<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mazhar arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/mazhar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/mazhar/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Apr 2021 21:53:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>mazhar arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/mazhar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kadir gecesi bereketi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/kadir-gecesi-bereketi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/kadir-gecesi-bereketi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2021 21:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zikirde Gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[dualar]]></category>
		<category><![CDATA[göz bebeği]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[mazhar]]></category>
		<category><![CDATA[tecelli]]></category>
		<category><![CDATA[zerre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hacialibayram.com/?p=10350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir gecesi bereketi Kadir gecesi şeyma…. ‘’-Işığı kapattım. Zikrime oturdum. Vakit gece. Bu anları yaşayalı bir kaç dakika oldu sadece. Gökten daire daire etrafımı saracak kadar kalın bir çizgi şeklinde nur yağdı, yağdı, yağdı. Günün negatifi temizlendi. O atlı zat geldi yine. Selam verin dediniz, selam verdim. Sesini duymaya nurum yetmedi. Ama selamın hemen ardından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kadir-gecesi-bereketi/">Kadir gecesi bereketi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: justify;">Kadir gecesi bereketi</h1>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-10372 alignleft" src="https://www.hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/06/human46-1.png" alt="" width="40" height="51" />Kadir gecesi şeyma….</p>
<p style="text-align: justify;">‘’-Işığı kapattım. Zikrime oturdum. Vakit gece. Bu anları yaşayalı bir kaç dakika oldu sadece. <strong>Gökten daire daire etrafımı saracak kadar kalın bir çizgi şeklinde nur yağdı, yağdı, yağdı.</strong> Günün negatifi temizlendi. <strong>O atlı zat geldi yine.</strong> Selam verin dediniz, selam verdim. Sesini duymaya nurum yetmedi. Ama selamın hemen ardından at şaha kalktı. Öyle heyecanlandım ki. O şaha kalktıkça başka bir heyecan mazhar oldu. <strong>Beni aldı götürdü. Yükseldik. Yükseldik. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir zatın yanına çıktık. O zat tahtında oturuyordu. Eliyle bir şeyler yaptı. Ama elinin biri başta şu meşhur eski dolma kalemler yok mudur öyle oldu. Başka bir şekle de büründü, deri gibi&#8230; Ama anlayamadım. </strong>Sonra bir kat daha çıktık. <strong>Başka bir zat</strong>. Sonra etraf karardı. Yıldızlardı etrafımda olanlar. Atlı zat önümde. Bazen attan inerek sürüyor, bazen arkasında ben varmışım gibi… Aynı zamanda kendimi izler gibi oldum. İlk defa böyle bir karanlık oldu. <strong>Ama bedenimden çıktığımı çok belirgin hissettim.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir yolculuk olduğu besbelliydi. Bıraktım kendimi. Arafat’taki o beyaz direk yok mu? Onun gibi bir şey göründü. Göğe çıkıyordu ama bu o direkti sanki. Dua eden insanlar gördüm. Duaları nur oluyor. Yalvarırcasına dua ediyorlar. Elleri göğe doğru uzanmış. Dualarının frekansı semaya doğru. Her bir frekansın deseni farklı hocam. Ben onlardan yüksekte tam üstlerindeydim. Dua eden sol tarafımdan ileriye gelip dualarıyla bir oluyorlardı. Ve onları seyrettim. <strong>Ben Hakk’tım.</strong> Hakk olduğumu hissettim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sonra at başka bir at oldu. Üzeri biraz daha örtülü biraz daha küçük katır vari bir attı</strong>. Ve onu daha önce rüyamda görmüştüm. O kareyi hatırladım. Bu sık sık oluyor. Ama rüyamda görülenler ilk defa manadaki bir şey olarak çıktı karşıma. Sonra bir şey oldu. Bende olan nur mu desem. Daire şeklinde. İki küme nasıl birleşirse&#8230; Karşımda bir dairenden, bir nur. Ve benim kümemin nuru birleşti. Kulaklarımda yine o uğultu&#8230; <strong>Gözlerim, göz bebeğim&#8230; Hakk oldu. Bu nasıl tarif edilir, bilemiyorum. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Başka türlü anlatamıyorum. Göz bebeklerimi görmek istedim o an</strong>. Gözlerimdeki Hakk nurunu&#8230; Ama ben o karanlıkta yok oldum. Öyle rahatladım ki kayboldukça. Rabbim öyle tevafuklar ki. Bugün Kadir gecesinin yani karanlıktan yani yokluktan aydınlığa çıkmak manasına gelen Ahmet Hulusi&#8217;nin bir yazısında okumuştum. Bu o karanlıktı işte&#8230; Yoklukta varlığın karanlığı. Sonra dua ettim. hayırlı bir eş için dua ederken ezan okundu. Ya Rabbi! diyorsunuz ya.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle samimi ki bu hitap. Rabbim! dedim işte yine birsin, teksin. Birliğe dua ederken, sen bana, birliği haykırıyorsun, bu ezanla&#8230; Ve secdede halının üzerinde değil de tekliğin üzerinde dua eder gibiydim. <strong>Teklik. Her şey o kadar tekti ki&#8230;</strong> Görüntü da öylesine duruydu; anlatabildim inşallah. Rabbim razı olsun. Geceniz nur olsun hocaammmm.</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-10373 alignleft" src="https://www.hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/06/favicon.png" alt="" width="60" height="60" />Selam es selame Şeyma’m. Anlattın maşaallah barikallah. Hem de öyle güzel anlatın ki. <strong>Ancak bu kadar anlatılırdı yaşadıkların</strong>. Rabbimize hamdolsun. Sen yaşadın bize de anlattıklarına şahitlik düştü. Elhamdülillah. Rabbimizin keremine tecellilerine sınır olmadığının ispatı oldu&#8230; Selam es selame</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-10372 alignleft" src="https://www.hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/06/human46-1.png" alt="" width="40" height="51" />O selamı duymak için daha çok nura ihtiyacım var değil mi hocam? <strong>İçim kıpır kıpır&#8230; Aklım kalbim bir&#8230;</strong> Ve ben şu an bunları yazarken daha önce bunu rüyamda gördüğümü hatırladım yine. Ama önceki yıllarda görüyorum bunları&#8230;Bunun hikmeti ya da bilimsel boyutuna nasıl bir yorum getirirsiniz hocam?</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-10373 alignleft" src="https://www.hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/06/favicon.png" alt="" width="60" height="60" />Bazen söz anlamsızlaşır. Yaşanılan yaşandığı gibi kalmalı sihri bozulmamalı&#8230; Rabbimizin keremine sınır yok. <strong>Rabbimiz hiçbir sözü veya davranışı israf etmez. Zerre miktar hayır karşılık bulur, zerre miktar şerrin karşılık bulduğu gibi&#8230;</strong> Rahmetin hesapsız yeryüzü semasına indiği bu gecede yaşadıklarıyla sevindiren yalnız sen değildin. Zikir arkadaşlarına benzer ikramlarda bulundu mevlamız. Bu gece inanların toyu düğünü oldu şimdiden maşaallah. Sabaha kadar kim bilir kimleri ne hikmetler ne nurlarla sevindirecek mevlamız inşaallah&#8230; <strong>Elhamdülillahı rabbil âlemin errahmanirrahiym maliki yevmiddin.</strong> Selam es selame’’</p>
<p>Yayınlanma tarihi: <b>24 Ağu 2017, 10:12</b></p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kadir-gecesi-bereketi/">Kadir gecesi bereketi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/kadir-gecesi-bereketi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendini Tanı-  Ahmet Hulusi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 15:10:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ahmet Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Bâtın]]></category>
		<category><![CDATA[kalp gözü]]></category>
		<category><![CDATA[mazhar]]></category>
		<category><![CDATA[Vâris]]></category>
		<category><![CDATA[Zâhir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hacialibayram.com/?p=10825</guid>

					<description><![CDATA[<p> Kendini Tanı- Ahmet Hulusi “-ALLÂH vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu!..”/ResûlAllâh(s.â.v) ” -Hz Ali: “El AN öyledir!..” .&#8221;O&#8221;nun varlığından meydana gelmiş bilinçli şeylerin toplamı olan tümel akıl Tanrıdır, görüşü tümüyle yanlıştır!&#8230; &#8220;Kâinat, ALLAH`tır&#8221; görüşü bütünü ile bâtıldır ve yanlıştır!. Bu Panteist görüştür!. Yani, bütün mevcudat bir araya gelince &#8220;tanrı&#8221; denen varlık ortaya çıkar görüşü&#8230; Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/">Kendini Tanı-  Ahmet Hulusi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="_5pcp _5lel">
<h1 style="text-align: justify;"><span role="presentation" aria-hidden="true"> Kendini Tanı- Ahmet Hulusi</span></h1>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff6600;"><strong>“-ALLÂH vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu!..”/ResûlAllâh(s.â.v) ”</strong></span></p>
</div>
<div class="mtm _5pco" data-ft="{&quot;tn&quot;:&quot;K&quot;}">
<div id="id_59c2b3a071c983e87413936" class="text_exposed_root text_exposed">
<p style="text-align: justify;">-Hz Ali: “El AN öyledir!..”</p>
<p style="text-align: justify;">.&#8221;O&#8221;nun varlığından meydana gelmiş bilinçli şeylerin topl<span class="text_exposed_show">amı olan tümel akıl Tanrıdır, görüşü tümüyle yanlıştır!&#8230;<br />
&#8220;Kâinat, ALLAH`tır&#8221; görüşü bütünü ile bâtıldır ve yanlıştır!.<br />
Bu Panteist görüştür!.<br />
Yani, bütün mevcudat bir araya gelince &#8220;tanrı&#8221; denen varlık ortaya çıkar görüşü&#8230;<br />
Bu yanlıştır!.<br />
Çünkü, gerçekte mevcudat &#8220;yok&#8221;tur &#8220;ALLAH&#8221; vardır!.</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p style="text-align: justify;">&#8220;ALLAH&#8221; her an (bize göre) kendi mânâlarını seyreder ve her şey bundan ibarettir&#8230; Bu yüzdendir ki, mevcudatın varlığı yoktur; &#8220;ALLAH&#8221;ın varlığı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebepledir ki, mevcudat &#8220;ALLAH&#8221;tır, görüşü batıldır, ilkeldir!.<br />
Beş duyu kaydından kendini kurtaramayan dar görüşlü beyinlerin, 30 derecelik perspektifi olan kişilerin görüşüdür, mevcudat &#8220;ALLAH&#8221;tır görüşü!&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">AYRI AYRI ŞEYLER VARSANMAK BİLİNÇ YANILGISIDIR!<br />
GERÇEKTE BİLİNÇ GÖZÜYLE GÖRÜLEN<br />
TEK BİR MÂNEVİ VÜCUD VARDIR!<br />
&#8220;Panteist&#8221; görüşe göre, “her şey” vardır ve bunların tümüne “TANRI” denilir.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Vahdeti Vücûd&#8221;a göre ise, ayrı ayrı sayısız şeyler mevcut değildir; bu gözün görme yetersizliğinin getirdiği bilinç yanılgısıdır; gerçekte TEK bir vücud vardır ki; sûrî yani maddi bir vücut değil, mânevîdir bu vücud!..</p>
<p style="text-align: justify;">VECH denilen bu vücûd ancak bilinç gözüyle veya kalp gözüyle görünen bir vücûd’tur.<br />
Kısacası, mevcûdât yoktur, TEK vücûd vardır!..</p>
<p style="text-align: justify;">ONLAR, ALLAH’A “CÜZ” İSNAD EDİYORLAR!!!<br />
OYSA ALLAH, “CÜZ” KAVRAMINDAN BERİDİR!<br />
Nitekim Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu konuda nasıl ikaz ediliyoruz:<br />
-&#8220;Ve ceâlu lehû min ibâdihi cüz&#8217;a!. İnnel insâne lekefûrun mübîn.. &#8221; (43-15)<br />
-İBÂDINDAN BİR KISMI O’NA CÜZ OLUŞTURDULAR!. MUHAKKAK Kİ İNSAN, GERÇEĞİ ÖRTÜCÜDÜR.. (43-15)</p>
<p style="text-align: justify;">Bakın burası &#8220;ALLAH&#8221; kavramı hakkında en önemli açıklamayı getiren âyetlerden birisidir..<br />
“PANTEİST” görüş ile “İslâm&#8217;ın VAHDET” görüşü arasındaki korkunç uçurumu ve farkı bilmeyen câhiller; Hazreti Muhammed aleyhisselâmın getirdiği ve açıkladığı &#8220;ALLAH&#8221; anlayışından tamamıyla uzak bir biçimde konuya yaklaşarak;<br />
&#8221; ALLAH”ı ötemizde bir TANRI olarak tasavvur edip; buradan aramızdan birilerini de sanki O&#8217;nun bir &#8220;CÜZÜ&#8221; yani parçasıymış gibi kabullenmektedirler!!.<br />
Sanki, &#8220;ÖTEMİZDEKİ ALLAH (!)&#8221;, gelip, buradaki birisinin varlığına nüfuz ediyor, yani ortaya çıkıyor&#8230; da; yukarıda bahsi geçen âyet de bunu iptal ediyor; gibi anlaşılmış bir kısım tefsirciler tarafından ..<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim’in ruhuna erememekten oluşan, tamamıyla bir yanlış anlamadır bu!.<br />
Halbuki yukarıda söz konusu edilen Kur&#8217;ân âyeti ile vurgulanan, ve mânâsı apaçık bir biçimde ortada olan gerçek şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">-&#8220;Onlardan bazıları ALLAH&#8217;a &#8220;CÜZ&#8221; isnat ediyorlar!!!.<br />
Oysa, &#8220;ALLAH&#8221;, &#8220;CÜZ&#8221; kavramından berîdir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yani &#8220;ALLAH&#8221; isminin mânâsı &#8220;CÜZ&#8221; kavramını kabul etmez!.<br />
&#8220;ALLAH&#8221;ın &#8220;CÜZ&#8221;ü olmaz!. Çünkü, &#8220;ALLAH&#8221;, biline ki &#8220;AHAD&#8221;dır; yani &#8220;CÜZ&#8221;lerden bileşik bir tümel yapı değildir!.<br />
&#8221; ALLAH&#8221; “sınırsız” varlık olması hasebiyle, kendisinin dışında bir ayrı vücud kavramı, kabul etmez; ki artık O&#8217;nun “CÜZÜ” olan ikinci bir nesne olsun!. &#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">Burayı çok iyi farketmek ve idrak etmek zorundayız değerli dostlar&#8230;<br />
Şayet &#8220;ALLAH&#8221;ın bir mekânı varsa, şayet &#8220;ALLAH&#8221;ın bir sınırı varsa, yani &#8220;ALLAH&#8221; bir yerde bitiyorsa, elbette ki O&#8217;nun bittiği yerde başlayacak olan iri yada ufak bir takım varlıklar olabilir&#8230;<br />
Ve yahut, O&#8217; nun dışında ya da içinde, O&#8217; nun CÜZLERİ olabilir!!!.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, &#8220;ALLAH&#8221;ın eğer &#8220;VÂHİD-ül AHAD&#8221; olduğunu farketmişsek, veya idrak etmişsek, hiç değilse böyle olduğuna iman etmişsek, bilmeliyiz ki “AHAD” olan &#8220;ALLAH&#8221;, “CÜZ”ü olmaktan değil, &#8220;CÜZ&#8221; kavramından dahi münezzehtir!.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim, konu buraya gelince, hemen hepimizin çok iyi bildiği &#8220;İHLÂS&#8221; Sûresi’ni hatırlayalım:<br />
&#8220;-De ki: ALLAH “AHAD”dır !.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!”</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi lütfen bu cümleye iyi dikkat edin&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cümlede sınırlama, istisna yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir cümleyi okuduğumuz ya da duyduğumuz zaman, önce kafamızdan şunu geçireceğiz&#8230; Bu cümle bir sınırlama getirmiş mi, getirmemiş mi?..</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsanlar uykudadır&#8230;” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Beyazlar, zenciler, Araplar, Türkler gibi ırk ayırımı yapmıyor.<br />
Nerede, hangi ortamda, ne yaşamda, ne millette, ne kavimde olursa olsun, bütün insanlar uykudadır!..<br />
Ancak, uyanma hükmünü neye bağlıyor?..</p>
<p style="text-align: justify;">Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın açıklamasının devamı da şöyle:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;ölünce uyanırlar”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca bu konuyla ilgili şu açıklaması da var&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Ölmeden evvel ölünüz”, ki uykudan uyanmış olasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">İki türlü ölüm var:</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi, fiziki ölüm!..<br />
Yani, senin iraden dışı olarak, beyin faaliyetinin durması sonucu, beden ve bu bedene bağlı olan her şeyin üzerindeki tasarrufunun kesilmesi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ölüm nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Ölüm, tadılacak bir olaydır!</p>
<p style="text-align: justify;">“Küllü nefsin zâlikatül mevt&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">“Her bilinç, ölümü (biyolojik bedensiz yaşamayı) tadacaktır!” (3.Âl-u İmran: 185) diyor Kur’ân&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “nefs”in “ölmesi” diye bir şey yoktur!.. “Nefs”in “ölümü tatması” olayı var!..</p>
<p style="text-align: justify;">Senin o nefsim dediğin yapının, ölüp yok olması diye bir şey kesinlikle söz konusu değil!..<br />
Dolayısıyla, bu “nefs” ölmüyor; ölüm denen olayı yaşayarak, tadarak yeni bir boyuta geçiyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Beden ise kullanılmaz hâle gelerek çözülüyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Beden kullanım dışı kaldığı zaman, bedendeyken sahip olduğun huylar da ortadan kalkıyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinç yani şuur, biyolojik bedendeyken hangi huyları ve değer yargılarını benimsedi ise onlarla yaşamına devam ediyor&#8230; Biyolojik bedeni olmasa da!.. Mikrodalga bedeni ve beyniyle!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte, “nefs” yani bilinç, biyolojik bedenli yaşamında bunları benimsediği; ve ölümle boyut değiştirerek bunlardan kurtulamayacağı için; “ölmeden evvel ölmek” çaresini getiriyor Hz. Muhammed (aleyhisselâm)!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zira, normal ölümle ölürse kişi; o hâlinin sonuçlarını yaşamaktan başka yapabileceği bir şey yok ölüm sonrasında!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Uyku” nedir?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Uyku”; kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi hâlidir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinçli davranışlar ortaya koyamaması hâlidir. Çevresini, bilincini ve ilmini dilediği gibi değerlendirememe hâlidir uyku!..</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer dünyada yaşarken “NEFS”ini tanıyamamışsan; bilincinin gerçek boyutunun değerlerini elde edememişsen; uyku hâli, kıyamete kadar sürer&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kıyametten sonra da ebede kadar, sonsuza kadar uyku hâli, gaflet hâli, yani hakikati kavrayamama hâli devam eder!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç, kişideki kendini şu birim olarak görme, hissetme hâli; onun uykuda oluşunun açık ispatıdır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hâldeyken boyut değiştirirse kişi, ölümden sonra kıyamete kadar; ve daha sonraki sonsuz yaşamda dahi kişi, kendini bir birim olarak hissetme hâli olan uykulu yaşamına devam edecektir.<br />
Yani, “Hakikat”i bilemeden, hissedemeden, yaşayamadan, yaşamını sürdürecek&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Ölmeden evvel ölünüz!..”</p>
<p style="text-align: justify;">“Biyolojik bedenden ayrılmadan önce, algılama yetersizliğinden oluşan varsayım benliğinizin olmadığını idrak suretiyle boyut değiştiriniz”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Niye?..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, “ölmeden önce ölmek” hâlini yaşayamadığın takdirde, biyolojik bedenden holografik dalga bedene geçişle problem çözülmez!..<br />
Bu geçiş, senin “nefs”ini yani hakikatini tanımana yeterli olmaz!..<br />
Hatta, bunun artık gerçekleşmesi olanaksız olarak sâbitler yapını!..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, mikrodalga-holografik dalga beynin ancak dünyadaki çalışan beyninin kapasitesine sahiptir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal şartlardaki yaşamınla ilgili olarak ne dedik?..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dünyada neye bağlanmışsan, neyinin terki sana zor geliyorsa; bu, senin kendini, beden, huylar, şartlanmalar toplamı olarak kabul etmendendir!..<br />
Bunun, kesin olarak başka bir izahı yok&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Neden kopamıyorsan, neye bağlıysan; senin kafanı ne meşgûl ediyorsa, neyi kaybetmenin ıstırabını çekiyorsan, bu çektiğin ıstırap, senin açık seçik, vehmi kişiliği yaşama hâlinin tabii neticesidir.<br />
Zaten o çektiğin ıstırap, kâbus hükmündedir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl ki uykunda bazı zamanlar kâbus görürsün; kurtulmak istersin kurtulamazsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Düşün ki hayatın boyunca bağlanıp kaydından kurtulamadığın şeyden kopma gerçeğiyle yüz yüze geldiğin anda nasıl bunalırsın!..<br />
Sanki boğazını sıkarlar da nefes alamazsın, boğulacak gibi olursun!..<br />
Öylesine bir ıstırap çekmeye başlarsın&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Düşün ki, bütün hayatını ona tapınmakla geçirmişsin!.. İlâhın o olmuş!.. Şimdi ise onu yitirmek durumundasın!..<br />
Aklın bunu tasdik ediyor, fakat hâlin de ondan kopmanın çekişmesini veriyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Can çekişme anındaki hâli düşünün; hani içinden çalı süpürgesi çekilir gibi diye tarif edilir ya, işte o an!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatını o şeye adamışsın, varlığını ona adamışsın; ve bir anda bakıyorsun, o senin terk edemediğin şey, seni terk etmeye başlıyor!.. Çalı süpürgesinin içini parçaladığı gibi, o parçalanışı duyacaksın, hissedeceksin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sende böylesine bir bağımlılık oluşmuşsa, böylesine bir kendini kaptırma yerleşmişse o şeye karşı; şimdi de ondan kopmanın, ayrı düşmenin ıstırabını duyacaksın!..<br />
İşte bu, kâbus hükmü oluyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kopuşlar gerçekleşmediği sürece, senin kendini tanıma noktasına gelmene imkân yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşin bilgi yanını konuşmuyorum, yaşam yanından söz ediyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, ne olursa olsun bilgi, insanı arındırmaz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgi, insanı paklaştırmaz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgi, insanı saflaştırmaz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgi, gereği uygulanmak içindir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Öz’ündeki, “sır”rındaki hakikati, Kurân’ı anlayabilmen için ancak ve ancak, temizlenmiş, arınmış olman şart!.. Çünkü:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ona (Bilgiye), (şirk pisliğinden &#8211; hayvaniyetinden) arınıp, tâhir olanlardan başkası dokunamaz!” (56.Vâkı’a: 79)</p>
<p style="text-align: justify;">Diyor&#8230; Neden arınacaksın?..</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekleri görmene ve değerlendirmene engel olan tüm şartlanmalarından, huylarından, bağımlılıklarından, dünyaya ait seni kendine esir eden tüm ilgilerinden arınacaksın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlar, kendini varsayım kişilik olarak hissetmene sebep olan şeyler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten kendini kişi olarak hissetmesen, onlar senin için hiçbir şey ifade etmeyecektir!.. Seni zorlamayacak, seni üzmeyecek, seni sıkmayacak, seni bunaltmayacak, kafanı bir an bile meşgûl etmeyecek&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi olay, hangi konu, hangi problem senin kafanı meşgûl ediyorsa, o meşgûl eden şey kadar sen bu kişisin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa sen, bu kişi değilsin!.. Sen, bu beden, çevrenin gördüğü gibi hitap ettiği kişi değilsin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Nesin?..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte seni, ne olduğuna yöneltmek isteyen âyetlere geliyor sıra&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Diyor ki:</p>
<p style="text-align: justify;">“‘HÛ’dur, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın!..” (57.Hadiyd: 3)</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmiş veya gelecek&#8230; Sınırsız geçmiş veya sınırsız gelecek&#8230; Zâhir ve Bâtın O’dur!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Zâhir” dediğimiz şey nedir?..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gözümüzle gördüğümüz her şey, “zâhir” kelimesi kapsamına girer&#8230;<br />
“Bâtın” dediğimiz şey de, bu göz ve kulakla, beş duyuyla algılayamadığımız her şey&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların, sana göre tümü, “O”dur!.. Yani, bunların hepsi de -ki bu çokluk kavramı sana göredir- “O” dediğin varlıktır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “HÛ”!..</p>
<p style="text-align: justify;">“HÛ” kelimesinin mânâsı bir anlamıyla “O” demektir!..<br />
Bir diğer anlamıyla da “Zât’ın hüviyetine” işaret eder ki, o mânânın tafsiline girmeyeceğiz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, bu beş duyu aracın dolayısıyla, o bütünün arasına giriyorsun; araya girişin itibarıyla da, senin önün ve arkan, ön yüzün ve arka yüzün diye bir olay ortaya çıkıyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekte TEK bir sonsuz sınırsız mutlak var, ki “O”nun için, “O”na GÖRE, “Zâhir”, “Bâtın”, “Evvel”, “Âhir” gibi kavramlar söz konusu değil!..<br />
Bunlar bize GÖRE tarifler, tanımlamalar!.. Anlayış sınırlarımızı genişletmek için verilmiş izahlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, algılama kapasitendeki sınırlılığın getirdiği varsayımınla, TEK’i bölüyorsun!.. Zâhir ve Bâtın çıkıyor ortaya!..</p>
<p style="text-align: justify;">Artık sen oradan, o aradan çık, sıyrıl!..</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman “Tek bir Bütün”ün var olduğunu fark edersin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, ikilik “sen”den, senin kendi varlık zannından doğuyor!..<br />
Aslında ikilik yok, dış yapı böylesine bir bütün&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki&#8230; Bu bütünün arasına “Ben giriyorum, ben varım” diyorsun.<br />
Hayır!.. Sen yoksun, diyor. Neyle ifade ediyor bunu?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Attığında, sen atmadın, atan ALLÂH’tı!..” (8.Enfâl: 17)</p>
<p style="text-align: justify;">Bedir savaşında Rasûlullâh (aleyhisselâm) düşmana ok atıyor.<br />
Ok atma olayı ile ilgili olarak da bir gerçeği ifşa etmiş oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Oku, göze göre, zâhire göre kim attı?.. Rasûlullâh (aleyhisselâm) attı!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama, âyet diyor ki; “Attığında, sen atmadın, atan ALLÂH’tı!..”</p>
<p style="text-align: justify;">O TEKLİĞİN içinde senin bir ayrıcalığın, ayrıca bağımsız bir varlığın yok ki, sen atmış olasın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Mâdemki “O” bir bütün, tümel TEK varlık; bu tümel varlığın içinde “sen”in ayrıca bir varlığın yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa, sen, nasıl olur da “ben attım” dersin?..</p>
<p style="text-align: justify;">Veya, ha “ben attım” demişsin, ha “sen attın” demişsin!..<br />
Ben attım sözüyle, sen attın sözü aynı düzeydedir!.. Fark yapmaz ki!.. Sen attın, ben attım veya o attı!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların tümünün üstüne bir çapraz çiziyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır!.. “Allâh attı!” diyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen ne zaman ki bir olayda, “falanca yaptı veya filanca yaptı” dedin.<br />
Yani, araya bir kişi soktun. Ahmed de, Hulûsi de, Cemile, Mazhar de; velhâsılı kelâm ne dersen de, araya kişi soktun!..<br />
İşte bu anda âyetin bu hükmünü farkında olmadan inkâr ettin!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Attığında, sen atmadın, atan ALLÂH’tı!..” (8.Enfâl: 17) diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu gördüğümüz varlık ne?..</p>
<p style="text-align: justify;">Ona geliyoruz şimdi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Biz, semâları ve arzı ve ikisi arasındakileri Hak olarak yarattık!..” (15.Hicr: 85)</p>
<p style="text-align: justify;">Yerler, gökler ve ikisi arasındaki her şey, Hakk’ın dışında bir şey değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, Hakk’ın varlığıyla meydana gelmiş olanlara, algılama araçlarının sana verdiği verilere dayanarak değişik isimler taktın&#8230; Yer dedin, gök dedin, insan, hayvan dedin vs..</p>
<p style="text-align: justify;">Hâlbuki bu varlık, gerçeğiyle Tek bir varlık; Tek bir yapı hâlindeki varlık!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bu beş duyu ile mevcut yapıya bakarsan, pek çok varlık var sanki!..</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan basîretinle bakarsan, Tek bir varlık!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak basîretinle bakabilir misin?..</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ona geleceğiz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkat et; sana varlık âleminde mevcut olan her şeyin, gerçekte Tek varlık olduğunu, Hak söylüyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra, seni tekrar ikaz ediyor O yüce Kur’ân!..</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân-ı Kerîm, eğer okuduğunu anlayabiliyorsan, diyor ki:</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefslerinizde (Benliğinizin hakikati)! Hâlâ (fark etmiyor) görmüyor musunuz?” (51.Zâriyat: 21)</p>
<p style="text-align: justify;">Buraya iyi dikkat et; âyetteki ifadeye bak!..</p>
<p style="text-align: justify;">“NEFSLERİNİZDE” diyor&#8230; Hani ölümü tadacak “nefs”in var ya&#8230; Aslında, o ne olduğunu bilemediğin, “nefs”in var ya!.. İşte onun için diyor bunu!..</p>
<p style="text-align: justify;">Senin şu anda “nefs” diye bildiğin, bedenin, şartlanmaların ve huylarının toplamıdır!..<br />
Oysa böyle değil!..<br />
Ne olduğunu bilmiyorsun, gerçeği itibarıyla “nefs”inin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece inanıyorsun, bir “nefs”inin var olduğuna!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte O, “nefslerinizde mevcut” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefslerinizde mevcut” derken; bak, dikkat et!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir “nefs”in var da, o “nefs”inde “O” da mevcut, değil!..</p>
<p style="text-align: justify;">“O”ndan başka bir şey yok dedik, daha önce!.. Yani senin, “nefs”im dediğin şey, “O”!..<br />
Bir “nefs”in var, bir de “O” var, değil!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sen, “nefs”im dediğin şeyin ne olduğunu bilmekten mahrumsun!..<br />
“NEFS” kelimesini kullanıyorsun, ama gerçek anlamını bilmiyorsun!..</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa ne diyor?.. “Nefslerinizde (Benliğinizin hakikati)! Hâlâ (fark etmiyor) görmüyor musunuz?”</p>
<p style="text-align: justify;">Tâbire bak!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Hâlâ görmüyor musunuz?..” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Madde, göz ile görülür!.. Ama burada işaret edilen madde değil, “nefs”!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs” gözle görülür mü?..</p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki görmekten murat, göz görmesi değil!..</p>
<p style="text-align: justify;">“İdrakinle, kavrayışınla onun öyle olduğunu hissedemiyor musun!” anlamında kullanılıyor görme kelimesi burada&#8230; Fizik bir maddeyi değil&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İdrakinle, basîretinle bunun böyle olduğunu göremiyor musun; algılayamıyor musun, hissedemiyor musun, fark edemiyor musun?.. anlamında&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ve gerçekte var olanı, bu defa bir başka yerde, aşikâre çıkartıyor&#8230; Ne diyor?.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ne yana dönersen Vechullâh karşındadır (Allâh Esmâ’sının açığa çıkışıyla karşı karşıyasın)!..” (2.Bakara: 115 )</p>
<p style="text-align: justify;">Bu âyet, Musa (aleyhisselâm) ümmetiyle, Hz. Muhammed (aleyhisselâm) ümmeti arasındaki farkı da gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân-ı Kerîm’deki, Hz. Musa (aleyhisselâm)’ın mertebesi ile Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın mertebesi arasındaki farkı; Hz. Musa ümmetinin eriştiği nokta ile Hz. Muhammed ümmetinin eriştiği nokta arasındaki mertebe farkını gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii, “Ümmet” kelimesiyle sıradan bir vatandaşı söylemiyorum&#8230;<br />
Yani Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın getirdiği kemâlâtı almış bir kişinin durumundan söz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân-ı Kerîm’de (7.A’raf: 143) ne diyor Hz. Musa (aleyhisselâm) Rabbine hitapla&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Rabbim, göster kendini, bakayım sana!”&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Diyor, Hz. Musa, Tur dağına çıktığı zaman!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Musa’ya gelen hitap ise şöyle:</p>
<p style="text-align: justify;">“Len teraniy&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni, asla göremezsin!..”</p>
<p style="text-align: justify;">Senin beni görmen mümkün değil&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu “görme”den murat elbette fizik görme değil!.. Biraz evvel konuştuk.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâlbuki Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın bildirdiği hükümler, âyetler, tamamıyla “görmek” üzerine kurulmuş!..</p>
<p style="text-align: justify;">Âdeta, “görememek” kınanıyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Hâlâ görmüyor musunuz?” (51.Zâriyat: 21) diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ne yana dönersen Vechullâh karşındadır!” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Fe eynemâ tüvellû fesemme VECHULLÂH”&#8230; (2.Bakara: 115)</p>
<p style="text-align: justify;">Ama burada dikkat edilecek çok önemli nokta var&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh’ın yüzünü” görürsünüz, diyor&#8230;<br />
“Allâh’ın yüzlerini” görürsünüz, demiyor. “Yüzünü” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, şimdi biz, bu gözle baktığımız zaman ne görüyoruz?.. Çiğdem’i, Cihan’ı, Keriman’ı görüyoruz!.. Gözlerimiz bunları görüyor!.. Yani ayrı ayrı yüzler görüyoruz!.. İsimleri ve de resimleri kaldırın!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o zaman, bu gördüğünüz yüzleri değil; sûretlerin ardındaki kaynak olan Tek bir yüzü görürsün, diyor âyeti kerîme&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz evvel bahsetmedik mi?..</p>
<p style="text-align: justify;">Basîretinle baktığın zaman; Varlık Tek bir bütündür; ve bu tek bir varlık olanı basîretinle gördüğün zaman, ALLÂH’ı görmüş olursun!..</p>
<p style="text-align: justify;">Esmâsı yönünden, Allâh’ın vechini görmüş olursun!..<br />
Demek ki, Allâh’ın vechini “basîretle” görmek mümkündür!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu “basîretin” diğer bir adı da “İlim”dir. Ama burada “ilim” tâbirini kullanmıyoruz. Çünkü “ilim” dediğimiz zaman, herkesin aklına fizik, kimya ilminden çerçöp yapma ilmine kadar çeşitli şeyler geliyor!..<br />
Zira biz her şey için ilim tâbirini kullanmışız. Oysa hakiki mânâda ilim, bunlar değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Din ıstılahında ve burada geçen “ilim”; Allâh’ı bilme, yaşama, görme, idrak etme ilmidir. Bu da basîret denilen özellikle olur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Hz. Musa (aleyhisselâm) ümmetinin en ileri gelenlerine dahi “Göremezsiniz” hükmü gelirken;<br />
Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın, Kur’ân-ı Kerîm yolu ile kendisinden sonra gelmiş bütün insanlara vermek istediği şey, kendisinin görmüş olduğu “Allâh’ın vechi”nin görülebileceği gerçeğidir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Musa (aleyhisselâm)’ın vârisi olanlar -ki bugün de Musa’nın vârisleri vardır- kendilerinde “tenzih” görüşü ağır basan velîlerdir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bugün bir velî; “Allâh görülmez, Allâh’ın vechini görmek mümkün değildir, ben bu kişiyim, Allâh ötelerdedir”; diyorsa, o Musa ümmetindendir; yani o anlayışı paylaşanlardandır; adı, Ahmet, Hasan, Hüseyin de olsa&#8230;<br />
Kelimeyi, ismi, tarifi kaldırın, esas mânâyı fark edin!</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın vârisi, Allâh’ı göstermeyi meslek edinir; görme istidadı olanlara!..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü kendisine o ilmi ve hâli miras bırakan, zaten o iş için vardı; ve esas görevi olarak onu yerine getiriyordu!..<br />
Zaten kendisine bıraktığı miras da oydu!.. Sen ev sahibiysen, oğluna ev bırakırsın!.. Evlattaki miras, babanın servetinin aynasıdır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Musa (aleyhisselâm)’ın zamanımızdaki vârisleri, çevresindekileri, “göremezsiniz” hükmünden yetiştirir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın vârisleri de “Hâlâ göremiyor musunuz?” diyerek, “görmek” esası üzere yetiştirir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ne var ki, bunlar hep ehli tarafından bilinen hususlardır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer ehli isen, kişinin hâline, fiiline baktığın zaman, kimin, neyin vârisi olduğunu, nereden feyz aldığını, ilminin hangi mertebeden kaynaklandığını bilirsin!</p>
<p style="text-align: justify;">Her velî, bir Nebi’nin feyz aldığı ağırlıklı isimden, getirdiği hakikatten feyz alır!..<br />
Kimi Âdem’den, kimi Nuh’dan, kimi İbrahim’den, kimi Musa’dan, kimi de İsa’dan alır; selâm olsun hepsine!..<br />
İlimleri ve hâlleri, farklı farklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh (insanın hakikati olan Esmâ mertebesi) dilediği kimseyi kendi nûruna (kendi hakikati ilmine) erdirir!” (24.Nûr: 35)</p>
<p style="text-align: justify;">Yani; dilediğine, Allâh nûru ile hidâyet eder, dilediği yerde kendisini ona tanıtır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Nerede olursanız O sizinle (hakikatinizin Esmâ ül Hüsnâ’sıyla varolması sonucu) beraberdir!” (57.Hadiyd: 4)</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünün&#8230; Yatakta, odada, fabrikada, şurada-burada, aklına gelen her yerde, nerede olursan ol, “nefs”inin bir an olsun senden ayrılması var mı?.. Yok&#8230;<br />
Tümüyle örtülü olmasına rağmen, o nefs sende, seninle mevcut!..</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Bilincin bu aşamada, yaptıklarının sonucunun ne olduğunu görmeye yeterlidir.” (17.İsra’: 14 ) diyor, âyette&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi “nefs”inize hesap vereceksiniz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten sen o “nefs” dediğin yapıya, yani “vicdan”ına hesap vermekle Allâh’a hesap vermiş olacaksın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki senin “nefs” kelimesinden anladığın, başka bir şey olduğu için, meselenin gerçeğinden sapmış, uzaklaşmışsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu noktaya gelirsen, eğer bu gerçekler açılırsa, bu keşifler oluşup, basîretindeki bu perdeler kalkarsa, o zaman:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230; ‘Allâh’ de, sonra bırak onları daldıklarında oynayıp dursunlar!” (6.En’am: 91)</p>
<p style="text-align: justify;">Âyetinin sırrına erersin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “Allâh de sonra bırak&#8230;” derken, hiçbir şey yapma, boş dur, değil burada anlatılmak istenen!..</p>
<p style="text-align: justify;">Varlıkta her an O’nu seyretmeye başla!..<br />
Artık, isimlerle, kişilerle uğraşma!..<br />
Ahmet yaptı, Hasan yaptı, kızım, oğlum yaptı gibi vesaireyi bırak!..<br />
Allâh de, seyre başla&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Artık, yorumu, yargılamayı bırak!.. Çünkü yorumuna kaynak olan şartlanmalarının oluşturduğu değer yargıları, hep sendeki kişilik özelliklerindendir!..<br />
Ya huylarına göre, ya şartlanmalarına göre, ya da âdetlere göre hüküm vereceksin; başka türlü değil!..<br />
Ama bütün bu hâllerden kurtulup, “Allâh’ın vechi”ni görmek istiyorsan, “Allâh de, ötesini bırak”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sana açıklık getiriyor bu konuda da âyet:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Muhakkak ki Allâh dilediğini yapar.” (22.Hac: 18)</p>
<p style="text-align: justify;">Kim?..</p>
<p style="text-align: justify;">Allâh, dilediğini yapar!..</p>
<p style="text-align: justify;">Nerede, dilediğini yapar?..</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda, ötende oturup da mı dilediğini yapıyor?..</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bak, dikkat etsene; nerede yapmada dilediklerini?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefslerinizde mevcut, görmüyor musunuz..?” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte “nefs” adı altında dilediğini yapıyor!..<br />
Ama, her “nefs” için, yaptığının neticesine erişmek de mukadder, hüküm!..</p>
<p style="text-align: justify;">O da kendi hükmü, iradesi yine!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”, eğer kendini örtme hükmü ile gelmişse; şartlanmalara, duygulara, huylara yönelik fiiller ortaya koyarsa, onların neticesi meydana gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”, kendini bunlardan arındırıp, paklarsa, tezkiye ederse, onun neticesi oluşur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne diyor âyette:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kad efleha men zekkâha”</p>
<p style="text-align: justify;">“Gerçekten onu (bilincini) arındıran kurtulmuştur.” (91.Şems: 9)</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”in ne yaparsa ne olacağını da âyette anlatıyor;</p>
<p style="text-align: justify;">“Onlar ki, salâtı (Allâh’a yöneliş ile mi’râcı yaşama) ikame ederler ve arınıp saflaşmak için varlıklarından verirler;<br />
işte onlar ölümsüz geleceklerine kesin yakîn elde etmişlerdir.” (27.Neml:3)</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “nefs”in kendini tanıması hâlini sağlayan; “nefs”in şuurunu-ilmini örten beden, şartlanmalar ve huylar gibi üç kabuktan kendini arındırıp, paklandıran; orijinal hâliyle “nefs”ini tanıyan kurtuluşa erdi!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dışındakiler?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”ini tanıyamamanın getireceği azaplara kendilerini, kendi elleriyle attılar.<br />
Çünkü, “Nefs” için orijini itibarıyla ne azap, ne üzüntü, ne sıkıntı, ne nimet vardır!..</p>
<p style="text-align: justify;">İyi anlayın!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”in orijinal hâli için bunların hiçbiri bahis mevzu değildir!..<br />
Yaşamın ne zevk, nimet yanı “nefs” için söz konusu!.. Ne de azap, sıkıntı yanı mevcut!.. Fakat “nefs”, bu perdeli hâlle yaşarsa, bu şekilde yaşadığı beden, varlık azap çekecektir; veya aksine zevki yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte burası daha evvelce, çeşitli zamanlarda sorulmuş olan sualle ilgili&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki!.. Hak, cennete gider mi?..</p>
<p style="text-align: justify;">Mâdemki “Hakk”tan gayrı bir şey yok, “Hakk”ın cenneti olur mu?..</p>
<p style="text-align: justify;">Hak cehenneme gidip de yanar mı?..</p>
<p style="text-align: justify;">Hak için bu gibi olaylar ve kavramlar geçersizdir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zâtı veya Esmâsı yönünden böyle bir olay mümkün değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Cennet ve cehennem kavramlarının sonuçları, Esmâ terkipleri olan yaratılmışlar için geçerlidir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, şimdi bir aşama daha ileri götürüyor açıklamasıyla Hz. Rasûlullâh bizi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Rabbimi genç bir delikanlı sûretinde gördüm!”&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Delikanlılık, insan bedeninin en olgun, en kemâle çıkmış zirve hâlidir.<br />
O delikanlılık devresinden sonra, beden tükenişe geçer.<br />
Sıfır yaştan 18-20 yaşına kadar olan devrede tam zirveye erişilir; ondan sonra hücreler yıkılmaya başlar!..<br />
Yıkılış tabii daha ağır gidiyor, onun için bedenin yaşamı daha değişik oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, görülen o kemâl sûret, Rabbin sûrete bürünmüş hâli&#8230;<br />
O sûrete bürünmüş hâlinde ben “Rabbimi” gördüm demektir. En güzel hâlinde gördüm demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada Rabbim dediği, nefsidir; ama birimsel bedenin “nefs”i değil; mutlak mânâda “nefs”i!.. Yani, “Nefs-i küll” denilen&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, kendi nefsi ile karşısındaki nefsi aslında aynı şey değil mi; “Nefs” mertebesinde?..</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkatinizi çekiyorum!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs” mertebesinde “Nefs”, Tek’tir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Nevzad’ın nefsi, Hulûsi’nin nefsi, vs. diye ayrı ayrı nefsler yoktur, gerçekte!.. Ayrı ayrı nefsler söz konusu değildir hakikatte!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs” boyutuna geldiğin zaman “nefs” Tek’tir!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu sebepledir ki, “Rabbimi gördüm” sözü, “Nefsimi gördüm” gibidir!..<br />
Ve bu konuya daha da açıklık getiriyor, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi vesellem “Rabbimi gördüm” derken&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka zaman da buyuruyor ki Rasûlullâh (aleyhisselâm):</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni gören Hakk’ı görmüştür!..”</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii, perdeli olanlar, Musa ümmetinin meşrebinde olanlar, “Beni gören, Hak sözü söyleyen kişiyi görmüştür” diye bunu tevil ederek; uzaklaştırıyorlar gerçeği arayanları, hedeflerinden&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında mesele gayet açık!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni gören Hakk’ı görmüştür” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden?..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, “Beni gören Hakk’ı görmüştür” derken; kendisi, “nefs”ini tanımış; her türlü huylardan, şartlanmalardan, kendini beden olarak sanma hâlinden arınmış; “nefsi” ile “vicdanı” ile yaşamaya başlamış; dolayısıyla da “Beni gören Hakk’ı görmüştür” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">“NEFS” olarak kendini tanıyan için, beden hiçbir şey ifade etmiyorsa, o, Hz. İsa (aleyhisselâm) gibi “Benim bedenime dilediğinizi yapınız!..” der!..<br />
“Bedene yapılan hiçbir şey beni ilgilendirmez” der!..<br />
Bedenden kopukluğunu yaşar.<br />
“Sizin huylarınız, âdetleriniz, örfleriniz, ananeleriniz, değer yargılarınız bilinç boyutunda değersizdir” der ve ilave eder İsa (a.s.) gibi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Bunlar insanca düşüncelerdir”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinç, bu mertebede kendini tanıdığı zaman, “nefs” olarak özüne ermiştir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sen, gene de O’na insanca bakarsan; beşer duyularıyla O’na bakarsan, orada sadece o sûreti görürsün!..<br />
Ama basîretinle bakarsan, orada Hak, sana açık açık yüzünü göstermektedir.<br />
Ötede değil, karşında!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni gören Hakk’ı görmüştür” diyor. Eğer göremiyorsan&#8230; Eee&#8230; O zaman;</p>
<p style="text-align: justify;">“Kim bu dünyada âmâ (hakikati göremeyen) ise o, gelecek sonsuz yaşamda da âmâdır (kördür)!” (17.İsra’: 72) diyor, âyet&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya yaşamında “nefs”ini tanıyamamışsan; basîretin gereklerini yerine getirememişsen, hakikate karşı bu dünyada âmâ oluşun gibi, öldükten sonraki yaşamında da âmâ olarak kalırsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu, zâhiri gören gözlerin körlüğü değil, Hakk’ı görecek basîretinin kör olmasıdır, deniyor ve ilave ediliyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Her ne hâl üzere yaşarsanız, o hâl ile ölürsünüz ve ne hâl ile ölürseniz o hâl ile dirilirsiniz.”</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, bütün yaşamın bu körlükle geçecek; son anda sana birisi hokkabaz değneği ile dokunacak, bir anda senin gözün açılacak; böyle bir olay yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşamın körlük üzere gitmişse, ölümün de körlük üzeredir!..<br />
Ondan sonraki yaşamın da tamamen kör olarak gider. Kör, sağır, şaşkın olarak ortalıkta dolaşırsın.<br />
Bugün dolaşanlar gibi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bugünden gözün açılıyorsa, basîretin açılıyorsa, o zaman bugünden ayıksındır, uyku hükmü senin için bitmiştir.<br />
Ve bugünden itibaren de, Hakk’ı ve hakikati görmeye başlarsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi burada iki âyet daha var, onları da ilave edelim:</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh dilediğini kendine seçer&#8230;” (42.Şûrâ: 13)</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer bir âyette:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Hareket eden hiçbir canlı yoktur ki onun ‘Bi’nasiyesinde (alnında-beyninde var olarak/beyninden) tutmuş olmasın (Fâtır’ın beyni programlaması)&#8230;” (11.Hûd: 56) diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Rubûbiyet mertebesinden kasıt “nefs” olduğuna göre, her varlık üzerinde tasarruf hükmü, hüküm icra eden “nefs”tir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama “nefs”, her birimde, bürünmüş olduğu ya huylar istikametinde o fiili meydana getirir, ya şartlanmalar doğrultusunda meydana getirir, ya bedenin istek ve arzuları istikametinde meydana getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Neticede, her beden üzerinde, insan olsun, hayvan olsun, ne olursa olsun, hükmünü icra eden, “nefs”tir!.. “Nefs” mertebesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh dilediğini kendine seçer&#8230;” diyor âyet&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Artık “Allâh” isminin mânâsını sen nasıl anlıyorsan, dilediğini kendine seçmesini de ona uygun bir şekilde anlarsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak;</p>
<p style="text-align: justify;">Hakikat, dünyada yaşanırken yaşanacak bir olaydır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, o mutlak ve kesin gerçek, Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın açıklamasına göre şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">“ALLÂH vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu!..”</p>
<p style="text-align: justify;">Yani âlem, insan, varlık, melek, cin, ins vs. yoktu&#8230; Sadece Allâh vardı!..</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklamadan çıkan birinci mânâ bu!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama aynı cümleden anlaşılan başka mânâlar da var elbette&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Âli’ye geliyor ve diyorlar ki; Rasûlullâh şöyle buyurdu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh var idi, O’nunla beraber bir şey yok idi.”</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Âli, bir an duruyor ve;</p>
<p style="text-align: justify;">“El AN öyledir!..” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada açıklanmak istenen birinci mânâ; insan, âlem, varlıklar vs. yoktu, sadece “Allâh” vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci mânâ; bütün bunlar vardı ama olan şeyler O’nun dışında bir şey olmadığı için sadece “Allâh” vardır ve “el an dahi Allâh” var.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bir mânâ; yine sadece “Allâh” var, “el an” dediğine göre. “El an”da yani sonsuz sınırsız Allâh an’ı içinde, âlem, insan vs. bu görülen varlıkların hiçbiri esasında mevcut değil&#8230; Dünya, cennet, cehennem hiçbir şeyin kendine has orijinal vücudu, varlığı mevcut değil!</p>
<p style="text-align: justify;">Burada bize düşen, meseleden fazla uzaklaşmamak için, en faydalı olan şey; bu şıklardan sadece birini tercih etmek değil, hepsinin de geçerli olduğunu idrak etmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sapmalar, bu saydığım şıklardan sadece birisinin geçerliliğini kabul etmek yüzünden olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü gerek Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ı, gerekse O’nun vârisi olan kemâlât sahibi kişilerin en büyük özelliği, konuştukları zaman ifade ettikleri kelâmda, birkaç mânâ bulunmasıdır.<br />
Yani, bir tek cümle söylerler, ancak o cümleden çeşitli mânâlar çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada dikkat edilecek husus şu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">O anlatımdan çıkan birkaç mânâdan bir tanesi esastır da diğerleri doğru değil, değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi boyutta hangi mânâları algılıyorsan, onların hepsi de o kelâmda mevcut&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yani bir cümlede birkaç hakikate birden işaret edebilme özelliği mevcut&#8230;<br />
Buna “cevâmiül kelâm” yani kelâmında toplu olarak birçok mânâlar ifade edebilme özelliği deniyor.<br />
Hz. Rasûlullâh’a ve vârislerine ait olan bir özellik bu!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir mânâyı, bir cümleyi söylüyor; o cümleden birkaç boyutta mânâ algılayabiliyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemi dolayısıyla tekrar ediyorum, burada şuna dikkat etmek zorunlu; bu mânâların sadece biri tercihe şayan değil; hepsi de geçerli!..</p>
<p style="text-align: justify;">Önemli olan, hepsinin de ayrı ayrı geçerli olduğu boyutları müşahede etmeye çalışman&#8230; Yani işin incelik noktası burası!.. Şu mânâ mı, bu mânâ mı demek doğru değil!.. Zira her mânâ kendi boyutunda doğru!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu nedenledir ki sen, bütün boyutları kavramaya çalış; ki o zaman meseleyi kapsayabilesin bütünüyle&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Allâh’ta kendini yok etmek, “fenâfillâh” muhaldir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zira, ikinci bir varlık yoktur ki, o ikinci varlık kendini Allâh’ta yok etsin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir Allâh, bir de sen(!) varsın!.. Sen, bu varlığını yok edecek bir şeyler yapacaksın da, o yukarıdaki Allâh’a ulaşacaksın?..<br />
Yok öyle bir şey!..</p>
<p style="text-align: justify;">Senin “nefs”ini tanıma olayın var!..</p>
<p style="text-align: justify;">O yüzden de, Rasûlullâh (aleyhisselâm), hiçbir zaman, “fenâfillâh” diye bir şeyden söz etmemiştir; ve bu anlama gelecek bir kelime de kullanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama, Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın ağzından:</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefsini tanıyan Rabbini tanımış olur&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklaması ve hükmü çıkmıştır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu da tüm varlığın Vahdet esası üzerine ortada olduğunu açık seçik gösterir.<br />
Dolayısıyla, vehmini terk edip, kendi hakikatini tanımaktır, esas olan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">@Ahmed Hulusi<br />
13.9.1994</p>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/">Kendini Tanı-  Ahmet Hulusi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kainatın Zikri &#8211; Bir Ayet Bir Hadis</title>
		<link>https://hacialibayram.com/kainatin-zikri-bir-ayet-bir-hadis/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/kainatin-zikri-bir-ayet-bir-hadis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 May 2017 16:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bir Ayet Bir Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hâdî]]></category>
		<category><![CDATA[mazhar]]></category>
		<category><![CDATA[mürîdân]]></category>
		<category><![CDATA[tecelli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hacialibayram.com/?p=10086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kainatın Zikri &#8211; Bir Ayet Bir Hadis Cenâb-ı Hak buyuruyor: “Yedi kat gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbîh eder. O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir varlık yoktur. Ne var ki, siz onların tesbîhini anlayamazsınız! Şüphesiz ki O, Halîm (azapta hiç acele etmeyen)dir, Gafûr (çok bağışlayandır)dır.” (İsrâ, 44) Rasûlullah (sav) buyurdular: “Dilin zikrullah tesbîhiyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kainatin-zikri-bir-ayet-bir-hadis/">Kainatın Zikri &#8211; Bir Ayet Bir Hadis</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-family: impact, sans-serif; color: #008080;">Kainatın Zikri &#8211; Bir Ayet Bir Hadis</span></h1>
<div id="attachment_10087" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-10087" class="size-medium wp-image-10087" src="https://www.hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/05/Kainatın-Zikri-Bir-Ayet-Bir-Hadis-300x157.jpg" alt="" width="300" height="157" /><p id="caption-attachment-10087" class="wp-caption-text">Kainatın Zikri &#8211; Bir Ayet Bir Hadis</p></div>
<h2><span style="color: #808000;"><strong>Cenâb-ı Hak buyuruyor:</strong></span></h2>
<p><strong>“Yedi kat gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbîh eder. O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir varlık yoktur. Ne var ki, siz onların tesbîhini anlayamazsınız! Şüphesiz ki O, Halîm</strong> (azapta hiç acele etmeyen)<strong>dir, Gafûr </strong>(çok bağışlayandır)<strong>dır.”</strong> (İsrâ, 44)</p>
<h2><span style="color: #808000;"><strong>Rasûlullah (sav) buyurdular:</strong></span></h2>
<p><strong><em>“Dilin zikrullah tesbîhiyle dâimâ ıslak olsun.”</em> (Tirmizî, Daavât, 4; İbn-i Mâce, Edeb, 53)</strong></p>
<blockquote class="td_quote_box td_box_center">
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 12pt;"><strong>Bir gün Üftâde Hazretleri, müridleriyle beraber bir kır sohbetine çıkmıştı. Dervişlerinden kırın en güzel yerlerini dolaşarak birer demet çiçek getirmelerini istedi. Bir müddet sonra her biri ellerinde güzel çiçeklerle geldiler. Ancak Kadı Mahmud Efendi’nin elinde sadece sapı kırılmış, solgun bir çiçek vardı. Diğerlerinin ellerindekileri neşeyle hocalarına takdiminden sonra Kadı Mahmud, boynunu bükerek bu kırık ve solmuş çiçeği Üftâde Hazretleri’ne takdim etti. Üftâde Hazretleri diğer mürîdânın meraklı bakışları arasında sordu:</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 12pt;"><strong>“–Evlâdım Mahmud! Arkadaşların güzel güzel çiçekler getirdikleri hâlde sen niçin sapı kırık, solgun bir çiçek getirdin?”</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 12pt;"><strong>Kadı Mahmud edeple boynunu büküp cevap verdi:</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 12pt;"><strong>“–Efendim! Size ne takdim etsem azdır. Ancak hangi çiçeği koparmak için elimi uzattıysam, onun; «Allah, Allah!» diyerek Rabbini zikrettiğini işittim. Koparıp da zikirlerine mânî olmaya gönlüm râzı olmadı. Çaresiz ben de elimdeki, zikrine devam edemeyen şu çiçeği getirmek zorunda kaldım.”</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 12pt;"><strong>Kadı Mahmud, Aziz Mahmud Hüdâyî olma yolunda böyle tecellîlere mazhar olmaktaydı. (Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Şubat-2016)</strong></span></p>
</blockquote>
<p><span style="color: #808000;"><b>Her Güne Bir Esma-ül Hüsna</b><b> (Allah’ın En Güzel İsimleri)</b></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong>el-Hâdî: </strong>Kullarının rubûbiyetlerini ikrâr etmeleri için onlara marifetullah yolunu öğreten, lütufla ve güzellikle yol gösteren, hayra erdiren, murâda yaklaştıran, doğru yola davet eden, her mahluku, bekâsı ve vücudunun idâmesi hususunda gerekli olan hususlara yönelten demektir.</p>
<p><span style="color: #808000;"><b>Kısa Günün Kârı</b></span></p>
<p style="text-align: left;">Kâinatta bizim canlı-cansız diye ayırdığımız her varlık, Allâh’ı zikir ve tesbîh eder. Kâinat zikrullah tecellîleriyle doludur.</p>
<p><span style="color: #808000;"><b>Lügatçe</b></span></p>
<p style="text-align: left;"><b>mürîdân: </b>Müridler.<b><br />
tecellî:</b> Belirme, görünme, ortaya çıkma, zuhur etme, meydana çıkma<b><br />
mazhar:</b> Bir iyiliğe erişmiş, erişen.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kainatin-zikri-bir-ayet-bir-hadis/">Kainatın Zikri &#8211; Bir Ayet Bir Hadis</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/kainatin-zikri-bir-ayet-bir-hadis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
