<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk tasavvuf düşüncesi arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/ilk-tasavvuf-dusuncesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/ilk-tasavvuf-dusuncesi/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 May 2020 06:37:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>İlk tasavvuf düşüncesi arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/ilk-tasavvuf-dusuncesi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tasavvufta Kurumlaşma Dönemi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/tasavvufta-kurumlasma-donemi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/tasavvufta-kurumlasma-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2020 06:36:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[âsitâne]]></category>
		<category><![CDATA[dergâh]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh ve Tasavvuf nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Hankah]]></category>
		<category><![CDATA[Herevî'nin Tabakåtü's-sûfiyye]]></category>
		<category><![CDATA[İlk tasavvuf düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[ribat]]></category>
		<category><![CDATA[sûfî]]></category>
		<category><![CDATA[Sûfîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat Nedir tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf dönemi kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf nedir Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf nedir kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvufun Doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvufun ortaya çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[tekke]]></category>
		<category><![CDATA[zâviye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hacialibayram.com/?p=8569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tasavvufta Kurumlaşma Dönemi Sûfîlik ve sûfî cemaatler ortaya çıktıktan sonra bu cemaatler ve örgütler mekânlara ve binalara ihtiyaç duydular. İlk zamanlarda camiler, mescidler, evler, iş yerleri, sûfîlerin buluşma, konuşma ve meselelerini müzakere etme yerleri idi. Fakat örgütler gelişip yaygınlaşınca yeni mekânlara ve binalara ihtiyaç duyuldu. Herevî&#8217;nin Tabakåtü&#8217;s-sûfiyye&#8216;de dediği gibi ilk tasavvufî kurum Suriye&#8217;de Remle&#8217;de Hankah [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/tasavvufta-kurumlasma-donemi/">Tasavvufta Kurumlaşma Dönemi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #008080;"><strong>Tasavvufta Kurumlaşma Dönemi</strong></span></h1>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-8570" src="https://www.hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Kurumlaşma-Dönemi-300x177.jpg" alt="" width="220" height="130" srcset="https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Kurumlaşma-Dönemi-300x177.jpg 300w, https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Kurumlaşma-Dönemi-768x453.jpg 768w, https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Kurumlaşma-Dönemi.jpg 771w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" /></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Sûfîlik</strong> ve <strong>sûfî</strong> cemaatler ortaya çıktıktan sonra bu cemaatler ve örgütler </span><span style="font-size: 12pt;">mekânlara ve binalara ihtiyaç duydular. İlk zamanlarda camiler, mescidler, e</span><span style="font-size: 12pt;">vler, iş yerleri, sûfîlerin buluşma, konuşma ve meselelerini müzakere etme </span><span style="font-size: 12pt;">yerleri idi. Fakat örgütler gelişip yaygınlaşınca yeni mekânlara ve binalara </span><span style="font-size: 12pt;">ihtiyaç duyuldu. <strong>Herevî&#8217;nin Tabakåtü&#8217;s-sûfiyye</strong>&#8216;de dediği gibi ilk tasavvufî </span><span style="font-size: 12pt;">kurum Suriye&#8217;de Remle&#8217;de <strong>Hankah</strong> adıyla kuruldu, zamanla hızlı bir artış ve </span><span style="font-size: 12pt;">yaygınlık gösterdi. Çeşitli dönemlerde ve bölgelerde bu kurumlara <strong>ribat, </strong></span><span style="font-size: 12pt;"><strong>tekke, zâviye, dergâh, âsitâne</strong> gibi isimler verildi. İsimlendirmede kurumun</span><br />
<span style="font-size: 12pt;"> büyük veya küçük, merkez veya şube olması da dikkate alındı. Tekkeler, </span><span style="font-size: 12pt;">tarikat denilen örgüt üyelerinin devam ettikleri, toplu veya ferdî olarak </span><span style="font-size: 12pt;">zikir yaptıkları, sohbet ettikleri, edep-erkân öğrendikleri, terbiye gördükleri, </span><span style="font-size: 12pt;">ruhen arındıkları ve olgunlaştıkları kurumlar olmakla  beraber çoğu zaman </span><span style="font-size: 12pt;">çeşitli dinî ve dünyevî ilimlerin öğretildiği kurumlar da oldular. Özellikle </span><span style="font-size: 12pt;">kırsal alanlarda medreselerin görevlerini de üstlendiler. Ayrıca yolcuların ve </span><span style="font-size: 12pt;">gariplerin barındıkları önemli sosyal müesseseler haline geldiler. </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Tekkelere </span><span style="font-size: 12pt;">yapılan vakıflar, devlet adamlarının, hayır sahiplerinin ve tarikat mensuplarının </span><span style="font-size: 12pt;">yaptıkları bağışlar tekkelerin görevlerini etkin bir biçimde sürdürmelerine </span><span style="font-size: 12pt;">ve toplumların ihtiyaç duydukları huzurlu bir mânevî havayı meydana </span><span style="font-size: 12pt;">getirmelerine imkân verdi. Ayrıca tekkeler başta edebiyat, şiir ve mûsiki </span><span style="font-size: 12pt;">olmak üzere birçok güzel sanatın doğduğu ve geliştiği müesseseler oldu. </span><span style="font-size: 12pt;">Bir tekkede şeyh veya halifesi, çeşitli mertebelerde bulunan müridler, </span><span style="font-size: 12pt;">dervişler, tekkede yemek hazırlama, sofra kurma, odun getirme, temizlik </span><span style="font-size: 12pt;">yapma gibi işlerde görevli işçiler, tekkeye yardım eden ve oradaki işlere nezaret </span><span style="font-size: 12pt;">eden yöneticiler, misafirler ve garipler bulunur. Bunların düzenli bir </span><span style="font-size: 12pt;">biçimde çalışmaları ve görevlerin aksamaması için uyulması gereken birtakım </span><span style="font-size: 12pt;">kurallar, bir çeşit yönetmelikler vardır. Bu kuralları ilk defa derli toplu </span><span style="font-size: 12pt;">bir biçimde ortaya koyan Ebû Saîd Ebü&#8217;l-Hayr (ö. 440/1048) oldu. Ebû Hafs </span><span style="font-size: 12pt;">Ömer es-Sühreverdî (ö. 632/1234) Avârifü&#8217;l-maârif isimli eserinde söz konusu </span><span style="font-size: 12pt;">kuralları genişletti ve ayrıntılı bir şekilde ortaya koydu. </span><span style="font-size: 12pt;">VII. (XII.) asır tasavvufta önemli gelişmelerin gerçekleştiği bir dönemin </span><span style="font-size: 12pt;">başlangıcıdır. </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">İbn Arabî (ö. 638/1240) kendisinden önceki sûfîlerin fikirlerinden </span><span style="font-size: 12pt;">de yararlanarak, vahdet-i vücûd terimi ile ifade edilen bir görüş ortaya </span><span style="font-size: 12pt;">attı. el-Fütûhâtü&#8217;l-Mekkiyye ve Füsûsü&#8217;l-hikem gibi eserlerinde bu konudaki </span><span style="font-size: 12pt;">düşüncelerini genişçe açıkladı. Allah-evren, Allah-insan ilişkisinin vahdet-i </span><span style="font-size: 12pt;">vücûd eksenli bir açıklamasını yaptı. Felsefeden ve kelâmdan aldığı bazı </span><span style="font-size: 12pt;">delillerle fikirlerini ispatlamaya çalıştı. Sadreddin Konevî, Fahreddîn-i Irâkî, </span><span style="font-size: 12pt;">Abdülkerîm el-Cîlî, İbn Fârız, Aziz Nesefî, Şebüsterî, Abdürrezzâk el-Kâşânî </span><span style="font-size: 12pt;">ve Câmî gibi ünlü sûfîler bu yolda onu izleyerek geniş ölçüde vahdet-i vücûdu </span><span style="font-size: 12pt;">birçok müslüman ilim ve fikir adamının dünya görüşü haline getirdiler. </span><span style="font-size: 12pt;">Diğer taraftan Ebû Saîd Ebü&#8217;l-Hayr Arapça&#8217;nın yanı sıra Farsça&#8217;yı tasavvuf </span><span style="font-size: 12pt;">dili haline getirmek için ilk defa ciddi bir adım attı. Onu bu yolda Hücvîrî </span><span style="font-size: 12pt;">izledi ve Farsça ilk tasavvuf kitabı olan Keşfü&#8217;l-mahcûb&#8217;u yazdı. Baba Tâhir </span><span style="font-size: 12pt;">(ö. 410/1019) ve Senâî (ö. 525/1131) gibi şairler tasavvufî düşüncelerini </span><span style="font-size: 12pt;">Farsça şiirlerle ifade ederek bu tarzı âdeta tasavvufun dili haline getirme </span><span style="font-size: 12pt;">yolunu tuttular. Onları bu yolda Attâr (ö. 627/1223) ve Mevlânâ (ö. 672/</span><span style="font-size: 12pt;">1273) gibi ünlü sûfî şairler izledi. Mevlânâ&#8217;nın Mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr </span><span style="font-size: 12pt;">isimli eserleriyle bu hareket zirveye ulaşmış oldu. </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Şebüsterî (ö. 720/1320) </span><span style="font-size: 12pt;">Gülşen-i Râz&#8217;da, Fahreddîn Irâkî (ö. 688/1289) Lema‘ât&#8217;ta, Câmî (ö. 898/</span><span style="font-size: 12pt;">1492) çeşitli eserlerinde bu yolda yürüdü. </span><span style="font-size: 12pt;">Yûsuf el-Hemedânî&#8217;nin müridi, Yeseviyye tarikatının kurucusu Pîr-i Türkistan </span><span style="font-size: 12pt;">Ahmed Yesevî (ö. 562/1166) ilk defa ve başarılı bir şekilde tasavvuf </span><span style="font-size: 12pt;">hayat tarzını ve düşüncesini Türkçe ifade etmeye başladı. Hikmet denilen </span><span style="font-size: 12pt;">tasavvufî şiirlerini Dîvân-ı Hikmet adı verilen bir eserde toplandı. Daha sonra </span><span style="font-size: 12pt;">Mansûr Ata, Abdülmelik Ata, bunun oğlu Tac Hoca, torunu Zengî Ata, Said </span><span style="font-size: 12pt;">Ata, Süleyman Hakîm Ata, Sadr Ata, Bedr Ata gibi mürid ve halifeleri onun </span><span style="font-size: 12pt;">tasavvuf geleneğini Türkistan&#8217;da devam ettirdiler. 1071&#8217;de Anadolu&#8217;nun </span><span style="font-size: 12pt;">fethedilmesi üzerine çeşitli tarikatlara mensup dervişler, özellikle Yesevî </span><span style="font-size: 12pt;">geleneğine bağlı olanlar burada faaliyet göstermeye başladılar. Fakat yeni </span><span style="font-size: 12pt;">fethedilen bu beldelerde daha ziyade baba, gazi, sultan gibi unvanlarla anıldılar. </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Ahmed Yesevî&#8217;nin şiir anlayışı Yûnus Emre&#8217;de (ö. 1320) daha da sadeleşerek </span><span style="font-size: 12pt;">ve güzelleşerek devam etti. Anadolu ve Balkanlar&#8217;daki pek çok </span><span style="font-size: 12pt;">mutasavvıf onu örnek aldı. Yazıcıoğlu Muhammed&#8217;in (ö. 855/1451) Muhammediyye&#8217;si, </span><span style="font-size: 12pt;">Ahmed-i Bîcân&#8217;ın (ö. 858/1454) Ahmediyye&#8217;si ve Envâru&#8217;lâşık¢ </span><span style="font-size: 12pt;">n&#8217;i, Eşrefoğlu Rûmî&#8217;nin (ö. 874/1469) Divan&#8217;ı ve Müzekki&#8217;n-nüfûs&#8217;u, </span><span style="font-size: 12pt;">Niyazî-i Mısrî&#8217;nin (ö. 1150/1737) Divan&#8217;ı, Anadolu ve Balkanlar&#8217;da büyük </span><span style="font-size: 12pt;">bir ilgi ile okunan eserler oldu. Sadece mutasavvıflar ve tarikat ehli tarafından </span><span style="font-size: 12pt;">değil, bunların dışındaki dindarlar tarafından da asırlarca rağbet gördü. </span><span style="font-size: 12pt;">Başta Yûnus Emre&#8217;ninkiler olmak üzere bu şair mutasavvıfların şiirleri dinî </span><span style="font-size: 12pt;">mûsikinin de ana malzemesini oluşturdu. Bu gelişmeler geniş kitlelerde din </span><span style="font-size: 12pt;">duygusunun yerleşmesini ve kökleşmesini sağladı. İlâhî denilen bu tür şiirler </span><span style="font-size: 12pt;">coşkuyla okundu ve dinlendi. </span><span style="font-size: 12pt;">Osmanlılar&#8217;da tekke edebiyatı kadar tasavvuf mûsikisi de büyük bir gelişme </span><span style="font-size: 12pt;">gösterdi. Özellikle mevlevîhâneler bu işin öncülüğünü yaptı.</span></p>
<div class="brs_col"></div>
<div class="brs_col">
<p class="nVcaUb">
</div>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/tasavvufta-kurumlasma-donemi/">Tasavvufta Kurumlaşma Dönemi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/tasavvufta-kurumlasma-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasavvufta Örgütlenme Dönemi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/tasavvufta-orgutlenme-donemi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/tasavvufta-orgutlenme-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2020 20:29:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüz tasavvuf alimleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlk tasavvuf düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz döneminde tasavvuf var mıydı]]></category>
		<category><![CDATA[tarikatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf dönemi kısaca]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf nedir]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf tarihinin dönemleri]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf toplulukları]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvufla ilgili oluşumlar]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvufta örgütlenme]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvufta örgütler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvufun ortaya çıkışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hacialibayram.com/?p=8385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tasavvufta Örgütlenme Dönemi Tasavvufun ferdî yönü daha önemli olmakla beraber sosyal yönü de küçümsenmeyecek kadar önemlidir. Tasavvufî hayatın bazı biçimlerini bireyler tek başına yaşar. Fakat bu hayat, bu konunun uzmanları, hocaları ve üstatları olan şeyhlerden ve mürşidlerden öğrenilir. Bu öğrenmede mürid ve tâlip denilen öğrencilerin üstatlarıyla birlikte bulunmaları, mânevî hayatı beraber yaşamaları şarttır. Çünkü tasavvufî [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/tasavvufta-orgutlenme-donemi/">Tasavvufta Örgütlenme Dönemi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #008080;"><strong>Tasavvufta Örgütlenme Dönemi</strong></span></h1>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-8386 alignright" style="font-size: 16px;" src="https://www.hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Örgütlenme-Dönemi-300x177.jpg" alt="" width="300" height="177" srcset="https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Örgütlenme-Dönemi-300x177.jpg 300w, https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Örgütlenme-Dönemi-768x452.jpg 768w, https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2017/04/Tasavvufta-Örgütlenme-Dönemi.jpg 820w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><span style="color: #ff6600;"><strong>Tasavvufun ferdî yönü daha önemli olmakla beraber sosyal yönü de küçümsenmeyecek kadar önemlidir. Tasavvufî hayatın bazı biçimlerini bireyler tek başına yaşar.<span style="font-size: 12pt;"> Fakat bu hayat, bu konunun uzmanları, hocaları ve üstatları </span><span style="font-size: 12pt;">olan şeyhlerden ve mürşidlerden öğrenilir. Bu öğrenmede mürid ve </span><span style="font-size: 12pt;">tâlip denilen öğrencilerin üstatlarıyla birlikte bulunmaları, mânevî hayatı </span></strong></span><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #ff6600;"><strong>beraber yaşamaları şarttır.</strong> </span></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Çünkü tasavvufî hayat tıpkı birçok sanat gibi </span><span style="font-size: 12pt;">egzersizler ve pratiklerle öğrenilir. Bunun için de birliktelik ve beraberlik </span><span style="font-size: 12pt;">esastır. İşte bu durum hem zaman zaman mürşidlerin ve üstatların bir araya </span><span style="font-size: 12pt;">gelerek yaşadıkları mânevî ve derunî deneyler konusunda fikir alışverişinde </span><span style="font-size: 12pt;">bulunmalarını ve vardıkları sonuçları aralarında müzakere etmelerini gerektirir, </span><span style="font-size: 12pt;">hem de müridlerin mürşidlerinin gözetiminde ve denetiminde bulunmalarını </span><span style="font-size: 12pt;">zorunlu kılar. Bu sebeple baştan beri sûfîler sohbet denilen bir birlikteliğe </span><span style="font-size: 12pt;">büyük önem vermişlerdir. </span></strong></span></p>
<p><span style="color: #ff00ff;"><strong><span style="font-size: 12pt;">İlk zamanlarda şeyhlere daha çok üstat </span><span style="font-size: 12pt;">ve sohbet şeyhi, müridlere de sâhip (sohbette bulunan, sohbete katılan) deniliyordu. </span><span style="font-size: 12pt;">Böylece üstatlar çevresinde toplanan ve sohbetlere devam eden </span><span style="font-size: 12pt;">sâhipler, yani müridler birer cemaat oluşturuyordu. Bu cemaatlerin yaptıkları </span><span style="font-size: 12pt;">sohbetlerin çoğu halka açık olmakla beraber bazı sohbetlere yabancılar </span><span style="font-size: 12pt;">alınmıyordu. Ancak belli bir mertebeye ulaşan müridler bu sohbetlere kabul </span><span style="font-size: 12pt;">ediliyordu. Cüneyd-i Bağdâdî, &#8220;Biz tasavvuf sohbetlerini kapalı kapıların </span><span style="font-size: 12pt;">ardında yapardık&#8221; derken bu hususu anlatıyordu. İşte bu gizlilik tasavvuftaki </span></strong><span style="font-size: 12pt;"><strong>sırrı, yani gizemi meydana getirir.</strong> </span></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">Tasavvufî hayatın belli bir aşamasında </span><span style="font-size: 12pt;">mutlaka bir gizem söz konusudur. Bazan müridlere göre yabancılar </span><span style="font-size: 12pt;">için, bazan üstatlara göre müridler için bir gizem, yani yabancılara göre müridlerin, </span><span style="font-size: 12pt;">müridlere göre üstadın az çok gizemli bir yönü vardır. Bundan daha </span><span style="font-size: 12pt;">önemlisi ilâhî sırdır. Tasavvuf bir bakıma, imkân ölçüsünde rubûbiyyetin </span><span style="font-size: 12pt;">sırlarına âşina olmayı amaçlar. Tasavvuf sohbetlerinin müridlere edep ve </span><span style="font-size: 12pt;">erkân öğreten, onları terbiye eden, ahlâklarını güzelleştiren yönü kadar söz </span><span style="font-size: 12pt;">konusu esrarengiz yönü de önemlidir. Gizliliğin sebebi, mânevî alt yapısı </span><span style="font-size: 12pt;">bakımından eksik olanların yanlış anlama ve sapmalarını engellemektir. </span><span style="font-size: 12pt;">Son derece gösterişsiz başlayan, ama gayet feyizli geçen tasavvufî sohbetler </span><span style="font-size: 12pt;">kısa bir zaman sonra bir cemaatleşme halini aldı. Büyük sûfîlerin tasavvufî </span><span style="font-size: 12pt;">görüşleri ve yaşayışları az çok birbirinden farklı idi. Bu da meşrep (mizaç, </span><span style="font-size: 12pt;">karakter, zevk) farkı olarak görüldü. Bu durum tasavvufa eğilimli olanların </span><span style="font-size: 12pt;">kendi mizaçlarına, ruh ve zihin yapılarına uygun düşen üstatları tercih etmelerine </span><span style="font-size: 12pt;">imkân verdi. </span></strong></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Böylece Tayfûriyye (Bistâmiyye), Cüneydiyye, Musâhibiyye, </span><span style="font-size: 12pt;">Sehliyye, Hakîmiyye, Hafîfiyye, Seyyâriyye, Nûriyye, Harrâziyye, Kassâriyye </span><span style="font-size: 12pt;">(Melâmetiyye) ve Tüsteriyye gibi tasavvufî cemaatler ortaya çıktı. Bu ekollerden </span><span style="font-size: 12pt;">birine bağlanan bir mürid, mânevî hayatında belli bir üstadın görüşlerine </span><span style="font-size: 12pt;">ağırlık veriyordu. Cemaatler arasındaki olumlu ilişkiler tasavvufî gelişmeyi </span><span style="font-size: 12pt;">hızlandırdı. </span><span style="font-size: 12pt;">Söz konusu tasavvufî sohbetler ve cemaatler hicrî VI. (XII.) asırda daha </span><span style="font-size: 12pt;">düzenli, daha disiplinli bir örgütleşmeye dönüştü. Bu örgüte tarikat denildi. </span><span style="font-size: 12pt;">Abdülkadir-i Geylânî&#8217;ye (ö. 562/1166) nisbet edilen Kadiriyye, Ahmed Yesevî&#8217;-</span><span style="font-size: 12pt;">ye (ö. 562/1166) nisbet edilen Yeseviyye, Ahmed er-Rifâî&#8217;ye (ö. 578/1183) </span><span style="font-size: 12pt;">nisbet edilen Rifâiyye, Ebü&#8217;n-Necîb es-Sühreverdî&#8217;ye (ö. 563/1167) nisbet </span><span style="font-size: 12pt;">edilen Sühreverdiyye, Ebü&#8217;l-Hasan eş-Şâzelî&#8217;ye (ö. 593/1196) nisbetle Şâzeliyye </span><span style="font-size: 12pt;">tarikatları bu asırda ortaya çıktı. Bunları Necmeddîn-i Kübrâ&#8217;ya (ö. 618/</span><span style="font-size: 12pt;">1221) nisbetle anılan Kübreviyye, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî&#8217;ye (ö. 672/</span><span style="font-size: 12pt;">1273) nisbet edilen Mevleviyye, Ahmed el-Bedevî&#8217;ye (ö. 675/1277) nisbetle </span><span style="font-size: 12pt;">Bedeviyye gibi tarikatlar izledi. VII. (XIV.) asırda ise Bahaeddin Nakşibend&#8217;e </span><span style="font-size: 12pt;">(ö. 791/1389) nisbetle Nakşibendiyye, Sirâceddin Ömer&#8217;e (ö. 800/1397) nisbet </span><span style="font-size: 12pt;">edilen Halvetiyye tarikatları kuruldu. Bu tarikatlar şeyhlerin mürid ve halifeleri </span><span style="font-size: 12pt;">aracılığıyla Fas&#8217;tan Endonezya&#8217;ya, Somali&#8217;den Kazan&#8217;a kadar İslâm ülkelerine </span><span style="font-size: 12pt;">yayıldı. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında ise Mevlevîliğin yanı sıra Anadolu&#8217;da </span><span style="font-size: 12pt;">Hacı Bektâş-ı Velî&#8217;ye (ö. 670/1271) nisbet edilen Bektâşiyye, Hacı </span><span style="font-size: 12pt;">Bayrâm-ı Velî&#8217;ye (ö. 833/1429) nisbet edilen Bayramiyye, Aziz Mahmud Hüdâî&#8217;ye </span><span style="font-size: 12pt;">(ö. 1038/1628) nisbet edilen Celvetiyye gibi tarikatlar, ayrıca daha evvel </span><span style="font-size: 12pt;">Anadolu dışında kurulan tarikatların pek çok şubeleri oluştu. Bundan başka </span><span style="font-size: 12pt;">Ahî Evran diye bilinen Şeyh Nasîrüddin (ö. 660/1262) Kırşehir&#8217;de ahîlik </span><span style="font-size: 12pt;">teşkilâtını kurdu. Fütüvvet ehli Anadolu&#8217;da birçok şehirde örgütlendi. 1071&#8217;de </span><span style="font-size: 12pt;">Anadolu fethedildikten sonra Irak&#8217;tan, Suriye&#8217;den, daha fazla da Horasan&#8217;dan </span><span style="font-size: 12pt;">gelen gazi dervişler, alperenler ve Horasan erleri İslâmiyet&#8217;in Anadolu&#8217;da ve </span><span style="font-size: 12pt;">Balkanlar&#8217;da yayılmasında etkili oldular.</span></p>
<div class="brs_col"></div>
<div class="brs_col">
<p class="nVcaUb">
</div>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/tasavvufta-orgutlenme-donemi/">Tasavvufta Örgütlenme Dönemi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/tasavvufta-orgutlenme-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
