<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekat HESAPLAMA arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/zekat-hesaplama/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/zekat-hesaplama/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Oct 2021 02:33:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>Zekat HESAPLAMA arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/zekat-hesaplama/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zekat Vermenin Adabı</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 02:33:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât duası]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat verirken nasıl niyet edilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat verirken söylemek gerekir mi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekat Vermenin Adabı Zekât çok yönlü bir kurum, bir farz olduğu gibi, şehâdet ve namazdan sonra İslâm binasının üzerine kurulduğu beş temel esasın da üçüncüsüdür. Bu itibarla müslüman mükellefler bu önemli ibadeti usul ve âdâbına uyarak en iyi ve en güzel bir şekilde yapmalıdırlar. Zekât verirken uyulması arzu edilen kaideler şu şekilde özetlenebilir: 1. Müslüman [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/">Zekat Vermenin Adabı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekat Vermenin Adabı</h1>
<p><strong>Zekât</strong> çok yönlü bir kurum, bir farz olduğu gibi, şehâdet ve namazdan sonra İslâm binasının üzerine kurulduğu beş temel esasın da üçüncüsüdür. Bu itibarla müslüman mükellefler bu önemli ibadeti usul ve âdâbına uyarak en iyi ve en güzel bir şekilde yapmalıdırlar. <strong>Zekât</strong> verirken uyulması arzu edilen kaideler şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>1. Müslüman <strong>zekâtını</strong> sadece Allah&#8217;ın rızâsına kavuşmak için vermeli, bu farîzayı &#8220;başa kakmadan&#8221; ve &#8220;ezâ vermeden&#8221; yerine getirmelidir. Yüce Allah sırf kendi rızâsı için yapılan harcamaları kat kat mükâfatlandıracağını, malını gösteriş için sarfedenlerin bu ödemelerinin boşa gideceğini bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır: <em>&#8220;Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah&#8217;ın lutfu geniştir. O her şeyi bilendir. Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Güzel bir söz ve iyilik, peşinden ezâ gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, halîmdir. Ey inananlar! Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını veren kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve ezâ etmekle boşa çıkarmayın. Böyle kimsenin durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir. Sağanak yağan bir yağmur isabet ettiğinde onu sert kaya haline getiriverir. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkâr eden kimseleri doğru yola eriştirmez. Allah&#8217;ın rızâsını kazanmak ve kalplerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur almasa bile çisentisi olan bir bahçenin durumu gibidir. Allah yaptıklarınızı görür&#8221;</em> (el-Bakara 2/261-265).</p>
<p>2. Müslüman mükellef temiz ve helâl kazancından <strong>zekât</strong> vermeli, eğer <strong>zekâtını</strong> aynî, yani mal olarak veriyorsa, bu malın iyi cinsten olmasına özen göstermeli, kendisine verilmesini istemediği malları başkalarına <strong>zekât</strong> olarak vermemelidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: &#8220;Ey inananlar! Kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin. Gözünüzü yummadan ve severek alamayacağınız derecede kötü ve değersiz şeyleri vermeye kalkmayın. Allah&#8217;ın müstağni ve övülmeye<br />
lâyık olduğunu bilin&#8221; (el-Bakara 2/267).</p>
<p>3. Hanefîler&#8217;e göre <strong>zekâtın</strong>, alanın onuru zedelenmemesi ve gösteriş şaibesinden uzak olması için gizlice verilmesi daha iyidir.<br />
Şâfiî ve Hanbelîler&#8217;e göre ise insanları bu ibadeti yapmaya teşvik etmek için <strong>zekâtın</strong> açıkça verilmesi daha uygun olur.<br />
Bütün fakihlere göre <strong>zekât</strong> dışındaki gönüllü ödemeleri gizlice vermek efdaldir. Yüce Allah şöyle buyurur: &#8220;Sadakaları açıkça verirseniz iyi olur. Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Böyle yaptığınız için Allah sizin günahlarınızı<br />
bağışlar. Allah yapmakta olduklarınızı noksansız bilir&#8221; (el-Bakara 2/271).</p>
<p>4. İbadetlerin en faziletlisi vaktinde eda edilenidir. <strong>Zekât</strong> mükellefleri de <strong>zekât</strong> ibadetlerini eda etmede acele davranmalı, onu meşrû bir mazeret olmaksızın geciktirmemelidirler.</p>
<p>5. Mükellef, Allah&#8217;tan korkan, müttaki, hayâsından dolayı ihtiyacını insanlara söyleyemeyen kimseleri araştırıp bulmalı ve <strong>zekâtını</strong> onlara vermelidir. Çünkü verilen <strong>zekât</strong> onların iffetlerini korumalarına, Allah&#8217;a daha çok ibadet etmelerine yardımcı olur. Yüce Allah şöyle buyurur: &#8220;(Yapacağınız hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış, Allah&#8217;a taattan başka düşüncesi olmayan, o sebeple yeryüzünde dolaşıp kazanmaya imkân bulamayan, durumunu bilmeyen kimselere karşı gösterdikleri iffetten dolayı onlarca zengin sanılan fakirlere verilmelidir. (Habibim) sen onları görünce yüzlerinden tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Yaptığınız ve yapacağınız hayırları Allah eksiksiz bilir ve karşılığını verir &#8221;<br />
(el-Bakara 2/273). Yukarıda anılan âyetlerde teşvik edilen hayırlardan ve sadakadan birinci derecede kastedilen<strong> zekât</strong>, sonra da gönüllü malî ödemelerdir.</p>
<p>6. <strong>Zekâtın</strong>, kendilerine <strong>zekât</strong> verilebilecek akrabaya ödenmesi daha faziletlidir. <strong>Zekât</strong> öncelikle -varsa- muhtaç olan erkek veya kız kardeşlere, sonra bunların çocuklarına, sonra muhtaç amcalara, halalara, bunların çocuklarına ve daha sonra da diğer akrabalar, komşular ve meslektaşlara verilmelidir.</p>
<p>7. <strong>Zekât</strong>, öncelikle malın bulunduğu yerde yaşayan fakirlere verilmelidir. Ancak o bölgenin dışında fakir akraba veya daha muhtaç kimseler varsa onlara göndermek tercih edilebilir.</p>
<p>8. Yüce Allah Tevbe sûresi 103. âyette Hz. Peygamber&#8217;e hitaben şöyle buyurur: &#8220;Onların mallarından sadaka (zekât) al ki bununla onları (günahlardan) temizleyesin, onların sevaplarını arttırıp yüceltesin. Onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir. Allah çok iyi işiten ve bilendir&#8221;. Bu emre uyarak Hz. Peygamber zekât getiren veya gönderenlere &#8220;Allahım,<br />
filânın ailesine bereket ver&#8221; (Buhârî, “Zekât”, 64) anlamında dua etmiştir. Zekât toplayan görevlinin zekâtını aldığı mükellefe dua etmesi zâhirî fakihlerine göre vâciptir. Hz. Peygamber&#8217;in zekât memurlarına, mükelleflerden zekât topladıktan sonra dua etmeleri hususunda bir emir vermemiş ve bunu onların takdirlerine bırakmış olduğunu dikkate alan fakihler çoğunluğu dua<br />
etmenin müstehap olduğunu söylemişlerdir. O halde zekât verenin &#8220;Allahım, bu zekâtı faydalı, ihtiyaç giderici kıl!&#8221;; zekât alanın da &#8220;Allah mallarını bereketlendirsin&#8221; gibi şükür anlamlarını taşıyan dua etmeleri iyidir.</p>
<p>9. Müslümanın zekâtını mutlaka kendisi vermesi şart değildir. Bu farîzanın edası için güvenilir bir müslümanı vekil tayin edebilir. Mâlikî fakihlerinden bazıları riyâ ve insanların bu husustaki övgülerinden kaçınmak için vekil vasıtası ile zekât vermeyi müstehap, daha iyi görmüşlerdir. <strong>Zekât veren kişinin</strong>, fakire verdiği şeyin <strong>zekât olduğunu bildirmemesi daha iyidir.</strong> Çünkü bu zekâttır diye bildirmek, alanı, özellikle zekât aldıklarını gizlemek isteyen veya muhtaç oldukları halde almaktan çekinen kişileri tedirgin edebilir, onları incitebilir. Ahmed b. Hanbel&#8217;in, &#8220;<strong>Zekâtı verirken bunun zekât</strong> olduğu söylensin mi?&#8221; sorusuna &#8220;Bu sözle incinmesine ne gerek var, <strong>zekâtını verir ve susar</strong>. Yüzüne vurmasına ne gerek var&#8221; dediği nakledilir. Bazı Mâlikî bilginleri de &#8220;<strong>Zekât</strong> olduğunu söylemesi mekruhtur, çünkü fakirin gönlünü incitmektedir&#8221; demişlerdir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/">Zekat Vermenin Adabı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekat-vermenin-adabi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekâtın Vergiye Benzeyen Tarafları</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzeyen-taraflari/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzeyen-taraflari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Oct 2021 18:35:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[7.703 TL zekat vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat vergisi Show Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Zekâta vergi]]></category>
		<category><![CDATA[Zekatın vergisi olur mu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekâtın Vergiye Benzeyen Tarafları 1. Zekât da vergi de toplumsal yaşamın gereklerinden olup icbarîdir. 2. Zekâtı kaide olarak devlet tahsil eder ve ilgili yerlere sarfeder. Vergi tahsili de merkezî devlet idaresine veya onun yetki devrinde bulunduğu taşra kamu kurum ve kuruluşlarına aittir. 3. Zekât mükellefi, bu farîzayı yerine getirirken kendisi için özel bir menfaat gözetmez. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzeyen-taraflari/">Zekâtın Vergiye Benzeyen Tarafları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekâtın Vergiye Benzeyen Tarafları</h1>
<p>1. Zekât da vergi de toplumsal yaşamın gereklerinden olup icbarîdir.</p>
<p>2. Zekâtı kaide olarak devlet tahsil eder ve ilgili yerlere sarfeder. Vergi tahsili de merkezî devlet idaresine veya onun yetki devrinde bulunduğu taşra kamu kurum ve kuruluşlarına aittir.</p>
<p>3. Zekât mükellefi, bu farîzayı yerine getirirken kendisi için özel bir menfaat gözetmez. Vergi mükellefi de vergisi karşılığında doğrudan kendisine bir menfaat beklemez.</p>
<p>4. Hem zekâtın hem de verginin malî hedefleri yanında iktisadî, içtimaî hedefleri de vardır. Böyle olunca, zekât ile vergi arasında ontolojik ve aksiyolojik anlamda bir farkın bulunduğu, yani aralarında menşe ve değer hükmü bakımından fark olduğu söylenebilir. Amaçları aynı olsa bile zekât emri, ilâhî kökenlidir, dolayısıyla mânevî müeyyidelidir; vergi ise dünyevî bir otoritenin emridir ve müeyyidesi maddîdir. Fakat, bu durum aralarında pratik ve dogmatik açıdan fark bulunduğu anlamına gelmez. Meselâ, her ikisi de sosyal ve kamusal amaçlıdır.</p>
<p>Zekâtın uygulanması mânevî müeyyideye, verginin uygulaması ise kanunî müeyyideye bağlanmıştır ve müeyyideye bağlılık açısından aralarında fark yoktur. Kaldı ki devlet, zekât uygulamasını daha düzenli hale getirmek için kanunî düzenleme yapacak olsa, bu fark da ortadan kalkar. Çağımızda zekât-vergi benzerliği veya ayrılığı konusunda bu ve benzeri mülâhazalardan hareket eden İslâm âlimlerinin neticede iki gruba ayrıldıkları görülür.<br />
a) Çoğunluğa göre zekât ve vergi ayrı ayrı mükellefiyetlerdir. Devlete verilen vergi, aynı maldan verilmesi gereken zekât borcunu düşürmez. Verginin zekâta benzeyen bazı yönleri bulunsa da, vergiden doğan hukukî ilişki bir borç ilişkisidir. Vergi alacaklısı vergi koyma yetkisine sahip kamu kuruluşlarıdır. Vergi borçlusu ise, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişilerdir. Mükellef bu ödenmesi zorunlu vergi borcunu çıkardıktan sonra zekâta matrah olan servetini hesap edip bu malî bir ibadet olan zekâtını Allah’ın emrine uyarak, O’nun rızâsına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir.</p>
<p>Bu görüşün dayandığı ana gerekçe, zekâtın dinî bir mükellefiyet ve ibadet, verginin ise tamamen dünyevî çerçevede kalan kamusal borç ilişkisi olduğu tezidir. Ayrıca, Hz. Ömer’in fethedilen topraklara haraç vergisi koymuş olması da, zekâttan ayrı olarak vergi de konulabileceğinin delili sayılmıştır. Sosyal dayanışmanın bir gereği olarak vatandaşlar devletin meşrû giderlerine katılmak zorundadır. Devletin nimetlerinden istifade etmek vergi külfetini ödemeyi gerektirir. İslâm hukukçularının çoğunluğu sebep ve şartları gerçekleşince devletin zekât dışında adalete dayalı vergi almasının meşrû olduğunu, mükelleflerin de bunu ödemekle yükümlü bulunduklarını ifade etmişlerdir.</p>
<p>b) Bazı İslâm âlimleri ise, zekâtın sosyal amaçlarını ve kamu hukukunun bir parçası olarak devlet tarafından tahsil edilmekte oluşunu ölçü alarak ve İslâm&#8217;ın zekât emrini amacı ve işlevi doğrultusunda geniş yorumlayarak zekât ile verginin esasen aynı olması gerektiğini ifade ederler. Onlara göre zekât, müslüman bireyin içinde bulunduğu toplumun kamu harcamalarına, sosyal adaleti kurmayı ve kamu hizmetlerinin en iyi şekilde ifasını hedef alan her türlü yatırım ve gidere ibadet aşk ve heyecanı içinde katılmasıdır. Kur&#8217;an&#8217;da zekâta tâbi malların tek tek belirtilmeyip sadece bir kısmına işaret edilmiş olması, zekât nisabının ve nisbetinin belirtilmemiş bulunması bunun bir göstergesi sayılabilir. Zekâtın sarf yerlerini bildiren âyet, toplumdaki ihtiyaç sahiplerinin ilk ve en canlı örneklerini vermeyi hedeflemiş olmalıdır. Hz. Peygamber ve sahâbe, İslâm&#8217;ın bu zekât emrini o günkü müslümanların ekonomik şartlarını da dikkate alarak en iyi şekilde uygulamış ve örneklendirmiştir. Zekât borcunu hesap edip ödemenin gizli mallarda mükellefin kendisine bırakılması, açık mallarda ise devlet eliyle yapılması biraz da pratik zorunluluktan kaynaklanmıştır. Bu husus da zekâtın tek bir malî ödev olduğunu, tahsil zorlukları bulunduğunda bireyin kendi sorumluluğuna bırakılabileceğini gösterir.</p>
<p>Hz. Peygamber zekât tahsilini gözetilen hedefleri sağlayacak kapsamda tutmuş, zekât dışında cebrî bir vergi tahsili yapmamıştır. İslâm&#8217;ın fert ve toplum hayatını bütün yönleriyle, prensip itibariyle veya ayrıntıya inerek kuşatıyor olması müslüman toplumlarda genişletilmiş anlamda zekâtın, kamu adına yapılan bütün malî tahsilâtı temsil etmesini de zorunlu kılar. Batı toplumlarının vergi ödemelerinde içtenliği ve gönüllülüğü sağlayabilmek için vergiyi kutsal bir kamu ödevi olarak tanıttıkları, toplumlarını bu yönde eğitip böyle bir sağduyu oluşturmaya çalıştıkları bilinmektedir. İslâm dini, toplumun imarı ve kamu yararı için âdeta zorunlu olan bu malî katılımı<br />
dinin beş esası arasında yer alan bir ibadet olarak takdim etmiş, böylece müslümanlara sosyal güvenliği kurma, yönetilen-yöneten, millet-devlet arasında karşılıklı güveni, saygıyı ve sosyal barışı tesis etme, kamu giderlerine bütün bireylerin içtenlikle katılımını sağlama yönünde önemli bir imkân getirmiştir.</p>
<p>Her iki görüşün de haklı gerekçeleri vardır. Zekâtın toplumsal yönü inkâr edilemediği gibi, zenginliğin toplumun imarı için seferber olması, bireylerin içinde yaşadıkları ve sayesinde çeşitli imkâna kavuştukları toplumlarının yararı için kamu harcamalarına ibadet aşk ve heyecanıyla katılması da çağımızda fevkalâde önem kazanmıştır. Bununla birlikte Kur&#8217;an&#8217;da zekâtın sarf yerlerinden söz edilirken öncelikli olarak ihtiyaç sahibi şahısların gündeme getirilmesi de anlamlıdır. Bu bizlere, toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamanın yolunun bireylerin tek tek huzur ve güvenliğini sağlamaktan geçeceğini öğretmektedir.</p>
<p>Öte yandan, günümüzde gerek fertlerin vergilerini gerektiği şekilde ödemede, gerekse devletlerin serveti vergilendirmede ve topladığı vergileri yerine harcamada kamu vicdanını rahatsız edecek ölçüde mütesâhil veya kusurlu davrandığı, çeşitli baskı gruplarının bütçeden pay alma mücadelesi içinde gerçek ihtiyaç sahiplerinin, kimsesiz ve yoksulların haklarının âdeta unutulduğu da bir gerçektir. Bu itibarla zekât, doğrudan ihtiyaç sahibine ulaşması, toplumda sosyal dengeyi ve barışı kurmada tek başına etkili olması sebebiyle hâlâ önem ve etkinliğini korumaktadır. Zekâtın bu anlam ve önemi, bütün bireyleri kuşatacak ölçüde bir sağlık sigortası ve sosyal güvenliğin, kimsesizlik ve işsizlik sigortasının, devlet destekli sosyal dayanışmanın bulunmadığı toplumlarda daha yakından hissedilmektedir. Böyle<br />
olunca son tahlilde, söz konusu şartlar muvacehesinde zekâtın vergiden ayrı düşünülmesi, zenginlerin yukarıda belirtilen usul ve esaslara göre zekât borçlarını hesap etmeleri ve onu da hak sahiplerine ulaştırmaları dinî bir mükellefiyet olarak devam etmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzeyen-taraflari/">Zekâtın Vergiye Benzeyen Tarafları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzeyen-taraflari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzemeyen-taraflari/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzemeyen-taraflari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2021 09:38:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[7.703 TL zekat vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat vergisi Show Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Zekâta vergi]]></category>
		<category><![CDATA[Zekatın vergisi olur mu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27745</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları 1. Zekât ile vergi arasında mevcut farklar söylenirken, öncelikle zekâtın Allah tarafından konulmuş, Kur&#8217;an&#8217;da yazılı kalıcı ve değişmez bir hüküm verginin ise kanunla konulup kaldırılan, açıkçası beşerî bir otoriteye dayanan bir karar olduğu gündeme getirilir ve vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi veya yürürlükten kaldırılması şeklinin diğer kanunlardan farkı bulunmadığı söylenir. 2. Vergi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzemeyen-taraflari/">Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları</h1>
<p>1. <strong>Zekât ile vergi</strong> arasında mevcut farklar söylenirken, öncelikle <strong>zekâtın</strong> Allah tarafından konulmuş, Kur&#8217;an&#8217;da yazılı kalıcı ve değişmez bir hüküm verginin ise kanunla konulup kaldırılan, açıkçası beşerî bir otoriteye dayanan bir karar olduğu gündeme getirilir ve vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi veya yürürlükten kaldırılması şeklinin diğer kanunlardan farkı bulunmadığı söylenir.</p>
<p>2. Vergi kanunla konup kanunla kaldırıldığı gibi, onun miktar ve nisbetleri de kanunla düzenlenir, gerektiğinde aynı usulle arttırılır eksiltilir. <strong>Zekâtın nisab ve nisbetleri</strong> Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu nisab ve nisbetler Hulefâ-yi Râşidîn döneminde ve müteakip dönemlerde aynen korunmuş, tarih içinde hiç değiştirilmemiştir. <strong>Zekâtın</strong> bu unsurlarının değiştirilmesi, onun malî bir ibadet olma özelliğini ortadan kaldırır.</p>
<p>3. <strong>Zekâtın sarf yerleri</strong> âyetle belirlenmiştir. <strong>Zekâtı</strong> devlet de tahsil etse, hukukî bakımdan onun durumu yetim malını elinde bulunduran vasînin durumu gibidir. Devlet ancak koruma amacı ile elinde bulundurabilir. Dilediği mal ve hizmetlere harcayamaz, zikredilen âyette gösterilen zümrelere sarfetmekle yükümlüdür. Halbuki devlet vergi gelirlerini sosyal ve kamusal alanda istediği gibi harcayabilir. Bu açıdan söylemek gerekirse; zekâtın vergiye benzeyen yönleri dikkate alındığında onun nerelere tahsis edileceği önceden belirlenmiş tahsisî bir vergi olduğu, fertten ferde transfer edildiği zaman hem sosyal güvenlik vergisi veya primi, hem de ivazî mahiyetinde görülebileceğini söylemek mümkündür.</p>
<p>Vergiler genel bütçe gelirleri içinde kaybolacağı gibi, belirli bir gaye için belirli bir verginin de tahsil edilmesi mümkündür. Eğer bir vergi, özellikle sosyal güvenlik gayesine tahsis ediliyorsa bu tahsisî bir vergidir.<strong> Zekât</strong> işte bu tür tahsisî bir sosyal güvenlik vergisi mahiyetinde görülebilir. <strong>Zekâtın vergiye benzemeyen tarafları</strong> dikkate alındığında ise onun ibadet<br />
yönünün ağır bastığı ve vergiden farklı olduğu söylenebilir. Bu farklılık en çok hükmün kaynağı, <strong>zekâta tâbi mallarda</strong> nisab ve nisbetler ve <strong>zekâtın</strong> sarf yerlerinde belirgin hale gelmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzemeyen-taraflari/">Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-vergiye-benzemeyen-taraflari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Vermede Yanılma</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekat-vermede-yanilma/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekat-vermede-yanilma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2021 10:59:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak ürünlerinin zekat oranı kaçtır]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat verilecek malın üzerinden kaç yıl geçmesi gerekir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât verme usulü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27678</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekat Vermede Yanılma Zekât mükellefi zekâtı, gerçekten onu hak edenleri araştırıp bularak vermelidir. Mükellef bu konuda gereken titizliği göstermez ve zekâtını ehil olmayana verirse borcundan kurtulmuş olmaz, zekâtını yeniden vermesi gerekir; çünkü zekâta ehil olan kimseyi araştırmada kusur etmiştir. Zekât mükellefi, gereken araştırmayı yapar, fakat fakir zannederek zekât verdiği kişinin zengin veya gayri müslim olduğu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-vermede-yanilma/">Zekat Vermede Yanılma</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekat Vermede Yanılma</h1>
<p><strong>Zekât</strong> mükellefi <strong>zekâtı</strong>, gerçekten onu hak edenleri araştırıp bularak vermelidir. Mükellef bu konuda gereken titizliği göstermez ve <strong>zekâtını</strong> ehil olmayana verirse borcundan kurtulmuş olmaz, <strong>zekâtını yeniden vermesi gerekir</strong>; çünkü <strong>zekâta</strong> ehil olan kimseyi araştırmada kusur etmiştir.</p>
<p><strong>Zekât</strong> mükellefi, gereken araştırmayı yapar, fakat fakir zannederek zekât verdiği kişinin zengin veya gayri müslim olduğu ortaya çıkarsa Ebû Hanîfe<br />
ve İmam Muhammed&#8217;e göre onun yeniden <strong>zekât</strong> vermesi gerekmez. Ebû Yûsuf&#8217;a göre,<strong> zekâtını</strong> yeniden vermesi gerekir.</p>
<p>Mâlikîler&#8217;e göre ise mükellef <strong>zekâtını</strong> araştırma ve incelemeden sonra ehil olduğunu zannettiği kimseye verir, sonra onun meselâ zengin veya<br />
gayri müslim olduğu ortaya çıkarsa, <strong>zekât malı</strong> tüketilmeyip geri alınması mümkünse geri alır, yoksa bedelini alır. İki durumda da mükellefin yeniden <strong>zekât</strong> vermesi gerekir.</p>
<p>Şâfiî mezhebinde yerleşik görüşe göre, insanın borcunu alacaklıya değil de başkasına ödediği zaman nasıl borcu düşmezse aynı şekilde <strong>zekât borcu</strong> da ehline ödenmediğinde mükellefin borcundan düşmüş olmaz.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekat-vermede-yanilma/">Zekat Vermede Yanılma</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekat-vermede-yanilma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekatın Dağıtım Usulü</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-dagitim-usulu/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-dagitim-usulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2021 08:15:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Lâlegül zekat hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât ayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat kimlere verilmez]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat oranları]]></category>
		<category><![CDATA[zekat oranları 8-sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[Zekâtın şartları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekatın Dağıtım Usulü Zekâtın, ilgili âyette geçen ve yukarıda açıklanan sekiz sınıfa verilmesi gerektiği fakihler arasında genel kabul görmüş, fakat zekât gelirinin bu sekiz gruba nasıl dağıtılacağı, grupların payının eşit olmasının gerekip gerekmediği tartışmalı kalmıştır. Hanefî ve Mâlikî fakihleri ile Ahmed b. Hanbel&#8217;den nakledilen bir görüşe göre, zekât mükellefi zekâtını bunların her birine verebileceği gibi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-dagitim-usulu/">Zekatın Dağıtım Usulü</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekatın Dağıtım Usulü</h1>
<p><strong>Zekâtın</strong>, ilgili âyette geçen ve yukarıda açıklanan sekiz sınıfa verilmesi gerektiği fakihler arasında genel kabul görmüş, fakat zekât gelirinin bu sekiz gruba nasıl dağıtılacağı, grupların payının eşit olmasının gerekip gerekmediği tartışmalı kalmıştır. Hanefî ve Mâlikî fakihleri ile Ahmed b. Hanbel&#8217;den nakledilen bir görüşe göre, zekât mükellefi <strong>zekâtını</strong> bunların her birine verebileceği gibi, sadece bir sınıfa da ödeyebilir. Bu fakihlere göre<strong> zekâtın sarf yerlerinden</strong> söz eden âyet, zekâtta her bir grubun ayrı ayrı ve eşit hakkı olduğunu ve bunlar arasında bölüştürülmesi gerektiğini açıklamak için değil, zekâtın bu yerlere verilebileceğini açıklamak içindir.</p>
<p>Şâfiîler&#8217;e göre zekât, sahibi veya vekili tarafından dağıtılıyorsa, zekât işinde çalışanlar (el-âmilîn) dışında yedi sınıftan bulunabilenlere eşit olarak dağıtılmalı ve her sınıftan en az üç kişiye verilmelidir. Çünkü âyette zekât verilecek sınıfların ayrı ayrı hak sahibi oldukları belirtilmek istenmiştir. Ahmed b. Hanbel&#8217;den de bu yönde bir görüş rivayet edilmektedir. Ayrıca âyette sekiz grup insanın sayılması, bunların dışında kimseye zekât verilip verilemeyeceği tartışmasını da gündeme getirmiştir.</p>
<p>Fakihlerin çoğunluğuna ve İslâm hukukunun klasik doktrinine göre âyet, zekâtı kendine has nitelikleri bulunan özel bir hak/ödeme sayıp sadece bu sınıflara tahsis etmekte, diğer harcama alanlarını ve ihtiyaç sahiplerini ise başka tür tahsilâtlara ve ödemelere bırakmakta, bu nedenle <strong>zekâtın</strong> bu sayılan alanların dışında bir yere harcanması câiz görülmemektedir. Günümüzde müslüman toplumların alacağı yeni şekle de bağlı olarak zekâta daha geniş bir işlev kazandırmak isteyen bazı âlimlerin anlayışı ise, âyetin geniş yorumlanması, sayılan sekiz sınıfın hemen hemen her toplumdaki âcil ihtiyaç sahiplerini örneklendirmeyi amaçladığı, benzer ihtiyaç sahiplerinin ve kamu yararı taşıyan alanların da <strong>zekâtın sarf yeri</strong> kapsamına alınabileceği yönündedir.</p>
<p>Âyette sayılan &#8220;müellefe-i kulûb&#8221; ve &#8220;fî sebîlillâh&#8221; kavramlarına geniş yorum getirenler de dolaylı olarak benzeri bir sonuca varmaktadır. Görüş ayrılığının temelinde, İslâm toplumunda <strong>zekâtın anlam, amaç ve işlevi</strong>nin ne olacağı konusundaki farklı yaklaşımlar yatmaktadır. Öte yandan, günümüzde <strong>zekâtın dağıtımının</strong> zenginle ihtiyaç sahibi arasında ikili ilişkiye ve zenginlerin kişisel tercihlerine bırakılmasının bir hayli olumsuz sonucunun bulunduğu da bilinmektedir. Böyle olunca, toplumdaki zenginliğin hak sahiplerine dengeli ve adaletli şekilde ulaşabilmesi için, <strong>zekâtın toplanması ve dağıtımının</strong> sosyal bir organizasyonla gerçekleştirilmesinde, sandık veya fon oluşturularak toplumun en ücra köşelerine kadar uzanan bir bilgi ve dağıtım ağı kurulmasında yarar bulunmaktadır. Bu yol, <strong>zekâtın anlam ve amacına</strong> uygun şekilde düzenli ve dengeli dağılımına büyük ölçüde hizmet edeceğinden günümüzde fevkalâde önem kazanmıştır. <strong>Zekâtın amaç ve işlevi</strong> konusundaki geniş yorum, bu konuda da çözümü kolaylaştırıcı bir rol üstlenmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-dagitim-usulu/">Zekatın Dağıtım Usulü</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-dagitim-usulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Borçlular</title>
		<link>https://hacialibayram.com/borclular/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/borclular/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 08:10:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Arabaya zekat düşer mi]]></category>
		<category><![CDATA[Borcu olan zekât verebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Borcu silmek zekât olur mü Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Kira gideri zekattan düşer mi]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi borcu olan zekât verir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Lâlegül zekat hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekattan hangi borçlar düşülür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Borçlular Âyette zekâtın sarf yeri olarak gösterilen altıncı grup, borçlulardır (elgarimîn). Hanefîler&#8217;e göre garimîn, borcu olan ve borcundan başka nisab miktarı malı bulunmayan kimselerdir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri de garimînin tanımında &#8220;borçlu olma&#8221;yı esas alırlar ve borcun sebebinin borçluya zekât verme hükmüne etkisini dikkate alarak borçluları iki kısma ayırırlar: 1. Kendi ihtiyacı için borçlananlar: [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/borclular/">Borçlular</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Borçlular</h1>
<p><strong><em>Âyette zekâtın sarf yeri olarak gösterilen altıncı grup, borçlulardır (elgarimîn). Hanefîler&#8217;e göre garimîn, borcu olan ve borcundan başka nisab miktarı malı bulunmayan kimselerdir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri de garimînin tanımında &#8220;borçlu olma&#8221;yı esas alırlar ve borcun sebebinin borçluya zekât verme hükmüne etkisini dikkate alarak borçluları iki kısma ayırırlar:</em></strong></p>
<blockquote><p><em>1. Kendi ihtiyacı için borçlananlar: Geçim masrafları, mesken edinme, tedavi masrafları, çocuğunu evlendirme gibi sebeplerle borçlanan kimselerle yangın, sel, deprem, kaza ve israf dışında bir sebeple iflas eden kimseler bu gruba girer.</em></p>
<p><em>2. Toplumun menfaati için borçlananlar: İki aile veya iki köy halkı arasında kan veya mal davalarından çatışma çıktığında, fitne alevini söndürmek için tarafları razı edecek malı vermeyi taahhüt edip hiçbir karşılık beklemeyen kimse bu sebeple borçlanırsa, bu borçluya zekât verilir. </em></p></blockquote>
<p>Bu itibarla, &#8220;Ara bulmak için borçlanan kişinin borcu zekât malından ödenir, isterse bu kişi gayri müslim iki toplumun arasını bulmak için borçlanmış olsun&#8221; denilmiştir. Hayır kurumlarında hizmet ederken ve kimsesizler yurdu, hastahane, okul, cami yapımı gibi bir sosyal hizmeti gerçekleştirirken borçlananlar da, ara bulmak için borçlananlar gibidir. Bunların da borçları zekât malından karşılanabilir. Kabîsa b. Muhârik ara bulmak için ödediği diyetten dolayı borçlanır ve Hz. Peygamber&#8217;e gelerek yardım ister. Hz. Peygamber, o anda zekât geliri bulunmadığı için, ona zekât gelinceye kadar beklemesini söyler ve şu eklemeyi yapar:</p>
<p>&#8220;Ey Kabîsa! İstemek sadece üç grup insan için helâldir:</p>
<blockquote><p><em>a) Ara bulmak için diyet verir veya kefil olur, borçlanır, borcunu ödeyene kadar onun istemesi helâl olur, borcu kapatılınca artık isteyemez. </em></p>
<p><em>b) Malı bir âfet sonucu helâk olur. O kimsenin de ihtiyacını karşılayacak kadar istemesi helâldir. </em></p>
<p><em>c) Fakir düşen ve fakirliği komşularından üç güvenilir şahitle doğrulanan kimsenin istemesi de helâldir. </em></p></blockquote>
<p>Bu üç grup insandan başkalarının dilenmeleri haramdır. Onlar dilenip aldıklarını haram olarak yerler&#8221; (Müslim, “Zekât”, 36). Kendi ihtiyaçları için borçlanan kişiye zekât verilebilmesi bazı şartlara bağlanmıştır. Bunlar:</p>
<blockquote><p><em>1. Nisab dışında borcunu ödeyecek serveti bulunmamak. Elinde borcunun bir kısmını ödeyecek kadar nisab fazlası malı varsa, borcunun diğer</em><br />
<em>kısmını ödeyecek kadar zekât verilir. Kazanma gücünün olması borçluya zekât vermeye mani değildir. </em></p>
<p><em>2. İçki, kumar ve zina gibi dince yasaklanan bir haramı işlemek veya harcamalarında israfa kaçmak suretiyle borçlanmış olmamak.</em></p>
<p><em>3. Borcun süresi dolmuş olmak. Vadesi gelmemiş borcu olanlara zekât verilmez diyenler olduğu gibi verilir diyenler de vardır.</em></p>
<p><em>4. Borcun kul hakkından doğan bir borç olması. Zekât ve kefâret gibi borcu olanlar garimîn teriminin kapsamı dışındadır. Ancak fakihlerin hepsi bu şartı koşmamışlardır. Ölen kimsenin borçlarının bu fondan ödenip ödenemeyeceği de fakihler arasında tartışmalıdır. </em></p></blockquote>
<p>Hanefî ve Hanbelî fakihleri ile bir görüşünde İmam Şâfiî ölen kimsenin borçlarının zekât verilerek ödenemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.<br />
İmam Mâlik’e ve İmam Şâfiî&#8217;nin diğer görüşüne göre ölünün borcu bu fondan ödenebilir. Borçluya ihtiyacı kadar zekât verilir. Bu ihtiyaç da borcun ödenmesidir. Borçlu borcunu kendisine verilen zekâtla ödemez de başkasının ödemesi veya alacaklılarının bağışlaması gibi yollarla bu borç ödenirse verilen zekât kendisinden geri alınır. Çünkü bu fondan verilen zekât borcu kapatmak içindir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/borclular/">Borçlular</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/borclular/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maaş, Ücret ve Serbest Meslek Kazançları</title>
		<link>https://hacialibayram.com/maas-ucret-ve-serbest-meslek-kazanclari/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/maas-ucret-ve-serbest-meslek-kazanclari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2021 04:04:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak ürünlerinden alınan zekât]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat eşya olarak verilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl HESAPLANIR]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat oranları]]></category>
		<category><![CDATA[zekat oranları 8-sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat vermek ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Zekâtın şartları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27064</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maaş, Ücret ve Serbest Meslek Kazançları Dar anlamda maaş bir hizmet mukabilinde çalışan kimseye verilen aylık ücrettir. Ücret de emeğin ve hizmetin fiyatına, satış bedeline denir. Serbest meslek kazançları da geçici veya devamlı olarak her türlü serbest meslek faaliyetlerinden doğan kazançlardır. Memur maaşları, işçi ücretleri, doktor, mühendis, avukat, terzi, berber gibi serbest meslek sahiplerinin kazançlarının [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/maas-ucret-ve-serbest-meslek-kazanclari/">Maaş, Ücret ve Serbest Meslek Kazançları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Maaş, Ücret ve Serbest Meslek Kazançları</h1>
<p>Dar anlamda <strong>maaş</strong> bir hizmet mukabilinde çalışan kimseye verilen aylık ücrettir. Ücret de emeğin ve hizmetin fiyatına, satış bedeline denir. Serbest meslek kazançları da geçici veya devamlı olarak her türlü serbest meslek faaliyetlerinden doğan kazançlardır. <strong>Memur maaşları,</strong> <strong>işçi ücretleri, doktor, mühendis, avukat, terzi, berber gibi serbest meslek sahiplerinin kazançlarının zekâtı</strong> konusunda iki görüş vardır.</p>
<p>Klasik kaynaklardaki bilgileri değenlendiren ve onlardan hareketle bazı sonuçlara ulaşan çağımızdaki bilginlerin bir kısmına göre, ücretlilerin ve serbest meslek sahiplerinin gelirlerinin toplamı nisaba ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse, ihtiyaçlar giderilip borçlar düşüldükten sonra<strong> % 2.5&#8217;u zekât olarak verilir.</strong></p>
<p>Bu görüş sahipleri bir malın <strong>zekâta tâbi</strong> olabilmesi için üzerinden bir kamerî yılın geçmiş olması gerektiği noktasından hareket ederler. Ebû Ubeyd, Hz. Ebû Bekir&#8217;in devlet gelirlerinden hak sahiplerine atâ adıyla <strong>maaş (veya devlet gelirlerinden pay)</strong> verirken onlara üzerinden bir sene geçen malları olup olmadığını sorduğunu, mükellefler müsbet cevap verirlerse, dağıttığı <strong>maaştan</strong>, o malların <strong>zekâtını</strong> aldığını, Hz. Osman&#8217;ın da aynı uygulamada bulunduğunu, Hz. Ali&#8217;nin &#8220;Kişinin yeni kazandığı malının üzerinden bir sene geçmedikçe, o malda zekât tahakkuk etmez&#8221; dediğini, Abdullah b. Mes‘ûd&#8217;un da aynı anlamda fetva vermiş olduğunu rivayet eder (el-Emvâl, nr. 1122, 1125-1129).</p>
<p>Bu rivayetleri değerlendiren Ebû Ubeyd, Hulefâ-yi Râşidîn&#8217;in devlet gelirlerinden hak sahiplerine dağıttıkları atâdan hemen <strong>zekât tahsil etmediklerini,</strong> fakat onların zekât tahakkuk eden diğer mallarının <strong>zekât borçlarını</strong>, bu tahsisattan kesmiş olduklarını söyler (el-Emvâl, nr. 564). İkinci grup bilginler ise, bu tür gelirlerin zekâta tâbi tutulması için bir senelik sürenin geçmesini gereksiz görürler. Onlara göre,<strong> maaş, ücret ve serbest meslek kazançları</strong> kaynaklarda zikri geçen mâl-i müstefâd yani miras, bağış, mükâfat gibi yollardan gelen gelirlere benzerler.</p>
<p>Diğer taraftan, kaynaklarda İbn Abbas, Muâviye ve Ömer b. Abdülazîz&#8217;in yeni kazanılan maldan, sene geçme şartı aramadan <strong>zekât</strong> tahsil ettikleri rivayet edilir (el-Emvâl, nr. 1132-1133). Ebû Ubeyd&#8217;e göre İbn Abbas&#8217;ın konu ile ilgili fetvasında kastedilen toprak mahsulleridir. Yani sene geçmeden <strong>zekâtı verilecek olan toprak mahsulleri zekâtıdır ki</strong> &#8220;hasat zamanı&#8221; ödenir. Medineliler arazi mahsulüne &#8220;emvâl&#8221; adını verirler. İbn Rüşd&#8217;ün de işaret ettiği gibi mâl-i müstefâdın yani miras, bağış, mükâfat gibi gelirlerin kazanıldığı anda zekâtının ödenip ödenmeyeceği hakkında Hz. Peygamber ve sahâbeden açık bir rivayetin bulunmadığı doğrudur.</p>
<p>Bu sebeple de birinci grup fakihler klasik çizgiyi takip ederek altın, gümüş, ticaret malları ve hayvanlardan <strong>zekât alınmasında ölçü</strong> olan &#8220;malın üzerinden bir yıl geçmesi&#8221; şartını <strong>maaş, ücret, serbest meslek kazançları</strong> için de geçerli saymışlardır. Eski dönemlere oranla ekonomik şartların bir hayli değiştiği, enflasyonun âdeta kaçınılmaz olduğu ve tüketimin giderek arttığı günümüz toplumlarında işçi, memur ve serbest meslek sahiplerinin <strong>zekât vermesi</strong> için ihtiyaç fazlası gelirlerinin üzerinden bir yılın geçmesi gerektiğini söylemek fazla gerçekçi değildir.</p>
<p>Belki daha uygun olan, bu tür düzenli geliri olan kimselerin aslî ve temel giderlerini, bu amaçlı tasarruf ve borçlarını düştükten sonra, arta kalan gelir yıl sonu itibariyle toplandığında nisab miktarına ulaşıyorsa, yılın tamamlanmasını beklemeden aylık gelirinden düzenli olarak <strong>% 2.5 oranında zekât vermesidir.</strong> Aslî ve temel giderler, yukarıda izah edilen havâic-i asliyye çerçevesine giren hususlardır. Din İşleri Yüksek Kurulu, <strong>maaş ve benzeri standart gelirlerin</strong>, diğer gelirlere katılarak nisap miktarının üzerinden bir yıl geçtikten sonra <strong>zekat verilmesi gerektiği</strong> görüşündedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/maas-ucret-ve-serbest-meslek-kazanclari/">Maaş, Ücret ve Serbest Meslek Kazançları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/maas-ucret-ve-serbest-meslek-kazanclari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</title>
		<link>https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 13:01:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[2. eve zekat düşer mi diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Evin zekatı olur mu Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimenkul zekatı nasıl hesaplanır]]></category>
		<category><![CDATA[Gelirin zekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kira gelirinin zekatı Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Kiraya verilmeyen evin zekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar Klasik dönem fıkıh kaynaklarında, oturulan evlerin ve binek hayvanlarının insanın temel ihtiyaçlarından sayıldığını ve bunların zekâttan muaf tutulduğunu biliyoruz. Gerçekten insanın çoluk çocuğu ile sığındığı ev veya apartman, şahsî işi için kullandığı nakil aracı temel ihtiyaçlardandır ve bunlar artıcılık özelliğine de sahip değildir. Oysa bugün kiraya verilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/">Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</h1>
<p>Klasik dönem fıkıh kaynaklarında, oturulan evlerin ve binek hayvanlarının insanın temel ihtiyaçlarından sayıldığını ve bunların zekâttan muaf tutulduğunu biliyoruz. Gerçekten insanın çoluk çocuğu ile sığındığı ev veya apartman, şahsî işi için kullandığı nakil aracı temel ihtiyaçlardandır ve bunlar artıcılık özelliğine de sahip değildir. Oysa bugün <strong>kiraya verilen</strong> büyük binalar, daireler, dükkânlar, düğün salonları ile kara, hava, deniz taşımacılığında kullanılan nakil araçlarından elde edilen gelirler, dünden farklı olarak günümüzde yaygın ve önemli gelir kaynakları haline gelmişlerdir.</p>
<p>Bugün artık, temel ihtiyacın dışında, gelir elde etmek için edinilen büyük binalarla, kâr amacı ile işletilen nakil vasıtalarında <strong>zekâtın vücûb sebebi</strong> olan artıcılık vasfı tahakkuk ettiğinden konu muasır fıkıh yazarları tarafından ele alınarak tartışılmıştır.<br />
Bugün dünden farklı olarak yatırım amacı ile büyük binalar yapılmakta ve nakliye vasıtaları kullanılmaktadır. Bunlardan elde edilen gelirler arazi ürünlerinden elde edilen gelirlerden çok fazladır.</p>
<p>Değişen şartlar muvacehesinde bu yeni gelir kaynaklarına <strong>zekât konması</strong> gerekir. Toprağını işletmek üzere <strong>kiraya verenle</strong>, bina veya nakil vasıtalarından gelir elde eden arasında esasta bir fark yoktur. Ziraî araziye<strong> zekât yükleyip</strong> gelir getiren bina ve vasıtaları bu yükümlülük dışında tutmak <strong>zekât mantığı</strong> açısından âdil bir davranış olmaz; ziraî arazi sahiplerine haksızlık edilmiş olur. Ayrıca bu durumun insanları ziraî arazi sahibi olma yerine bina ve nakil vasıtası edinmeye teşvik edeceği ve bunun sağlıksız bir gelişme olacağı da ortadadır.</p>
<p>Muasır müelliflerin çoğu bu çeşit yeni gelir kaynaklarının <strong>zekâta tâbi</strong> olacağında ittifak etmekle birlikte bu mallardan hangi statüye göre ve <strong>ne nisbette zekât alınacağı</strong> hususunda farklı görüş ileri sürerler. Müelliflerin konu ile ilgili görüşlerini iki grupta özetlemek mümkündür:</p>
<p>1. <strong>Akarların yanlızca gelirleri zekâta tâbidir.</strong> Bu zekât da elde edilen gelir nisaba ulaşır ve üzerinden bir kamerî yıl geçince % 2.5 nisbetinde tahsil edilir. Bu görüşün gerekçeleri şunlardır:</p>
<p>İmam Mâlik&#8217;ten ev <strong>kiralarının alındıktan sonra</strong> üzerinden bir kamerî yıl geçmedikçe zekâta tâbi olmayacağı husususunda bir rivayet vardır. Ahmed b. Hanbel&#8217;den de bu konuda iki farklı görüş nakledilmiştir. Bunlardan biri, <strong>kira gelirinin üzerinden bir yıl</strong> geçince <strong>zekât tahakkuk edeceği</strong> yönünde, diğeri ise, ziraî ürünlerde olduğu gibi, kiranın tahsil edildiği anda zekâtın tahakkuk edeceği şeklindedir. Ömer Nasuhi Bilmen de, yanlız kira bedellerini almak üzere elde bulunan evlerden, dükkânlardan vesair akarlardan, <strong>nakil vasıtalarından zekât lâzım gelmediği,</strong> bunların kiralarından, nisab miktarı olup üzerlerinden tam bir sene geçtiği takdirde zekât verileceği görüşündedir.</p>
<p>Çağdaş âlimlerden, gelir getiren bina ve benzerlerinin bu gelirlerinin, &#8220;elmâlü&#8217;l- müstefâd&#8221;a benzetilerek üzerlerinden yıl geçmeden <strong>zekâtlarının ödenmesi</strong> gerektiğini savunanların bulunduğunu da belirtmek gerekir. İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi&#8217;nin 1985 tarihli ikinci dönem toplantısında alınan karar ise şöyledir: <strong>Kiraya verilmiş arazi ve taşınmazların</strong> mülk değeri üzerinden <strong>zekât vermek gerekmez</strong>. Bunların yıllık gelirinden nisab miktarını bulması ve diğer şartların da gerçekleşmesi halinde, yıl sonunda <strong>% 2.5 oranında zekât verilir.</strong></p>
<p>2. Gelir getiren bina, vasıta ve benzerini ziraî araziye kıyas edip bunların safî gelirlerinden % 10 veya gayri sâfiden <strong>% 5 nisbetinde zekât alınır</strong>. Hz. Peygamber ve sahâbe dönemindeki <strong>zekât uygulaması</strong> içerik ve amaç yönüyle incelendiğinde, ev, dükkân gibi taşınmazların ve nakil araçlarının <strong>kira gelirinin</strong>, arazi ürünlerine kıyas edilmesi tutarlı görünmektedir. Bu durumda mal sahibinin <strong>yıllık kira geliri, kiralanan için</strong> yapmakta olduğu mûtat harcamalar ve yıllık temel ihtiyaçları karşılığı çıktıktan sonra nisab<br />
miktarını bulmakta ise, bu miktarın<strong> % 10&#8217;u zekât olarak aydan aya ödenir.</strong> Yılın dolması veya üzerinden bir yılın geçmesi beklenmez. Ancak Din İşleri Yüksek Kurulu, <strong>kira gelirlerinden %10 değil de %2,5 oranında</strong> zekat verilmesi yönünde görüş belirtmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/">Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Madenler ve Deniz Mahsülleri</title>
		<link>https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2021 03:59:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Altın zekat oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçükbaş hayvan zekât oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Madenler]]></category>
		<category><![CDATA[Madenlerin zekât oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Madenlerin zekat oranı kaçtir]]></category>
		<category><![CDATA[Rikaz]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak ürünlerinin zekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat oranları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madenler ve Deniz Mahsülleri &#8220;Sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak ediniz&#8230;&#8221; (el-Bakara 2/267) ifadesi ile genel olarak ziraî mahsullerden zekât yükümlülüğüne işaret edilmiş olduğuna ve âyetteki &#8220;infak ediniz&#8221; emrinin, fakihlerin çoğunluğu tarafından &#8220;zekâtını veriniz&#8221; anlamında tefsir edildiğine yukarıda temas edilmişti. Allah Teâlâ topraktan çeşitli mahsuller bitirdiği gibi, O&#8217;nun yarattığı çok çeşitli madenler de yine topraktan çıkarılmaktadır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/">Madenler ve Deniz Mahsülleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Madenler ve Deniz Mahsülleri</h1>
<p>&#8220;Sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak ediniz&#8230;&#8221; (el-Bakara 2/267) ifadesi ile genel olarak ziraî mahsullerden zekât yükümlülüğüne işaret edilmiş olduğuna ve âyetteki &#8220;infak ediniz&#8221; emrinin, fakihlerin çoğunluğu tarafından &#8220;zekâtını veriniz&#8221; anlamında tefsir edildiğine yukarıda temas edilmişti. Allah Teâlâ topraktan çeşitli mahsuller bitirdiği gibi, O&#8217;nun yarattığı çok çeşitli madenler de yine topraktan çıkarılmaktadır. Bu sebeple, fakihler zikredilen âyetin umumi anlamı gereğince madenlerde de ödenmesi gerekli bir hakkın bulunduğunu düşünmüşlerdir.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in hadislerinde ve sahâbe uygulamasında yer altında bulunan define ve madenlerin vergilendirildiğine dair çeşitli rivayet ve bilgiler bulunur. Fıkıh literatüründe &#8220;rikâz&#8221; madenleri, diğer yer altı zenginliklerini ve yer altında gömülü antika, hazine ve benzeri eşyayı ifade eden geniş bir kapsama sahiptir. Bu itibarla konu rikâz, madenler, deniz mahsulleri olmak üzere üçlü bir ayırım içinde ele alınabilir.</p>
<h2>a) Rikaz</h2>
<p>Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifade eder. Hz. Peygamber&#8217;in &#8220;Rikâzda humus (1/5 nisbetinde vergi) vardır&#8221; (Ebû Ubeyd, el-Emvâl, nr. 856-860) buyurduğu, Hz. Ömer&#8217;in Medine dışında bulunan 1000 dinar altın paranın 200 dinarını devlet adına beytülmâle aldığı, Hz. Ali&#8217;nin de madenleri rikâz diye isimlendirip, çıkarılan maden parçalarından ve bulunan eski devirlere ait paralardan 1/5 nisbetinde vergi aldığı rivayet edilir (Ebû Ubeyd, a.g.e, nr. 871, 874-875). Rikâzla ilgili hadis ve sahâbe tatbikatını değerlendiren fakihler, bu terimin kapsamı üzerinde görüş ayrılığına düşmüşlerdir.</p>
<p>İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel&#8217;e göre rikâz eski devirlerde yer altına saklanan ve İslâmî devirde bulunan kıymetli eşya, hazine ve definedir. Madenler rikâzın kapsamına girmez. Hatta İmam Şâfiî rikâzı sadece Câhiliye devrinde gömülmüş olan altın ve gümüşe hasreder. Hanefî fakihleri ise hem madenleri ve hem de eski devirlerde yer altına gömülüp gizlenen her nevi kıymetli eşyayı rikâz mefhumu içinde mütalaa ederler. Rikâz; eski devirlerde yer altına gömülen veya herhangi bir sebeple yer<br />
altında kalan kıymetli eşyayı ifade ettiğinde,</p>
<blockquote><p><em>1. Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen topraklarda bulunmuş ise 1/5’i vergi olarak alınır, kalan 4/5’i bulana verilir. Mülk arazide bulunmuş ise Hanefîler&#8217;e göre 4/5’i mülk sahibi veya vârislerine ait olur. Bu eşyayı gayri müslim tebaadan biri veya çocuk da bulsa durumda bir değişiklik olmaz.</em></p>
<p><em>2. Bulunan altın-gümüş ve kıymetli eşyanın İslâmî alâmet (mühür, yazı gibi) taşıması halinde &#8220;lukata&#8221; hükümleri uygulanır. Bu halde bulunan eşya bir sene müddetle -usulüne uygun- ilân edilir, sahibi çıkmazsa beytülmâle teslim edilir.</em></p>
<p><em>3. Bu nevi bulunan eşyanın vergilendirilmesi için cumhura göre nisab da aranmaz. İmam Şâfiî nisab şartını ileri sürmüştür.</em></p>
<p><em>4. Fakihler rikâzın 1/5 nisbetinde vergiye tâbi olabilmesi için, bulunduktan sonra üzerinden bir sene geçmesinin şart olmadığında görüş birliğindedir. Rikâz ile ilgili hadislerde, alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât verilecek kimselere mi, yoksa fey kapsamında düşünülüp zekâtın dışında kalan muhtelif devlet giderleri için mi harcanacağı hususunda açıklık yoktur. Bu sebeple fakihler rikâzın dağıtımı hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İmam Şâfiî rikâzdan alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât verilecek </em><em>kimselere sarfedileceğini, Ebû Hanîfe, -bir görüşe göre- İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise bu gelirin fey hükümlerine tâbi olup zekât dışında, kamu hizmetlerine harcanacağını savunmuşlardır. </em></p>
<p><em>Rikâz, yer altına gömülmüş altın, gümüş, hazine yani kenz ve define anlamına alındığında önemli bir devlet geliri sayılmamalıdır. Çünkü bu çeşit hazine ve antik eşyanın bulunup çıkarılması sık sık rastlanan bir olay değildir. Ancak, Hanefî fakihlerine göre madenler rikâz mefhumu içinde mütalaa edildiğinden, rikâzın vergilendirmesi büyük önem taşımaktadır. Hemen aşağıda izah edeceğimiz gibi, bu durumda hem kapsamı genişlemiş olacak ve </em><em>hem de maden vergi nisbetleri 1/5 olarak kabul edildiğinden devlet gelirleri içinde önemli bir yekün tutacaktır.</em></p></blockquote>
<h2>b) Madenler</h2>
<p>Arap yarımadasında İslâm&#8217;ın ilk devrinde maden işletmeciliği ve ticareti pek gelişmemiş, bunun sonucu olarak maden vergi hukuku tatbikatı da sınırlı sayıdaki uygulama örneğine münhasır kalmıştır. Bu sebepten dolayı da müctehidler hangi nevi madenlerin zekâta tâbi olduğu, hangilerinin olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Hanefî fakihlerinden Serahsî (ö. 490/1090), maden vergi hukuku yönünden önemli olan aşağıdaki taksim şeklini verir. Yer altından çıkarılan madenler üç kısımdır:</p>
<blockquote><p><em>1. Katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen madenler; altın, gümüş, demir, bakır gibi.</em></p>
<p><em>2. Eritilmeye elverişli olmayan katı madenler; mermer, kireç, kömür gibi.</em></p>
<p><em>3. Sıvı olup katılaşmayan madenler; cıva, petrol gibi. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre, katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi madenler vergiye tâbidir. Eritilmeye elverişli olmayan yakut, zümrüt, mermer, kireç gibi madenlerle, sıvı olup katılaşmayan civa, petrol gibi madenlerden vergi alınmaz. Şâfiî&#8217;ye göre, sadece altın ve gümüş madenleri zekâta tâbidir, bunların dışında kalan madenler zekâta tâbi değildir. </em></p></blockquote>
<p>Hanbelî fakihleri ise, altın ve gümüş ile diğer madenler arasında herhangi bir fark gözetmemişler ve Bakara sûresinin 267. âyetinin genel anlatımından hareket ederek, cinsi ne olursa olsun bütün madenlerin zekâta tâbi olduğu görüşünü savunmuşlardır. Hanbelî mezhebine göre, yerden çıkan bütün madenler zekâta tâbidir. Bu madenlerden ister altın, gümüş, demir, bakır gibi eritilip dökümü yapılabilir cinsten olsun, ister yakut, zümrüt, sürme gibi sert olup eritilemeyen madenler olsun, isterse zift, neft, petrol gibi sıvı halde bulunan madenlerden olsun, bir ayırım gözetilmeksizin hepsinden zekât alınır.</p>
<p>Günümüzde özellikle petrol gibi yer altı zenginlikleri sadece şahıslar değil ülke ekonomileri açısından da büyük bir önem ve değer taşımaya başlamıştır. Klasik dönem fakihlerinin madenlerin zekât veya vergiye tâbi olup olmadığı konusundaki görüşleri, dönemlerinde bilinen ve elde edilen madenlerin o günkü ekonomik değeriyle ve toplum için taşıdığı önemle yakından bağlantılıdır. Zekâtı ve vergilendirmenin temelinde servetten pay alınıp ihtiyaç sahipleri ve toplum yararına harcanması olduğuna, fakihler de daima bu ilkeyi korumaya çalıştıklarına göre, onların madenlerin zekâtıyla ilgili görüşlerinin günümüze aktarılması, bu ilke ve çerçeve dahilinde yapılmalıdır.</p>
<p>Bu itibarla Hanbelî mezhebinin görüşü doğrultusunda hareket edip, günümüzde bütün madenlerin zekâta tâbi tutulması gerektiğini ifade etmek, diğer mezheplerin görüşleriyle de esasta çelişmez. Bu anlayış zekâtın ruhuna daha uygundur. 20 miskal altını olanı zekâta tâbi tutup milyarlarca dolarlık kazanç elde eden maden ve petrol işletmecisini zekâttan muaf tutmak İslâm&#8217;ın daima öngördüğü ve önem verdiği adalet ölçüsüyle bağdaşmasa gerektir. Madenlerden alınacak zekâtın nisbeti konusu fakihler arasında tartışmalıdır.</p>
<p>Hanefî mezhebi fakihleri madenleri rikâz mefhumu içinde mütalaa ettiklerinden, rikâzla ilgili hadise istinaden vergi nisbetinin 1/5 olacağı, İmam Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise madenlerden 1/40 (% 2.5) nisbetinde zekât alınacağı görüşünü benimsemişlerdir. Madenlerin zekâta tâbi olabilmesi için belli bir nisaba ulaşması ve üzerlerinden bir sene geçmiş olması şart mıdır? Hanefî mezhebine göre madenlerde nisab aranmaz.</p>
<p>Bulunan veya işlenen maden az da olsa çok da olsa vergiye tâbidir. Çünkü maden rikâzdır. Rikâzda da 1/5 nisbetinde alınması gerekli bir &#8220;hak&#8221; olduğu hadisle belirtilmiştir. Buna göre sahipli arazide eritilebilen ve dökümü yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi bir maden bulunursa devlet 1/5 nisbetinde vergisini alır, kalanı yani 4/5&#8217;i o arazi sahibine verilir. İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel&#8217;e göre ise madenlerin zekâta tâbi olabilmeleri için nisab miktarına ulaşması gerekir. Bu da hadislerle gösterilen altın ve gümüş nisabıdır.</p>
<p>Madenler bu kıymetlere ulaşmadıkça zekâta tâbi olmazlar. Bütün fakihler madenlerin zekâta tâbi olabilmeleri için üzerinden bir sene geçmesinin şart olmadığı görüşünde birleşmişlerdir. Maden, sahibi bilinmeyen arazide veya devlete ait topraklarda bulunursa yine devlet 1/5 payını alır, kalan 4/5&#8217;i bulana ait olur. Hanefîler&#8217;e göre madenlerden alınan 1/5 nisbetindeki vergi fey hükmüne tâbidir, dolayısıyla kamu yararına olmak üzere devlet giderleri içinde sarfedilir. Diğer mezhep imamlarına göre ise alınan vergi zekâttır ve Tevbe sûresinin 60. âyetinde gösterilen zekât sarf yerlerine harcanır.</p>
<h2>c) Deniz Ürünleri</h2>
<p>Bu konuda Hz. Ömer&#8217;den bir uygulama örneği aktarılır: Hz. Ömer Ya‘lâ b. Ümeyye&#8217;yi deniz kıyılarına âmil olarak tayin eder. Ya‘lâ deniz kıyısında bulunan bir anber hakkında Hz. Ömer&#8217;den yazılı görüş ister. Hz. Ömer de ashapla istişareden sonra şöyle görüş bildirir: &#8220;Şüphesiz anber, Allah&#8217;ın nimetlerinden biridir. Anberde ve onun gibi denizden çıkarılan diğer kıymetlerde 1/5 (nisbetinde vergi borcu) vardır&#8221; (Ebû Yûsuf, el-Harac, s. 76).</p>
<p>İslâm vergi hukukunun klasik dönemdeki önemli müelliflerinden Ebû Ubeyd de Emevî Halifesi Ömer b. Abdülazîz&#8217;in Umman âmiline, denizden çıkarılan balıkların değeri gümüş nisabına ulaşırsa, onlardan zekât tahsil etmesini emrettiğini rivayet eder (el-Emvâl, nr. 888) ve adı geçen müctehid halifenin denizden çıkarılan her türlü kıymetli eşyanın zekâta tâbi bulunması görüşünde olduğunu bildirir. Dönemlerinde denizden elde edilen ürünlerin önemli bir yekün tutmadığı için olmalı, fakihler deniz mahsullerinin zekâta tâbi mallardan olmadığı görüşündedirler. Ebû Yûsuf ise denizden çıkarılan inci, mercan gibi kıymetli süs eşyaları ile anber gibi kokuların 1/5 oranında vergiye tâbi tutulması gerektiğini ileri sürer.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/">Madenler ve Deniz Mahsülleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/madenler-ve-deniz-mahsulleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</title>
		<link>https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2021 21:04:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Arının Zekatı Olur Mu]]></category>
		<category><![CDATA[Balık zekâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Balın zekât oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Balın zekatı Fetva Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Öşür ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Rikaz Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri Fakihler, içinde yaşadıkları toplumların şart ve telakkilerini göz önünde bulundurmuş, bu metotlarının bir devamı olarak arı sahiplerinin elde ettiği balın zekâta tâbi tutulabilir bir zenginlik olup olmadığında farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinin balı zekâta tâbi tutması, diğer iki mezhebin ise aksi görüşte olması, esasen bundan kaynaklanır. Balın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/">Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</h1>
<p>Fakihler, içinde yaşadıkları toplumların şart ve telakkilerini göz önünde bulundurmuş, bu metotlarının bir devamı olarak arı sahiplerinin elde ettiği <strong>balın zekâta</strong> tâbi tutulabilir bir zenginlik olup olmadığında farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinin <strong>balı zekâta</strong> tâbi tutması, diğer iki mezhebin ise aksi görüşte olması, esasen bundan kaynaklanır. Balın zekât mallarından olduğu ve baldan 1/10 nisbetinde zekât alınacağı görüşünü savunan Hanefî ve Hanbelî fakihleri, bu görüşlerini konu ile ilgili Hz. Peygamber&#8217;den rivayet edilen hadislerle &#8220;Bal arı tarafından bir toprak ürünü olan çiçek özlerinden elde edilir.</p>
<p>Hububata zekât farz olduğu gibi <strong>bala da farzdır</strong>&#8221; şeklindeki kıyasla delillendirirler. Şâfiî ve Mâlikî mezhebi fakihleri ise bu konuda sahih bir haberin mevcut olmadığını, <strong>balın</strong> süt gibi, bir hayvanın ürünü olduğunu, sütün zekâta tâbi olmadığında görüş birliği bulunduğunu, aynı şekilde <strong>balın da zekâta tâbi</strong> olmaması gerektiğini ileri sürerler. Ebû Hanîfe, ziraî mahsullerin zekâtı bahsinde ele aldığımız görüşüne uygun olarak balda da nisabın aranmayacağı, balın azından da çoğundan da zekât verilmesi gerektiği görüşündedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/">Bal ve Diğer Hayvan Ürünleri</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/bal-ve-diger-hayvan-urunleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
