<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekât Kimlere Verilir arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/zekat-kimlere-verilir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/zekat-kimlere-verilir/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Oct 2021 02:33:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>Zekât Kimlere Verilir arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/zekat-kimlere-verilir/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zekat Vermenin Adabı</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 02:33:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât duası]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat verirken nasıl niyet edilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat verirken söylemek gerekir mi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekat Vermenin Adabı Zekât çok yönlü bir kurum, bir farz olduğu gibi, şehâdet ve namazdan sonra İslâm binasının üzerine kurulduğu beş temel esasın da üçüncüsüdür. Bu itibarla müslüman mükellefler bu önemli ibadeti usul ve âdâbına uyarak en iyi ve en güzel bir şekilde yapmalıdırlar. Zekât verirken uyulması arzu edilen kaideler şu şekilde özetlenebilir: 1. Müslüman [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/">Zekat Vermenin Adabı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekat Vermenin Adabı</h1>
<p><strong>Zekât</strong> çok yönlü bir kurum, bir farz olduğu gibi, şehâdet ve namazdan sonra İslâm binasının üzerine kurulduğu beş temel esasın da üçüncüsüdür. Bu itibarla müslüman mükellefler bu önemli ibadeti usul ve âdâbına uyarak en iyi ve en güzel bir şekilde yapmalıdırlar. <strong>Zekât</strong> verirken uyulması arzu edilen kaideler şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>1. Müslüman <strong>zekâtını</strong> sadece Allah&#8217;ın rızâsına kavuşmak için vermeli, bu farîzayı &#8220;başa kakmadan&#8221; ve &#8220;ezâ vermeden&#8221; yerine getirmelidir. Yüce Allah sırf kendi rızâsı için yapılan harcamaları kat kat mükâfatlandıracağını, malını gösteriş için sarfedenlerin bu ödemelerinin boşa gideceğini bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır: <em>&#8220;Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah&#8217;ın lutfu geniştir. O her şeyi bilendir. Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Güzel bir söz ve iyilik, peşinden ezâ gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, halîmdir. Ey inananlar! Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını veren kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve ezâ etmekle boşa çıkarmayın. Böyle kimsenin durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir. Sağanak yağan bir yağmur isabet ettiğinde onu sert kaya haline getiriverir. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkâr eden kimseleri doğru yola eriştirmez. Allah&#8217;ın rızâsını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur almasa bile çisentisi olan bir bahçenin durumu gibidir. Allah yaptıklarınızı görür&#8221;</em> (el-Bakara 2/261-265).</p>
<p>2. Müslüman mükellef temiz ve helâl kazancından <strong>zekât</strong> vermeli, eğer <strong>zekâtını</strong> aynî, yani mal olarak veriyorsa, bu malın iyi cinsten olmasına özen göstermeli, kendisine verilmesini istemediği malları başkalarına <strong>zekât</strong> olarak vermemelidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;Ey inananlar! Kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin. Gözünüzü yummadan ve severek alamayacağınız derecede kötü ve değersiz şeyleri vermeye kalkmayın. Allah&#8217;ın müstağni ve övülmeye<br />
lâyık olduğunu bilin&#8221; (el-Bakara 2/267).</p>
<p>3. Hanefîler&#8217;e göre <strong>zekâtın</strong>, alanın onuru zedelenmemesi ve gösteriş şaibesinden uzak olması için gizlice verilmesi daha iyidir.<br />
Şâfiî ve Hanbelîler&#8217;e göre ise insanları bu ibadeti yapmaya teşvik etmek için <strong>zekâtın</strong> açıkça verilmesi daha uygun olur.<br />
Bütün fakihlere göre <strong>zekât</strong> dışındaki gönüllü ödemeleri gizlice vermek efdaldir. Yüce Allah şöyle buyurur: &#8220;Sadakaları açıkça verirseniz iyi olur. Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Böyle yaptığınız için Allah sizin günahlarınızı<br />
bağışlar. Allah yapmakta olduklarınızı noksansız bilir&#8221; (el-Bakara 2/271).</p>
<p>4. İbadetlerin en faziletlisi vaktinde eda edilenidir. <strong>Zekât</strong> mükellefleri de <strong>zekât</strong> ibadetlerini eda etmede acele davranmalı, onu meşrû bir mazeret olmaksızın geciktirmemelidirler.</p>
<p>5. Mükellef, Allah&#8217;tan korkan, müttaki, hayâsından dolayı ihtiyacını insanlara söyleyemeyen kimseleri araştırıp bulmalı ve <strong>zekâtını</strong> onlara vermelidir. Çünkü verilen <strong>zekât</strong> onların iffetlerini korumalarına, Allah&#8217;a daha çok ibadet etmelerine yardımcı olur. Yüce Allah şöyle buyurur: &#8220;(Yapacağınız hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış, Allah&#8217;a taattan başka düşüncesi olmayan, o sebeple yeryüzünde dolaşıp kazanmaya imkân bulamayan, durumunu bilmeyen kimselere karşı gösterdikleri iffetten dolayı onlarca zengin sanılan fakirlere verilmelidir. (Habibim) sen onları görünce yüzlerinden tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Yaptığınız ve yapacağınız hayırları Allah eksiksiz bilir ve karşılığını verir &#8221;<br />
(el-Bakara 2/273). Yukarıda anılan âyetlerde teşvik edilen hayırlardan ve sadakadan birinci derecede kastedilen<strong> zekât</strong>, sonra da gönüllü malî ödemelerdir.</p>
<p>6. <strong>Zekâtın</strong>, kendilerine <strong>zekât</strong> verilebilecek akrabaya ödenmesi daha faziletlidir. <strong>Zekât</strong> öncelikle -varsa- muhtaç olan erkek veya kız kardeşlere, sonra bunların çocuklarına, sonra muhtaç amcalara, halalara, bunların çocuklarına ve daha sonra da diğer akrabalar, komşular ve meslektaşlara verilmelidir.</p>
<p>7. <strong>Zekât</strong>, öncelikle malın bulunduğu yerde yaşayan fakirlere verilmelidir. Ancak o bölgenin dışında fakir akraba veya daha muhtaç kimseler varsa onlara göndermek tercih edilebilir.</p>
<p>8. Yüce Allah Tevbe sûresi 103. âyette Hz. Peygamber&#8217;e hitaben şöyle buyurur: &#8220;Onların mallarından sadaka (zekât) al ki bununla onları (günahlardan) temizleyesin, onların sevaplarını arttırıp yüceltesin. Onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir. Allah çok iyi işiten ve bilendir&#8221;. Bu emre uyarak Hz. Peygamber zekât getiren veya gönderenlere &#8220;Allahım,<br />
filânın ailesine bereket ver&#8221; (Buhârî, “Zekât”, 64) anlamında dua etmiştir. Zekât toplayan görevlinin zekâtını aldığı mükellefe dua etmesi zâhirî fakihlerine göre vâciptir. Hz. Peygamber&#8217;in zekât memurlarına, mükelleflerden zekât topladıktan sonra dua etmeleri hususunda bir emir vermemiş ve bunu onların takdirlerine bırakmış olduğunu dikkate alan fakihler çoğunluğu dua<br />
etmenin müstehap olduğunu söylemişlerdir. O halde zekât verenin &#8220;Allahım, bu zekâtı faydalı, ihtiyaç giderici kıl!&#8221;; zekât alanın da &#8220;Allah mallarını bereketlendirsin&#8221; gibi şükür anlamlarını taşıyan dua etmeleri iyidir.</p>
<p>9. Müslümanın zekâtını mutlaka kendisi vermesi şart değildir. Bu farîzanın edası için güvenilir bir müslümanı vekil tayin edebilir. Mâlikî fakihlerinden bazıları riyâ ve insanların bu husustaki övgülerinden kaçınmak için vekil vasıtası ile zekât vermeyi müstehap, daha iyi görmüşlerdir. <strong>Zekât veren kişinin</strong>, fakire verdiği şeyin <strong>zekât olduğunu bildirmemesi daha iyidir.</strong> Çünkü bu zekâttır diye bildirmek, alanı, özellikle zekât aldıklarını gizlemek isteyen veya muhtaç oldukları halde almaktan çekinen kişileri tedirgin edebilir, onları incitebilir. Ahmed b. Hanbel&#8217;in, &#8220;<strong>Zekâtı verirken bunun zekât</strong> olduğu söylensin mi?&#8221; sorusuna &#8220;Bu sözle incinmesine ne gerek var, <strong>zekâtını verir ve susar</strong>. Yüzüne vurmasına ne gerek var&#8221; dediği nakledilir. Bazı Mâlikî bilginleri de &#8220;<strong>Zekât</strong> olduğunu söylemesi mekruhtur, çünkü fakirin gönlünü incitmektedir&#8221; demişlerdir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/">Zekat Vermenin Adabı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hisse Senedi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/hisse-senedi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/hisse-senedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2021 11:38:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet hisse senedi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekât verme]]></category>
		<category><![CDATA[İzdivacuz zekât]]></category>
		<category><![CDATA[Kooperatif hissesine zekat düşer mi]]></category>
		<category><![CDATA[Kooperatif zekat]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat ne zaman VERİLİR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27105</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hisse Senedi Hisse senedi bir anonim şirketin sermayesinin birbirine eşit paylarından bir parçasını temsil eden ve kanunî şekil şartlarına uygun olarak düzenlenen hukuken kıymetli evrak hükmünde bir belgedir. Tahvil gibi bir borç senedi değil, bir ortaklık ve mülkiyet senedidir. Şirket yaşadığı ve kâr ettiği müddetçe sahibine gelir getirir. Hisse senedinin sahibine sağladığı bu gelire temettu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/hisse-senedi/">Hisse Senedi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Hisse Senedi</h1>
<p><strong>Hisse senedi</strong> bir anonim şirketin sermayesinin birbirine eşit paylarından bir parçasını temsil eden ve kanunî şekil şartlarına uygun olarak düzenlenen hukuken kıymetli evrak hükmünde bir belgedir. Tahvil gibi bir borç senedi değil, bir ortaklık ve mülkiyet senedidir. Şirket yaşadığı ve kâr ettiği müddetçe sahibine gelir getirir. <strong>Hisse senedinin</strong> sahibine sağladığı bu gelire temettu (kâr payı) denir. Hisse senetleri tedavül kabiliyetlerine, şirket kârına, iştiraklerine ve sermayeyi temsil edip etmediklerine göre muhtelif nevilere ayrılır.</p>
<h2>Hisse senetlerinin üç türlü değeri vardır:</h2>
<p>1. Nominal değer: <strong>Hisse senedinin</strong> üzerinde yazılı değerdir. Bazı ülkelerde hisse senetleri nominal değer taşımaz. İlk defa piyasaya çıkarılırken ihraç eden kuruluşun, arz ve talebi göz önünde bulundurularak kararlaştırdığı bir ihraç fiyatı ile satışa sunulurlar.</p>
<p>2. İhraç değeri: Hisse senetlerinin nominal değerin altında veya üstünde bir değerle ihraç edilmesidir. İhraç edilen bir <strong>hisse senedinin</strong> bu değerde kalıp kalmayacağını zamanla piyasa şartları tayin edecektir.</p>
<p>3. Piyasa değeri: Piyasada arz ve talebin oluşturduğu değerdir. <strong>Hisse senedi</strong> bir ticarî işletmenin tümünün (arsası, binaları, fabrikası, makineleri, demirbaşı, parası, borç ve alacakları, diğer işletmelerdeki iştirak payları, ihtirâ ve patentleri dahil olmak üzere) bütün maddî ve mânevî varlığının belli bir parçasını temsil eden bir mülkiyet senedidir. Bir şirketin <strong>hisse senedini</strong> alan kimse, o işletmenin aktif ve pasifindeki her şeye ortak olur. Bu husus kapalı şirketlerden halka açık şirketlere doğru gidildikçe derece derece farklılık gösterir. Beş altı ortaklı bir aile anonim şirketinde ortaklar hisse senetlerinin kendilerine tanıdığı tüm hakların bilinci içindedir.</p>
<p>Fakat şirket halka açıldıkça ve büyüyüp ortak sayısı arttıkça, hisse senetleri temsil ettikleri haklardan ayrı bir kişilik kazanmaya başlar. <strong>Hisse senedi</strong> hamilleri hisse senetlerini uzun vadeli yatırım yapmak için bile almış olsalar, artık hisse senetleri onlar için bir işletmenin aktif ve pasifindeki tüm varlıkları ve hakları temsil eden bir belge olmaktan çıkar, bizzat kendisi bir mal haline gelmeye başlar. Eğer portföy sahibi devamlı bir yatırım için değil de, zaman içindeki değer artışlarından yararlanmak amacıyla yatırım yapmışsa, hisse senetleri iyiden iyiye bir mal haline gelir, artık onların neyi ve hangi hakları temsil ettiği düşünülmez.</p>
<p>Günlük hayatta aslî para olmamakla birlikte<strong> hisse senedi</strong>, tahvil vb. aktif unsurların para gibi tedavül etmesi, muasır İslâm âlimlerini meşgul etmiştir. Bu konuda l952 yılında Şam&#8217;da yapılan bir toplantıda âlimler; türü ne olursa olsun ve ne maksatla elde bulundurulursa bulundurulsun, bütün hisse senetlerinin ticaret malı olduğu ve onlar gibi <strong>zekât hükümlerine</strong> tâbi tutulması gerektiği kanaatini serdetmişlerdir. Çünkü hisse senetleri ve tahviller ticareti yapılıp kâr elde etmek için elde bulundurulur. Nominal değerleri ile sermaye piyasasındaki değerleri de daima farklıdır. Bu itibarla hisse senetleri ve tahviller birer ticaret malıdır ve ticaret mallarına uygulanan <strong>ölçüyle zekâta tâbi olmalıdır</strong>.</p>
<p>Hisse senetleri menkul kıymetler borsasında alınıp satılmak ve böylece ticareti yapılıp kazanç elde etmek için bulunduruluyorsa, ticaret malları gibi işlem görürler, rayiç bedelleri üzerinden % 2.5 oranında <strong>zekâta tâbi olurlar</strong>. Hisse senetleri, kâr elde etmek için değil, yatırım yapmak ve bunun gelirini (temettu) elde etmek için alınmış ise yine aynı şekilde rayiç bedel + gelirleri % 2.5 oranında <strong>zekâta tâbi olurlar</strong>, ancak bu durumda zekât doğrudan şirketten tahsil edilir. 1965 yılında Kahire&#8217;de yapılan ikinci konferansta konu tekrar gündeme gelmiş; hisse senetleri ve tahvillerin alınıp satılmak suretiyle ticareti yapılmak için elde bulundurulduğunda ticaret malları gibi % 2.5 nisbetinde <strong>zekâta tâbi olması</strong>, sırf yatırımda bulunulup, bunun gelirinden yararlanmak amacı ile alınmışsa -ziraî araziye kıyasla- safî gelirinden % 10 zekât alınması, bu ikinci durumda hisse senetlerinin zekâtının şirket tarafından verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Çünkü şirketler yatırımcıların zekât borçlarını temettularından kolayca çıkarıp, kalanını kâr olarak verebilirler.</p>
<p>1984 yılında Küveyt&#8217;te yapılan &#8220;I. <strong>Zekât Kongresi&#8221;nde hisse senetlerinin zekâtının</strong>, şirketin tüzüğünde gerekli düzenlemeler yapılıp genel kuruldan bu yönde karar çıkarıldıktan sonra, hisse sahiplerinin de rızâları alınarak şirketler tarafından ödenmesi tavsiye edilmiştir. Bu tavsiye kararı, İmam Şâfiî&#8217;nin ortaklık prensibinin diğer mallara teşmiline istinat etmektedir. Aynı kararda eğer şirketler zekâtı -şu veya bu sebeple- ödemezlerse onların yıllık bütçelerinde her hisse sahibine düşen zekât miktarını gösterip bildirmeleri tavsiye edilmiştir. Konferansın tavsiye kararlarında şu hususlar da yer almıştır:</p>
<blockquote><p>1. Şirket, mallarının <strong>zekâtını ödemişse</strong> artık hisse sahiplerinin ayrıca <strong>zekât ödemeleri</strong> gerekmez.</p>
<p>2. Şirket, mallarının<strong> zekâtını ödememişse</strong> her hisse sahibinin hissesine düşen zekâtı aşağıdaki şekillerde ödemesi gerekir:<br />
a) Hisse sahibi, <strong>hisse senedini</strong> sırf ticaretini yapmak için almışsa onun <strong>zekâtı vücûb</strong> tarihindeki piyasa değeri üzerinden % 2.5 oranında ödenmelidir. b) Gelirinden yararlanmak amacı ile almışsa; âlimlerin çoğunluğuna göre, elde ettiği geliri diğer mallarına katar, nisab ve bir yıl bekleme şartı gerçekleşmişse % 2.5 oranında zekât öder. Bu suretle sorumluluktan kurtulmuş olur.<br />
Bazı âlimler de sanayi sektöründeki yatırım gelirini ziraî araziye kıyas ettiğinden, onlara göre ise geliri elde eder etmez <strong>% 10&#8217;unu zekât olarak öder. </strong></p></blockquote>
<p>İslâm Fıkıh Akademisi&#8217;nin 6-11 Şubat 1988 tarihleri arasında Suudi Arabistan&#8217;ın Cidde şehrinde gerçekleştirdiği dördüncü dönem toplantısında, <strong>&#8220;şirket hisselerinin zekâtı&#8221;</strong> konusunda akademiye gelen araştırmalar incelendikten sonra şu kararlar alınmıştır:</p>
<blockquote><p>1. Hisselerin <strong>zekâtını vermek</strong> sahiplerine düşer. Ancak şirketin tüzüğünde açıkça belirtilmiş, genel kuruldan bu yönde bir karar alınmış, ilgili ülke hukukunda şirketler, <strong>zekâtları hesaplayıp</strong> çıkarmakla yükümlü tutulmuş veya hisse sahibi hisselerinin zekâtını hesaplayıp çıkarma yetkisini şirket yönetimine bırakmışsa, şirket yönetimi hisse sahiplerini temsilen zekât çıkarır.</p>
<p>2. Gerçek şahıslar mallarının <strong>zekâtını nasıl hesaplayıp</strong> çıkarıyorsa şirket yönetimi de hisselerin zekâtını o şekilde çıkarır. Yani, hissedarların mallarının bütünü tek bir şahsın malları mesabesinde kabul edilir; bunların zekâtı belirlenirken, zekâta tâbi malın çeşidi, nisabı, alınacak miktar vb. bakımından gerçek şahsın zekâtında gözetilen esaslara uyulur. Bu işlemler, karışım (hulta) prensibini bütün mallara teşmil eden fakihlerin görüşüne dayanmaktadır. Kamu hazinesi hisseleri, hayır vakfı hisseleri, hayır kurumları hisseleri ve gayri müslimlerin hisseleri gibi zekât düşmeyen hisselerin payı zekâtın tarhında esas alınacak miktarın dışında tutulur.</p>
<p>3. Şirket, herhangi bir sebeple mallarının zekâtını vermemişse hissedarların kendi hisselerinin zekâtını vermeleri gerekir. Hissedarın, şirket işaret edilen şekilde mallarının zekâtını vermiş olsaydı kendisine ait hisselere ne kadar zekât isabet edecek idiyse, şirket hesaplarından öğrenmesi mümkünse, onu esas alarak hisselerinin zekâtını verir. Çünkü hisselerin zekâtının<br />
belirlenmesinde kriter budur.</p>
<p>Hissedarın bunu öğrenememesi durumunda ise: Eğer ticaret maksadıyla değil de sadece hisselerin yıllık kârından (temettu)<br />
yararlanmak için şirkete hissedar olmuş ise gelir getiren malların zekâtı gibi bunların zekâtını çıkarır; İslâm Fıkıh Akademisi&#8217;nin ikinci dönem toplantısında &#8220;kiraya verilmiş tarımsal olmayan arazi ve taşınmazların zekâtı&#8221;na ilişkin aldığı karara paralel olarak bu hisselerin sahibi, hisselerinin aslı değil onların geliri üzerinden zekât vermekle yükümlüdür. Bu da kârın tahsili tarihinden<br />
itibaren bir sene sonra -diğer zekât şartları tahakkuk etmişse ve zekâta mani bir durum da yoksa- kırkta birdir. Eğer hissedar, ticaret maksadıyla hisse edinmişse, bunların zekâtını ticaret mallarının zekâtı gibi verir. Bir yıl geçtiğinde hisseler mülkiyetinde bulunuyorsa piyasa değeri üzerinden, piyasanın bulunmaması durumunda ise bilirkişinin takdir edeceği değer üzerinden % 2.5 olarak zekât verir. Ayrıca, elde edilmişse, hisselere ait kârın da bu oranda zekâtını verir.</p>
<p>4. Hissedar, sene içinde hisselerini satmışsa, bunların bedelini diğer mallarına ilâve eder ve senesi dolduğunda, birlikte zekâtını verir. Alıcı ise, satın aldığı hisselerin zekâtını yukarıda belirtildiği şekilde verir. Hisse senetlerinden elde edilen gelir çağımızda ortaya çıkmış yeni bir konu olduğundan, çağdaş âlimler arasında bu gelirin klasik dönemdeki hangi tür mala ve gelire kıyas edileceğinde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hisse senetlerinin zekâtının nasıl ve hangi ölçüye göre verileceği konusundaki farklı önerilerin gündeme gelmesi bundan kaynaklanmaktadır.</p></blockquote>
<p>Bu tartışmalardan anlaşıldığına göre;</p>
<blockquote><p>1. Çağdaş âlimler menkul kıymetler borsasında alınıp satılmak ve böylece ticareti yapılarak kazanç elde etmek amacıyla alınan hisse senetlerinin türü ne olursa olsun <strong>% 2.5 oranında zekâta</strong> tâbi olacağında görüş birliğine varmışlardır.</p>
<p>2. Ticaret maksadıyla değil de, sadece yatırımcı sıfatıyla hisselerin yıllık kârından (temettu) yararlanmak için hisse senetleri alınmışsa bunların gelirlerinin de zekâta tâbi olacağı ittifakla kabul edilmiştir.</p>
<p>3. Hisse senetlerinin türü ne olursa olsun ve ne maksatla elde bulundurulursa bulundurulsun kıymetli evrak olarak % 2.5 oranında zekâta tâbi olup olmayacağı, ayrıca temettu için elde bulundurulan hisse senetlerinin kârından ne nisbette zekât verileceği ihtilâf konusu olmuştur. Bazı âlimler bu temettunun -diğer şartlar da gerçekleştiğinde- % 2.5 oranında zekâta tâbi olması gerektiğini savunmuş, bazıları da sınaî şirket hisse senetlerinin kendileri zekâttan muaf olmakla beraber gelirlerinin 1/10 veya 1/20 nisbetinde zekâta tâbi olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.</p></blockquote>
<p>Bu konuda şöyle bir öneri getirilebilir:</p>
<blockquote><p>1. Hisse senetleri, türleri ne olursa olsun, sermaye piyasalarında alınıp satılmak ve bu surette ticareti yapılmak amacıyla alınmış ise, vücûb tarihinde sermaye piyasasındaki değeri üzerinden <strong>% 2.5 oranında zekâta tâbi</strong> olmalıdır. Çünkü hangi tür mal ticareti yapılmak için elde bulunduruluyorsa, o mal ticaret malları zekâtı hükümlerine tâbidir. Bu hususta -zekât kapsamını daraltan ların dışında- farklı görüş ileri süren olmamıştır. Buna göre spekülatör sıfatıyla sermaye piyasalarında <strong>hisse senedi alıp satanlar</strong> ticaret sektöründe çalışan her mükellef gibi- hisse senetlerinin piyasadaki değerleri üzerinden, nisab ve yıl geçme (havl) şartları gerçekleşince <strong>% 2.5 oranında zekâtlarını</strong> ödemeleri gerekir. Çünkü portföy sahibi devamlı bir yatırım için değil, zaman içindeki değer artışlarından yararlanmak, yani hisse senetlerinin ticaretini yapmak için onları almıştır. Artık bu hisse senetleri tam bir ticaret metaı haline gelmiştir. Onların neyi ve hangi hakları temsil ettiği düşünülmez.</p>
<p>2. Eğer hisse senetlerini yatırımcı sıfatıyla elinde bulunduruyorsa, <strong>hisse senedinin</strong> satın aldığı değeri + gelirinden, o <strong>hisse senedini</strong> ihraç eden şirketin zekâta tâbi olmayan mal varlığını -yıllık bilançodan öğrenerek- çıkarıp, geriye kalan meblağın % 2.5 oranında zekâtını vermelidir. Çünkü hisse senedi, yukarıda da açıklandığı gibi, bir ticarî işletmenin tümünün (arsası, binaları, makineleri, demirbaşı, parası, borç ve alacakları vb.) bütün maddî ve mânevî varlığının belli bir parçasını temsil eden bir mülkiyet senedidir.</p></blockquote>
<p>Bir şirketin <strong>hisse senedini</strong> alan kimse, o işletmenin aktif ve pasifindeki her şeye ortak olur. Gerçi <strong>hisse senedi</strong> <strong>hamilleri</strong> onları uzun vadeli yatırım yapmak için almış olsalar da, artık hisse senetleri onlar için bir işletmenin aktif ve pasifindeki tüm varlıkları ve hakları tam temsil eden bir belge olmaktan çıkmıştır. Fakat yatırım niyetiyle elde bulundurulduğundan dolayı hâlâ mülkiyet senedi özelliğini korumaya devam ederler. Bu itibarla mülkiyetin satın alınan değeri + gelirinden, zekâta tâbi olmayan mal varlıkları çıkarılarak kalan % 2.5 oranında zekâta tâbi olmalıdır.</p>
<p>Hisse senetlerinin zekâtını, onları ihraç eden şirketler de verebilir, hisse sahipleri de verebilir. Şirketler hisse senetlerinin zekâtını verirse yukarıda işaret ettiğimiz İmam Şâfiî&#8217;nin ortak malın zekâtı ile ilgili ictihadına, hisse senetlerinin zekâtını fertler verirse bu konuda Hanefîler&#8217;in ortaya koymuş olduğu prensibe uyulmuş olur. Ancak hisse senetlerinin zekâtını şirketler verirse, şirketin tüzüğünde bu durumun açıkça belirtilmiş, genel kurulda bu yönde bir karar alınmış, hisse sahibi hisselerinin zekâtını hesaplayıp çıkarma yetkisini şirket yönetimine bırakmış olmalıdır.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/hisse-senedi/">Hisse Senedi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/hisse-senedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Madenler ve Deniz Mahsülleri</title>
		<link>https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2021 03:59:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Altın zekat oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçükbaş hayvan zekât oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Madenler]]></category>
		<category><![CDATA[Madenlerin zekât oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Madenlerin zekat oranı kaçtir]]></category>
		<category><![CDATA[Rikaz]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak ürünlerinin zekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat oranları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madenler ve Deniz Mahsülleri &#8220;Sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak ediniz&#8230;&#8221; (el-Bakara 2/267) ifadesi ile genel olarak ziraî mahsullerden zekât yükümlülüğüne işaret edilmiş olduğuna ve âyetteki &#8220;infak ediniz&#8221; emrinin, fakihlerin çoğunluğu tarafından &#8220;zekâtını veriniz&#8221; anlamında tefsir edildiğine yukarıda temas edilmişti. Allah Teâlâ topraktan çeşitli mahsuller bitirdiği gibi, O&#8217;nun yarattığı çok çeşitli madenler de yine topraktan çıkarılmaktadır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/">Madenler ve Deniz Mahsülleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Madenler ve Deniz Mahsülleri</h1>
<p>&#8220;Sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak ediniz&#8230;&#8221; (el-Bakara 2/267) ifadesi ile genel olarak ziraî mahsullerden zekât yükümlülüğüne işaret edilmiş olduğuna ve âyetteki &#8220;infak ediniz&#8221; emrinin, fakihlerin çoğunluğu tarafından &#8220;zekâtını veriniz&#8221; anlamında tefsir edildiğine yukarıda temas edilmişti. Allah Teâlâ topraktan çeşitli mahsuller bitirdiği gibi, O&#8217;nun yarattığı çok çeşitli madenler de yine topraktan çıkarılmaktadır. Bu sebeple, fakihler zikredilen âyetin umumi anlamı gereğince madenlerde de ödenmesi gerekli bir hakkın bulunduğunu düşünmüşlerdir.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in hadislerinde ve sahâbe uygulamasında yer altında bulunan define ve madenlerin vergilendirildiğine dair çeşitli rivayet ve bilgiler bulunur. Fıkıh literatüründe &#8220;rikâz&#8221; madenleri, diğer yer altı zenginliklerini ve yer altında gömülü antika, hazine ve benzeri eşyayı ifade eden geniş bir kapsama sahiptir. Bu itibarla konu rikâz, madenler, deniz mahsulleri olmak üzere üçlü bir ayırım içinde ele alınabilir.</p>
<h2>a) Rikaz</h2>
<p>Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifade eder. Hz. Peygamber&#8217;in &#8220;Rikâzda humus (1/5 nisbetinde vergi) vardır&#8221; (Ebû Ubeyd, el-Emvâl, nr. 856-860) buyurduğu, Hz. Ömer&#8217;in Medine dışında bulunan 1000 dinar altın paranın 200 dinarını devlet adına beytülmâle aldığı, Hz. Ali&#8217;nin de madenleri rikâz diye isimlendirip, çıkarılan maden parçalarından ve bulunan eski devirlere ait paralardan 1/5 nisbetinde vergi aldığı rivayet edilir (Ebû Ubeyd, a.g.e, nr. 871, 874-875). Rikâzla ilgili hadis ve sahâbe tatbikatını değerlendiren fakihler, bu terimin kapsamı üzerinde görüş ayrılığına düşmüşlerdir.</p>
<p>İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel&#8217;e göre rikâz eski devirlerde yer altına saklanan ve İslâmî devirde bulunan kıymetli eşya, hazine ve definedir. Madenler rikâzın kapsamına girmez. Hatta İmam Şâfiî rikâzı sadece Câhiliye devrinde gömülmüş olan altın ve gümüşe hasreder. Hanefî fakihleri ise hem madenleri ve hem de eski devirlerde yer altına gömülüp gizlenen her nevi kıymetli eşyayı rikâz mefhumu içinde mütalaa ederler. Rikâz; eski devirlerde yer altına gömülen veya herhangi bir sebeple yer<br />
altında kalan kıymetli eşyayı ifade ettiğinde,</p>
<blockquote><p><em>1. Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklarda bulunmuş ise 1/5’i vergi olarak alınır, kalan 4/5’i bulana verilir. Mülk arazide bulunmuş ise Hanefîler&#8217;e göre 4/5’i mülk sahibi veya vârislerine ait olur. Bu eşyayı gayri müslim tebaadan biri veya çocuk da bulsa durumda bir değişiklik olmaz.</em></p>
<p><em>2. Bulunan altın-gümüş ve kıymetli eşyanın İslâmî alâmet (mühür, yazı gibi) taşıması halinde &#8220;lukata&#8221; hükümleri uygulanır. Bu halde bulunan eşya bir sene müddetle -usulüne uygun- ilân edilir, sahibi çıkmazsa beytülmâle teslim edilir.</em></p>
<p><em>3. Bu nevi bulunan eşyanın vergilendirilmesi için cumhura göre nisab da aranmaz. İmam Şâfiî nisab şartını ileri sürmüştür.</em></p>
<p><em>4. Fakihler rikâzın 1/5 nisbetinde vergiye tâbi olabilmesi için, bulunduktan sonra üzerinden bir sene geçmesinin şart olmadığında görüş birliğindedir. Rikâz ile ilgili hadislerde, alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât verilecek kimselere mi, yoksa fey kapsamında düşünülüp zekâtın dışında kalan muhtelif devlet giderleri için mi harcanacağı hususunda açıklık yoktur. Bu sebeple fakihler rikâzın dağıtımı hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İmam Şâfiî rikâzdan alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât verilecek </em><em>kimselere sarfedileceğini, Ebû Hanîfe, -bir görüşe göre- İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise bu gelirin fey hükümlerine tâbi olup zekât dışında, kamu hizmetlerine harcanacağını savunmuşlardır. </em></p>
<p><em>Rikâz, yer altına gömülmüş altın, gümüş, hazine yani kenz ve define anlamına alındığında önemli bir devlet geliri sayılmamalıdır. Çünkü bu çeşit hazine ve antik eşyanın bulunup çıkarılması sık sık rastlanan bir olay değildir. Ancak, Hanefî fakihlerine göre madenler rikâz mefhumu içinde mütalaa edildiğinden, rikâzın vergilendirmesi büyük önem taşımaktadır. Hemen aşağıda izah edeceğimiz gibi, bu durumda hem kapsamı genişlemiş olacak ve </em><em>hem de maden vergi nisbetleri 1/5 olarak kabul edildiğinden devlet gelirleri içinde önemli bir yekün tutacaktır.</em></p></blockquote>
<h2>b) Madenler</h2>
<p>Arap yarımadasında İslâm&#8217;ın ilk devrinde maden işletmeciliği ve ticareti pek gelişmemiş, bunun sonucu olarak maden vergi hukuku tatbikatı da sınırlı sayıdaki uygulama örneğine münhasır kalmıştır. Bu sebepten dolayı da müctehidler hangi nevi madenlerin zekâta tâbi olduğu, hangilerinin olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Hanefî fakihlerinden Serahsî (ö. 490/1090), maden vergi hukuku yönünden önemli olan aşağıdaki taksim şeklini verir. Yer altından çıkarılan madenler üç kısımdır:</p>
<blockquote><p><em>1. Katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen madenler; altın, gümüş, demir, bakır gibi.</em></p>
<p><em>2. Eritilmeye elverişli olmayan katı madenler; mermer, kireç, kömür gibi.</em></p>
<p><em>3. Sıvı olup katılaşmayan madenler; cıva, petrol gibi. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre, katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi madenler vergiye tâbidir. Eritilmeye elverişli olmayan yakut, zümrüt, mermer, kireç gibi madenlerle, sıvı olup katılaşmayan civa, petrol gibi madenlerden vergi alınmaz. Şâfiî&#8217;ye göre, sadece altın ve gümüş madenleri zekâta tâbidir, bunların dışında kalan madenler zekâta tâbi değildir. </em></p></blockquote>
<p>Hanbelî fakihleri ise, altın ve gümüş ile diğer madenler arasında herhangi bir fark gözetmemişler ve Bakara sûresinin 267. âyetinin genel anlatımından hareket ederek, cinsi ne olursa olsun bütün madenlerin zekâta tâbi olduğu görüşünü savunmuşlardır. Hanbelî mezhebine göre, yerden çıkan bütün madenler zekâta tâbidir. Bu madenlerden ister altın, gümüş, demir, bakır gibi eritilip dökümü yapılabilir cinsten olsun, ister yakut, zümrüt, sürme gibi sert olup eritilemeyen madenler olsun, isterse zift, neft, petrol gibi sıvı halde bulunan madenlerden olsun, bir ayırım gözetilmeksizin hepsinden zekât alınır.</p>
<p>Günümüzde özellikle petrol gibi yer altı zenginlikleri sadece şahıslar değil ülke ekonomileri açısından da büyük bir önem ve değer taşımaya başlamıştır. Klasik dönem fakihlerinin madenlerin zekât veya vergiye tâbi olup olmadığı konusundaki görüşleri, dönemlerinde bilinen ve elde edilen madenlerin o günkü ekonomik değeriyle ve toplum için taşıdığı önemle yakından bağlantılıdır. Zekâtı ve vergilendirmenin temelinde servetten pay alınıp ihtiyaç sahipleri ve toplum yararına harcanması olduğuna, fakihler de daima bu ilkeyi korumaya çalıştıklarına göre, onların madenlerin zekâtıyla ilgili görüşlerinin günümüze aktarılması, bu ilke ve çerçeve dahilinde yapılmalıdır.</p>
<p>Bu itibarla Hanbelî mezhebinin görüşü doğrultusunda hareket edip, günümüzde bütün madenlerin zekâta tâbi tutulması gerektiğini ifade etmek, diğer mezheplerin görüşleriyle de esasta çelişmez. Bu anlayış zekâtın ruhuna daha uygundur. 20 miskal altını olanı zekâta tâbi tutup milyarlarca dolarlık kazanç elde eden maden ve petrol işletmecisini zekâttan muaf tutmak İslâm&#8217;ın daima öngördüğü ve önem verdiği adalet ölçüsüyle bağdaşmasa gerektir. Madenlerden alınacak zekâtın nisbeti konusu fakihler arasında tartışmalıdır.</p>
<p>Hanefî mezhebi fakihleri madenleri rikâz mefhumu içinde mütalaa ettiklerinden, rikâzla ilgili hadise istinaden vergi nisbetinin 1/5 olacağı, İmam Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise madenlerden 1/40 (% 2.5) nisbetinde zekât alınacağı görüşünü benimsemişlerdir. Madenlerin zekâta tâbi olabilmesi için belli bir nisaba ulaşması ve üzerlerinden bir sene geçmiş olması şart mıdır? Hanefî mezhebine göre madenlerde nisab aranmaz.</p>
<p>Bulunan veya işlenen maden az da olsa çok da olsa vergiye tâbidir. Çünkü maden rikâzdır. Rikâzda da 1/5 nisbetinde alınması gerekli bir &#8220;hak&#8221; olduğu hadisle belirtilmiştir. Buna göre sahipli arazide eritilebilen ve dökümü yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi bir maden bulunursa devlet 1/5 nisbetinde vergisini alır, kalanı yani 4/5&#8217;i o arazi sahibine verilir. İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel&#8217;e göre ise madenlerin zekâta tâbi olabilmeleri için nisab miktarına ulaşması gerekir. Bu da hadislerle gösterilen altın ve gümüş nisabıdır.</p>
<p>Madenler bu kıymetlere ulaşmadıkça zekâta tâbi olmazlar. Bütün fakihler madenlerin zekâta tâbi olabilmeleri için üzerinden bir sene geçmesinin şart olmadığı görüşünde birleşmişlerdir. Maden, sahibi bilinmeyen arazide veya devlete ait topraklarda bulunursa yine devlet 1/5 payını alır, kalan 4/5&#8217;i bulana ait olur. Hanefîler&#8217;e göre madenlerden alınan 1/5 nisbetindeki vergi fey hükmüne tâbidir, dolayısıyla kamu yararına olmak üzere devlet giderleri içinde sarfedilir. Diğer mezhep imamlarına göre ise alınan vergi zekâttır ve Tevbe sûresinin 60. âyetinde gösterilen zekât sarf yerlerine harcanır.</p>
<h2>c) Deniz Ürünleri</h2>
<p>Bu konuda Hz. Ömer&#8217;den bir uygulama örneği aktarılır: Hz. Ömer Ya‘lâ b. Ümeyye&#8217;yi deniz kıyılarına âmil olarak tayin eder. Ya‘lâ deniz kıyısında bulunan bir anber hakkında Hz. Ömer&#8217;den yazılı görüş ister. Hz. Ömer de ashapla istişareden sonra şöyle görüş bildirir: &#8220;Şüphesiz anber, Allah&#8217;ın nimetlerinden biridir. Anberde ve onun gibi denizden çıkarılan diğer kıymetlerde 1/5 (nisbetinde vergi borcu) vardır&#8221; (Ebû Yûsuf, el-Harac, s. 76).</p>
<p>İslâm vergi hukukunun klasik dönemdeki önemli müelliflerinden Ebû Ubeyd de Emevî Halifesi Ömer b. Abdülazîz&#8217;in Umman âmiline, denizden çıkarılan balıkların değeri gümüş nisabına ulaşırsa, onlardan zekât tahsil etmesini emrettiğini rivayet eder (el-Emvâl, nr. 888) ve adı geçen müctehid halifenin denizden çıkarılan her türlü kıymetli eşyanın zekâta tâbi bulunması görüşünde olduğunu bildirir. Dönemlerinde denizden elde edilen ürünlerin önemli bir yekün tutmadığı için olmalı, fakihler deniz mahsullerinin zekâta tâbi mallardan olmadığı görüşündedirler. Ebû Yûsuf ise denizden çıkarılan inci, mercan gibi kıymetli süs eşyaları ile anber gibi kokuların 1/5 oranında vergiye tâbi tutulması gerektiğini ileri sürer.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/">Madenler ve Deniz Mahsülleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</title>
		<link>https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2021 21:04:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Arının Zekatı Olur Mu]]></category>
		<category><![CDATA[Balık zekâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Balın zekât oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Balın zekatı Fetva Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Öşür ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Rikaz Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri Fakihler, içinde yaşadıkları toplumların şart ve telakkilerini göz önünde bulundurmuş, bu metotlarının bir devamı olarak arı sahiplerinin elde ettiği balın zekâta tâbi tutulabilir bir zenginlik olup olmadığında farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinin balı zekâta tâbi tutması, diğer iki mezhebin ise aksi görüşte olması, esasen bundan kaynaklanır. Balın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/">Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</h1>
<p>Fakihler, içinde yaşadıkları toplumların şart ve telakkilerini göz önünde bulundurmuş, bu metotlarının bir devamı olarak arı sahiplerinin elde ettiği <strong>balın zekâta</strong> tâbi tutulabilir bir zenginlik olup olmadığında farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinin <strong>balı zekâta</strong> tâbi tutması, diğer iki mezhebin ise aksi görüşte olması, esasen bundan kaynaklanır. Balın zekât mallarından olduğu ve baldan 1/10 nisbetinde zekât alınacağı görüşünü savunan Hanefî ve Hanbelî fakihleri, bu görüşlerini konu ile ilgili Hz. Peygamber&#8217;den rivayet edilen hadislerle &#8220;Bal arı tarafından bir toprak ürünü olan çiçek özlerinden elde edilir.</p>
<p>Hububata zekât farz olduğu gibi <strong>bala da farzdır</strong>&#8221; şeklindeki kıyasla delillendirirler. Şâfiî ve Mâlikî mezhebi fakihleri ise bu konuda sahih bir haberin mevcut olmadığını, <strong>balın</strong> süt gibi, bir hayvanın ürünü olduğunu, sütün zekâta tâbi olmadığında görüş birliği bulunduğunu, aynı şekilde <strong>balın da zekâta tâbi</strong> olmaması gerektiğini ileri sürerler. Ebû Hanîfe, ziraî mahsullerin zekâtı bahsinde ele aldığımız görüşüne uygun olarak balda da nisabın aranmayacağı, balın azından da çoğundan da zekât verilmesi gerektiği görüşündedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/">Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekata Tabi Mallar</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekata-tabi-mallar/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekata-tabi-mallar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 14:23:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekât verme]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat kimlere verilmez]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl HESAPLANIR]]></category>
		<category><![CDATA[Zekâta tâbi mallar ve miktarları]]></category>
		<category><![CDATA[Zekâta tâbi olmayan mallar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekata Tabi Mallar Zekât konusundaki fıkhî tartışmalar, zekâtın vücûb ve sıhhat şartları konusundan ziyade hangi malların ne ölçüde zekâta tâbi olacağı konusunda yoğunlaşır. Bunun belki de en başta gelen sebebi, mal ve zenginlik kavramlarının, ekonomik değer taşıyan malların dönemden döneme, toplumdan topluma değişmekte oluşudur. Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de insanların önem ve ekonomik değer atfettikleri bazı mallar değişik [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekata-tabi-mallar/">Zekata Tabi Mallar</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekata Tabi Mallar</h1>
<p>Zekât konusundaki fıkhî tartışmalar, zekâtın vücûb ve sıhhat şartları konusundan ziyade hangi malların ne ölçüde zekâta tâbi olacağı konusunda yoğunlaşır. Bunun belki de en başta gelen sebebi, mal ve zenginlik kavramlarının, ekonomik değer taşıyan malların dönemden döneme, toplumdan topluma değişmekte oluşudur. Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de insanların önem ve ekonomik değer atfettikleri bazı mallar değişik vesilelerle zikredilse bile hangi mallardan ne ölçüde zekât alınacağına ilişkin bir sayım ve açıklama yer almaz.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in ve sahâbenin uygulamasında bazı malların zekâta tâbi tutulduğu ve bunlar için belli bir alt sınır ve zekât oranı belirlendiği, bazı malların da zekâta tâbi tutulmadığı bilinmektedir. İleri dönemde oluşan fıkıh doktrini de bu bilgiler etrafında oluşmuştur. Ancak Hz. Peygamber ve sahâbe döneminin uygulamalarında hareket noktasının, o dönem İslâm toplumunun mal ve ekonomik değer ölçüleri olduğu da göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Böyle olunca bu bilgi ve ölçülerin, mal ve ekonomik değer kavramının eski dönemlere göre bir hayli değiştiği günümüz toplumlarına güncelleştirilerek getirilmesi, zekâtın mâna ve gayesine daha uygun bir yaklaşım olacaktır. Burada zekâta tâbi mallar konusunda ağırlıklı olarak klasik fıkıh kitaplarındaki bilgilere yer verilecek ve bundan hareketle güncel problemlerin çözümüne ışık tutulmaya çalışılacaktır.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekata-tabi-mallar/">Zekata Tabi Mallar</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekata-tabi-mallar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekatın Şartları</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2021 08:22:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Ne kadar paraya zekat düşer]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat kimlere verilmez]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl HESAPLANIR]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat oranları]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat vermek ne demek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26633</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekatın Şartları Zekâtla ilgili fıkhî bilgi ve tartışmaların başında, zekâtın kimlere hangi şartlarda farz olduğu ve verilen zekâtın geçerli olabilmesi için ne gibi şartların gerektiği hususu yer alır. Ancak buna geçmeden önce konuyla ilgili bazı temel terimlerin açıklanmasında fayda vardır. Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir. Artıcı vasıfta belirli bir miktar mala mâlik olan kimse zekât açısından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/">Zekatın Şartları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekatın Şartları</h1>
<p>Zekâtla ilgili fıkhî bilgi ve tartışmaların başında, zekâtın kimlere hangi şartlarda farz olduğu ve verilen zekâtın geçerli olabilmesi için ne gibi şartların gerektiği hususu yer alır. Ancak buna geçmeden önce konuyla ilgili bazı temel terimlerin açıklanmasında fayda vardır. Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir. Artıcı vasıfta belirli bir miktar mala mâlik olan kimse zekât açısından zengin sayılır. Zenginliğin ölçüsü sayılan miktara ve alt sınıra &#8220;nisab&#8221; tabir edilir. Borcundan ve tabii ihtiyaçlarından fazla nisab miktarı artıcı mala sahip olan ve bu malının üzerinden bir kamerî yıl geçen kimse zekât ödemekle mükellef olur.</p>
<p>Zekâtın rüknü, yani onun yapısından bir parça teşkil eden unsur, zenginlik ölçüsü sayılan miktardaki maldan zekât borcunu çıkarmak ve onu hak sahibine temlik ve teslim etmektir. Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir (ay) senesi geçen kimselere farzdır. Bu farzın sahih olarak ödenebilmesi için de ehline verilmesi ve verilirken de niyet edilmesi gerekir. Görüldüğü gibi zekâtın farz olabilmesi için hem mükelleflerle ve hem de mallarla ilgili şartlar vardır. Aynı şekilde bu farzın edasının sıhhati için de birtakım şartlar aranmaktadır.</p>
<h2>A) Yükümlülük Şartları</h2>
<p>Bir kimsenin zekâtla yükümlü (mükellef) tutulabilmesi için gereken şartlar, ilmihal dilinde, vücûb şartları veya zekâtın farziyetinin şartları olarak da anılır. Zekâtla yükümlülük için gereken şartların bir kısmı mükellefte, bir kısmı da malda aranan bazı özelliklerdir.</p>
<h3>a) Mükellef ile İlgili Şartlar</h3>
<p>Zekât, İslâm&#8217;ın beş esası arasında yer alan bir ibadet olması sebebiyle, namaz ve oruçla mükellefiyette söz konusu olan şartlar, ilke olarak, zekâtta da aranır. Ancak zekât, sosyal yardımlaşma ve dayanışma içeriği de taşıyan malî bir mükellefiyet olması ve üçüncü şahısların haklarını da ilgilendirmesi sebebiyle, diğer ibadetlerde aranan akıl ve bulûğ şartının bunda aranıp aranmayacağı tartışma konusu olmuştur. Zekât bir ibadet sayıldığı için, öteden beri, zengin gayri müslim vatandaşların, zekâtla yükümlü olmaları hiç gündeme gelmemiş, bunun yerine onlardan başka isimler altında başka vergiler alınmıştır.</p>
<p>Çocuk ve akıl hastalarının &#8220;öşür&#8221; denen toprak ürünleri zekâtından sorumlu olduklarında görüş birliği bulunmakla birlikte, bunların zekâta tâbi diğer mallarından zekât alınıp alınmayacağı konusunda farklı iki görüş ileri sürülmüştür. Ebû Hanîfe akıllı ve bâliğ olmayanları, toprak ürünleri ve kamu hukukunun bir parçası olarak alınan zekât türü hariç, zekâtla mükellef tutmamıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise akıl hastalarının ve çocuğun malları zekâta tâbidir. Bu borcu veli ve vâsileri öderler. Zekât vekâletle yerine getirilebilen malî bir ibadettir. Veli zekâtta çocuğun ve akıl hastasının vekilidir. Bu vecîbeyi yerine getirmede onun yerini almaktadır, dolayısıyla onlar adına zekât verir. Bu iki farklı görüşten, çoğunluğun görüşü daha güçlü ve tercihe şayan<br />
görünmektedir. Çünkü zekât netice itibariyle zenginliğin borcudur, topluma karşı bir yükümlülük mahiyetindedir ve sosyal adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir.</p>
<h3>b) Mal ile İlgili Şartlar</h3>
<p>Kur&#8217;an zekâta tâbi olan mallara genel olarak temas etmiş (bk. et-Tevbe 9/103), Hz. Peygamber de hadislerinde hangi malların ne şartlar içinde zekâta tâbi olacaklarını belirtmiş, zekât memurlarına vermiş olduğu tâlimatlarda bu mallardan nasıl ve ne şekilde zekât tahsil edileceğini öğretmiştir. Zekâtla ilgili olarak daha sonraki dönemde oluşan fıkıh doktrini de Hz. Peygamber ve sahâbe dönemindeki bu uygulama örnekleri etrafında gelişmiştir.</p>
<p>Bunun sonucu olarak, bir malın zekâta tâbi olabilmesi için &#8220;tam mülk olma&#8221;, &#8220;artıcı özelliğe sahip olma&#8221;, &#8220;nisaba ulaşmış olma&#8221;, &#8220;tabii ihtiyaçlardan fazla olma&#8221;, &#8220;üzerinden bir yıl geçmiş olma&#8221; gibi şartların arandığı görülür. Ancak bu şartların gerekliliğinin Kur&#8217;an&#8217;da veya Hz. Peygamber tarafından açıkça zikredilmediğini, fakihlerin ilk dönemlerdeki zekât tahsil örnek ve usullerinden<br />
bu sonucu çıkardıklarını burada belirtmek gerekir. Zekât konusundaki klasik fıkıh doktrini bu metotla ve böyle bir süreçte oluşmuştur.</p>
<p>İslâm hukukçularının &#8220;mal&#8221; kavramıyla ilgili görüşleri, İslâm toplumunun ekonomik gelişim seyriyle âdeta paralellik arzeder. Hanefîler&#8217;e göre mal, insanın mâlik olduğu ve kendisinden âdete uygun olarak yararlandığı her şeydir. Fakihlerin çoğunluğu menfaatleri &#8220;mal&#8221; kabul ederken Hanefîler karşı görüştedir. Ancak zekât hukuku bakımından Hanefîler&#8217;in görüşü daha ağırlıklı<br />
görünmektedir.</p>
<p>1. Tam Mülkiyet. Bir malın zekâta tâbi olabilmesi için şart olan &#8220;tam mülk (el-milkü&#8217;t-tâm)&#8221; tabirinden maksat o malın, hem kendisinin (ayn) hem de menfaatlerinin, sahibinin tasarruf salâhiyet ve kudreti altında bulunmasıdır. Yani mal, mükellefin fiilen elinde veya onun tasarrufu altında bulunacak, ona başkalarının hakkı taalluk etmiş olmayacak, o maldan ortaya çıkacak fayda mükellefe ait olacaktır. Tam mülk olma şartının zekâta tâbi mallarda aranmasının başlıca sonuçları şunlardır: Fakihlerin çoğuna göre;</p>
<p>1. Belirli sahibi olmayan mallar zekâta tâbi değildir. Buna göre halkın yararına sunulan, herkesin istifade ettiği mallar, devletin zekât, vergi ve başka gelirlerinden elde ettiği mallar belirli bir mâliki olmadığı için, zekâta tâbi değildir. Bu mallar bütün topluma aittir ve onlardan bir kısmı da fakirdir.</p>
<p>2. Fakir, yetim ve kimsesizlerin doyurulması, okutulması, cami, mescid, yol, köprü yapımı gibi amaçlarla hayır kuruluşlarına vakfedilen mallar zekâta tâbi değildir. Ancak oğluna, ailesine veya falanın oğullarına gibi belirli bir kişi veya kişilere yapılan vakıflar böyle değildir. Böyle vakfedilen mallar zekâta tâbidir. Çünkü bu durumda vakfedilen malın mülkiyeti vakfedenden vakfedilene geçmekte ve onda sürekli kalmaktadır.</p>
<p>3. Hırsızlık, gasp, rüşvet, faiz gibi haram yollarla kazanılan -haram malzekâta tâbi değildir. Çünkü âlimler haram malı, elinde bulunduranın mülkünü kabul etmemişler, onda tasarrufu yasaklamışlardır. Tam mülk olma şartının Hanefîler&#8217;e göre başlıca sonuçları:</p>
<p>1. Elde bulunmayan ve ele geçeceği de umulmayan malda zekât yoktur. Kimi Hanefîler&#8217;e göre ise faydalanılmayan malda da zekât yoktur. Bu ikinci görüşe göre inkâr edilen, gasbedilen, düşman tarafından alınan, kaybolan, denize düşen, sahraya gömülüp yeri unutulan, devlet tarafından müsâdere edilen mallar tekrar sahipleri tarafından ele geçirilmedikçe zekâta tâbi değildir. Çünkü bu mallarda elde bulundurma ve tasarruf imkânı yoktur. Yani tam mülkiyet yoktur. Tam mülkiyetin tanımına ilişkin bu görüş farklılığı, ilk imamlardan nakledilen &#8220;Mâlü&#8217;d-dımâr&#8217;da zekât yoktur&#8221; sözünde geçen &#8220;mâlü&#8217;d-dımâr&#8221; tabirinin tefsirinden kaynaklanmıştır. Şâfiîler&#8217;e göre ise, malın elde bulunmayışı zekât ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Buna göre gasbedilen, kaybolan, çalınan, denize düşen vb. mallar, sahibinin eline geçince tahakkuk eden bütün zekâtları verilmelidir.</p>
<p>2. Ebû Hanîfe&#8217;ye göre kocasından vadeli mehrini almadıkça kadın zekâtla mükellef değildir. Çünkü o mehre nikâh akdi ile mâlik olmuştur, fakat bu noksan mülkiyettir. Kadın mehri teslim almakla ona tam mâlik olur.</p>
<p>3. Borçlu, borcuna karşılık olan malından dolayı zekât mükellefi olmaz. Elinde olan bu malın mâliki değildir.</p>
<p>4. Rehin olarak verilen maldan dolayı da mal sahibi zekâtla yükümlü olmaz. Çünkü bu mala mâlik olsa da zilyed değildir. Mal, borcu karşılığı rehin alanın elindedir.</p>
<p>5. Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekâta tâbidir. Çünkü alıcı, satım akdi sonucu bir mala tam mâlik olmuştur. Malın elinde olmaması zekâtın alıcıya farz olmasına mani değildir.</p>
<p>6. Malı yanında olmayan yolcu zekâtla mükelleftir. Çünkü o, vekil aracılığı ile malında tasarrufta bulunabilir. Alacağın Zekâtı: Malın tam mülk olması şartının tabii bir sonucu olarak, bir kimsenin başkasının zimmetindeki alacağı için zekât verip vermeyeceği veya hangi şartlarda vereceği fakihler arasında tartışma konusu olmuştur. Fakihlerin çoğunluğuna göre alacaklar iki ana gruba ayrılır:</p>
<blockquote><p>a) Tahsil edileceği umulan alacaklar, yani ödeme imkânına sahip ve borcunu da kabul eden kimsedeki alacaklar zekâta tâbidir. Alacaklı, her sene diğer malları ile birlikte bu alacağının zekâtını da öder.</p>
<p>b) Tahsil edileceği umulmayan alacakların ise, ancak elde edilince zekâtı verilir. Elde edilince, geçmiş bütün yılların zekâtı ödenir diyenler de, sadece son bir yılın zekâtı ödenir diyenler de vardır. Hanefî müctehidlerine göre, elde edilmesinin üzerinden bir yıl<br />
geçmedikçe bu alacağın zekâtı ödenmez. Hanefî fakihleri, alacağın zekâtı konusunu biraz daha detaylı şekilde ele almışlar ve alacağı üç gruba ayırmışlardır:</p></blockquote>
<h4>a) Kuvvetli alacak (deyn-i kavî):</h4>
<p>Borç verilmiş paralar ile ticaret mallarının bedelleri olan alacaklardır. Bunlar borçlular tarafından inkâr edilmedikçe, tahsil edildiklerinde geçen senelere ait zekâtları da verilmelidir. Fakat mükellef alacağından en az 40 dirhem (yani zekât nisabının 1/5&#8217;i kadar miktar) tahsil etmedikçe zekât borcunu ödemek zorunda değildir.</p>
<h4>b) Orta kuvvette alacak (deyn-i mutavassıt):</h4>
<p>Ev kirası gibi zekât mevzuu olmayan bir malın bedelidir. Bu alacakta da geçen senelerin zekât borcu gerçekleşir, ancak zekât borcunun ödenme mecburiyeti için alacaklının en az 200 dirhem miktarı (nisab miktarı kadar) tahsil etmesi gerekir.</p>
<h4>c) Zayıf alacak (deyn-i zaîf):</h4>
<p>Mal bedeli olmayan -mehir ve diyet gibialacaklardır. Bu tür alacak zekâta tâbi değildir. Tahsil edildikten sonra diğer şartların gerçekleşmesi ile zekâta tâbi olur. Fakihlerin bu konudaki farklı görüşlerinden hareketle bir özet vermek gerekirse; borçlunun kabul ettiği ve ödeme gücüne sahip olduğu için ödenme ihtimali yüksek olan alacağın her yıl zekâtının verilmesi, borçlunun ödeme<br />
güçlüğü içinde bulunması veya ödemeyi kabul etmemesi gibi durumlarda ise elde edildikten sonra alacağın zekâtının verilmesi uygun olur.</p>
<p>2. Nemâ. Bir malın zekâta tâbi olabilmesi için aranan şartlardan biri de nemâdır. Sözlükte &#8220;artmak, çoğalmak, gelişmek&#8221; anlamlarına gelen nemâ dinî terim olarak iki kısma ayrılır.</p>
<blockquote><p>1. Hakikî (gerçek) nemâ: Bir malın ticaretle, doğum yoluyla veya tarımla artmasıdır. Ticaret malları, hayvanlar ve toprak ürünleri böyledir.</p>
<p>2. Takdirî (hükmî) nemâ: Bir malın kendisinde nemâ imkânının bizzat (potansiyel olarak) mevcut olmasıdır. Altın, gümüş ve parada olduğu gibi. Bugünkü anlamda nemâ, malın sahibine gelir, kâr, fayda temin etmesi, yahut kendiliğinden çoğalma ve artma özelliğine sahip bulunmasıdır. Böyle mallara “nâmî mallar” denilir. Hz. Peygamber&#8217;in ve ilk dört halifenin uygulamalarını<br />
dikkatle izleyen fakihler, bu devirlerde üzerlerinden zekât tahsil edilen malların artıcı vasfa sahip olduklarını tesbit etmişler ve bu vasfı zekâtın vücûb şartı saymışlardır.</p>
<p>Beş sınıf mal zekâta tâbidir. Bunlar; para (altın, gümüş vb.), ticaret malları, toprak ürünleri, hayvanlar, define ve madenler. Bu mallar incelendiğinde hepsinin nâmî (artıcı vasıfta) oldukları görülür. Altın ve gümüş başta olmak üzere para artıcı vasıftadır. Çünkü mübâdele aracı, değer birimidirler. Çalıştırıldıklarında gelir getirir, kâr sağlarlar. Saklanmaları ve yatırımdan alıkonulmaları halinde tasarruf aracı özelliklerini korurlar. Bunların zekâta tâbi kılınması, sahiplerinin dikkatlerini çekmiş ve<br />
paranın yatırıma sevkedilmesini teşvik etmiştir.</p>
<p>Ticaret kâr sağlamak, gelir elde etmek için yapılır. O halde ticarete konu olan her mal artıcı vasıftadır. Toprak ürünleri ve hayvanlar da bizzat kendileri nâmî vasfa sahiptir. Toprak ürünleri emek karşılığı toprağın verdiği yeni bir gelirdir. Madenler de<br />
böyledir. Hayvanlar ise doğurmak, gelişmek, et ve süt vermek suretiyle artıcı vasıf kazanmaktadırlar. Zekâta tâbi mallarda nemâ şartı arandığından, bu şartı taşımayan mallar, meselâ binek hayvanları, çalıştırılan hayvanlar, oturulan evler ve ev eşyaları, meslek kitapları, meslekî aletler ve benzeri mallar zekâta tâbi değildir.</p>
<p>3. İhtiyaç Fazlası Olma. Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de o malın, mükellefin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin temel ihtiyaç maddelerinin (havâic-i asliyye) dışında olmasıdır. İslâm&#8217;da diğer bedenî ve malî yükümlülüklerde olduğu gibi zekâtta da mükellefin değişik açılardan durumu göz önünde bulundurularak kişilere mâkul, taşınabilir ve anlamlı mükellefiyetler yüklenmiştir. Bu anlayışın bir uzantısı olarak, mükellefin temel ve tabii ihtiyaç maddeleri zekât matrahı dışında tutulmuştur. Kur&#8217;an&#8217;daki &#8220;&#8230;.afvı infak ediniz.&#8221; (el-Bakara 2/219) âyetini İslâm bilginleri, &#8216;kazandığınız meşrû maldan kendinizin ve aile fertlerinizin tabii ihtiyaçlarından fazlasını infak ediniz&#8217; şeklinde anlamışlardır.</p>
<p>Hz. Peygamber de zekâtın varlıktan verileceğini beyan etmiştir (Buhârî, “Zekât”, 18). Bir kimsenin zekâtla mükellef tutulabilmesi için zengin olmasının gerektiği açıktır. Bununla birlikte, hangi tür mal ve alacağa sahip olmanın zenginliğin göstergesi sayılacağı hususu, zekât müessesesine bakış açısıyla ilgili olduğu gibi, toplumların telakkileri ve sosyoekonomik şartlarıyla da yakından alâkalı bir konudur. Buna bağlı olarak, hangi tür malların temel ihtiyaç maddeleri sayılacağı ve bunu belirlemede ölçünün ne olacağı hususu da İslâm bilginleri arasında tartışmalı kalmıştır. Esasen ihtiyaç gizli ve kişiseldir. Kişilerin dünyadaki arzu ve ihtiyaçlarına bir sınır getirmek de imkânsızdır.</p>
<p>Bununla birlikte fakihler, temel ihtiyaç maddelerinin belirlenmesini kişilerin şahsî tercihlerine bırakmayı uygun görmeyip birtakım objektif ve açık ölçüler getirmek istemişlerdir. Çünkü İslâm&#8217;ın aslî ibadetlerinden biri ve sosyal adaleti gerçekleştirmenin de en tabii vasıtası olan zekât mükellefiyetin şartlarını kişilerin dindarlık, diğerkâmlık ve fedakârlık duygularına bırakmak yerine bazı objektif ölçüler belirlemek düzenli ve dengeli bir hak ve görev dağılımı açısından vazgeçilmez bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Hanefîler&#8217;e göre, kişi ve aile fertleri için gerekli bir yıllık gıda maddeleri, giyecekler, sanat ve meslek aletleri, oturulan ev, ev eşyası, binek aracı, ilim için edinilen kitaplar aslî ihtiyaç sayılır. Temel ihtiyaçlar kişinin hayatını korumak ve insan onuruna yakışır bir şekilde sürdürmek için muhtaç olduğu şeylerdir. Bir kimsenin yeme, içme, barınma, sağlık, iş ve meslek edinme, seyahat, dinlenme ve eğitim gibi tabii ve temel ihtiyaçlarını içinde yaşadığı toplumun genel iktisadî seviyesine göre lüks ve aşırı sayılmayacak ölçüde gidermesi mümkün ve meşrû görünmektedir.</p>
<p>Aslî ve tabii ihtiyaç kavramının ve bu konudaki ölçülerin zamanın, çevrenin ve şartların değişmesi ile değişebileceği doğrudur. Ancak insanın her arzu ettiği şey de zaruri ihtiyaç değildir. İsrafın yaygınlaştığı, insanların âdeta her şeyin en iyisini tüketme yarışına girdiği ve lüks eşyanın neredeyse ihtiyaç haline geldiği günümüzde temel ihtiyaç maddelerinin belirlenmesinin kişilerin kendi sosyal çevresine, kültür ve alışkanlıklarına ve kendi tesbitine bırakılmayıp bu konuda toplumun ortak değerlerine ve toplumdaki asgari geçim ve hayat standardına göre bir belirlemeye gidilmesi gerekir. Klasik dönemde fakihlerin ileri sürdüğü ölçüler de bir bakıma -o dönemler itibariyleböyle bir işlev görmüştür.</p>
<p>4. Nisab. Sözlükte &#8220;sınır, işaret, asıl ve kök&#8221; anlamlarına gelen nisab kelimesinin terim anlamı; zekâtın vücûbuna alâmet ve ölçü olmak üzere tesbit edilen belirli bir miktardır. Zengin olmanın asgari sınırı veya asgari zenginlik ölçüsü diyebileceğimiz nisab, zekâta tâbi her mal için, Hz. Peygamber tarafından gösterilmiştir. Bu asgari sınırlar bir açıdan o dönem İslâm toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermekle birlikte ileri dönemlerde de şer‘î belirleme (mukadderât–ı şer‘iyye) sayılarak zekât nisabı adıyla aynen korunmuştur. Bu itibarla fakihler, toprak ürünleri hariç, zekâta tâbi bütün mallarda nisabın şart olduğunda görüş birliğine varmışlardır. Hadislerde nisab miktarları şu şekilde gösterilmiştir:</p>
<p>Gümüşte nisab miktarı 200 dirhem, altında 20 miskal, hayvanlarda 5 deve, 30 sığır, 40 koyun, toprak ürünlerinde ise (cumhura göre) 5 vesktir (=buğdayda 653 kg.). Ebû Hanîfe&#8217;ye göre ise toprak ürünlerinin azı da çoğu da zekâta tâbidir. Toprak ürünlerinin zekâtında nisab aranmaz. Nisab miktarlarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisabın bu mallar üzerinden belir lenmesi usulü, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ileriki dönemlerde de aynen korunmuş ve bu nisab miktarları &#8220;belirlenmiş şer‘î ölçüler&#8221; olarak nitelendirilmiştir. Kaynaklar yukarıda ayrı ayrı sayılan ve bugün için aralarında önemli bir değer farkı ortaya çıkmış bulunan nisab miktarlarının Hz. Peygamber döneminde birbirine denk olduklarını belirtir.</p>
<p>O dönemde değişik mallar için belirlenen bu nisab miktarının bir ailenin yıllık ortalama harcamaları tutarı, âdeta asgari geçim standardı olduğu düşünülecek olursa, günümüzde nisab miktarının karı, koca ve çocuklardan oluşan en küçük bir ailenin yıllık asgari harcamaları tutarı olarak belirlenmesi ve böyle bir ölçünün esas alınması isabetli olur. Aylık ücretlendirmenin geçerli<br />
olduğu kesimler için yıllık ortalama yerine aylık ortalama geçim standardının esas alınması ve buna göre bir çözüm getirilmesi yerinde olur.</p>
<p>Zekât müslümanların zenginlerinden alınır, fakirlerine verilir. Böyle bir malî mükellefiyetin konabilmesi için toplumda zenginlik sınırının, daha doğrusu asgari hayat ve geçim standardının belirlenmesine ihtiyaç vardır. Modern vergi sistemlerinin, asgari geçim indirimleri tesbit ederek bunları vergi kapsamı dışında saymaları da böyle bir noktadan hareketledir. İslâm dini bu durumu kendine özgü ve âdil bir şekilde çözüme kavuşturarak toplumda nisab adı altında böyle bir belirlemeye gitmiş, nisabın üstünde gelir ve serveti olanlardan zekât alıp, nisabın altında gelir ve servet sahiplerini zekâttan muaf tutmuştur.</p>
<p>5. Yıllanma. Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de, o malın üzerinden bir kamerî yılın geçmiş olması şartıdır ki buna fıkıh ilminde &#8220;havelânü&#8217;l-havl&#8221; tabir edilir. Hz. Peygamber, &#8220;Üzerinden bir -kamerî- yıl geçmedikçe, o malda zekât yoktur&#8221; (İbn Mâce, “Zekât”, 5) buyurmuştur. Fakihler, Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn devirlerindeki zekât uygulamalarından hareketle altın ve gümüş para, ticaret malları ve hayvanlarda zekâtın farz olması için &#8220;havelânü&#8217;l-havl&#8221;i şart koşarlar. Toprak ürünlerinin zekâtı hasat mevsimi ödeneceğinden onlarda bu şart bahis konusu değildir. Madenlerin ve definelerin zekâtı ise elde edildikleri zaman ödenir; bunların üzerinden bir sene geçme şartı aranmaz.</p>
<p>Zekâta tâbi olan malların, &#8220;havelânü&#8217;l-havl&#8221; şartına göre iki grupta toplandığı görülmektedir. Birinci grupta zekâtın farziyeti için &#8220;üzerinden bir kamerî senenin geçmesi&#8221; şartı aranan para, ticaret malları ve hayvanlar, ikinci grupta ise bu şartın aranmadığı toprak mahsulleri, maden ve defineler yer alır. Zekât mallarından üzerinden bir yıl geçme şartı arananlarla, böyle bir şart koşulmayan mallar arasındaki farkın yorumu şöyle yapılmaktadır: Havelânü&#8217;l havle tâbi mallar ancak bir senede nemâlanır, yani artar, çoğalır, kâr ve gelir getirir.</p>
<p>Hayvanlar bu müddet içinde yavrulamak suretiyle çoğalır. Ticarî yatırımlar kâra dönüşebilir. Toprak ürünleri ise hasat mevsimine kadar kendileri gelişme gösterir. Bundan sonra artık eksilmeye doğru gider. Çoğalsın diye elde bulundurulmaz. Madenler de yerden çıkarılıp işlenmekle kâr elde edilir. Bu yönüyle madenler, toprak ürünleri gibidir.<br />
Zekât mallarının bir kısmında sene geçme şartının arandığı bir kısmında aranmadığı konusunda görüş birliğine varan fakihler, zekâtın vücûb sebebi olan nisabın bu sene içinde ne zaman bulunması gerektiği, ayrıca yeni kazanılan mallarda (mâl-i müstefâd) süre şartının aranıp aranmayacağı konularında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.</p>
<p>Hanefîler&#8217;e göre; bir malda zekâtın farz olabilmesi için, o malın hem sene başında ve hem de sene sonunda nisaba ulaşmış olması şarttır. Bir kimse sene başında nisab miktarına ulaşan bir mala sahip olsa, bu mal sene içinde nisabın altına düşse, hatta tamamen tüketilse, fakat sene sonunda yine nisab miktarına ulaşsa, sene sonu hesabıyla zekâta tâbi olur. Meselâ demir ticareti yapan bir tüccarın deposunda sene başında yüz ton demir varken, sene içinde bunların bir kısmını satış yoluyla tüketse ve yerine elli ton demir alsa, sene sonundaki bu demir ile kasa mevcudunun zekâtını vermekle mükelleftir.</p>
<p>Şâfiîler&#8217;e ve Hanbelîler&#8217;e göre; nisabın bütün sene boyunca bulunması gerekir. Bir mal sene içinde nisabın altına düşerse, ona zekât vâcip olmaz. Bir kimse sene başında nisab veya nisab miktarını aşan bir mala sahip olsa, sene içinde satış ve hibe gibi yollarla bu mal nisabın altına düşse, o kimse nisab miktarı mala sahip olana kadar zekâtla mükellef değildir. Zekât miktarı<br />
mala sahip olduğu zaman sene geçme şartı tekrar başlar. Ancak sene içinde elde edilen ticarî kârlarla, sene içinde doğan hayvanlar bundan müstesnadır. Bunlar ana mallara tâbidir. Mâl-i müstefâd; önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen maldır. Maaş, ücret, ikramiye, geçici kazançlar, bağışlar, miras yoluyla edinilen servet vb. mâl-i müstefâd kapsamına girer. Bu tür gelirlerle ilgili başlıca hükümler şunlardır:</p>
<p>1. Mâl-i müstefâd: Ticaret mallarının kârı, hayvanların yavruları gibi sahip olunan malların nemâlandırılması sonucu ise, eldeki eski mala eklenir. Bir yıl şartı da, eldeki eski malın üzerinden bir yıl geçmesi ile gerçekleşmiş olur. Bu konuda fakihler arasında görüş ayrılığı yoktur.</p>
<p>2. Mâl-i müstefâd eldeki malın cinsinden değil ise cumhura (fakihlerin çoğunluğuna) göre ayrı hükümdedir. Ne nisabı tamamlamak ne de yıl şartının gerçekleşmesi için eldeki mala eklenir. Meselâ nisab miktarı deveye sahip olan bir kimse, yıl içinde sığır satın alsa, sığır için de ayrıca bir yıl beklemesi gerekir.</p>
<p>3. Mâl-i müstefâd; ticarî kârlar ve hayvan ürünlerinin dışında, fakat elde bulunan nisab miktarı malın cinsinden ise; Hanefîler&#8217;e göre bu mal eldeki mala eklenerek hepsinin üzerinden bir yıl geçince zekâta tâbi olur. Meselâ 5 milyon liralık demir stoku bulunan tüccarın sene içinde eline satış veya bağış yoluyla 50 milyon liralık demir geçse, sene sonunda 55 milyon liralık mal varlığının zekâtını vermesi gerekir. Bu konuda Hanefîler&#8217;in görüşü ağırlık taşır. Çünkü özellikle günümüzde ticaret sektöründe bir sene içinde pek çok mal el değiştirmekte, kâr ve zarar sene sonu hesaplarında ortaya çıkmaktadır. Hangi malın ticareti yapılırsa yapılsın zekâtın matrahı sene sonundaki mal varlığı olmalıdır.</p>
<p>6. Borç Karşılığı Olmama. Zekâta tâbi mallarda aranan &#8220;tam mülk&#8221; ve &#8220;aslî ihtiyaçlardan fazla olma&#8221; şartlarının bir gereği de zekâta tâbi olan malın borç karşılığı olmamasıdır. Ancak âlimler, özellikle zâhirî mallarda (açık mallarda) borcun zekâtın gerçekleşmesine mani olup olmayacağı konusunda farklı fikirler ileri sürmüşlerdir. Fakihlerin çoğunluğu “el-emvâlü&#8217;l-bâtına&#8221; (gizli mallar) adı verilen para ve ticaret mallarının zekâtında borcun etkili olacağında ittifak etmişler, “elemvâlü&#8217;z- zâhire” (açık mallar) denilen toprak ürünleri, hayvanlar ve madenlerde ise borcun, zekâtın vücûbuna mani olup olmadığında ihtilâfa düşmüşlerdir. Hanefîler&#8217;e göre borç üç nevidir:</p>
<p>1. Şahıslara olan borçlar.</p>
<p>2. Allah hakkı olarak vâcip olup kullar tarafından istenen borçlar. Zekât bu nevidendir.</p>
<p>3. Kullar tarafından istenmeyen fakat Allah için yerine getirilmesi gereken borçlar. Nezir ve kefâret bu çeşit borçlardandır. İlk iki grupta toplanan borçlar zekât mallarının nisabını düşürürlerse, bu mallarda zekât gerçekleşmez. Üçüncü grupta toplanan borçlar, zekâtın gerçekleşmesine mani değildir. Ayrıca borç hangi neviden olursa olsun, toprak ürünlerinde zekâtın vücûbuna mani değildir. İmam Şafiî&#8217;ye göre borç hiçbir malda zekâtın vücûbuna engel olmaz. İmam Mâlik&#8217;e göre ise sadece parada zekâtın vücûbuna engeldir, nisabı düşürürse zekât farz olmaz. Fakihler arasındaki bu ihtilâf, onların zekâtın sırf ibadet mi yoksa malda fakir için gerçekleşen bir hak mı olduğu noktasında farklı değerlendirmelere sahip olmasından kaynaklanmaktadır.</p></blockquote>
<h2>B) Geçerlilik Şartları</h2>
<p>Yukarıda zekâtın vücûb şartlarından, yani bir kimsenin zekâtla mükellef olabilmesi için şahsı ve malı yönünden aranan şartlardan söz edildi. Şimdi ise, üzerine böyle bir mükellefiyet terettüp eden müslümanın yapacağı ifanın geçerli olabilmesi için gerekli şartlar, yani klasik ifadesiyle zekâtın sıhhatinin şartları üzerinde durulacaktır. Zekâtın, fakihlerce ısrarla üzerinde durulan iki<br />
önemli sıhhat şartı vardır. Bunlar da mükellefin ibadet niyeti ve yapılan ödemenin ehline temlikidir.</p>
<h3>a) Niyet</h3>
<p>Zekât esasen malî bir ibadettir ve namazla birlikte İslâm&#8217;ın iki temelini teşkil eder. Namaz bedenî ibadetlerin, zekât da malî ibadetlerin simgesi konumundadır. Âyet ve hadislerde zekâtın çok defa namazla birlikte zikredilmiş olması da böyle bir anlam taşır. Zekât sadece bir borç değil aynı zamanda ondan istifade edecek kişilerin bir hakkıdır da. Bu sebeple devletin toplama<br />
ve dağıtma yükümlülüğünü üstlendiği bir nevi vergi olarak da nitelendirilir. Devlet onu mükelleflerden gerektiğinde zorla tahsil eder.</p>
<p>Bunlar zekât mükellefiyetinin toplumu ve üçüncü şahısları ilgilendiren yönüdür. Bunlara ilâve olarak bir de zekâtın ibadet olması, Allah&#8217;ın emrine itaat edilerek, O’na kulluğun bir nişanesi olarak yerine getirilmekte oluşu sebebiyle mükellefin niyet ve kastını, onun iç dünyasını ilgilendiren yönü vardır.</p>
<p>Bu sebeple de İslâm bilginleri, zekâtta ibadet bilinç ve niyetinin bulunması gerektiğini,<br />
ancak bu takdirde zekâtın mükellef açısından geçerli olacağını belirtirler. Zekâtın bu iki yönünü birlikte değerlendiren fakihler diğer ibadetlerde olduğu gibi zekât borcunun ödenmesinde de niyetin şart olduğunda görüş birliğine varmışlar, fakat bu niyetin ne zaman yapılacağında, mükellef adına başkası tarafından yapılıp yapılamayacağında (niyâbet), ayrıca devlet tarafından zorla tahsil edildiğinde zekât borcunun ödenmiş olup olmayacağında farklı görüş ileri sürmüşlerdir.</p>
<p>Hanefîler&#8217;e ve Şâfiîler&#8217;e göre; kaide olarak niyetin ödeme anında bulunması gerekir. Çünkü zekât ibadettir ve ibadetlerde niyet şarttır. Fakat ödemeler parça parça yapıldığı için, kolaylık olsun diye niyetin, zekât borcunun çıkarıldığı anda bulunması da yeterlidir. Bu oruçta niyetin önceden yapılması gibidir. Zekât verilirken hükmen niyet edilmiş olması da yeterlidir. Meselâ mal<br />
sahibi niyet etmeden zekât borcunu verdikten sonra henüz mal fakirin elinde iken niyet etmesi, yahut vekile vermesi anında niyet ettiği halde vekil zekât borcunu öderken niyet etmemesi gibi durumlarda niyet hükmen var sayılır. Çünkü emreden kişinin niyeti esastır.</p>
<p>Hanefî mezhebinde müftâ bih (kendisiyle fetva verilen) görüşe göre zekât memuru açık mallardan (el-emvâlü&#8217;z-zâhire) zekâtı zorla almış ise, mükellefin üzerinden zekât borcu düşer, gizli mallardan zorla zekât alındı ise zekât borcundan mükellef -niyet etmemiş ise- kurtulamaz. Şâfiîler&#8217;e göre; tercih edilen görüş -Hanefîler&#8217;de olduğu gibi- niyetin zekât borcunu çıkarma anında yapılabileceğidir. Çünkü niyeti zekât borcunu hak edenlere verirken şart koşmak güçlük doğurur. Onun için malında vekil<br />
tayin eden kişinin devir esnasında zekâta niyet etmesi yeterlidir.</p>
<p>Şâfiîler çocuk ve akıl hastasının mal varlığından velî ve vasîlerinin zekât ödemekle mükellef oldukları görüşündedir. Bu durumda veli veya vasî onlar adına zekât öderken niyet edeceklerdir. Mâlikîler&#8217;e göre mükellef zekât malını ayırırken, bu malın verilmesinden az önce veya verilirken niyet edilmesi câizdir. Hanbelîler&#8217;in görüşü de buna yakındır. Onlara göre mal sahibinin niyeti esas olup zekât memurunun niyeti onun yerine geçmez.</p>
<h3>b) Temlik</h3>
<p>Zekâtı, ona ehil olanlara vermek yani onların mülkiyetlerine geçirmek (temlik) şarttır. Bu şart iki unsur içerir; birincisi temlik işlemi, ikincisi ise temlikin yapıldığı şahsın zekâtı almaya ehil oluşu. Fakihlerin temlik terimine genelde bir malın mülkiyetini zekât alacak şahsa doğrudan nakletme işlemi şeklinde dar bir anlam verdiklerini belirtmek gerekir. Bu itibarla bir kimse zekât<br />
niyetiyle bir fakir veya yetimin karnını doyursa bu zekât borcunu ortadan kaldırmaz. Ancak zekâta niyet edilerek, onlara gıda maddeleri verilse zekât ödenmiş olur. Çünkü zekât niyetiyle fakire, yetime mal vermek temliktir.</p>
<p>Böylece onlar kendi malından yemiş olur. Klasik dönem İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre cami, okul, yol, köprü, çeşme yapımı gibi hayır kuruluşlarına zekât verilmez; ölü kefenleri alınmaz ve ölülerin borçları zekâtla ödenmez. Çünkü bu durumlarda temlik gerçekleşmez; yani zekât, borcu ödenen kişinin mülkiyetine geçmemektedir. Hayır kurumlarına zekâtın dışında bağışlar şeklinde yardımlar yapılmalı, zekât ise sadece fakirlere verilmelidir. Çünkü İslâm dininde imkânı olan müslümandan sadece zekât borcunu vermesi değil, bunu da aşarak Allah&#8217;ın kendisine verdiği malını hayırlı faaliyetlere sarfetmesi istenmektedir.</p>
<p>İslâm&#8217;ı yaymak, korumak, müslümanlara düşmanlarından zarar gelmesini önlemek amacıyla yapılan harcamalar zekât yerine geçer. Çağımızda yoksullara ve âcizlere bakmak için kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumlara da zekât verilir ve bu vekâleten veya dolaylı temlik sayılır. Temliki dar mânasıyla alan fakihler bir fakiri zekâta mahsup olmak üzere bir dairede oturtmakla da zekât borcunun ödenmiş olmayacağını, çünkü bunun temlik sayılmayacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak evin kullanımının ekonomik bir değerinin bulunduğu, fakirin evde oturduğu müddetçe onun kullanım (menfaat) mülkiyetine sahip olduğu ve bu açıdan temlikin<br />
gerçekleştiği düşünülürse araya göstermelik bir para alışverişinin girmesine gerek olmadığı görüşü daha doğrudur.</p>
<p>Zekât usul (baba, anne, dede, nine) ve fürûa (çocuk ve torun) verilemez. Çünkü zekât verenle usul ve fürûu arasında çok sıkı bir mülkiyet bağı ve menfaat ortaklığı vardır. Dolayısıyla burada tam anlamıyla temlik gerçekleşmez. Aynı şekilde kişi zekâtını karısına da veremez. Ebû Hanîfe&#8217;ye göre kadın da zekâtını kocasına veremez. Fakir bir kimsede alacağı olan zengin ona, “Alacağımı sana zekât olarak veriyorum” dese temliki dar ve formel (şeklî) mânada anlayan fakihlere göre bu şekilde zekât borcu ödenmiş olmaz. Çünkü zengin zekât borcunu fakirin eline teslim etmedikçe temlik gerçekleşmez ve borçtan kurtulmaz.</p>
<p>Ancak temliki geniş mânasıyla alırsak bu da bir nevi temliktir, zekât yerine geçer. Bunun için de borçlu, borcunu alacaklıya ödeyip sonra tekrar zekât olarak ondan alması şeklinde bir şeklî ve dolaylı işleme gerek yoktur. Yapılan bir harcamanın veya ödemenin fıkhen zekât sayılabilmesi için fakihlerce ileri sürülen niyet ve ehline temlik şartları netice itibariyle hem zekâtı verenin bilinçli ve iradî şekilde hareket etmesini sağlamaya hem de fakirin haklarını korumaya mâtuf tedbirler olarak anlaşılmalıdır. Fakihlerin<br />
temlik terimini dar mânasıyla ve şeklî bir işlem olarak yorumlamaları da esasen fakirin hakkını gözetmeye yönelik bir çaba olmakla birlikte bu yaklaşım bazan gülünç hilelerin de yolunu açmaktadır.</p>
<p>Doğru olanı, temlike geniş mâna verilmesi ve dolaylı temliklerin yeterli sayılmasıdır. Borçlu, zengin alacaklısına &#8220;Bana zekâtını ver, senin borcunu ödeyeyim&#8221; dese alacaklı da zekâtını ona verse, zekât borcunu ödemiş olur. Borçlu onu aldıktan sonra kendi borcunu ödemek zorunda değildir. Ama borç yerine, aldığı zekâtı verirse borcunu ödemiş sayılır. Temlikin gerçekleşmesinde gözetilen ikinci husus ise, temlikin zekâtı hak edenlere yapılmasının şartıdır. Bu itibarla zekât zenginlere ve onların küçük çocuklarına verilemez. Çünkü onlar zekâta ehil değildir. Zenginin yetişkin çocuğu, nafakası babasına ait de olsa, zengin sayılmaz.</p>
<p>Zenginin fakir karısı da böyledir. Hz. Peygamber kendi soyuna zekât verilmesini yasakladığı için zekât Hâşimoğulları&#8217;na da verilemez. Böylece Hz. Peygamber bir devlet gelirini hak da etseler sülâlesine yasaklayan tek tarihî şahsiyettir. Belki de o, bu<br />
uygulaması ile zekât mallarına göz diken kötü kişilerin çeşitli istismarlarına mani olmak istemiş ve zekât gelirlerini Hâşimoğulları&#8217;na yasaklamıştır. Hâşimoğulları; Hz. Ali, Abbas, Ca‘fer Tayyâr, Akýl ve Hâris b. Abdülmuttalib soyundan gelenlerle bunlar tarafından hürriyete kavuşturulan kişilerdir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/">Zekatın Şartları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekât Kimlere Verilir?</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekat-kimlere-verilir/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekat-kimlere-verilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2020 17:50:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bir Ayet Bir Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[ez-Zâhir]]></category>
		<category><![CDATA[fitre zekat kimlere verilir diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda zekat kimlere verilir ayet]]></category>
		<category><![CDATA[nisap]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilebilir diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir aileden]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir akraba]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir ayet]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir ayet arapça]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir din kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir dinimiz islam]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir diyanet işleri]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir diyanet işleri başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir hangi ayet]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir kısa bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir kısaca bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir siralama]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir sıralayınız]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir sırasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir sorularla islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilir tablo]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilmez aileden]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilmez ayet]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilmez dinimiz islam]]></category>
		<category><![CDATA[zekat kimlere verilmez diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[zekat nedir kimlere verilir kısaca bilgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=16426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekât Kimlere Verilir? Cenâb-ı Hak buyuruyor: Bismillahirrahmanirrahim “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslam’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe, 60) Rasûlullah (sav) buyurdular: “Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak plaka haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-kimlere-verilir/">Zekât Kimlere Verilir?</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #008080;">Zekât Kimlere Verilir?</span></h1>
<h2><span style="color: #ff6600;">Cenâb-ı Hak buyuruyor:</span></h2>
<p><span style="color: #ff00ff;"><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></span></p>
<p><b>“Sadakalar </b>(zekâtlar) <b>Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, </b>(zekât toplayan) <b>memurlara, gönülleri </b>(İslam’a) <b>ısındırılacak olanlara, </b>(hürriyetlerini satın almaya çalışan) <b>kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” </b>(Tevbe, 60)</p>
<h3><span style="color: #ff6600;">Rasûlullah (sav) buyurdular:</span></h3>
<p><strong><i>“Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak plaka haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunu ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür.” </i>(Müslim, Zekât, 24;)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>1-2)</b> <b>Yoksullar ve düşkünler: </b>Bunlar, Kur’an’daki ifadesiyle “fakirler ve miskinler” dir. Fakir; ev ve ev eşyası gibi temel ihtiyaçlarını karşılayan malı olsa bile, gelirleri mutat olan ihtiyaçlarını karşılamayan ve borçları düşüldüğünde, nisap miktarından daha az malı bulunan kimsedir. Bir işte çalıştığı halde gelir düzeyi temel ihtiyaçlarını karşılamayan kimse de bu sınıfa girer.</p>
<p>Miskin ise, hiçbir geliri ve malı bulunmayan kimsedir. Kur’an’da “sarp yokuşa tırmanmanın” tanımı yapılırken, “toza toprağa bulanmış bir düşküne (miskine) yemek yedirmek”ten söz edilir.” Bu ifade, miskinin son derece yoksulluk ve sıkıntı içinde bulunan kimse olduğuna işaret eder. Buna göre, miskin fakirden daha muhtaç kimsedir.</p>
<p><b>3) Zekât işlerinde çalışanlar: </b>Bunlar zekât işlerinde çalışan memurlardır. Kur’an’da “âmiller”in, zekâttan pay almayı hak eden sekiz sınıftan biri olarak zikredilmesi, bu görevin bir ücret karşılığında yapılabileceğini gösterir. Buna göre çalışan kişi zengin de olsa, emeğinin karşılığını alabilir.</p>
<p>Zekât toplama işinin belir bir yüzde karşılığında uzmanlaşmış kişi veya kuruluşlara yaptırılması da mümkündür. Buna göre zekât gibi büyük bir sosyal yardımlaşma kurumu İslam devletine her hangi bir malî yük getirmeden çalışabilecek, üstelik devletin bütçeden yapması gereken harcamaların önemli bir bölümü bu fondan karşılanabilecektir.</p>
<p><b>4) Müellefe-i kulûb: </b>Bu sınıf, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kimseleri kapsar. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethinde yeni İslâm’a girmiş bazı kimselere zekâttan pay vermiştir. Bunların içinde henüz İslâm’a girmeyenler de vardı. Bu sınıfa zekât vermenin amacı; imanı zayıf olanların imanlarını güçlendirmek veya kötülüklerinden güvende olmak yahut onları hayra sevketmektir. Günümüzde kimilerini, İslâm’a vereceği zararları önlemek, İslâm’ın lehinde çalışmasını sağlamak veya uluslararası lobi faaliyetlerini yönlendirmek için bu fondan yararlandırmak mümkündür.</p>
<p><b>5) Köleler: </b>Kölelikten kurtulmak, hürriyetlerini para ile satın almak isteyen kimselere de zekât verilir. Zekât fonundan yararlanılarak kölelerin özgürlüğüne kavuşturulması, İslâm’ın insan hürriyetine verdiği önemi gösterir.</p>
<p><b>6) Borçlular: </b>Borcu düşüldükten sonra, nisap miktarı malı kalmayan kimseler bu sınıfa girer. Başkasından malı veya alacağı olup da, bunu alması mümkün olmayan kimse de borçlu sayılır. Bu şekilde borcu yüzünden darda bulunan kimseye zekât vermek borçsuz yoksula vermekten daha faziletlidir. Çünkü borçlunun hürriyeti bir bakıma kısıtlanmış olur, onu bu sıkıntıdan kurtarmak gerekir. Başkasının malını veya canını kurtarmak, ara bulmak gibi sebeplerle borçlanan kimse zengin olsa da borçlular sınıfından yararlanabilir.</p>
<p><b>7) Allah yolunda olanlar: </b>Kelime olarak “Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” tamlaması, terim olarak iki farklı anlamda kullanılmıştır. Birinci anlamı; İslâm’ı yüceltmek için bilfiil savaşta bulunmaktır. Buna göre savaşta olan mücâhitlere zekât verilir. Hatta İmam Şâfii ve Mâlik’e göre, savaşa katılanlar arasında zengin-yoksul ayrımı da yapılmaz. Çünkü savaşçılar kendi beldelerinde zengin de olsalar, savaş bölgesinde kendi mallarından ayrı yerdedirler.</p>
<p>Fi sebîlillâh’ın ikinci anlamı ise; Allah rızasına uygun ve O’na yaklaşmak için yapılan her türlü hayırlı iştir. Buna göre Allah rızasını gözeten, hayır ve tâat niteliği bulunan işleri yapan kişi ve ve kurumlara zekât fonundan yardım yapılabilecektir.</p>
<p><b>8) Yolda kalmış kimse: </b>Yolculuğa çıkan, iyilik ve yararlı bir iş için yolculuk yapan ve gittiği yere yardımsız olarak ulaşamayan kimse bu sınıfa girer. Hac, savaş, mendup ziyaretler veya ticaret için yapılan yolculuklar buna örnek gösterilebilir.</p>
<p>Yolculara, kendi beldesinde zengin de olsalar yolculuk sırasında muhtaç düşmüşse, gideceği yere ulaştıracak kadar zekât verilir. Ancak böyle bir yolcunun mümkün olursa zekât yerine borç alması daha hayırlıdır.</p>
<p>Kendi beldesinde malını kaybetmek veya alacaklarını alamamak suretiyle muhtaç duruma düşen kimse de böyle yolcu hükmündedir. Bunlar ihtiyaçları kadar zekât alabilirler daha sonra mallarını elde edince, almış oldukları zekâttan geri kalan miktarı başkalarına tasadduk etmeleri gerekmez. (Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yay.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Her Güne Bir Esma-ül Hüsna</i></b><b><i> (Allah’ın En Güzel İsimleri)</i></b></p>
<p><span class="x_hilite1"><b>ez-Zâhir</b></span><strong>:</strong> Varlığını, birliğini belgelendiren, birçok delili bulunan, aşikar olan, eserleri ile tanınan, bilinen, sıfatlarıyla zâhir olan demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i>Kısa Günün Kârı</i></b></p>
<p>Zekât ihmale gelmez bir vecîbedir. Zekâtı verilmeyen para ve mallar, ahrette sahipleri için azap vesilesi olacaktır.</p>
<p><b><i>Lügatçe</i></b></p>
<p><b>nisap: </b>1. Yeter sayı. 2. Ölçü, kıstas.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-kimlere-verilir/">Zekât Kimlere Verilir?</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekat-kimlere-verilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
