<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İfk hadisesi arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/ifk-hadisesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/ifk-hadisesi/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 May 2021 04:00:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>İfk hadisesi arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/ifk-hadisesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İfk Hadisesi İftira Olayı</title>
		<link>https://hacialibayram.com/ifk-hadisesi-iftira-olayi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/ifk-hadisesi-iftira-olayi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 May 2021 03:43:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gerdanlık olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Gerdanlık olayı ayet]]></category>
		<category><![CDATA[hevdeçin]]></category>
		<category><![CDATA[İfk hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi aşağıdakilerden hangisidir]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi ateist]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi ayet]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi dia]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi hangi ayette]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi hangi ayette geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi hangi surede]]></category>
		<category><![CDATA[İfk hadisesi iftira atan]]></category>
		<category><![CDATA[İfk hadisesi ile ilgili ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi ile ilgili bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi mistah]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi ne demek kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi üzerine inen ayet]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesi ve cemel vakası]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesinden çıkarılacak dersler]]></category>
		<category><![CDATA[ifk hadisesini anlatan sure hangisidir]]></category>
		<category><![CDATA[İfk olayı ayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ifk olayı diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[İfk olayı hangi gazve esnasında gerçekleşmiştir]]></category>
		<category><![CDATA[İfk olayı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Safvan bin Muattal]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmü Rumân]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=24203</guid>

					<description><![CDATA[<p>İfk Hadisesi İftira Olayı Peygamber efendimizin hayatı kategorimizde bu günkü yazımız ” İfk Hadisesi İftira Olayı “ konu ile ilgili tüm bilgiler bu yazımızda paylaşılmıştır. Zâhiren îmân etmiş görünüp, hakikatte îmân etmemiş münâfıklar gürûhu, her zaman her fırsatta Resûl-i Ekrem Efendimiz ve ashabını rahatsız etmek gayret ve maksadını taşıyorlardı. Bu maksatlarına muvaffak olmak için de ellerinden gelen her yola başvurmaktan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/ifk-hadisesi-iftira-olayi/">İfk Hadisesi İftira Olayı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>İfk Hadisesi İftira Olayı</h1>
<p><strong>Peygamber efendimizin hayatı</strong> kategorimizde bu günkü yazımız <strong>” İfk Hadisesi İftira Olayı “</strong> konu ile ilgili tüm bilgiler bu yazımızda paylaşılmıştır.</p>
<p>Zâhiren îmân etmiş görünüp, hakikatte îmân etmemiş <strong>münâfıklar</strong> gürûhu, her zaman her fırsatta Resûl-i Ekrem Efendimiz ve ashabını rahatsız etmek gayret ve maksadını taşıyorlardı. Bu maksatlarına muvaffak olmak için de ellerinden gelen her yola başvurmaktan asla çekinmiyorlardı. Öyle ki Kâinatın Efendisinin lekesiz, tertemiz mahrem hayatına dil uzatacak kadar küstah ve âdice hareket edebilme cü&#8217;retini bile gösterebiliyorlardı.</p>
<p><strong>İfk hâdisesi</strong>, Hz. Âişe (r.a.) Validemize münâfıkların reisi <strong>Abdullah bin Übeyy</strong> tarafından yapılan iftira hâdisesidir. Hâdise şöyle cereyan etmiştir:</p>
<p>Hz. Âişe&#8217;den (r.a.) öğrendiğimize göre, Resûlullah (a.s.m.) herhangi bir sefere çıkacakları zaman Ezvâc-ı tâhirat arasında Kur&#8217;a çeker, kime düşerse onu beraberinde götürürdü. <a href="https://hacialibayram.com/beni-mustalik-gazasi/">Benî Müstalık Gazâsında</a> ise Kur&#8217;a Hz. Âişe Validemize çıkmıştı.</p>
<p><strong>Hâdisenin bundan sonrasını bizzat Hz. Âişe Validemiz şöyle anlatmıştır:</strong></p>
<blockquote><p><em>&#8220;Resûlullah ile beraber sefere çıkmıştım. Bu sefer, tesettür âyeti inzâl buyrulduktan sonra idi. Bunun için ben <strong>hevdeçin</strong> içinde taşınır, konak yerine de hevdeç içinde indirilirdim. Bu suretle gittik.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Resûlullah (a.s.m.) Benî Müstalık gazâsından dönüyordu. Medine&#8217;ye yaklaştığımızda bir konak yerine indi. Gecenin bir bölümünü orada geçirdi. Sonra göç edilmesini emretti.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Hareket emri verildiği zaman, ben kalkıp ihtiyacımı gidermek için yalnız başıma ordudan ayrılıp gittim. Kazâ-yı hâcet ederek dönüp bindiğim devemin yanına geldim. Göğsümü yokladığımda, <strong>Yemen göz boncuğundan dizilmiş gerdanlığımın kopmuş olduğunu farkettim.</strong> (Bu gerdanlığı annesi <strong>Ümmü Rumân</strong> düğün hediyesi olarak takmıştı.) Dönüp gerdanlığımı aramaya koyuldum. Fakat onu aramak beni yoldan alıkoymuştu. Ben öyle zannetmiştim ki, sefere iştirak etmiş olanlar bir ay bekleseler dahi, benim devemi, ben hevdeçte bulunmadıkça sevk etmezler. Halbuki yolda bana hizmet edenler gelip hevdecimi yüklemişler, bindiğim deveyi de hareket ettirmişlerdi. Onlar beni hevdeç içinde sanıyorlarmış.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Çünkü o zaman kadınlar hafif idi; iri ve ağır vücutlu değillerdi. Yemek de az yerlerdi. Bu sebeple hizmetçiler hevdeci yüklemek üzere kaldırdıklarında, hevdecin ağırlık derecesinin farkına varamayarak yüklemişler. Hem ben, küçük ve zaif bir kadındım. Deveyi sürüp gitmişler.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Gerdanlığımı, ordu ayrılıp gittikten sonra buldum. Hemen dönüp ordugâha geldim. Fakat onlardan kimseyi bulamadım. Hepsi çekip gitmişti. Ben de orada evvelce bulunduğum yere geldim. Çarşafıma bürünüp yanımın üzerine uzandım. Hevdeç&#8217;te beni bulamayınca, aramak için yanıma gelirler sandım.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;O sırada gözlerimi uyku bürüdü, uyumuş kalmışım.&#8221;</em></p>
<p><em><strong>&#8220;Safvan bin Muattal,</strong> ordunun arkasına kalır, halkın mallarını araştırır, bir şey kalmışsa, kaybolmamak için alıp diğer konak yerine götürürdü.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Safvan, askerin arkasından yürüyerek, sabaha karşı bulunduğum yere doğru gelmiş. Uyuyan bir insan karaltısı görünce, gelip başucuma dikilmiş ve beni görür görmez tanımış. Çünkü, bize hicâb âyeti inmeden evvel, onun beni görmüşlüğü vardı.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Safvan, beni görünce şaşırarak<strong> &#8216;İnna lillahi ve inna ileyhi racîun [Biz Allah&#8217;ın kullarıyız ve muhakkak Ona dönüp varıcıyız]&#8217;</strong> dedi.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Hemen onun sesine uyandım. Çarşafımla yüzümü örtüp büründüm.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Vallahi, onunla ne bir kelime konuşmuşuzdur ne de<strong> &#8216;İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn&#8217;</strong> ifâdesinden başka ondan bir kelime işitmişimdir.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Bundan sonra Safvan, devesini ıhdırdı. Beni, binsin diye ayağını devesinin ön ayağına bastı. <strong>&#8216;Bin!..&#8217;</strong> dedi ve kendisi geri çekildi.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Ben de hemen kalkıp deveye bindim. Kendisi de devenin başını, yularını çekerek askere yetişmek için sür&#8217;atle ilerlemeye başladı. Sabaha kadar askerin arkasından yetişemedik. Nihayet asker, konak yerine inip yerleştiği sırada idi ki Safvan&#8217;ın, devemin yularını çekerek konak yerine getirdiği görüldü.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Başmünafığın Durumu Değerlendirmesi</strong></p>
<p>Safvan bin Muattal, Hz. Âişe Validemizi deve üzerinde getirirken, münafıkların başı Abdullah bin Übeyy&#8217;le karşılaşmışlardı. Abdullah bin Übeyy, <em>&#8220;Bu kimdir?&#8221;</em> diye sordu.</p>
<p><em>&#8220;Âişe&#8217;dir.&#8221; </em>dediler.</p>
<p>Kavmi arasında itibarı oldukça sarsılan, bütün nazarları menfi şekilde üstüne toplamış bulunan baş münâfık bu masum hâdiseyi diline dolamak istedi. Bu meş&#8217;um niyetini hemen orada izhar etti:</p>
<p><strong><em>&#8220;Vallahi&#8221; dedi, &#8220;ne Âişe, o adamdan dolayı kurtulur, ne de o adam, Âişe&#8217;den dolayı kurtulur.&#8221;</em></strong></p>
<p>Daha bir sürü alçakça laf etti.</p>
<p>Ordugâh, baş münâfık Abdullah bin Übeyy bin Selûl&#8217;ün yaptığı iftira ile çalkalandı.</p>
<p>İşte, gerçek mânâda bir mü&#8217;min ve Müslüman olan, hattâ erkeklik özelliğinden bile mahrum bulunan Safvan bin Muattal da dininin gereği olan bu vazifeyi yapmıştır.</p>
<p>Ne var ki, kalblerinde hastalık bulunan, dilleriyle îmân ettik deyip, kalben imana erişmemiş bulunan ve işleri güçleri mü&#8217;minleri birbirine düşürmek olan münafıklar, hususan Abdullah bin Übeyy bin Selûl, bunu bir ganimet bilmiş ve diline dolayarak Hz. Âişe Vâlidemize şen&#8217;ice iftirada bulunmuştur. Maksadı üzerine toplanan nazarları dağıtmak, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin nazik ruhunu rencide etmek ve Müslümanları birbirine düşürmek, onların birbirine karşı olan itimatlarını sarsmaktı.</p>
<p><strong>Hz. Âişe Söylenenlerden Uzun Müddet Habersizdi</strong></p>
<p>Münafıkların reisi <strong>Abdullah bin Übeyy&#8217;i</strong>n başlattığı, <strong>Hassan bin Sabit, Mistah bin Üsâse, Hamne binti Cahş</strong> ve halktan bazı saf Müslümanların, münâfıkların tuzağına düşerek etrafa yaydıkları iftira hâdisesinden Hz. Âişe&#8217;nin uzun bir müddet haberi olmamıştı. Bu hususu Hz. Âişe (r.a.) şöyle anlatır:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Medine&#8217;ye gelince ben, çok geçmeden ağır bir hastalığa [humma] tutuldum. Bir ay çektim. Meğer bu esnada halk arasında Ashab-ı İfk&#8217;in iftirâları dolaşıyormuş. Ben ise olanlardan bütünüyle habersizdim. Aleyhimdeki iftirâları Resûlullah&#8217;la annem ve babam da duymuşlar, fakat bana hiçbir şeyden bahsetmiyorlardı.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Yalnız hastalığımda beni şüphelendiren bir husus vardı: Nebî&#8217;den (a.s.m.) daha önce hastalandığım zamanımda görmüş olduğum lütuf ve şefkatı bu hastalığım esnasında görmüyordum. Ve adımı bile zikretmeden<strong> &#8216;Hastanız nasıl?&#8217; </strong>diyor ve bununla iktifâ ediyordu. Benim, iftiracıların uydurduklarından hiç haberim yoktu.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Söylenenleri Hz. Resûlullah, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Âişe&#8217;nin anneleri duymuş olmasına rağmen, Hz. Âişe&#8217;ye bir şeyden bahsetmiyorlardı. Ancak yukarıda zikrettiğimiz şekilde Hz. Resûlullahın kendisine karşı tavrından Hz. Âişe endişe duyuyor ve üzülüyordu. Fakat, bunun sebebinden haberi yoktu.</p>
<p><strong>Hz. Âişe, İftirâyı Nasıl ve Kimden Öğrendi?</strong></p>
<p>Hz. Âişe, iftirayı kimden ve nasıl öğrendiğini de şöyle anlatır:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Aradan yirmi küsûr kadar gece geçmişti. Hastalığımı atlatmış, nekâhet devresine girmiştim.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Bizler, o zaman Arap olmayanların evleri yanında edindikleri şu helâları, kokusundan tiksindiğimiz için, evlerimizin yanında bulundurmaz, Medine&#8217;nin kırlarına çıkardık. Kadınlar, her gece oraya ihtiyaçlarını gidermek için çıkarlardı.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Ben, yine bir gece Mıstah bin Üsâse&#8217;nin annesi ile hacet giderme yerimiz olan Menası&#8217; tarafına çıkmıştım. Mıstah&#8217;ın annesi, çarşafına takılarak düşünce, <strong>&#8216;Mıstah yüzünün üzerine düşsün, kahrolsun!&#8217;</strong> diyerek oğluna bedduâ etti.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Ben,<strong> &#8216;Ey ana! Ne diye oğluna bedduâ ediyorsun?&#8217; </strong>dedim. Sustu, cevap vermedi.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;İkinci kere ayağı dolaşıp düştü. Yine;<strong> &#8216;Mıstah, yüzünün üstüne düşsün, kahrolsun!&#8217; </strong>diye bedduâ etti.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Ben<strong>, &#8216;Ey ana! Ne diye oğluna bedduâ ediyorsun?&#8217;</strong> dedim. Yine susup cevap vermedi.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Üçüncü kere düştü. Yine;<strong> &#8216;Mıstah, yüzünün üstüne düşsün, kahrolsun!&#8217; </strong>diye bedduâ etti.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Ben yine<strong> &#8216;Ey ana! Ne diye oğluna bedduâ ediyorsun? Bedir Savaşında bulunmuş bir zata sövülür, bedduâ edilir mi?&#8217; </strong>dedim.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;O, <strong>&#8216;Vallahi, ben, ona senin aleyhinde söylediklerinden dolayı bedduâ ediyorum.&#8217; </strong>dedi.</em></p>
<p><em>&#8220;<strong>O, neler söylemiş?&#8217; </strong>diye sordum. Bunun üzerine, Mıstah&#8217;ın annesi, iftiracıların söylediklerini bana teker teker anlattı. Hastalığım tekrar geri geldi.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Vallahi, üzüntümden hacetimi gidermeye bile güç yetiremedim ve döndüm. O kadar ağladım ki, ağlamaktan ciğerlerim kopacak, parçalanacak sandım.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Hz. Âişe Annesinin Evinde</strong></p>
<p>Hastalığında Hz. Âişe&#8217;ye annesi Ümmü Rumân bakıyordu.</p>
<p>Bir gün yine Resûlullah, selâm verip yanına girdi. Hz. Aişe&#8217;nin ismini zikretmeden, <strong>&#8220;Hastanız nasıldır?&#8221;</strong> diye sordu. Başka da hiç bir şey konuşmadı.</p>
<p>Hz. Âişe der ki:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Artık kendimi tutamadım, <strong>&#8216;Yâ Resûlallah! Şimdiye kadar görmediğim eziyeti görüyor ve çekiyorum. Bana müsâade etsen de annemin evine gitsem. Hastalığıma orada bakılsa olmaz mı?&#8217;</strong> dedim.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Resûlullah, <strong>&#8216;Gitmende bir mahzur yok.&#8217;</strong> dedi.</em></p>
<p><em>&#8220;Ben, ebeveynimin yanına gidip, aleyhimdeki haberin içyüzünü anlamak istiyordum. Resûlullah, yanıma bir hizmetçi katıp, beni babamın evine gönderdi.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Annem,<strong> &#8216;Kızcağızım, sen niçin geldin?&#8217; </strong>diye sordu.</em></p>
<p><em><strong>&#8220;Anneciğim, halk, benim aleyhimde neler söyleyip duruyormuş da siz bana hiçbir şey sızdırmadınız?&#8217;</strong> dedim.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Annem <strong>&#8216;Kızcağızım, sen kendini hiç üzme. Sıhhatini düşün. Vallahi, bir kadın senin gibi güzel ve kocasının yanında sevgili olsun ve onun birçok ortakları bulunsun da onu kıskanmasınlar ve onun aleyhinde bir takım laflar çıkarmasınlar, bu pek nâdirdir.&#8217; </strong>dedi.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;<strong>&#8216;Babamın, bundan haberi var mı?&#8217; </strong>dedim.</em></p>
<p><em>&#8220;&#8216;Evet&#8217; dedi.</em></p>
<p><em>&#8220;<strong>&#8216;Resûlullahın da haberi var mı?&#8217; </strong>diye sordum.</em></p>
<p><em>&#8220;&#8216;Evet&#8217; dedi.</em></p>
<p><em>&#8220;Kendimi tutamadım ağladım. Babam, damda Kur&#8217;ân okuyordu. Sesimi duyunca, indi.</em></p>
<p><em>&#8220;Anneme<strong> &#8216;Nedir bunun hâli?&#8217; </strong>diye sordu.</em></p>
<p><em>&#8220;Annem, &#8216;Hakkındaki dedikodulardan haberi olmuş.&#8217; dedi.</em></p>
<p><em>&#8220;Babamın da gözleri yaşla doldu. O gece, sabaha kadar hep ağlayıp durdum.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in Ashabıyla İstişâresi</strong></p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Âişe aleyhinde yapılan iftirânın etrafta konuşulduğu günlerde vakitlerinin çoğunu evinde geçiriyor, pek dışarı çıkmıyordu. Konu ile ilgili vahyin gelmesi gecikince, ashabıyla konuştu, onların fikirlerini aldı.</p>
<p><strong>Hz. Ömer fikrini şöyle ifade etti:</strong></p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yâ Resûlallah! Hâşâ! Bu büyük bir bühtan ve iftirâdır. Kesinlikle biliyorum ki, bu, münâfıkların yalanlarından birisidir. Allahü Teâlâ, bedeninize sinek kondurmaktan sizi koruyor. Bedenini böyle pisliklere konan sineklerden bile muhafaza eden, onları bedenine yaklaştırmayan Allah, nasıl olur da âileni, böyle kötülüklere bulaşmaktan korumaz?&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Hz. Osman ise görüşünü şöyle açıkladı:</strong></p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yâ Resûlallah! Allah, üzerine insan ayağı basmasın, yahut yeryüzündeki pislikler üzerine düşmesin diye gölgenizi yere düşürmekten korumaktadır. Böyle gölgenizi bile hiç kimseye çiğnetmezken, nasıl olur da sizin âilenizin namusunu herhangi bir kimsenin kirletmesine meydan ve imkân verir?&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Hz. Ali de kanaatini şöyle ifâde etti:</strong></p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yâ Resûlallah! Bir gün bize namaz kıldırıyordun. Namaz içinde iken, ayakkabılarını çıkartmıştınız. Size uyarak biz de çıkartmıştık. Namaz bitince, ayakkabılarımızı çıkarmanın sebebini bize sormuştun. Biz de sana uymuş olmak için çıkardığımızı söylemiştik. Bunun üzerine siz;<strong> &#8216;Temiz olmadıkları için, onları çıkarmamı bana Cebrâil emretti.&#8217; </strong>demiştiniz.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Böyle ayakkabılarına bulaşan pislik, size bildirildiği ve onları pislik bulaşığından dolayı çıkarmanız size emredildiği hâlde, âilenize, namus kirletecek kötülüklerden bir şey bulaşsın da onu çıkarmanız için size emredilmesin, olur mu hiç?&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz bu arada, Hz. Âişe Vâlidemizin hizmetçisi Hz. Berire&#8217;nin de görüşünü sordu. <strong>Hz. Berire:</strong></p>
<blockquote><p><em>&#8221; Yâ Resûlallah, seni hak peygamber olarak gönderen Allah&#8217;a yemin ederim ki, ben onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Onun hakkında kusur olarak sadece şunu söyleyebilirim: Kendisi çok genç bir kadındı. Ev halkının hamurunu yoğururken uyuya kalırdı da evde beslenilen koyun gelir, hamurunu yerdi.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Hz. Zeyneb (r.a.) </strong>Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in zevceleri arasında güzelliği ve Efendimiz yanındaki mevkii ile kendisini Hz. Âişe Vâlidemizle eşit görür ve zaman zaman rekabet ederdi. Buna rağmen Hz. Âişe hakkında bu hususta en küçük bir kötü zanna kapılmamış, Resûlullah bu hususta onun görüşünü sorunca, şu cevabı vermişti:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yâ Resûlallah! Ben işitmediğimi <strong>&#8216;işittim&#8217; </strong>demekten, kulağıma gelmeyeni <strong>&#8216;duydum&#8217; </strong>demekten kulağımı; ve görmediğimi<strong> &#8216;gördüm&#8217;</strong> demekten gözümü korurum. Vallahi, ben onun hakkında hayırdan başka hiçbir şey bilmiyorum.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in Hitâbesi</strong></p>
<p>Aslında Resûl-i Ekrem Efendimiz, zevcesi Hz. Âişe&#8217;nin böyle bir isnaddan uzak olduğunu çok iyi biliyordu. Ancak böylesine hâince ve sinsice plânlı bir iftiranın halk arasında yayılması, kendisini son derece üzmüştü. Bu, Hz. Âişe&#8217;ye karşı ister istemez tavrını değiştirmesine sebep olmuştu. Nitekim, mescidde irad ettiği hutbede bunu açıkça ifade ediyordu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Ey Müslümanlar cemâatı! Âilem aleyhindeki iftirasıyla beni üzüntüye düşüren bir şahsa karşı bana kim yardım eder? Halbuki, vallahi ben, âilem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. İftiracılar öyle bir adamın ismini de ileri sürdüler ki, ben onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p><strong>Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in, Hz. Âişe ile Konuşması</strong></p>
<p>Hz. Aişe&#8217;ye iftirâ edilişin üzerinden bir ay gibi uzun bir müddet geçmiş olmasına rağmen, Resûl-i Ekrem Efendimize (a.s.m.) bu hususta herhangi bir vahiy inmedi. Mescidde ashabına irad ettiği hitabesinden birkaç gün sonra Hz. Ebû Bekir&#8217;in evine vardı. Selâm verdikten sonra, Hz. Âişe&#8217;nin yanına oturdu ve şöyle dedi:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Ey Âişe! Hakkında bana şöyle şöyle sözler erişti. Eğer sen bu isnadlardan uzak isen, yakında Allah, seni onlardan beri ve uzak tuttuğunu açıklar. Yok eğer böyle bir günaha yaklaştınsa, Allah&#8217;tan af dile ve Ona tövbe et! Çünkü kul, günahını itiraf ve sonra da tövbe edince, Allah da ona afv ile muamele buyurur.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Hz. Âişe o andaki durumunu da şöyle anlatır:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Resûlullah (a.s.m.) sözlerini bitirince gözümün yaşı kesildi. Öyle ki, göz yaşından bir tek damla bulamıyordum. Hemen babama dönüp, <strong>&#8216;Resûlullaha bu hususta benim tarafımdan cevap ver&#8217;</strong> dedim.</em></p>
<p><em>&#8220;Babam, <strong>&#8216;Vallahi kızım! Resûlullaha (a.s.m.) ne diyeceğimi bilemiyorum.&#8217;</strong> dedi.</em></p>
<p><em>&#8220;Sonra anneme döndüm,<strong> &#8216;Resûlullaha bu hususta benim tarafımdan cevap ver.&#8217;</strong> dedim.</em></p>
<p><em>&#8220;O da, <strong>&#8216;Vallahi, ben de Resûlullaha ne diyeceğimi bilmiyorum.&#8217; </strong>dedi.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Baba ve annesi Resûlullaha herhangi bir cevapta bulunmayınca, Hz. Âişe bizzat konuşmak mecburiyetinde kaldı. Şehâdet getirip, Cenâb-ı Hakka hamd ve senâda bulunduktan sonra,</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Vallahi,&#8221; dedi. &#8220;Ben anladım ki, siz halkın yaptığı dedikoduyu işitmişsiniz. Hattâ, onlara inanmış gibisiniz! Şimdi, ben, size o kötülükten uzağım, desem ki Allah biliyor, uzağımdır beni doğrulamazsınız!&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Farazâ, ben, kötü bir iş yaptım (!) desem ki Allah biliyor, ben böyle bir şeyden uzağım siz, beni hemen tasdik edersiniz!&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Vallahi, ben kendim için de, sizin için de Yâkub&#8217;un (a.s.) oğulları ile olan misâlinden başka getirecek misâl bulamıyorum. Nitekim, zaman o, <strong>&#8216;&#8230; Artık, bana düşen güzel bir sabırdır. Söylediklerinize karşı ancak Allah&#8217;tan yardım istenir.&#8217;</strong> demişti.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;e Vahyin Gelişi</strong></p>
<p>Henüz Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yerinden kalkmamıştı. Ev halkından da hiç kimse dışarı çıkmamıştı. Peygamber Efendimize hemen orada vahiy geldi. Hz. Âişe o ânı da şöyle anlatır:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Resûlullahı, vahyin ağırlığı ve şiddetinden terlemek gibi vahiy alâmetleri bürüdü. Nitekim, vahiy sırasında kış günleri bile kendisinden inci tanesi gibi ter dökülürdü.</em></p>
<p><em>&#8220;Resûlullahın (a.s.m.) üzerine elbisesi örtüldü. Başının altına da deriden bir yastık konuldu.</em></p>
<p><em>&#8220;Vallahi, ben ne korktum ne de aldırış ettim. Çünkü, o fenalıktan uzak olduğumu ve Allah Teâlanın bana zulmetmeyeceğini biliyordum.</em></p>
<p><em>&#8220;Annemle babamın ise, halkın ağzında dolaşan dedikodular, Allah tarafından doğrulanacak diye, korkularından ödleri kopuyor, cansız düşüvereceklerini sanıyordum.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Vahiy hâli, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin üzerinden kalkınca, sevincinden gülüyordu. Hz. Âişe&#8217;ye,</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Müjde ey Âişe! Yüce Allah, seni kesin olarak tebrik etti! Yapılan iftiradan beri ve uzak kıldı.&#8221;</strong> dedi.</p></blockquote>
<p>Hz. Ebû Bekir de son derece sevindi. Yerinden kalkıp kızı Hz. Âişe&#8217;nin başını öptü.</p>
<h2><strong>İfk hadisesi ile ilgili ayetler</strong></h2>
<p>Cenâb-ı Hak, konu ile ilgili olarak Resûlüne indirdiği âyet-i kerimelerde şöyle buyurdu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;İftirâyı atanlar, içinizden bir zümredir. Bunu sizin için bir şer saymayın. Aslında bu sizin için bir hayırdır; böyle imtihanlar sizin sevâba erişmeniz için birer vesile teşkil eder. İftirâ atanların herbirinin, o günahtan kazandığı bir hisse vardır. Onlardan günahın büyüğünü üzerine alan kimse için ise pek büyük bir azap vardır.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;O iftirâyı işittiğinizde, mü&#8217;min erkeklerin ve mü&#8217;min kadınların, kendileri hakkında hayır düşündükleri gibi mü&#8217;min kardeşleri hakkında da hayır düşünerek, &#8216;Bu apaçık bir iftirâdır&#8221; demeleri gerekmez miydi?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Bu iftirâyı ispat etmek için dört şâhit getirmeli değiller miydi? Mâdem şâhit getirmediler; o halde Allah katında onlar yalancıların tâ kendileridir.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Eğer dünyada ve âhirette Allah&#8217;ın lûtuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız şey yüzünden size pek büyük bir azap dokunurdu.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;O zaman siz o iftirâyı dilden dile naklediyor ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağzınıza alıp söylüyor, bunu da basit bir iş sayıyordunuz. Halbuki o, Allah katında pek büyük bir günahtır.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Onu işittiğinizde,<em> &#8216;Bunu söylemek bize yakışmaz. Hâşâ, bu büyük bir iftirâdır.&#8217;</em> demeniz gerekmez miydi?&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Gerçek mü&#8217;minlerseniz, Allah size bir daha böyle bir günaha aslâ dönmemenizi öğüt veriyor. Âyetlerini de Allah size böylece açıklıyor, Allah her şeyi hakkıyla bilen, her işi hikmetle yapandır.</strong></p>
<p><strong>&#8220;Îmân edenler hakkında çirkin söz ve hareketlerin yayılmasından hoşlananlar için dünyada da âhirette de pek acı bir azap vardır. Allah her şeyi bilir; siz ise bilmezsiniz.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Eğer üzerinizde Allah&#8217;ın lûtuf ve rahmeti olmasaydı ve Allah pek şefkatli ve pek merhametli olmasaydı, helâk olup giderdiniz.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Böylece Cenâb-ı Hak vahiy ile Hz. Âişe hakkında söylenenlerin bir iftirâdan ibaret olduğunu haber vererek, hem Resûlünün temiz ruhunu ve pâk vicdanını üzüntüden kurtardı, hem Hz. Ebû Bekir&#8217;in şahsiyetinin küçük düşürülmesine müsâade etmedi, hem de Müslümanlar arasında zuhur eden fitne ve fesadın büyümesine fırsat vermedi.</p>
<p><strong>En Üstün Berâet</strong></p>
<p>Birgün Hz. Abdullah bin Abbas&#8217;tan Hz. Âişe (r.a.) ile ilgili âyetlerin tefsiri sorulmuştu. Şu izahta bulunmuşlardı:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yüce Allah, dördü, dört şeyle berâet ettirmiş, yapılan iftirâlardan onları temize çıkarmıştır:</em></p>
<p><em>1. Hz. Yûsuf u, Züleyhâ&#8217;nın kendi ehlinden getirilen bir şâhidin dili ile berâet ettirmiştir.</em></p>
<p><em>2. Hz. Mûsâ&#8217;yı, Yahudîlerin dedikodularından, elbisesini alıp getiren taşla berâet ettirmiştir.</em></p>
<p><em>3. Hz. Meryem&#8217;i, kucağındaki oğlunu dile getirip, &#8216;Ben Allah&#8217;ın kuluyum&#8217; diye söyletmek sûretiyle temize çıkarmıştır.</em></p>
<p><em>4 .Hz. Âişe&#8217;yi ise, Yüce Allah, kıyâmete kadar bâkî kalacak kadar i&#8217;câzkâr kitabı Kur&#8217;ân&#8217;daki o azametli âyetlerle berâet ettirmiştir ki, bu derecede belâgatlı temize çıkarmanın benzeri görülmemiştir. Bakınız ki, bununla diğer berâet ettirmeler arasındaki büyük ve üstün farkı görünüz.</em></p>
<p><em>&#8220;Yüce Allah, bunu ancak Resûlünün mertebesinin yüceliğini ortaya koymak için yapmıştır.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>İftirâcıların Cezaya Çarptırılmaları</strong></p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, konu ile ilgili vahiy geldikten sonra çıkıp halka bir hutbe irâd etti. Sonra da gelen Kur&#8217;ân âyetlerini onlara okudu.</p>
<p>Bilâhare, yapılan iftirâyı dilleriyle yaymakta en çok ileri giden<strong> Mıstah bin Üsâse, Hassan bin Sâbit</strong> ile <strong>Hamme binti Cahş&#8217;</strong>a had vurulmasını emretti. İftirâcılara had olarak seksener kamçı vuruldu.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/ifk-hadisesi-iftira-olayi/">İfk Hadisesi İftira Olayı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/ifk-hadisesi-iftira-olayi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beni Müstalık Gazası</title>
		<link>https://hacialibayram.com/beni-mustalik-gazasi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/beni-mustalik-gazasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 13:03:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Benî Mustalik gazvesi cariye]]></category>
		<category><![CDATA[Benî Mustalik Gazvesi tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[benî mustalik gazvesi'nin diğer adi]]></category>
		<category><![CDATA[Benî Nadîr olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Hamrâü'l Esed Gazvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Zeyd bin Hârise]]></category>
		<category><![CDATA[İfk hadisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Münâfıklar Hakkında Müstakil Sûre İnmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müreysi Gazâsı]]></category>
		<category><![CDATA[Müreysî Gazvesi sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[Müreysi Kuyusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=23903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beni Müstalık Gazası Peygamber efendimizin hayatı kategorimizde bu günkü yazımız &#8221; Beni Müstalık Gazası &#8220; konu ile ilgili tüm bilgiler bu yazımızda paylaşılmıştır. Huzaâ kabilesinden Benî Müstâlik oymağının reisi Hâris bin Ebî Dırar, kabilesiyle birlikte etrafta sözünü geçirdiği birkaç Arap kabilesini daha bir araya toplayarak Medine&#8217;ye, Müslümanların üzerine yürümeye hazırlanıyordu. Böyle bir hazırlığın olduğu haberi Medine&#8217;ye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/beni-mustalik-gazasi/">Beni Müstalık Gazası</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Beni Müstalık Gazası</h1>
<p><strong>Peygamber efendimizin hayatı</strong> kategorimizde bu günkü yazımız <strong>&#8221; Beni Müstalık Gazası &#8220;</strong> konu ile ilgili tüm bilgiler bu yazımızda paylaşılmıştır.</p>
<p>Huzaâ kabilesinden Benî Müstâlik oymağının reisi <strong>Hâris bin Ebî Dırar</strong>, kabilesiyle birlikte etrafta sözünü geçirdiği birkaç Arap kabilesini daha bir araya toplayarak Medine&#8217;ye, Müslümanların üzerine yürümeye hazırlanıyordu.</p>
<p>Böyle bir hazırlığın olduğu haberi Medine&#8217;ye ulaştı. Peygamber Efendimiz, önce haberin doğruluk derecesini öğrenmek istiyordu. Bu maksatla, ashabtan <strong>Büreyde bin Husaybe&#8217;l-Eslemî&#8217;</strong>yi vazifelendirdi. Hz. Büreyde, Benî Müstalık yurduna gidecek ve durumu öğrenecekti.</p>
<p><strong>Hz. Büreyde</strong>, Medine&#8217;den ayrılmadan önce, Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;e, <em>&#8220;onları şüphelendirmemek ve kendini muhafaza etmek gayesiyle hakikata muhalif beyanda bulunup bulunamayacağını&#8221; </em>sordu. Resûl-i Ekrem gerektiğinde böyle hareket edilebileceği müsâadesini verdi.</p>
<p>Hz. Büreyde, Müstalıkoğullarının yurduna vardı. Onlardan biriymiş gibi davrandı ve şöyle dedi:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Ben, sizdenim. Şu adam [Peygamberimiz (s.a.v.)] için derlenip toplandığınızı işittim. Ben de kavmimden bana itâat edenlerle size katılmak istiyorum. Onların [Müslümanların] kökünü kazıyıncaya kadar işbirliği yapalım!&#8221;</em></p>
<p>Benî Müstalıkların reisi Hâris bin Ebî Dırar, <em>&#8220;Biz de, bu iş için hazırlanıyoruz. Bize katılmakta acele et!&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Hz. Büreyde,<em> &#8220;Şimdi hayvanıma atlar ve kavmimden büyük bir toplulukla yanınıza gelirim.&#8221;</em> diyerek oradan ayrıldı.</p></blockquote>
<p>Hz. Büreyde, derhal Medine&#8217;ye gelip durumu Resûl-i Kibriyâ Efendimize bildirdi.</p>
<p><strong>İslâm Ordusunun Hareketi</strong></p>
<p>Şaban ayının ikinci pazartesi günü idi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, yedi yüz kişi ile yerine <strong>Hz. Zeyd bin Hârise</strong>&#8216;yi vekil tayin ederek, Medine&#8217;den hareket etti. İslâm ordusunda otuz kadar at vardı. <em>Ayrıca Ezvâc-ı Tâhirattan <strong>Hz. Âişe ile Hz. Ümmü Seleme</strong> Vâlidemiz de birlikte idiler.</em></p>
<p>Gariptir ki, münafıklar, hiçbir gazâya bu gazâ kadar ilgi göstermemişlerdi. Birçoğu İslâm ordusuna katılmıştı. Maksatları; ganimetten istifade etmek ve fırsat kollayarak Müslümanlar arasına fitne fesad düşürmekti.</p>
<p>İslâm ordusu Müreysi Suyu başına doğru ilerlerken, düşman casuslarından biri ele geçirildi. Yapılan dâvet üzerine Müslüman olmayınca katledildi. Bunu duyan Müstalıkoğulları fazlasıyla korktular. Hattâ etraftan topladıkları birçok kimse kendilerini terk ederek dağıldı.</p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, ordusuyla <strong>Müreysi Kuyusu</strong> başına kadar geldi. Hemen orada kendileri için deriden bir çadır kuruldu. Sonra ordusunu harp nizamına koydu. Muhacirlerin sancağını Hz. Ebû Bekir&#8217;e, Ensarınkini ise Sa&#8217;d bin Ubâde&#8217;ye verdi. Hz. Ömer&#8217;e,</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Lâ ilâhe illallah, deyiniz de canlarınızı, mallarınızı koruyunuz.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>diye seslenmesini emretti. Müstalıkoğulları bu teklifi kabul etmediler. Üstelik mücahidlere ok atarak çarpışmayı bizzat başlatmış oldular.</p>
<p>Bunun üzerine mücahidler de onlara ok atmaya başladılar. Sonra Peygamber Efendimiz, ordusuna birden hücuma kalkma emri verdi. Hücum neticesinde Benî Müstalıklardan <strong>on kişi öldürüldü.</strong> Geri kalanları ise esir alındı.</p>
<p>İslâm ordusundan ise, sadece bir mücahid yanlışlıkla düşmandan biri sanılarak, bir Müslüman tarafından şehid edildi.</p>
<p>Benî Müstalıklardan esir alınanlar 200 kadardı. Bir çok deve, sığır ve davar da ganimet alındı. Ganimet malları bir araya toplandı. Usûlüne göre taksim edildi. Esirler ise mücahidler arasında bölüştürüldü.</p>
<p>Müreysi Kuyusu mevkiinde çarpışma vuku bulduğu için bu gazâ, <strong>Müreysi Gazâsı</strong> adıyla da zikredilir.</p>
<p><strong>Münafıkların Bir Tertibi</strong></p>
<p>Müreysi zaferi kazanıldıktan sonra, Peygamber Efendimiz, mücahidlerle burada birkaç gün istirahat edip beklemeyi uygun bulmuşlardı. Önceden de bahsettiğimiz gibi, bu gazâya çok sayıda münafık katılmıştı. Hattâ bazı kaynaklara göre, o zamana kadar münafıkların, hiçbir gazâya bu derece ilgi gösterdikleri görülmemişti. Bu ilgileri ve fazla iştirakleri elbette sebepsiz değildi. Bir taraftan ganimete konmak, diğer taraftan gün geçtikçe saflarını sıklaştıran, çoğalan ve kuvvet kazanan Müslümanları, en küçük fırsatları dahi değerlendirerek birbirine düşürmek, aralarına fitne, fesad tohumu saçmak.</p>
<p>İşte bu bekleme esnasında, Hazreç Kabilesinden Benî Amr bin Avf&#8217;ın müttefiki olan Sinan bin Veber el-Cünenî ile Hz. Ömer&#8217;in Benî Gıfar&#8217;dan ücretle tuttuğu seyisi Cahcah arasında kuyu başında bir kavga çıktı. Cahcah, yumruk ve tokatlarla Sinan&#8217;ın yüzünü kanlar içinde bıraktı. Sinan ise feryadı basıp, &#8220;<em>Yetişin Muhacirler, neredesiniz?&#8221;</em> diye seslendi.</p>
<p>Feryadları duyan Ensarla Muhacirler derhal toplandılar. Kılıçlarını sıyırdılar. Az kalsın büyük bir fitne kopacak, Müslümanlar birbirlerine gireceklerdi. Muhacirlerle Ensarın bazı ileri gelenleri, araya girip, yatıştırıcı konuşmalar yaptılar.</p>
<blockquote><p>O sırada Resûl-i Ekrem Efendimiz, topluluğun bulunduğu yere geldi ve</p>
<p><strong>&#8220;Cahiliyye insanlarının dâvâsı mı güdülüyor? Nedir bu çığlıklar, bu feryadlar? Derdiniz nedir?&#8221;</strong> diye sordu.</p>
<p>Ashab, bir Muhacirin Ensardan birini tokatladığını söyleyince,</p>
<p><strong>&#8220;Bırakınız şu Cahiliyye âdet ve dâvâsını. Çünkü o, bir murdarlık, bir kötülüktür. Cahiliyye dâvâsını güden, kendini Cehenneme atmış olur.&#8221;</strong> buyurdu.</p></blockquote>
<p>Bunun üzerine Sinan, Cahcah üzerindeki hak ve dâvâsından vazgeçti. Bu esnada münafıkların reisi <strong>Abdullah bin Übeyy bin Selûl&#8217;</strong>un ortaya atıldığı görüldü. Zira, bu hâdise onun için ele geçmez bir fırsattı. Bunu bahâne ederek Müslümanların arasını bozabilirdi. Nitekim,</p>
<p><em>&#8220;Ey Ensar! Bu Muhacirler, sayenizde kuvvet ve şöhrete nâil olmuşken, şimdi bize böylesine hakaretle muâmele ediyorlar.&#8221; </em>diye bağırdı.</p>
<p>Sonra şeytanî bir tavırla kavmine dönerek şöyle dedi:</p>
<p><em>&#8220;Bunları şehrinize getirip bir yer verdiniz, mal ve erzakınıza ortak yaptınız. Uğradığınız bu hakaretlere tek sebep yine sizsiniz. Vallahi, biz Medine&#8217;ye dönecek olursak en izzetli ve kuvvetli olan [kendisi ve etbâı] en zelil ve en zâif olanı [hâşâ Peygamberimiz (s.a.v.) ve Muhacirler] oradan sürüp çıkarılacaktır.&#8221;</em></p>
<p>Arkasından da bir sürü herzeler savurdu.</p>
<p>Orada bulunan genç sahabî <strong>Hz. Zeyd bin Erkam,</strong> Abdullah bin Übeyy&#8217;in bu sözüne karşı çıktı,<strong> &#8220;Vallahi, kavminin içinde zelil ve menfur olan ancak sensin. Muhammed (a.s.m.) ise, Allah tarafından aziz kılınmıştır.&#8221;</strong> dedi. Peygamberimiz (s.a.v.)e derhal durumu bildireceğini söyledi.</p>
<p>Başmünafık, bu sözler karşısında vaziyet değiştirerek,<em> &#8220;Ey kardeşimin oğlu! Sus! Vallahi ben şaka yapmıştım.&#8221;</em> diyerek münafıklığını ortaya koydu.</p>
<p>Hz. Zeyd bin Erkam susmadı. Abdullah bin Übeyy&#8217;den işittiklerini olduğu gibi gelip Peygamber Efendimize haber verdi. Efendimizin rengi birden değişti. Yanında Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Sa&#8217;d bin Ebî Vakkas, Muhammed bin Mesleme gibi Muhacir ve Ensardan zatlar bulunuyordu. Her şeye rağmen meseleyi tahkik etmeyi uygun buldu.</p>
<p>Hz. Zeyd&#8217;e, <strong>&#8220;Sakın, İbni Übeyy&#8217;e karşı kin ve düşmanlığından dolayı bunu söylemiş olmayasın?&#8221; </strong>buyurdu.</p>
<p>Hz. Zeyd (r.a.),<em> &#8220;Hayır! Vallahi, bunları ondan işittim!&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Resûl-i Ekrem, tekrar, <strong>&#8220;Yanlış duymuş olamaz mısın?&#8221;</strong> diye sordu.</p>
<p>Hz. Zeyd, aynı şekilde bu sözleri münafıkların reisinden kelimesi kelimesine işittiğine dair ikinci defa Allah adına yemin etti.</p>
<p>Abdullah bin Übeyy&#8217;in bu sözleri sarfettiği orduda da duyuldu. Ensardan bazıları, <em>&#8220;Kendi kavminin efendisi hakkında haksız isnadda bulundun.&#8221;</em> diyerek Hz. Zeyd bin Erkam&#8217;ı kınadılar. Zeyd onlara cevaben şöyle dedi:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Vallahi, ben bu sözleri ondan işittim! Eğer bu sözleri babamdan dahi işitmiş olsaydım yine Resûlullaha gidip söylemekten asla geri durmazdım. Allah Teâla&#8217;nın, Peygamberine bu hususta vahiy indirip, kimin yalancı olduğunu bildireceğini ve Resûlullahın sözlerimi doğrulayacağını umarım.&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Sonra da,<strong> &#8220;Allah&#8217;ım! Resûlüne, sözlerimi doğrulayacak vahyini indir&#8221;</strong> diye duâ etti.</p></blockquote>
<blockquote><p>O sırada Hz. Ömer, <em>&#8220;Yâ Resûlallah! Müsâade buyur da şu münafığın boynunu vurayım! Eğer onu Muhacirlerden birinin öldürmesini uygun görmüyorsanız, Sa&#8217;d bin Muaz veya Muhammed bin Mesleme&#8217;ye emredin, onu öldürsünler!&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Resûl-i Ekrem, bu tekliften memnun kalmadığı gibi, cevabı da düşündürücü oldu:</p>
<p><strong>&#8220;Eğer, ben onun öldürülmesine müsâade edersem, Medine eşrafından bir çoğunun gönlüne korku ve endişe düşer. Ayrıca işin içyüzünü bilmeyen halk,<em> &#8216;Muhammed Ashabını öldürüyor&#8217; </em>diye konuşmaya başladıkları zaman durum ne olur, biliyor musun?&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, günün en sıcak saati olmasına rağmen Mücahidlerle derhal Medine&#8217;ye doğru yola çıkmalarını emretti. Halbuki, o güne kadar, böyle günün en sıcak saatinde yola çıktıkları görülmüş değildi.</p>
<blockquote><p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, Abdullah bin Übeyy&#8217;i yanına çağırdı,</p>
<p><strong>&#8220;Bana ulaşmış olan sözleri sen mi söyledin?&#8221; </strong>diye sordu.</p>
<p>Başmünafık söylediklerini inkâr etti:</p>
<p><em>&#8220;Hayır! Sana kitabı indirmiş olan Allah&#8217;a yemin ederim ki, ben o sözlerin hiçbirini söylemedim. Zeyd, muhakkak bir yalancıdır.&#8221;</em> dedi.</p></blockquote>
<p>Peygamber Efendimizin, günün sıcak saatinde ordusunu harekete geçirmesi, Müslümanlar arasında hayretle karşılandı. Ensarın ileri gelenlerinden Üseyd bin Hudayr,</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yâ Resûlallah! Bu saatte yola çıkmak uygun değildir. Sen, böyle zamanda yola hiç çıkmazdın.&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Resûl-i Ekrem, <strong>&#8220;Adamınızın söylediğini duymadın mı?&#8221;</strong> buyurdu.</p>
<p>Üseyd bin Hudayr, <em>&#8220;Hangi adam, yâ Resûlallah?&#8221;</em> diye sordu.</p>
<p>Peygamber Efendimiz, &#8220;<strong>Abdullah bin Übeyy&#8221; </strong>dedi.</p>
<p>Üseyd bin Hudayr,<em> &#8220;Ne söylemiş?&#8221;</em> diye sordu.</p>
<p>Peygamber Efendimiz, <strong>&#8220;Medine&#8217;ye dönünce, en aziz ve kuvvetli olan, en zelil ve zaif olanı oradan muhakkak sürüp çıkaracaktır, demiş&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Üseyd bin Hudayr, <em>&#8220;Yâ Resûlallah! İstersen, sen onu Medine&#8217;den sürüp çıkarırsın! Vallahi, zelil ve zâif olan odur. Aziz ve kuvvetli olan da sensin! Yâ Resûlallah! Sen, yine de ona rıfk ve şefkat ile muâmele buyur! Vallahi, Allah, seni bize getirdiği zaman, kavmi ona hükümdarlık tacı hazırlıyordu. O, elinden saltanatı senin çekip aldığını sanmaktadır.&#8221;</em> diye konuştu.</p></blockquote>
<p>Peygamber Efendimiz mücahidlerin Abdullah bin Übeyy&#8217;in söylediği sözlerle meşgul olmasını istemiyordu. Bunun için hareket emri verdiği günün sabahına kadar yola devam ettiler. Mücahidler son derece yorulmuşlardı. Güneşin sıcaklığı etrafı basınca konakladılar. Yorgunluk ve uykusuzluktan mecalleri kalmamıştı. Derhal uykuya daldılar.</p>
<p>Böylece Resûlullah Efendimiz, dedikodunun ordu arasında da büyümesine fırsat vermemiş oluyordu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, ordusuyla Bek&#8217;â mevkiinden hareket edeceği sırada şiddetli bir fırtına esti. Mücahidler korkup ürktüler. Gatafanların reisi Uyeyne bin Hısn&#8217;ın Medine&#8217;ye baskın yapmış olmasından endişe duydular. Zira, onunla yapılan anlaşma müddeti son bulmuştu.</p>
<p>Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, <strong>&#8220;Size Uyeyne bin Hısn&#8217;dan bir zarar gelmez.&#8221;</strong> dedi. Sonra da,</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Korkmayınız! Bu fırtına, bir büyük kâfirin ölümü dolayısıyla esmektedir!&#8221;</strong> buyurdu.</p></blockquote>
<p>Gerçek, Resûl-i Ekrem Efendimizin haber verdiği gibiydi. Medine&#8217;ye vardıklarında münafıklara arka çıkan Yahudî büyüklerinden Rifaâ bin Zeyd bin Tabut&#8217;un aynı gün ölmüş olduğunu öğrendiler. Bu adam, Peygamberimiz (s.a.v.) ve İslâmın azılı düşmanlarından biri idi.</p>
<p><strong>Hz. Abdullah&#8217;ın Teklifi</strong></p>
<p>Kaderin cilvesi bu; baba Übeyy, nifakın reisliğini yaparken, oğul Abdullah, İslâmı fevkalâde bir ciddiyet ve ittikâ içinde yaşayan halis bir Müslümandı. Babasının sözlerini duyunca, Resûl-i Ekremin huzuruna çıktı,</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yâ Resûlallah,&#8221; dedi, &#8220;babamla aranızda geçen hadiseyi işittim. Onu öldürmek istediğinizi haber aldım. Eğer bu işi muhakkak yapacaksanız, bana emir buyurunuz, şu anda gidip başını huzurunuza getireyim. Bütün Hazreçliler bilirler ki, babama pek ziyade muhabbetim vardır. Onun öldürülmesini başkasına havale ederseniz, ihtimal ki, o adama karşı nefsimde bir düşmanlık meydana gelir ve bir kâfire karşı bir mü&#8217;mini öldürerek Cehenneme müstahak olurum!&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Sahabîdeki îmân işte böylesine kuvvetli idi. Resûlullah ve Müslümanlara hakaret eden babasının başını kesecek kadar! Resûl-i Ekrem; verdiği cevapla bu kahraman sahabîyi şöyle teselli etti:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Ey Abdullah! Babanı öldürmeyi istemedim. Hiç kimseyi de onu öldürmekle vazifelendirmedim. Aramızda yaşadıkça ona iyi davranınız!&#8221;</strong></p></blockquote>
<blockquote><p>İslâm ordusu Medine&#8217;ye yaklaşmıştı. Akik denilen vadide Hz. Abdullah atından indi. Babası Abdullah bin Übeyy&#8217;in önünü kesti. Devesini ıhdırıp çöktürdü ve,</p>
<p><strong>&#8220;İzzet ve kuvvetin, Allah ve Resûlüne ait olduğunu söylemedikçe, seni asla bırakmayacağım.&#8221; </strong>dedi.</p>
<p>Başmünafık birden şaşkına döndü. Bu sözleri hiddeti hiddetli söyleyen, oğlu Abdullah idi. Bunu nasıl yapabilirdi? Îmân etmiş gibi görünen münafık, elbette gerçek bir îmânın insana neler yaptırabileceğini bilemezdi.</p>
<p>Oğluna, <em>&#8220;Demek, sen, bu kadar insanlar arasında beni Medine&#8217;ye sokmayacaksın, öyle mi?&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Hz. Abdullah, <strong>&#8220;Evet,&#8221; dedi, &#8220;bugün insanlar arasında, en aziz kimdir, en zelil kimdir, sana öğretmeden seni asla bırakmayacağım. Hattâ izzet ve şerefin Allah ve Resûlüne ait olduğunu burada itiraf ve ikrar etmezsen, boynunu vururum.&#8221;</strong></p>
<p>Başmünafık, Hz. Abdullah&#8217;ın sözlerinde kararlı olduğunu anlayınca mecburen,</p>
<p><em>&#8220;Ben, şehadet ederim ki, izzet ve kuvvet, Allah&#8217;a, Resûlüne ve mü&#8217;minlere âittir.&#8221;</em> dedi.</p></blockquote>
<p>Hâdiseyi duyan Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Abdullah&#8217;a, <strong>&#8220;Allah, seni, Resûlünden ve mü&#8217;minlerden dolayı hayırla mükâfatlandırsın.&#8221; </strong>diyerek duâ etti ve babasını serbest bırakmasını da kendisine emretti.</p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, yirmi sekiz gün sonra Ramazan hilâli doğduğu zaman ordusuyla Medine&#8217;ye geri döndü.</p>
<p><strong>Münâfıklar Hakkında Müstakil Sûre İnmesi</strong></p>
<p>Bütün bu olup bitenlerden sonra, başmünafık Abdullah bin Übeyy bin Selûl ile diğer münafıklar hakkında müstakil bir Sûre nazil oldu. Sûrede meâlen münafıkların vasıflarından şöyle bahsediliyordu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Münâfıklar sana geldiklerinde <em>&#8216;Şehâdet ederiz ki şüphesiz sen Allah&#8217;ın Resûlüsün&#8217; </em>dediler. Allah bilir ki sen elbette Onun Resûlüsün. Münâfıkların yalancı olduklarına da Allah şâhittir.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Onlar yeminlerini bir kalkan olarak kullanıp halkı Allah&#8217;ın yolundan saptırdılar. Bu yaptıkları ne kötü bir şeydir!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Çünkü onlar önce îmân etmiş, sonra da kâfir olmuşlar, bu yüzden kalbleri mühürlenmiştir. Artık hakkı anlayamazlar.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Onları gördüğünde cüsseleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar elbise giydirilmiş odun gibidir. Her gürültüyü aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmanın tâ kendisidir; onlardan sakın. Allah onları kahretsin; nasıl da haktan yüzleri çevriliyor!&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Sûrenin daha sonraki âyetlerinde ise, Abdullah bin Übeyy&#8217;in sarfettiği sözlerden bahsediliyor ve meâlen şöyle deniliyordu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Onlar, <em>&#8216;Allah Resûlünün yanındakilere bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler.&#8217;</em> diyen kimselerdir. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah&#8217;ındır; lâkin münâfıklar bunu anlayamazlar.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;&#8216;<em>Eğer Medine&#8217;ye dönersek, üstün ve şerefli olanlar, hor ve hâkir olanları oradan çıkaracaktır.&#8217;</em> diyorlar. Halbuki şeref ve üstünlük Allah&#8217;a, Resûlüne ve mü&#8217;minlere âittir; lâkin münâfıklar bunu bilmezler.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Bu âyetler nâzil olup, münâfıkların yalancıların tâ kendileri oldukları haber verilince, Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. Zeyd bin Erkam&#8217;ı huzuruna çağırdı. Kulağından tuttu ve, <strong>&#8220;İşte, Allah yolunda kulağıyla vazifesini yerine getirmiş olan genç budur!&#8221; </strong>buyurdu.</p>
<p>Sonra da, <strong>&#8220;Ey Zeyd! Allah, seni tasdik etti.&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/beni-mustalik-gazasi/">Beni Müstalık Gazası</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/beni-mustalik-gazasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
