarak kesip tıpkı kapak gibi aldılar kenara. Ellerinde birşeyler vardı, minik, dikdörtgen. Onları başımın dört tarafına taktılar. Canım yandı. Bu işlemi yaparken erkek olan kadına “dünyadaki en gelişmiş aletleriyle bile arasalar asla bunları bulamazlar” dedi. Kadın da memnun bir şekilde güldü. Sonra başımı kapattılar. Tekrar erkek sağ eliyle sağ kasığımı kuvvetle bastırdı ve “onlar senin kız kardeşin” dedi. çok canım yandı. Ne demek istediğini hala anlamadım.

*Sabah uyandığımda başımın çevresi çember seklinde çok sızlıyordu. Hala da o parçaları taktıkları yerler acıyor. O işlem yapılmadan önce epifiz bezi tıpkı bir teleskop gibi 180derece her yöne dönüyor ve her yeri görebiliyordum. O parçalar takıldığından beri sabit, oynamıyor. Gece yatınca tepemde çok yoğun beyaz ışık var, pırıltısını biraz görüyorum ama yukarıya bakışım engellendiği için göremiyorum.

Ben zikirlerle zorluyorum ve sanki o takılan parçaları biraz yerinden oynatmayı başardım. Ama çok canım yanıyor, bunu yaparken. Zorlamaya devam edicem inşallah. Sonu ne olacak bilmiyorum. Sana yazdığıma çok mutlu oldum ağbim. Ellerinden hürmetle öpüyorum. Her daim dualarımdasın. Allaha emanet olasın. Selam es selame

-Selam es selame AzizeM. Cevap yazdığın için teşekkür ederim. uygun bir zamanda biraz olsun uzun yazmak isterim. Selam es selame.

-Selam es selame AzizeM (4 Mayıs, 00:18 gönderdin) Kamercan, maşaallah barikallah keşiflerine yazdıklarına. Evet, maalesef ben akıcı mesajlar yüzünden sana dönerim dediğim halde unuttum. Hâlbuki olay benim yıllardır merak ettiğim uzaylı hikâyeleri ile çip takma olayı bir arada yaşandı diyordum. Lütfen aradan geçen sürede olanları yazar mısın.  İnşaallah tez gelirsin Kamer, 

Selam es selam canım ağbim. Aslında pek birşey olmuyor. Öyle derin uyuyorum ki sabah hatırlamıyorum. Bazen hafif parçalar hatırlıyorum. Geçen aksam kuzey kutbundaydım. Tam tepe zirve noktada bir bina vardı. Kabe gibi ama Kâbe değil. Sanki ordan girince dünyanın içine giriliyormuş ve asıl yaşam içindeymiş.

O binanın çevresi çember şeklinde terastı.5 ila 8 yaşlarında 10-12 tane kadar erkek çocuğu oynuyorlardı o terasta. Hepsinin başı kel ve maşallah balık etli çok gürbüz çocuklardı. Kıyafet yoktu üstlerinde. Hafif buğday tenliydiler. Bende binayı çevreleyen terastaydım ve “siz üşümüyor musunuz burda diye sordum. Birkaç tanesi suya atladı. Su göğüslerine geliyordu “üşürsek suya gireriiizzz diye neşeyle gülüşerek cevap verdiler.

Ben de girdim suya. İlginç benimde göğsüme geliyordu ve su ılıktı. Acayip keyifliydi. Sanki ağbim orası bu dünyaydı ama kesinlikle bu boyut değildi. O çocuklar bildiğimiz çocuklar gibi değildi. Tertemiz çok ama çok güzel bilinç ve kalplerdi. Yani diyeceğim o ki ağbim ben her gece fıldır fıldır geziyorum da çoğunu hatırlamıyorum sanki. Başımın tepesinde 24 saat bitmeyen yoğun karıncalanma titreşim, kulaklarımda çınlama ve basınç.. dükkandayım ben abi. Gün içinde tekrar yazıcam.

-Selam es selame Kamercan, çok değerli paylaşımlarımızı Kamer hanıma mektuplarda binlerce kişi okudu. Cinlere, meleklere inanmayan, sihir büyü nur nar kelimelerine yabancı o kadar akıl sahibi şimdilerde o mektuplar sayesinde zikir ehli, dua ordusunun neferleri oldular. Yaz lütfen Allah’ın seçilmişleri olmasa uyuyanları kim uyandıracak.

Askeri koğuşta ilk uyanan diğerlerine koğuş kalk diye bağırırdı da hepimiz birden uyanırdık. Senin kafatası ameliyatını benzer şekilde geçiren birkaç öğrencim daha oldu. Beyin ameliyatları ve kalp ameliyatları ile kişinin kapasitesinin artırıldığına ve şeytani özelliklerden arındığına şahit olduk. Bize manevi hizmetimizde çok faydaları oldun, yoldaşlık ettiler. Cebrail gibi bizim alamadığımız sinyalleri alarak insanlığın hizmetine aktardılar.

Lütfen fırsat buldukça yaz rabbimin gülü Kamercan. Sen hiç yalnız olmadın. İşlerin rast gitsin, rabbim rızkını kolayından versin de ibadet zikir ve tefekküre, bir de yazmaya vaktin olsun, inşaallah. Selam es selame.

Ağbim, o kafama operasyon yapanlar dost değildi. O zamanlar başımın ortasında bir teleskop vardi.180 derece dönüyordu. Yattığım zaman tüm evreni izleyebiliyordum. İstediğim galaksiye yada gezegene zum yapıp yüzeyine kadar inceleyebiliyordum. Onlar bu operasyonu yaptığından beri hiçbir şey göremiyorum, komple kapattılar. Ayrıca o operasyonları astral bedenim üzerinde yaptıklarını düşünüyorum. Bu bedende olsa dayanamam zaten mümkün değil. Çünkü astralda kişi bedenini bir yere çarpınca sabah bu bedende aynı yer çürüyor. Tavırları da hiç dostça değildi. Ağbim ben geçenlerde rüya gördüm. Kâbe çölün ortasındaydı. Şimdiki gibi değildi. Kâbe’nin içi tertemiz su doluydu. Ben bir yüzdüm o suda bir yüzdüm. Ne dersin bu rüyama merak ettim. Selam es selame

Yayınlanma tarihi: 28 Şub 2021, 19:16

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.