<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taif nedir arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/taif-nedir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/taif-nedir/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2021 12:37:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>Taif nedir arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/taif-nedir/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Taif Kuşatması</title>
		<link>https://hacialibayram.com/taif-kusatmasi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/taif-kusatmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2021 12:37:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Tâif Kuşatması Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Taif nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Taif OLAYI]]></category>
		<category><![CDATA[Taif olayı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Taif Seferi kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Taif Seferi nedenleri ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Taif yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[Taife yolculuk kısaca özeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taif Kuşatması Peygamber efendimizin hayatı kategorimizde bu günkü yazımız ” Taif Kuşatması “ konu ile ilgili tüm bilgiler bu yazımızda paylaşılmıştır. Huneyn Harbinde, Müslümanlar karşısında hezimete uğrayan Sakifliler, yurtları olan Tâif&#8217;e gidip sığınmışlardı. Şehrin kapılarını üzerlerine kapayarak, savaşmaya hazırlanmışlardı. Burası şirkin son sığınaklarından biriydi. Bir daha iman ve İslâma karşı koyacak cesareti kendisinde bulamayacak bir şekilde başı ezilmeliydi. Havazin ve Sakiflileri Müslümanlara karşı ayaklandıran Mâlik bin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/taif-kusatmasi/">Taif Kuşatması</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Taif Kuşatması</h1>
<p><strong>Peygamber efendimizin hayatı</strong> kategorimizde bu günkü yazımız <strong>” Taif Kuşatması “</strong> konu ile ilgili tüm bilgiler bu yazımızda paylaşılmıştır.</p>
<p>Huneyn Harbinde, Müslümanlar karşısında hezimete uğrayan <strong>Sakifliler,</strong> yurtları olan Tâif&#8217;e gidip sığınmışlardı. Şehrin kapılarını üzerlerine kapayarak, savaşmaya hazırlanmışlardı.</p>
<p><em>Burası şirkin son sığınaklarından biriydi.</em> Bir daha iman ve İslâma karşı koyacak cesareti kendisinde bulamayacak bir şekilde başı ezilmeliydi. <strong>Havazin</strong> ve <strong>Sakiflileri</strong> Müslümanlara karşı ayaklandıran <strong>Mâlik bin Avf</strong> da gelip buraya sığınmıştı. Onun da yakalanıp hakettiği cezaya uğratılması gerekiyordu.</p>
<p>Bu sebeple Peygamber Efendimiz, mücahidlerle birlikte Tâif&#8217;e doğru yol almaya başladı. Burasını çok iyi biliyordu. Seneler önce, burada hayatının en acı ve acıklı günlerini yaşamıştı. Tâiflileri İslâma dâvet etmeye gelmişken onlar kendisini taşa tutmuşlar, kan revan içinde bırakmışlardı.</p>
<p>İslâm ordusu kısa zamanda Tâif önlerine vardı. Fakat Sakifliler kuvvetli kalelerine kapanmışlar ve bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak bol miktarda yiyecek stoku da yapmışlardı.</p>
<p>Bu surları yarıp şehre dalmak elbette mümkün değildi. Bu sebeple Resûl-i Ekrem, şehri muhasara altına aldı. Ordugâh surlara çok yakın kurulmuş olduğundan, mücahidler düşmanın yağmur gibi oklarına maruz kaldılar. Bu arada birkaç mücahid de atılan oklarla şehid oldu.</p>
<p>Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, ordugâhı surlardan uzaklaştırdı ve bugünkü Tâif Mescidinin yanına nakletti.</p>
<p>Bu arada yanında bulunan hanımlarından <strong>Hz. Ümmü Seleme</strong> ile <strong>Hz. Zeynep</strong> için iki çadır kuruldu. Resûl-i Ekrem, namazlarını bu iki çadır arasında kılar ve orada otururdu. Sakifliler Müslüman olduktan sonra burada bir mescid yapacaklar ve adına da <strong>&#8220;Sâriye Mescidi&#8221; </strong>diyeceklerdir.</p>
<p>Muhasara esnasında çarpışma, karşılıklı şiddetli ok atışlarıyla devam etti.</p>
<p><strong>Mancınık Kurularak, Tâiflilerin Taşa Tutulması</strong></p>
<p>Muhasaranın uzadığını ve Sakiflilerin teslim olmaya niyetli görünmediklerini anlayan Peygamber Efendimiz, bu sefer <strong>mancınık kurulup</strong> düşmanın taşa tutulması hususunda mücahidlerle istişârede bulundu. Selmân-ı Farisi Hazretleri, <em>&#8220;Ben de bunu uygun görüyorum. Çünkü biz Fars ülkesinde düşman kalelerine mancınıklar dikerdik, onlar da bize karşı mancınıklar dikerlerdi. Böylece birbirimizi yenmemiz mümkün olurdu. Mancınık kurulmadığı zamanlarda uzun müddet beklemek zorunda kalırdık.&#8221;</em> diyerek fikrini beyân etti.</p>
<p>Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu teklifi güzel karşıladı ve mancınık yapılmasını emretti. Emri derhal yerine getirildi. Daha önce orduda bulunanlarla birlikte <strong>mancınıkların sayısı üç</strong> oldu. İslâm ordusunda ayrıca iki <em><strong>debbâbe </strong>(sığır derisinden yapılmış kuvvetli araba)</em><strong> </strong>vardı.</p>
<p>Mücahidler bu debbâbelerin altına girerek şehir kalesine yaklaşmayı ve duvarını kazıp delmeyi denedilerse de bunda başarılı olamadılar. Zira, düşman askerleri tarafından atılan oklar, kızgın demir parçaları ve şişler bu derileri delip ilerlemelerine mani oluyordu. Hattâ bu arada İslâm ordusu şehid de verdi.</p>
<p>Muhasara uzuyor ve arzu edilen netice elde edilemiyordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz bir başka tedbire başvurdu:</p>
<blockquote><p>Düşmanı, iktisadi baskı altına almak için, şehrin dışındaki <em>Tâiflilerin ileri gelenlerine âit kaliteli ve nâdir üzümler yetiştiren bağ ve bahçelerin tahrip edilip, kesileceğini duyurdu ve kesilmesini mücahidlere emretti.</em> Tek geçim kaynakları olan bağ ve bahçelerinin kesildiğini gören Sakifliler, telaşa kapıldılar ve Peygamberimiz (s.a.v.)e,</p>
<p><em>&#8220;Ey Muhammed! Mallarımızı neden kesiyorsun? Bizi yenersen, ya onları alırsın. Yahud da dediğin gibi Allah&#8217;ın rızasını ve akrabalık* hakkını gözeterek bize bırakırsın.&#8221;</em> diye seslendiler.</p>
<p>Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz,<strong> &#8220;Ben, bağınızı, Allah rızasını ve akrabalık hakkını gözeterek yerinde bırakıyorum.&#8221; </strong>dedi ve üzüm asmalarının kesilmesini menetti.</p></blockquote>
<p>Bu arada kahraman Sahabî Hz. Hâlid bin Velid ortaya atılarak düşmandan çarpışacak er diledi. Fakat, düşmanda bu yolda hiçbir hareket görülmedi. İçlerinden biri, Hz. Hâlid&#8217;in er dilemesine şu cevabı verdi:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Bizden hiç kimse seninle çarpışmak üzere kaleden aşağı inmeyecektir. Biz kalemizde, oturmaya devam edeceğiz. Çünkü, yıllarca bize yetecek yiyecek stokumuz var. Eğer bu yiyecekler tükenir ve sen de o zamana kadar beklemeyi göze alırsan, o takdirde hepimiz kılıcımızı sıyırır, senin karşına çıkarız. Son nefesimize kadar seninle çarpışırız.&#8221;</em></p></blockquote>
<p><strong>Yeni Bir Taktik</strong></p>
<p>Kuşatma uzadıkça uzuyordu. Sakiflilerinse kaleden çıkıp göğüs göğüse çarpışmaya niyetleri yoktu. Teslim olmayı da düşünmüyorlardı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (a.s.m.) başka bir tedbire başvurdu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Kaleden inip yanımıza gelen ve Müslüman olan köle hürdür.&#8221; </strong>diye ilân ettirdi.</p></blockquote>
<p>Bu ilân üzerine yirmiye yakın köle kaleden indi ve İslâm ordusuna katılıp Müslüman oldu. Peygamber Efendimizde onları azad etti. Sonra da hepsini hali vakti yerinde olan Müslümanlara teslim ederek, onlara Kur&#8217;an okutmalarını ve sünnetleri öğretmelerini emretti.</p>
<p>Sakifliler Müslüman olduklarında, bu kölelerin kendilerine geri verilmesini isteyecekler, Peygamberimiz (s.a.v.) ise, <strong>&#8220;Onlar, Allah&#8217;ın azâd etmiş olduğu kimselerdir. Sizlere geri veremem!&#8221;</strong> buyurarak isteklerini reddedecektir.</p>
<p>Bir ara <strong>Uyeyne bin Hısn</strong> huzura çıkarak, <em>&#8220;Yâ Resûlallah! İzin ver de gidip onlarla konuşayım. Onları İslâmiyete dâvet edeyim, olur ki Allah onlara hidâyet ihsan eder.&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz izin verince, Uyeyne çıkıp Tâiflilerin yanına gitti. Peygamber Efendimize söylediklerinin tam aksine onlara, <em>&#8220;Vallahi, Muhammed hiçbir zaman sizin gibisiyle karşılaşmadı. Kaleleriniz korunmaya müsaittir. Direnmenize devam ediniz.&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Bundan sonra dönüp geldi. Resûl-i Ekrem Efendimiz,<strong> &#8220;Ey Uyeyne, onlara neler söyledin?&#8221; </strong>diye sordu.</p>
<p>Uyeyne hiç bozuntuya vermeden<em>, &#8220;Onları Müslüman olmaya dâvet ettim. Muhammed, sizi teslim almadıkça, geri çekilmeyecektir. Kendiniz için ondan eman alınız dedim&#8221; </em>diye konuştu.</p>
<p>Uyeyne sözlerini bitirince Peygamber Efendimiz hiddetle, <strong>&#8220;Yalan söylüyorsun! Sen onlara, şöyle şöyle söyledin.&#8221;</strong> dedi ve onun söylemiş olduğu sözleri teker teker nakletti.</p>
<p>Kızarıp bozaran Uyeyne af diledi:</p>
<p><em>&#8220;Doğru söylüyorsun, yâ Resûlallah. Söylediklerimden dolayı Allah&#8217;tan affımı dilerim. Pişmanım. Allah&#8217;a tövbe ediyorum.&#8221;</em></p>
<p>O sırada Hz. Ömerü&#8217;l-Faruk, <em>&#8220;Yâ Resûlallah! Müsaade buyur da götürüp şunun boynunu vurayım.&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz,<strong> &#8220;Hayır! Ashabımı öldürüyorum diye insanlar, hakkımda söz ederler.&#8221;</strong> buyurdu.</p>
<p><strong>Resûl-i Ekrem&#8217;in Rüyâsı</strong></p>
<blockquote><p>Bu arada Peygamber Efendimiz bir rüyâ gördü. Rüyâsında kendilerine bir kap tereyağı ikram ediliyor, bir horoz ise gagasıyla kabı devirip içindeki yağı döküyordu.</p>
<p>Efendimiz rüyâsını anlatınca, Hz. Ebû Bekir, <em>&#8220;Yâ Resûlallah! Sanırım bugünlerde Tâifliler hakkında umduğun şeye eremeyeceksin.&#8221; </em>dedi.</p>
<p>Peygamber Efendimiz de aynı kanaatte idi. <strong>&#8220;Buna, ben de imkân görmüyorum.&#8221; </strong>buyurdu.</p></blockquote>
<p><strong>Muhasaranın Kaldırılması</strong></p>
<p>Resûl-i Ekrem, Tâif&#8217;i fethetmenin o anda kendisine nasib olmayacağını artık anlamıştı. Bundan sonraki bekleme, vakit kaybetmekten başka bir işe yaramayacaktı. Bu arada ashabına, şimdilik kendilerine Tâif&#8217;i fethetme izni verilmediğini duyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer gelerek<em>, &#8220;Göç etmeye hazırlanmaları, halka duyurulacak mıdır?&#8221;</em> diye sordu.</p>
<p>Peygamber Efendimiz, <strong>&#8220;Evet&#8221;</strong> buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, Müslümanlara Tâif&#8217;i terk etme hazırlıklarına geçmelerini ilân etti.</p>
<p>Hz. Ömer, o arada bir de,<em> &#8220;Yâ Resûlallah! Sakifler aleyhinde duâ etsen olmaz mı?&#8221;</em> diye sordu.</p>
<p>Peygamber Efendimiz,<strong> &#8220;Allah, onlar aleyhinde dua etmeye de izin vermedi.&#8221;</strong> buyurdu. Sonra da, <strong>&#8220;Siz hemen göç etmeye bakınız.&#8221; </strong>diye emretti.</p>
<p>Fakat, mücahidlerin bir kısmı, netice almadan buradan ayrılmak istemiyordu. Hattâ, <em>&#8220;Tâif&#8217;i fethetmeden nereye gideceğiz?&#8221;</em> dedikleri de duyuluyordu. Bu mücahidler gidip, Hz. Ebû Bekir&#8217;e başvurdular. Hz. Sıddık onlara<em>, &#8220;Bu işi, Allah ve Resûlü daha iyi bilir. Emir, Resûlullaha gökten gelir.&#8221; </em>diyerek cevap verdi.</p>
<p>Bunun üzerine Hz. Ömerü&#8217;l-Faruk&#8217;un yanına vardılar, onunla konuştular. Hz. Ömer ise onlara şu cevabı verdi:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Biz, Hudeybiye hâdisesini gördük. Hudeybiye&#8217;de içime, Allah&#8217;tan başkasına malûm olmayan bir şüphe girmişti. O gün, Resûlullaha (a.s.m), hiç söylemediğim sözlere başvurdum. Az kalsın ev halkım ve malım mahvolup gidecekti.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Resûlûllahın (a.s.m.), Allah tarafından yaptığı işte bizim için hayır vardır. Halk için, Hudeybiye Sulhundan daha hayırlı bir fetih olmamıştır. Resûlullahın (a.s.m.) Peygamber olarak gönderildiği günden, Hudeybiye&#8217;de sulh şartlarının yazıldığı güne kadar, Müslüman olanlardan daha çok kimse, kılıç kullanmadan Müslüman oldular.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Resûlullahın yaptığı işte bir hayır vardır. Ben, o Hudeybiye işinden sonra, hiçbir zaman, hiçbir iş hakkında ona dönüp itiraz edemem. Bu iş Allah&#8217;ın işidir. O, dilediğini Peygamberine vahyeder.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Peygamber Efendimiz, umumî kanaatın, Tâif&#8217;te bir müddet daha kalmak olduğunu fark edince, mücahidlere,<strong> &#8220;Öyle ise, yarın sabah çarpışmaya hazır olunuz.&#8221; </strong>diye buyurdu.</p>
<p>Sabah olunca, çarpışmaya girdiler. Ancak, bu çarpışma yara almalarından başka bir işe yaramadı. Bundan öteye bir netice elde edemeyeceklerine artık kendileri de kanaat getirdiler. Peygamber Efendimiz tekrar <strong>&#8220;İnşallah yarın döneceğiz.&#8221; </strong>deyince sevindiler. Hemen göç hazırlıklarına başladılar. Peygamberimiz (s.a.v.) onların bu haline tebessüm buyurdu.</p>
<blockquote><p><em>Resûl-i Ekrem Efendimiz ordusuyla <strong>otuz gün</strong> kadar süren bir kuşatmadan sonra Tâif&#8217;ten ayrıldı.</em></p></blockquote>
<p>Sakifliler mücahidleri fazlasıyla uğraştırmış, yormuş, yaralamış ve 14 kadar Müslümanı da şehid etmişlerdi. Bu sebeple ayrıldıkları sırada, Peygamber Efendimizden Sakifliler aleyhinde duâ etmesini istediler. Fakat âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (a.s.m.), ellerini açarak,</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Allah&#8217;ım! Sakiflilere doğru yolu göster! Onları bize getir!&#8221;</strong> diye duâ etti.</p></blockquote>
<p>Kâinatın Efendisi, öylesine engin bir merhamet duygusuna, öylesine bitmez tükenmez bir şefkat deryasına sahipti ki, en azılı düşmanlarının bile mahvolmasına gönlü razı olmuyor, bilâkis onların da İslâm ve iman nuru ile mânen hayat bulmasını istiyor ve bunu Yüce Rabbinden niyaz ediyordu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, kuşatmayı kaldırdıktan sonra mücahidlerle birlikte Huneyn ve Evtas&#8217;ta alınan ganimetlerin muhafaza edildiği Ci&#8217;râne mevkiine dönmek üzere Tâif&#8217;ten ayrıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/taif-kusatmasi/">Taif Kuşatması</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/taif-kusatmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resülullah’ın Tebliğe Devam Etmesi ve Taif’e Gitmesi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/resulullahin-teblige-devam-etmesi-ve-taife-gitmesi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/resulullahin-teblige-devam-etmesi-ve-taife-gitmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2021 11:18:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin Taif yolculuğunda yol arkadaşı kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Taif nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Taif OLAYI]]></category>
		<category><![CDATA[Taif olayını açıklayınız]]></category>
		<category><![CDATA[Taif yolculuğu hangi yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Taif yolculuğu ile ilgili sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Taif yolculuğu kısa özet]]></category>
		<category><![CDATA[Taif yolculuğu sebep ve sonuçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=21315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Resülullah’ın Tebliğe Devam Etmesi ve Taif’e Gitmesi Resûl-İ Ekrem Efendimizin Tâif`e Gidişi Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Hatice&#8217;nin vefatlarını fırsat bildiler. Âdeta bu zamanı bekliyorlarmış gibi, Peygamber Efendimize revâ gördükleri ezâ ve cefalarını birden kat kat arttırdılar. Öyle ki, Efendimiz onların zulüm, hakaret ve işkencelerinden dini neşretme vazifesini âdeta yapamaz hale gelmişti. Müşriklerin bu insafsız [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/resulullahin-teblige-devam-etmesi-ve-taife-gitmesi/">Resülullah’ın Tebliğe Devam Etmesi ve Taif’e Gitmesi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="singleContent" class="reading">
<h1 class="field-content">Resülullah’ın Tebliğe Devam Etmesi ve Taif’e Gitmesi</h1>
<p><strong>Resûl-İ Ekrem Efendimizin Tâif`e Gidişi</strong></p>
<p>Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Hatice&#8217;nin vefatlarını fırsat bildiler. Âdeta bu zamanı bekliyorlarmış gibi, Peygamber Efendimize revâ gördükleri ezâ ve cefalarını birden kat kat arttırdılar. Öyle ki, Efendimiz onların zulüm, hakaret ve işkencelerinden dini neşretme vazifesini âdeta yapamaz hale gelmişti.</p>
<p>Müşriklerin bu insafsız ve merhametsiz tutumu, Resûl-i Kibriyâ Efendimizi fazlasıyla müteessir ediyordu. Bu sebeple Tâif&#8217;e gitmeye karar verdi. Maksadı, Kureyş müşriklerine karşı Tâif&#8217;te oturan Sakif Kabilesinden kendisini korumalarını ve İslâm dâvâsını kabul etmelerini istemekti.</p>
<p>Tâif, Arabistan&#8217;ın mühim yerlerinden biriydi. Bağ ve bahçeleriyle şöhret bulmuştu. Ayrıca, Resûlullahın süt annesi Halime&#8217;nin mensup olduğu Beni Sa&#8217;d Kabilesi de buraya yakın oturuyordu. Dolayısıyla Efendimiz, bu belde sakinlerinin İslâma alâka duyup îmânla şereflenebilecekleri ümidini besliyordu. Bu ümidi tahakkuk ettiği takdirde, Kureyş müşriklerine karşı büyük bir güç de elde etmiş olacaktı.</p>
<p><strong>Tarih, bi&#8217;setin 10. yılı, Şevvâl ayının 27&#8217;sini gösteriyordu.</strong></p>
<p>Resûl-i Kibriyâ Efendimiz <strong>Hz. Zeyd bin Hârise</strong> ile birlikte, gizlice Mekke&#8217;den ayrılarak Tâif&#8217;e vardı. Orada Sakif Kabilesi ileri gelenleriyle görüşmeye başladı. Onları İslâm dinine dâvet etti. Kavminden muhalefet edenlere, kendisiyle birlikte karşı koymalarını taleb etmek için geldiğini anlattı. Ancak, <strong>kaldığı on gün zarfında</strong> hiçbir müsbet netice elde edemedi. Üstelik hakaret ve istihza ile mukabele gördü. Türlü türlü ithamlara maruz kaldı.</p>
<p>Reislerinden biri,</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Allah, peygamber göndermek için senden başka kimse bulamadı mı?&#8221;</em> diyecek kadar küstahlıkta ileri gidip mübârek kalblerini teessüre boğdu.</p>
<p>Bir başkası,</p>
<p><em>&#8220;Vallahi&#8221; dedi. &#8220;Ben hiç bir zaman seninle konuşmayacağım. Çünkü, sen şayet dediğin gibi Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber isen, senin sözünü reddetmekle kendimi büyük tehlikeye atmak istemem. Eğer, sen Allah&#8217;ın Peygamberiyim diye Allah adına hilâf-ı hakikat konuşuyorsan, o takdirde de ben seninle konuşmaya lüzum görmem.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu davranışları ve sözleri üzerine Sakîflilerden hayır gelmeyeceğini anladı ve bundan müteessir oldu. Müşriklerin bu durumu haber alıp cüretlerini arttırmalarından endişe duyduğu için de yanlarından ayrılacağı sırada onlara,</p>
<p><strong>&#8220;Bâri konuştuklarımız aramızda kalsın! Başka kimse duymasın!&#8221; </strong></p>
<p>dedi. Ne var ki, şirk inancının kuvvetle yaşandığı ikinci bir belde olan Tâif sakinleri Resûl-i Zişânın bu arzusunu da kabul etmediler. Gençlerinin İslâmiyete alâka duymalarından korkarak, İki Cihan Güneşi Efendimize şöyle dediler:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Memleketimizden çık da, nereye gidersen git! Kavmin ve hemşehrilerin söylediklerini kabul etmeyince, çıkıp bize geldin! Vallahi, biz de senden elimizden geldiğince uzak duracağız, isteklerini kabul etmeyeceğiz.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Lât ve Uzza&#8217;ya tapmakta Mekkeli müşriklerle yarışıp duran Sakifliler, bu çirkin sözlerle de yetinmediler. Beldelerinde misafir olarak bulunan Cihan Peygamberine ayak takımını, sokak gençlerini ve kölelerini kışkırtarak saldırttılar.</p>
<p>Gözü dönmüş, kendini bilmez küstahlar, yolun iki tarafında sıralanarak Kâinatın Efendisi ve Hazret-i Zeyd&#8217;i taşa tuttular. Resûlullahın mübârek ayakları kana bulandı. Öyle ki, isâbet eden taşların açtığı yaraların acısı yürümeye engel olur hâle geldi. Resûl-i Ekrem, zaman zaman oturmak zorunda kaldı. Ama bu vicdansızlar, her seferinde onu zorla ayağa kaldırarak, yeniden yaralı ayaklarını taş yağmuruna tutuyorlardı. Ayak takımı, Peygamber Efendimizi ızdırap içinde bırakırken, taşlarıyla beraber kahkahalar da savuruyorlardı.</p>
<p><em>Hz. Zeyd, hayatını hiçe sayarcasına vücudunu Resûl-i Kibriyâ&#8217;ya siper etmişti.</em> Şirk ehlinin elinden çıkan taşların ona ulaşmasına mani olmaya çalışıyordu. Ama nafile idi. O da kan revân içinde kaldı.</p>
<p>Resûl-i Ekrem, bu âdice saldırıdan ancak kendini bir bağa atmakla kurtarabildi. Bağın sahipleri kendilerine uzaktan akraba sayılan <strong>Utbe </strong>ve <strong>Şeybe bin Rabia</strong> adında iki kardeşti.</p>
<p>Resûl-i Ekrem bitkin bir vaziyette kendisini bir asmanın altına attı. İnsanlığı utandıracak bu âdice saldırının tesirinden biraz olsun kurtulduktan sonra, şu hazin münacaatta bulundu:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Allah&#8217;ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hakîr görüldüğümü ancak sana arzeder, sana şikâyet ederim.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Ey merhametlilerin merhametlisi olan Allah! Herkesin hakir görüp de dalına bindiği, çaresizlerin Rabbi ancak Sensin. Benim Rabbim de ancak Sensin. Sen, beni kötü huylu, yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek kadar merhamet sahibisin.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8217;ım! Yeter ki, Senin gazabına uğramayayım. Ne çekersem ona katlanırım. Fakat senin af ve mağfiretin bunları bana yaptırmayacak kadar geniştir.&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8217;ım! Senin gazabına uğramaktan, İlâhi rızandan uzak durmaktan, Senin o zulmetleri aydınlatan ve âhiret işlerini yoluna koyan İlâhi nuruna sığınırım!&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Allah&#8217;ım! Sen razı oluncaya kadar, affını dilerim! Allah&#8217;ım! Her kuvvet, her kudret ancak seninle kâimdir!..&#8221;</strong></p></blockquote>
<p><strong>Köle Addas</strong></p>
<p>Bağ sahipleri, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin maruz kaldığı şen&#8217;i ve menfur saldırıyı uzaktan seyretmişler ve acıma duyguları harekete geçmişti. Köleleri Addas&#8217;la Efendimize biraz üzüm göndererek ikrâmda bulundular.</p>
<p>Addas tabak içindeki üzümü alıp Peygamber Efendimize getirdi. Resûl-i Ekrem üzümü,<strong> &#8220;Bismillah&#8221; </strong>diyerek alıp yemeğe başlayınca Addas&#8217;ın dikkatini çekti. Kendi kendine,</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Vallahi, bu sözü, bu beldenin halkı bilmezler ve söylemezler.&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Fahr-i Âlem Efendimiz,</p>
<p><strong>&#8220;Ey Addas, sen hangi dindensin?&#8221;</strong> diye sordu.</p>
<p>Addas,</p>
<p><em>&#8220;Ninevalıyım ve Hristiyanım.&#8221;</em> cevabını verdi.</p>
<p><strong>&#8220;Demek, sen o salih kişi Yunus İbn-i Mettâ&#8217;nın hemşehrisisin?&#8221;</strong></p>
<p><em>&#8220;Sen, Yunus İbn-i Mettâ&#8217;yı nereden biliyorsun?&#8221;</em></p>
<p><strong>&#8220;O, benim kardeşimdir. O bir peygamberdi. Ben de peygamberim.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Bunun üzerine, Addas kendisini tutamadı ve Resûlullah Efendimizin başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Manzarayı uzaktan seyreden bağ sahiplerinden biri diğerine,</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Senin adamın, gözünün önünde kölenin itikadını bozdu.&#8221; </em>dedi.</p>
<p>Addas, yanlarına dönünce de ikisi birden ona çıkıştılar:</p>
<p><em>&#8220;Yazıklar olsun sana, Addas! Sen bu adamın başını, ellerini ve ayaklarını nasıl öptün?&#8221;</em></p>
<p>Addas&#8217;ın efendilerine cevabı ise şu oldu:</p>
<p><strong>&#8220;Yeryüzünde, bu zâttan daha hayırlı bir kimse yok! Bana bir şey bildirdi ki, onu ancak bir peygamber bilebilir.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p><strong>Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in Şefkat ve Merhameti</strong></p>
<p>Resûl-i Ekrem Efendimiz, bağdan ayrılıp düşünceli düşünceli ve Sakif Kabilesi ile Tâiflilerden maksadına muvafık bir netice alamamanın teessürü içinde yoluna devam etti.</p>
<p>Mekke&#8217;ye iki konaklık bir mesafe kalmıştı ki, zâtını bir bulutun gölgelemekte olduğunu gördü. Dikkatlice bakınca, bulutun içinde Hz. Cebrâil&#8217;i fark etti. Cebrâil (a.s.) seslendi:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Şüphesiz Allah, kavminin sana neler söylediğini işitti. Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında dilediğini yapmak üzere ona emredebilirsin.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>O anda görünen dağlar meleği de emrine âmade olduğunu ve istediği takdirde Ebû Kubeys ile Kuaykıan dağlarını müşriklerin üzerine kapanırcasına birbirine kavuşturabileceğini söyledi.</p>
<p>Fakat, şefkat ve merhamet kaynağı Resûl-i Ekremin arzusu başka idi. Dağlar meleğine şu cevabı verdi:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Hayır, ben böyle bir şey istemem. İstediğim tek şey, Hak Teâlâ&#8217;nın bu müşriklerin sülbünden, Allah&#8217;a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibâdet edecek bir nesil ortaya çıkarmasıdır.&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Evet, Peygamber Efendimizin maksat ve gayesi insanları bedduâlarla yok etmek, belâ ve musîbetlere uğratıp perişan etmek değildi. Aksine, insanların îmâna kavuşması, hidâyete ulaşması ve ebedî saadete ermesiydi. Her adımını bu gayenin tahakkuku için atıyor, her hareketini bu ulvî maksat için yapıyor, her teşebbüsünde bu eşsiz hedef bulunuyordu. Bu sebeple her dakikası bir nevi ibadetle geçiyor ve her anı nûrlu bir manzara olarak maziye akıp gidiyordu.</p>
<p><strong>Cinler de Peygamberimizi Dinliyor</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz, Taif&#8217;ten dönüşünde Mekke&#8217;ye varmadan <strong>Nahle adlı mevkide</strong> bir müddet istirahat etti. Namaza durduğu bir sırada Nusaybin cinlerinden bazıları oradan geçerken, Efendimizin okuduğu Kur&#8217;ân&#8217;ı duyunca, durarak dinlediler ve orada Müslüman oldular. Sonra da kavimlerine dönerek onları îmâna davet ettiler.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim, bu hâdiseden bize şu şekilde haber verir:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Hani, Kur&#8217;ân&#8217;ı dinlemeleri için cinlerden bir topluluğu sana göndermiştik. Huzuruna geldiklerinde, birbirlerine <em>&#8216;Susun!..&#8217;</em> dediler. Kur&#8217;ân okunduktan sonra da inkâr ve isyandan sakındırmak üzere kavimlerine döndüler. <em>&#8216;Ey kavmimiz,&#8217; </em>dediler.<em> &#8216;Biz Mûsâ&#8217;dan sonra indirilen, kendisinden önceki kitapları doğrulayan, hakka ve dosdoğru bir yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Sizi Allah&#8217;a çağıran peygambere uyun ve ona îmân edin ki, Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve acı bir azaptan sizi korusun.&#8217;</em>&#8220;</strong></p></blockquote>
<p><strong>Mekke`ye Giriş:</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz, Taif dnüşü cinlerden bir grubun Müslüman olmasındna sonra Batn-ı Nahle&#8217;de bir müddet ikâmet ettikten sonra Mekke&#8217;ye yöneldi. Kureyş&#8217;in kendisini kolay kolay Mekke&#8217;ye sokmayacağını biliyordu. Bunun için o zamanın âdetine göre birinin himâyesi altına girmesi gerekiyordu.</p>
<p>Bu sebeple Hîrâ&#8217;ya varınca birini göndererek müşrik <strong>Mut&#8217;im bin Adiyy&#8217;</strong>in himâyesini istedi. Mut&#8217;im isteğini kabul etti ve oğullarını silahlandırarak, kendisi de beraberinde olduğu halde, Efendimizi Hira&#8217;dan alarak Mekke&#8217;ye getirdiler.</p>
<p>Müşrikler, Mut&#8217;im&#8217;in bu hareketine çok kızdılar, ama ses çıkarmadılar.</p>
<p>Fahr-i Âlem Efendimiz, müşriklerin kin saçan bakışları arasında Kâbe&#8217;yi tavaf etti, Harem-i Şerif&#8217;te iki rekât namaz kıldı ve oradan evine gitti.</p>
<p>Başta Peygamberimiz (s.a.v.) ve bütün Müslümanlar, müşrik olan Mut&#8217;im bin Adiyy&#8217;in bu iyiliğini ömürleri boyu unutmadılar. Resûl-i Ekrem, onun bu iyiliğini müşriklere karşı kazandığı Bedir Zaferi sonrasında bile yâd etmiştir.</p>
<p><strong>Mut&#8217;im&#8217;in oğlu Cübeyr,</strong> Bedir esirleri hakkında konuşmak için Medine&#8217;ye gelmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) onu kabul etmiş, ricâsını dinledikten sonra şöyle demişti:</p>
<blockquote><p><strong>&#8220;Eğer, baban Mut&#8217;im hayatta olsaydı ve şu adamlar hakkında ricâda bulunsaydı, şüphesiz ben onları Mut&#8217;im&#8217;e bağışlardım.&#8221;</strong></p></blockquote>
</div>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/resulullahin-teblige-devam-etmesi-ve-taife-gitmesi/">Resülullah’ın Tebliğe Devam Etmesi ve Taif’e Gitmesi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/resulullahin-teblige-devam-etmesi-ve-taife-gitmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
