<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğru zekat HESAPLAMA arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/dogru-zekat-hesaplama/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/dogru-zekat-hesaplama/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Aug 2021 02:06:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>Doğru zekat HESAPLAMA arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/dogru-zekat-hesaplama/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zekatın Dağıtımı</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-dagitimi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-dagitimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2021 02:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat bağış]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât ayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl HESAPLANIR]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekâtın şartları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekatın Dağıtımı Zekâtın, müslümanın temel dinî ödevlerinden birisi olduğu Kur&#8217;an&#8217;da sıklıkla tekrarlanmakla birlikte, namaz gibi zekât da genel ve kapalı (mücmel) bir ifadeyle emredilmiş, hangi malların hangi şartlar altında zekâta tâbi oldukları konusunda ayrıntılı bilgi verilmemiştir. Bu konudaki ayrıntılı fıkhî hükümlerin önemli bir kısmının Hz. Peygamber&#8217;in ve sahâbenin uygulamalarından kaynaklandığını biliyoruz. Ancak Kur&#8217;an zekâtın kimlere [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-dagitimi/">Zekatın Dağıtımı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekatın Dağıtımı</h1>
<p><strong>Zekâtın</strong>, müslümanın temel dinî ödevlerinden birisi olduğu Kur&#8217;an&#8217;da sıklıkla tekrarlanmakla birlikte, namaz gibi zekât da genel ve kapalı (mücmel) bir ifadeyle emredilmiş, hangi malların hangi şartlar altında zekâta tâbi oldukları konusunda ayrıntılı bilgi verilmemiştir. Bu konudaki ayrıntılı fıkhî hükümlerin önemli bir kısmının Hz. Peygamber&#8217;in ve sahâbenin uygulamalarından kaynaklandığını biliyoruz. Ancak <strong>Kur&#8217;an zekâtın</strong> kimlere verileceğini özellikle belirtmiş ve hicrî 9. yılda inen Tevbe sûresinin 60. âyetinde bu kişiler ayrı ayrı sayılmıştır.</p>
<p>Âyette şöyle buyurulur: <strong><em>&#8220;Sadakalar (zekâtlar)</em> Allah&#8217;tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekât işinde çalışanlara, kalpleri İslâm&#8217;a ısındırılacaklara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara aittir. Allah bilendir, hakîmdir.&#8221;</strong><br />
<strong>Kur&#8217;an&#8217;da zekâtın harcama</strong> yerlerinin ayrı ayrı belirtilmesinin sebebi, önceki âyetlerde (et-Tevbe 6/58, 59) açıklanmıştır: Hz. Peygamber zamanında mala düşkün bazı kişiler zekât mallarına göz dikmiş ve Hz. Peygamber&#8217;den bunları kendilerine vermesini istemişlerdi. Resûlullah onların hak etmedikleri isteklerde bulunmalarını hoş karşılamamış, onlar da serzenişte bulunmaya başlamışlardı.</p>
<p>Bunun üzerine yüce Allah hem onların bu davranışlarını kınayan âyetlerini indirmiş (et-Tevbe 9/58-59) hem de zekâtın sarf yerlerini açıklamıştır. Tarihin tanıdığı en eski devlet gelirlerinden olan vergi, yine tarih boyu çeşitli ülke ve imparatorluklar tarafından değişik türlerde halktan toplanmış, ancak bu vergiler genelde yerine harcanmayıp kral veya imparatorların kişisel masraflarına veya onların akraba ve yardımcılarına harcanmak üzere hazineye konulmuştur. <strong>Kur&#8217;an&#8217;da zekâtın</strong> sarf yerleri gösterilmekle, bu tür yolsuzluk ve usulsüzlükler önlenmek istenmiş, <strong>zekâtın dağıtımı</strong> dar görüşlü ve taraflı davranabilecek yapıdaki yöneticilerin insafına bırakılmamış, onu almaya gerçekten hak kazanan fakir ve muhtaçlar dururken, hak etmeyen fakat hırs ve tamahı yüzünden zekât mallarına göz dikenlerin ümitleri de kırılmıştır.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-dagitimi/">Zekatın Dağıtımı</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-dagitimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekatın Ödenme Şekli</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-odenme-sekli/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-odenme-sekli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2021 11:30:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Evin zekatı olur mu]]></category>
		<category><![CDATA[Fitre ve zekât nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ne kadar paraya zekat düşer]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat ne zaman VERİLİR]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat vermek ne demek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekatın Ödenme Şekli Zekât bir ibadet olduğu için, kural olarak doğrudan mükellef birey tarafından yerine getirilir. Fakat zekâtın malî yönünün bulunması, giderek düzenli bir organizasyona ihtiyaç duyması ve kurumsallaşması, zaman içinde bu malî ibadetin büyük bir organizasyon (devlet aygıtı) tarafından yerine getirilmesini veya o aygıt tarafından denetlenmesini gerekli hale getirmiştir. Zekâta “fakirin zengin bireylerin malındaki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-odenme-sekli/">Zekatın Ödenme Şekli</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekatın Ödenme Şekli</h1>
<p>Zekât bir ibadet olduğu için, kural olarak doğrudan mükellef birey tarafından<br />
yerine getirilir. Fakat zekâtın malî yönünün bulunması, giderek düzenli<br />
bir organizasyona ihtiyaç duyması ve kurumsallaşması, zaman içinde<br />
bu malî ibadetin büyük bir organizasyon (devlet aygıtı) tarafından yerine<br />
getirilmesini veya o aygıt tarafından denetlenmesini gerekli hale getirmiştir.<br />
Zekâta “fakirin zengin bireylerin malındaki hakkı” gözüyle bakılması da<br />
zekât organizasyonuna devletin girmesinde bir etken olmuştur. Bu kurumun<br />
düzenli bir şekilde işleyişinin ancak devlet tarafından sağlanabileceği görüşü<br />
yaygınlık kazanmıştır. Bu bakımdan İslâm toplumlarında, zekâtı zengin<br />
bireylerden alıp hak sahiplerine dağıtma işini öteden beri devlet üstlenmiş ve<br />
böylece zekâtın toplanması ve dağıtılması kamu hukukunun bir parçası<br />
olmuştur.<br />
Ayrıca Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de, Hz. Peygamber&#8217;e zenginlerin mallarından zekât<br />
alması emredilmiş (et-Tevbe 9/103), bu işlerde görevli personele “ve&#8217;l<br />
âmilîne aleyhâ” (zekât işinde çalışanlar) ifadesi ile işaret edilmiş ve onlara bu<br />
görevlerine karşılık olmak üzere, zekât gelirlerinden pay ödenmesi gerektiği<br />
belirtilmiştir (et-Tevbe 9/60).<br />
Bu iki âyet, zekâtın toplanıp hak edenlere dağıtılması işinin devlet tarafından<br />
ele alınmasının gerekli bir görev olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamber&#8217;in<br />
&#8220;Onlara söyle, Allah mallarında zekâtı farz kıldı. Bu zekât zenginlerinden<br />
alınır ve fakirlerine verilir&#8221; (Buhârî, “Zekât”, 1) diyerek Muâz b.<br />
Cebel&#8217;i Yemen&#8217;e zekât toplamak üzere göndermesi de bu anlamda değerlendirilebilir.<br />
Hz. Peygamber&#8217;in söz ve uygulaması, Hulefâ-yi Râşidîn ve daha sonraki<br />
devirlerde izlenmiş, zekât tahsil ve dağıtım işi genellikle devlet memurları<br />
tarafından yapılmıştır. Ancak gerek Hz. Peygamber gerekse Hulefâ-yi Râşidîn<br />
devirlerinde mükelleflerin mallarının zekâtlarını kendiliklerinden getirip<br />
devlet yetkililerine verdiğinin de birçok örneği vardır.<br />
İleriki devirlerde fakihler zekâta tâbi malları; &#8220;el-emvâlü&#8217;l-bâtına&#8221; (gizli<br />
mallar) ve &#8220;el-emvâlü&#8217;z-zâhire&#8221; (açık mallar) olmak üzere iki ana grupta ele<br />
almışlar ve bunların tahsil edilmesinde farklı iki yol izlenmiştir.<br />
Hanefîler, Hz. Osman dönemindeki uygulamayı esas alarak, açık mallardan<br />
alınacak zekâtın toplama ve dağıtım yetkisinin devlete ait olduğu,<br />
gizli malların zekâtının ise bizzat mükellef bireyler tarafından ödeneceği<br />
şeklinde bir yaklaşımı benimsemişlerdir.</p>
<p>Şâfiîler, gizli malların zekâtının bizzat mükellef birey tarafından ödeneceği<br />
görüşünde Hanefîler&#8217;le birleşir. Fakat, açık malların zekâtı konusunda<br />
biri bunun devlet tarafından toplanıp dağıtılabileceği, diğeri, gizli malda olduğu<br />
gibi, mükellef birey tarafından yerine getirileceği şeklinde iki görüş<br />
bulunmaktadır.<br />
Mâlikî mezhebine göre ise, zekâtın ilke ve amaçları doğrultusunda yapılmış<br />
düzenlemelere tam riayet şartıyla, zekât borçları doğrudan devlete<br />
ödenir.<br />
Hanbelîler ise bu konuda bir ayırım ve tercih yapmaksızın, zekât borçlarının<br />
devlete verilebileceği gibi, doğrudan hak sahiplerine de ulaştırılabileceğini<br />
söylemişlerdir.<br />
Fakihlerin çoğunluğuna göre devletin, zekâta tâbi olan bütün malların<br />
zekâtlarının doğrudan kendisine verilmesini isteme yetkisi vardır. Devlet bu<br />
yetkiyi kullanarak ödemekten kaçınanlardan zekât borcunu zorla alır. Fakihler<br />
arasındaki ihtilâf, mükellefin zekât borcunu devlete ödeme mecburiyetinde<br />
olup olmadığıdır. Fakihlerin bu konudaki farklı görüşlerinde ve<br />
çekimser tavırlarında, dönemlerinde devlet eliyle toplanan zekâtın yerinde<br />
harcanıp harcanmadığı yönündeki kanaatlerinin etkili olduğu açıktır.<br />
Bu konu 1952 Şam Konferansı’nda âlimler tarafından ele alınmış ve şu<br />
sonuca varılmıştır:<br />
1. Zamanımızda müslümanlar zekât ödemede ihmalkâr davranmaktadırlar.<br />
Bu itibarla Hz. Osman&#8217;ın gizli malların zekâtlarını ödemeleri hususunda<br />
verdiği vekâlet geçerliliğini kaybetmiştir. Asıl kurala dönülerek zekât<br />
devlet tarafından toplanıp dağıtılmalıdır.<br />
2. Günümüzde hemen hemen bütün mallar açık mal haline gelmiştir. Ticarette<br />
tutulan değerlerle banka ve şirketlerdeki paraların tesbiti ve belirlenmesi<br />
kolay ve mümkündür.<br />
Bu sebeplerden dolayı gizli-açık ayırımı yapılmadan bütün malların zekâtı<br />
hükümetler tarafından oluşturulacak özel bir kurum vasıtası ile toplanıp<br />
hak sahiplerine yani âyette öngörülen yerlere dağıtılmalıdır.<br />
Zekâtın devlet tarafından toplanmadığı yerlerde mükellef, açık ve gizli<br />
bütün mallarının zekâtını bizzat kendisi hak edenlere vermelidir.<br />
Zekât, ister devlet eliyle toplansın isterse mükellef tarafından ödensin,<br />
ödeme şekil ve usulüyle ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bazı kurallar<br />
vardır.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;da, infak edilecek malların iyi vasıfta olması gerektiğine işaret<br />
edilmiştir (el-Bakara 2/267). Zekât olarak ödenecek malların da &#8220;iyi&#8221; vasıfta<br />
olmaları gerekir. Ancak, insanların en iyi malarının elinden alınması veya<br />
bunu ödemekle yükümlü tutulmaları, insan tabiatına uygun gelmediğini ve<br />
bunun başka sıkıntı ve güçlüklere yol açabileceğini bilen Peygamberimiz,<br />
Muâz b. Cebel&#8217;e verdiği tâlimatta “Halkın en kıymetli mallarını zekât olarak<br />
almaktan sakın” (Buhârî, “Zekât”, 1; Müsned, III, 341) diyerek âyette işaret<br />
edilen, “iyi vasıf” kaydının “en iyi vasıf” anlamında anlaşılmasının önüne<br />
geçmiştir. Zekât borcunu kendi ödemek durumunda olan mükellef de bu borcunu<br />
&#8220;iyi&#8221; vasıfta olan mallarından ödemelidir.<br />
Ödeme şekliyle ilgili ikinci mesele; “Zekâtın zekâta tâbi maldan ayrılarak<br />
mal olarak (aynen) verilmesi şart mıdır, yoksa bu malın para olarak kıymeti<br />
de verilebilir mi?” konusudur.<br />
Fakihler bu konuda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Fakihlerin çoğunluğuna<br />
göre, zekât borcu ancak zekâta tâbi olan maldan verilir. Meselâ hayvanlar<br />
zekâta tâbi ise zekât borcu bu hayvanlardan, toprak ürünleri zekâta<br />
tâbi ise zekât borcu bu ürünlerden verilmelidir. Onlar bir ibadet olan zekâtın<br />
nisab, nisbet ve zekât borçlarının nasla sabit olduğunu, daha yararlı olduğu<br />
kesin bilinse bile, buna muhalefet etmeye kimsenin yetkisi bulunmadığını<br />
ileri sürerler. Ancak Şâfiîler ticaret mallarında kıymetin verilebileceği görüşündedirler.<br />
Hanefîler&#8217;e göre zekât borçları, o malların kendilerinden verilebileceği<br />
gibi, kıymetleri de verilebilir. Hanefîler zekât borcunun para olarak verilebileceğini<br />
söylerken hem hadislere ve hem de zekâtın teşrî‘ amacına dayanmaktadırlar.<br />
Hz. Peygamber hayvanların zekât borçlarının ödenmesinde aradaki yaş<br />
farklarının iki koyun veya 20 dirhemle kapatılmasını (bk. Buhârî, “Zekât”,<br />
37) istemiştir. Ayrıca develerin zekâtında beş devede bir koyun zekât verilir.<br />
Koyun deve cinsinden değildir.<br />
Öte yandan, zekâtın amacı fakirin ihtiyacını gidermektir. Bu, zekâta tâbi<br />
olan malın kendisinden zekât ödemekle gerçekleşebileceği gibi kıymetinin<br />
verilmesi ile de gerçekleşir. Hatta kıymetin verilmesi ile bu amaca daha kolay<br />
ulaşıldığı da söylenebilir. Çünkü kıymet (para) insanın çok çeşitli ihtiyaçlarını<br />
karşılamaya elverişlidir.<br />
Zamanımızda, insan ihtiyaçlarının çok farklılaştığı, eğitim, sağlık, barınma<br />
gibi ihtiyaçların ön plana çıktığı dikkate alınırsa, Hanefîler&#8217;in bu konudaki</p>
<p>görüşlerinin daha tercihe şayan, fakirin ihtiyaçlarının giderilmesine<br />
daha elverişli olduğu görülür.<br />
Zekât ister aynî (malın kendisinden) isterse nakdî (para olarak kıymeti)<br />
ödensin, toplandığı yerden başka bir yere gönderilmesi câiz midir? Bu konu<br />
da fakihler arasında ihtilâflıdır.<br />
Fakihler, zekâtın toplumsal ibadet olma yönünü ve toplumsal denge ve<br />
barışı sağlamadaki rolünü dikkate aldıkları için, kural olarak zekâtın toplandığı<br />
yerden başka bir yere ihtiyaç olmaksızın gönderilmesini hoş karşılamamış<br />
iseler de, meselâ Hanefîler fakir akrabayı gözetmek, daha muhtaç bir<br />
kişiye veya kişilere vermek, âlim bir kişiye yahut öğrenciye ulaştırmak gibi<br />
amaçlarla zekâtın, zekât malının bulunduğu yerden başka bölgelere nakledilmesini<br />
câiz görmüşlerdir.<br />
Şâfiîler bu konuda daha sıkı davranarak, zekâtın malın bulunduğu yerde<br />
dağıtılmasının gerekli olduğunu, ancak o yerde zekâtı alacak kimse bulunmadığında<br />
başka bir yere nakledilebileceğini söylemişlerdir.<br />
Mâlikîler zekâtın vâcip olduğu yerde veya oraya yakın bölgelerde dağıtılabileceğini,<br />
bu yakın bölgenin de sefer hükümlerinin geçerli olduğu mesafeden<br />
az olması gerektiğini söylemişlerdir.<br />
Hanbelîler de, muhtaçlar bulunduğu halde zekâtı başka bölgelere gönderenlerin<br />
günahkâr olacağını, buna rağmen zekâtını başka bölgelere gönderenlerin<br />
zekât borçlarının ödenmiş sayılacağını ifade etmişlerdir.<br />
Cumhurun görüşü, bir malın zekâtının o malın kazanıldığı ve bulunduğu<br />
yerde dağıtılması, böylece o bölge halkının ihtiyaçlarına öncelik verilmesi<br />
noktasından hareket eder. Ancak şehirleşmenin ve köyden kentlere göçün<br />
hızlandığı, ticaret ve sanayinin belli bölgelerde yoğunlaştığı göz önünde<br />
bulundurulursa, zekâtın dağılımında ülke genelini, hatta dünyadaki bütün<br />
ihtiyaç sahibi müslümanları düşünmek ve mümkün olduğu ölçüde sosyal<br />
dengeyi kurmak gerekir. Bu sebeple de, mükelleflerin zekâtlarını Hanefîler&#8217;in<br />
belirttiği ihtiyaç ve sebepler mevcutsa bulundukları yerden başka bölgelere<br />
göndermeleri câizdir. Meselâ yurt dışında çalışan müslümanların zekâtlarını<br />
kendi ülkelerindeki fakirlere, şehirlerde oturanların köy ve kasabalarında<br />
tanıdıkları ve daha muhtaç olduklarını bildikleri kimselere göndermeleri yerinde<br />
olur.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-odenme-sekli/">Zekatın Ödenme Şekli</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-odenme-sekli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekatın Ödenmesi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-odenmesi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-odenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2021 00:10:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Lâlegül zekat hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl HESAPLANIR]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat vermek ne demek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekatın Ödenmesi Yukarıda zekâtın vücûb ve sıhhat şartları ile hangi mallardan ne oranda verilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Şimdi ise bu zekâtın ne zaman ve ne şekilde ödeneceği üzerinde durulacaktır. a) Zekatın Ödenme Zamanı Fakihler şartları gerçekleşen malda zekâtın derhal (fevrî) yani sene biter bitmez ödenmesi gerektiğinde görüş birliğine varmışlardır. Çünkü malda gerçekleşen zekât borcu, artık [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-odenmesi/">Zekatın Ödenmesi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekatın Ödenmesi</h1>
<p>Yukarıda zekâtın vücûb ve sıhhat şartları ile hangi mallardan ne oranda verilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Şimdi ise bu zekâtın ne zaman ve ne şekilde ödeneceği üzerinde durulacaktır.</p>
<h2>a) Zekatın Ödenme Zamanı</h2>
<p>Fakihler şartları gerçekleşen malda zekâtın derhal (fevrî) yani sene biter bitmez ödenmesi gerektiğinde görüş birliğine varmışlardır. Çünkü malda gerçekleşen zekât borcu, artık kul hakkıdır. Bu borcun ödenmesini -özürsüz olarak- geriye bırakmak câiz değildir. Hanefî mezhebinde fetvaya esas olan görüş bu olduğu gibi, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel&#8217;in görüşü de bu yöndedir. İslâm&#8217;da prensip olarak ibadetler hemen yerine getirilmesi istenen bir husustur. Çünkü Cenâb-ı Allah, &#8220;Hayırlar(ı işlemede) yarış yapınız&#8221; (Âl-i İmrân 3/133) buyurur. Bütün hayır işlerinde acele etmek övüldüğüne göre, malda gerçekleşen fakir hakkının bir an önce hak sahiplerine ödenmesi de övülmeye değer bir iştir. Altın, gümüş ve parada, ticaret malları ve hayvanlarda zekât, bir kamerî yılın tamamlanması ile farz olur ve bu mallardan zekât her senede bir defaya mahsus olmak üzere ödenir. Toprak ürünlerinden zekât, senede kaç kere ürün alınırsa o kadar verilir. Yani bir araziden bir senede iki kere mahsul alan kişi iki kere zekât verir. Toprak ürünlerinde zekâtın vücûb vakti konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte ağırlıklı görüş, bunun hasat esnasında olduğu yönündedir.</p>
<p>Bununla birlikte olgunlaşmaya başladığı andan itibaren takriben hesaplanıp verilebileceği gibi, hasattan kısa bir müddet sonra vermek de mümkündür. Toprak ürünleri hasattan sonra sahibinin kusuru olmaksızın helâk olsa veya çalınsa zekâtı düşer. Bu tarihleme meyveler için de geçerlidir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler madenlerde zekâtın, nisab miktarı maden istihsal edilmesiyle, Hanefî ve Hanbelîler de balda zekâtın, nisab miktarı bal elde edilmesiyle vâcip olacağı görüşündedir.</p>
<p>Ancak toprak ürünlerinden zekât, ekinler sürülmeden, meyveler de toplanmadan alınmaz. Görüldüğü gibi toprak ürünlerinden zekât tahsili güneş takvim sistemine göre &#8220;hasat zamanı&#8221;; hububat harmanlanıp sapından çıkarılınca, meyveler toplanınca yapılmaktadır. Madenlerin de elde edilince zekâtı ödenmektedir. Bunların dışındaki mallar; altın, gümüş, para, ticaret malları ve hayvanlar ise üzerinden bir kamerî yıl geçmekle zekâta tâbi olmaktadır.</p>
<p>Acaba bu ikinci grup malların zekât borçlarını mükellef isterse sene dolmadan da verebilir mi? Veya bunun aksi olarak zekât borcu ertesi yıla tehir edilebilir mi? Hz. Ali&#8217;den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber, amcası Abbas&#8217;ın zekâtını vaktinden önce ödeyip ödeyemeyeceğini sorması üzerine ona ödeyebileceğini söylemiş, Abbas da iki senelik zekât borcunu peşin ödemiştir (Ebû Dâvûd, “Zekât”, 22, 37; İbn Mâce, “Zekât”, 7). Fakihlerin çoğunluğu, bu uygulamadan hareketle, zekâtın vücûb sebebi nisab bulunduğu takdirde kişinin zekâtını vaktinden önce ödeyebileceğini söylemişlerdir.</p>
<p>Ebû Hanîfe, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel bu görüştedir. İmam Mâlik ile Dâvûd ez-Zâhirî ise, mal ister nisaba ulaşsın ister ulaşmasın vaktinden önce zekâtının verilmesinin câiz olmadığı görüşündedir. Bu iki müctehide göre, sene geçme şartı (havl) nisab gibi zekâtın vücûb şartlarından olup, nasıl namaz vaktinden önce kılınmazsa zekât da vaktinden önce ödenemez. Zekâtın zamanında ödenmesi, ihtiyaç sahiplerinin haklarını doğrudan ilgilendirdiğinden, mükellefin haklı ve geçerli bir sebep bulunmaksızın zekât borcunu geciktirmesi doğru bulunmaz.</p>
<p>Hatta fıkıh kitaplarında, zaruret olmaksızın zekâtı vaktinde ödemeyen kişinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği, onun bu fiiliyle tıpkı, istendiğinde emaneti sahibine iade etmeyen emanetçi konumunda olacağı ifade edilerek zekâtın vaktinde ödenmesinin önemi vurgulanmak istenmiştir. İslâm&#8217;daki &#8220;kolaylaştırma&#8221; prensibine uyarak zekât borcunun mâkul bir süre geciktirilmesi câizdir. Meselâ zekâtın yerine ulaşmasını temin gayesiyle daha muhtaç fakirleri aramak, gurbette olan fakir akrabaya zekât göndermek veya zekât malına o anda mükellefin ihtiyacının bulunması, daha sonra borcunu ödemesi halinde iktisadî bir sıkıntıdan kurtulmasının söz konusu olması gibi sebeplerle zekât borcunun ödenmesi bir süre geciktirilebilir.</p>
<p>Ancak bu erteleme süresi içinde zekât mal telef olursa, tahakkuk eden zekât miktarını öder. Çünkü zekât borcu doğmuş, mükellef verme imkânına da kavuşmuş, ama herhangi bir sebeple ödemeyi geciktirmiştir. Hz. Ömer&#8217;in, kıtlık yılında güç duruma düşen zekât mükelleflerinin zekât borçlarını ertesi yıla ertelediği rivayet edilir. Fakihlerin çoğunluğu Hz. Ömer&#8217;in bu uygulamasını esas alarak zekât borcunun ödenmesinde böyle bir ihtiyaçtan dolayı erteleme yapılabileceği görüşüne varmışlardır.</p>
<p>Ancak Ahmed b. Hanbel ve bazı Mâlikî fakihleri ise durum ne olursa olsun zekât borcunun ertelenemeyeceği görüşündedir. Öteden beri müslümanlar zekât borçlarını rahmet ayı olan ramazan ayında ödemeyi âdet haline getirmiş iseler de, zekâtın ödenmesi için tayin edilmiş bir gün veya ay yoktur. Aslolan, vücûb şartları gerçekleşince zekâtın ödenmesidir. Bir malda zekât borcu doğduktan sonra, bu borç ödenmeden önce o mal çalınmak, kaybolmak, gasbedilmek gibi yollarla helâk olsa; mükellef ister ödeme imkânına sahip olsun veya olmasın, Hanefîler&#8217;e göre zekât borcu düşer.</p>
<p>Fakat bu malı bağış veya satış yoluyla tüketirse zekât borcu düşmez, zekâtını vermesi gerekir. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise bu durumda zekât borcu düşmez. Mükellefin onu yeniden ödemesi gerekir. Ancak İmam Mâlik&#8217;e göre, telef olduklarında hayvanların zekâtı ödenmez. Hanefîler, zekâtın mükellefin niyetiyle eda edilen ve niyâbet kabul etmeyen bir ibadet olduğunu ileri sürerek, mükellefin ölmesiyle zekât borcunun da düşeceğini söylemişlerdir.</p>
<p>Ancak ölen vasiyet etmişse mirasının üçte bir miktarından zekât borcu ödenir. Vasiyet etmemiş ise mal vârislerine intikal eder. Fakat, vârisleri ödeme mecburiyetinde değillerdir. Ama öderlerse bu nâfile bir sadaka yerine geçer. Çünkü zekât bir ibadettir. Her ibadet gibi niyetle eda edilir. Borçlunun ölmesi sebebiyle niyet olmadığından borç da düşer. Hanefîler zekât borcunu ödemeden ölen kimsenin, namazı, orucu terk ederek ölen kimse gibi günahkâr ve borçlu olarak öldüğü ve geride kalanların onu bu borçtan kurtaramayacağı görüşündedirler.</p>
<p>Zekâtın niyete dayalı bir ibadet olma vasfından çok ihtiyaç sahiplerinin hakkını ilgilendiren yönünü ön planda tutan cumhura göre ise, zekât borcu mükellefin ölümü ile ortadan kalkmaz. Aksine ölen vasiyet etmese de terikesinden ödenir. Namaz ve oruç bedenî ibadetlerdir. Onların yerine getirilmesi için başkasını vekil tayin etmek mümkün değildir. Malî bir ibadet olan zekâtta ise vekâlet geçerlidir. Çocuk ve akıl hastasının mallarından velileri nasıl zekât ödemekle mükellefse ölenin vârisleri de onun zekât borcunu ödemekle sorumludur.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-odenmesi/">Zekatın Ödenmesi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-odenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</title>
		<link>https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 13:01:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[2. eve zekat düşer mi diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Evin zekatı olur mu Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimenkul zekatı nasıl hesaplanır]]></category>
		<category><![CDATA[Gelirin zekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kira gelirinin zekatı Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Kiraya verilmeyen evin zekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat HESAPLAMA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar Klasik dönem fıkıh kaynaklarında, oturulan evlerin ve binek hayvanlarının insanın temel ihtiyaçlarından sayıldığını ve bunların zekâttan muaf tutulduğunu biliyoruz. Gerçekten insanın çoluk çocuğu ile sığındığı ev veya apartman, şahsî işi için kullandığı nakil aracı temel ihtiyaçlardandır ve bunlar artıcılık özelliğine de sahip değildir. Oysa bugün kiraya verilen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/">Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</h1>
<p>Klasik dönem fıkıh kaynaklarında, oturulan evlerin ve binek hayvanlarının insanın temel ihtiyaçlarından sayıldığını ve bunların zekâttan muaf tutulduğunu biliyoruz. Gerçekten insanın çoluk çocuğu ile sığındığı ev veya apartman, şahsî işi için kullandığı nakil aracı temel ihtiyaçlardandır ve bunlar artıcılık özelliğine de sahip değildir. Oysa bugün <strong>kiraya verilen</strong> büyük binalar, daireler, dükkânlar, düğün salonları ile kara, hava, deniz taşımacılığında kullanılan nakil araçlarından elde edilen gelirler, dünden farklı olarak günümüzde yaygın ve önemli gelir kaynakları haline gelmişlerdir.</p>
<p>Bugün artık, temel ihtiyacın dışında, gelir elde etmek için edinilen büyük binalarla, kâr amacı ile işletilen nakil vasıtalarında <strong>zekâtın vücûb sebebi</strong> olan artıcılık vasfı tahakkuk ettiğinden konu muasır fıkıh yazarları tarafından ele alınarak tartışılmıştır.<br />
Bugün dünden farklı olarak yatırım amacı ile büyük binalar yapılmakta ve nakliye vasıtaları kullanılmaktadır. Bunlardan elde edilen gelirler arazi ürünlerinden elde edilen gelirlerden çok fazladır.</p>
<p>Değişen şartlar muvacehesinde bu yeni gelir kaynaklarına <strong>zekât konması</strong> gerekir. Toprağını işletmek üzere <strong>kiraya verenle</strong>, bina veya nakil vasıtalarından gelir elde eden arasında esasta bir fark yoktur. Ziraî araziye<strong> zekât yükleyip</strong> gelir getiren bina ve vasıtaları bu yükümlülük dışında tutmak <strong>zekât mantığı</strong> açısından âdil bir davranış olmaz; ziraî arazi sahiplerine haksızlık edilmiş olur. Ayrıca bu durumun insanları ziraî arazi sahibi olma yerine bina ve nakil vasıtası edinmeye teşvik edeceği ve bunun sağlıksız bir gelişme olacağı da ortadadır.</p>
<p>Muasır müelliflerin çoğu bu çeşit yeni gelir kaynaklarının <strong>zekâta tâbi</strong> olacağında ittifak etmekle birlikte bu mallardan hangi statüye göre ve <strong>ne nisbette zekât alınacağı</strong> hususunda farklı görüş ileri sürerler. Müelliflerin konu ile ilgili görüşlerini iki grupta özetlemek mümkündür:</p>
<p>1. <strong>Akarların yanlızca gelirleri zekâta tâbidir.</strong> Bu zekât da elde edilen gelir nisaba ulaşır ve üzerinden bir kamerî yıl geçince % 2.5 nisbetinde tahsil edilir. Bu görüşün gerekçeleri şunlardır:</p>
<p>İmam Mâlik&#8217;ten ev <strong>kiralarının alındıktan sonra</strong> üzerinden bir kamerî yıl geçmedikçe zekâta tâbi olmayacağı husususunda bir rivayet vardır. Ahmed b. Hanbel&#8217;den de bu konuda iki farklı görüş nakledilmiştir. Bunlardan biri, <strong>kira gelirinin üzerinden bir yıl</strong> geçince <strong>zekât tahakkuk edeceği</strong> yönünde, diğeri ise, ziraî ürünlerde olduğu gibi, kiranın tahsil edildiği anda zekâtın tahakkuk edeceği şeklindedir. Ömer Nasuhi Bilmen de, yanlız kira bedellerini almak üzere elde bulunan evlerden, dükkânlardan vesair akarlardan, <strong>nakil vasıtalarından zekât lâzım gelmediği,</strong> bunların kiralarından, nisab miktarı olup üzerlerinden tam bir sene geçtiği takdirde zekât verileceği görüşündedir.</p>
<p>Çağdaş âlimlerden, gelir getiren bina ve benzerlerinin bu gelirlerinin, &#8220;elmâlü&#8217;l- müstefâd&#8221;a benzetilerek üzerlerinden yıl geçmeden <strong>zekâtlarının ödenmesi</strong> gerektiğini savunanların bulunduğunu da belirtmek gerekir. İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi&#8217;nin 1985 tarihli ikinci dönem toplantısında alınan karar ise şöyledir: <strong>Kiraya verilmiş arazi ve taşınmazların</strong> mülk değeri üzerinden <strong>zekât vermek gerekmez</strong>. Bunların yıllık gelirinden nisab miktarını bulması ve diğer şartların da gerçekleşmesi halinde, yıl sonunda <strong>% 2.5 oranında zekât verilir.</strong></p>
<p>2. Gelir getiren bina, vasıta ve benzerini ziraî araziye kıyas edip bunların safî gelirlerinden % 10 veya gayri sâfiden <strong>% 5 nisbetinde zekât alınır</strong>. Hz. Peygamber ve sahâbe dönemindeki <strong>zekât uygulaması</strong> içerik ve amaç yönüyle incelendiğinde, ev, dükkân gibi taşınmazların ve nakil araçlarının <strong>kira gelirinin</strong>, arazi ürünlerine kıyas edilmesi tutarlı görünmektedir. Bu durumda mal sahibinin <strong>yıllık kira geliri, kiralanan için</strong> yapmakta olduğu mûtat harcamalar ve yıllık temel ihtiyaçları karşılığı çıktıktan sonra nisab<br />
miktarını bulmakta ise, bu miktarın<strong> % 10&#8217;u zekât olarak aydan aya ödenir.</strong> Yılın dolması veya üzerinden bir yılın geçmesi beklenmez. Ancak Din İşleri Yüksek Kurulu, <strong>kira gelirlerinden %10 değil de %2,5 oranında</strong> zekat verilmesi yönünde görüş belirtmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/">Bina ve Nakil Vasıtaları gibi Gelir Getiren Mallar</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/bina-ve-nakil-vasitalari-gibi-gelir-getiren-mallar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekatın Şartları</title>
		<link>https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2021 08:22:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Doğru zekat HESAPLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Ne kadar paraya zekat düşer]]></category>
		<category><![CDATA[Zekât Kimlere Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat kimlere verilmez]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nasıl HESAPLANIR]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat oranları]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat vermek ne demek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=26633</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekatın Şartları Zekâtla ilgili fıkhî bilgi ve tartışmaların başında, zekâtın kimlere hangi şartlarda farz olduğu ve verilen zekâtın geçerli olabilmesi için ne gibi şartların gerektiği hususu yer alır. Ancak buna geçmeden önce konuyla ilgili bazı temel terimlerin açıklanmasında fayda vardır. Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir. Artıcı vasıfta belirli bir miktar mala mâlik olan kimse zekât açısından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/">Zekatın Şartları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Zekatın Şartları</h1>
<p>Zekâtla ilgili fıkhî bilgi ve tartışmaların başında, zekâtın kimlere hangi şartlarda farz olduğu ve verilen zekâtın geçerli olabilmesi için ne gibi şartların gerektiği hususu yer alır. Ancak buna geçmeden önce konuyla ilgili bazı temel terimlerin açıklanmasında fayda vardır. Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir. Artıcı vasıfta belirli bir miktar mala mâlik olan kimse zekât açısından zengin sayılır. Zenginliğin ölçüsü sayılan miktara ve alt sınıra &#8220;nisab&#8221; tabir edilir. Borcundan ve tabii ihtiyaçlarından fazla nisab miktarı artıcı mala sahip olan ve bu malının üzerinden bir kamerî yıl geçen kimse zekât ödemekle mükellef olur.</p>
<p>Zekâtın rüknü, yani onun yapısından bir parça teşkil eden unsur, zenginlik ölçüsü sayılan miktardaki maldan zekât borcunu çıkarmak ve onu hak sahibine temlik ve teslim etmektir. Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir (ay) senesi geçen kimselere farzdır. Bu farzın sahih olarak ödenebilmesi için de ehline verilmesi ve verilirken de niyet edilmesi gerekir. Görüldüğü gibi zekâtın farz olabilmesi için hem mükelleflerle ve hem de mallarla ilgili şartlar vardır. Aynı şekilde bu farzın edasının sıhhati için de birtakım şartlar aranmaktadır.</p>
<h2>A) Yükümlülük Şartları</h2>
<p>Bir kimsenin zekâtla yükümlü (mükellef) tutulabilmesi için gereken şartlar, ilmihal dilinde, vücûb şartları veya zekâtın farziyetinin şartları olarak da anılır. Zekâtla yükümlülük için gereken şartların bir kısmı mükellefte, bir kısmı da malda aranan bazı özelliklerdir.</p>
<h3>a) Mükellef ile İlgili Şartlar</h3>
<p>Zekât, İslâm&#8217;ın beş esası arasında yer alan bir ibadet olması sebebiyle, namaz ve oruçla mükellefiyette söz konusu olan şartlar, ilke olarak, zekâtta da aranır. Ancak zekât, sosyal yardımlaşma ve dayanışma içeriği de taşıyan malî bir mükellefiyet olması ve üçüncü şahısların haklarını da ilgilendirmesi sebebiyle, diğer ibadetlerde aranan akıl ve bulûğ şartının bunda aranıp aranmayacağı tartışma konusu olmuştur. Zekât bir ibadet sayıldığı için, öteden beri, zengin gayri müslim vatandaşların, zekâtla yükümlü olmaları hiç gündeme gelmemiş, bunun yerine onlardan başka isimler altında başka vergiler alınmıştır.</p>
<p>Çocuk ve akıl hastalarının &#8220;öşür&#8221; denen toprak ürünleri zekâtından sorumlu olduklarında görüş birliği bulunmakla birlikte, bunların zekâta tâbi diğer mallarından zekât alınıp alınmayacağı konusunda farklı iki görüş ileri sürülmüştür. Ebû Hanîfe akıllı ve bâliğ olmayanları, toprak ürünleri ve kamu hukukunun bir parçası olarak alınan zekât türü hariç, zekâtla mükellef tutmamıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise akıl hastalarının ve çocuğun malları zekâta tâbidir. Bu borcu veli ve vâsileri öderler. Zekât vekâletle yerine getirilebilen malî bir ibadettir. Veli zekâtta çocuğun ve akıl hastasının vekilidir. Bu vecîbeyi yerine getirmede onun yerini almaktadır, dolayısıyla onlar adına zekât verir. Bu iki farklı görüşten, çoğunluğun görüşü daha güçlü ve tercihe şayan<br />
görünmektedir. Çünkü zekât netice itibariyle zenginliğin borcudur, topluma karşı bir yükümlülük mahiyetindedir ve sosyal adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir.</p>
<h3>b) Mal ile İlgili Şartlar</h3>
<p>Kur&#8217;an zekâta tâbi olan mallara genel olarak temas etmiş (bk. et-Tevbe 9/103), Hz. Peygamber de hadislerinde hangi malların ne şartlar içinde zekâta tâbi olacaklarını belirtmiş, zekât memurlarına vermiş olduğu tâlimatlarda bu mallardan nasıl ve ne şekilde zekât tahsil edileceğini öğretmiştir. Zekâtla ilgili olarak daha sonraki dönemde oluşan fıkıh doktrini de Hz. Peygamber ve sahâbe dönemindeki bu uygulama örnekleri etrafında gelişmiştir.</p>
<p>Bunun sonucu olarak, bir malın zekâta tâbi olabilmesi için &#8220;tam mülk olma&#8221;, &#8220;artıcı özelliğe sahip olma&#8221;, &#8220;nisaba ulaşmış olma&#8221;, &#8220;tabii ihtiyaçlardan fazla olma&#8221;, &#8220;üzerinden bir yıl geçmiş olma&#8221; gibi şartların arandığı görülür. Ancak bu şartların gerekliliğinin Kur&#8217;an&#8217;da veya Hz. Peygamber tarafından açıkça zikredilmediğini, fakihlerin ilk dönemlerdeki zekât tahsil örnek ve usullerinden<br />
bu sonucu çıkardıklarını burada belirtmek gerekir. Zekât konusundaki klasik fıkıh doktrini bu metotla ve böyle bir süreçte oluşmuştur.</p>
<p>İslâm hukukçularının &#8220;mal&#8221; kavramıyla ilgili görüşleri, İslâm toplumunun ekonomik gelişim seyriyle âdeta paralellik arzeder. Hanefîler&#8217;e göre mal, insanın mâlik olduğu ve kendisinden âdete uygun olarak yararlandığı her şeydir. Fakihlerin çoğunluğu menfaatleri &#8220;mal&#8221; kabul ederken Hanefîler karşı görüştedir. Ancak zekât hukuku bakımından Hanefîler&#8217;in görüşü daha ağırlıklı<br />
görünmektedir.</p>
<p>1. Tam Mülkiyet. Bir malın zekâta tâbi olabilmesi için şart olan &#8220;tam mülk (el-milkü&#8217;t-tâm)&#8221; tabirinden maksat o malın, hem kendisinin (ayn) hem de menfaatlerinin, sahibinin tasarruf salâhiyet ve kudreti altında bulunmasıdır. Yani mal, mükellefin fiilen elinde veya onun tasarrufu altında bulunacak, ona başkalarının hakkı taalluk etmiş olmayacak, o maldan ortaya çıkacak fayda mükellefe ait olacaktır. Tam mülk olma şartının zekâta tâbi mallarda aranmasının başlıca sonuçları şunlardır: Fakihlerin çoğuna göre;</p>
<p>1. Belirli sahibi olmayan mallar zekâta tâbi değildir. Buna göre halkın yararına sunulan, herkesin istifade ettiği mallar, devletin zekât, vergi ve başka gelirlerinden elde ettiği mallar belirli bir mâliki olmadığı için, zekâta tâbi değildir. Bu mallar bütün topluma aittir ve onlardan bir kısmı da fakirdir.</p>
<p>2. Fakir, yetim ve kimsesizlerin doyurulması, okutulması, cami, mescid, yol, köprü yapımı gibi amaçlarla hayır kuruluşlarına vakfedilen mallar zekâta tâbi değildir. Ancak oğluna, ailesine veya falanın oğullarına gibi belirli bir kişi veya kişilere yapılan vakıflar böyle değildir. Böyle vakfedilen mallar zekâta tâbidir. Çünkü bu durumda vakfedilen malın mülkiyeti vakfedenden vakfedilene geçmekte ve onda sürekli kalmaktadır.</p>
<p>3. Hırsızlık, gasp, rüşvet, faiz gibi haram yollarla kazanılan -haram malzekâta tâbi değildir. Çünkü âlimler haram malı, elinde bulunduranın mülkünü kabul etmemişler, onda tasarrufu yasaklamışlardır. Tam mülk olma şartının Hanefîler&#8217;e göre başlıca sonuçları:</p>
<p>1. Elde bulunmayan ve ele geçeceği de umulmayan malda zekât yoktur. Kimi Hanefîler&#8217;e göre ise faydalanılmayan malda da zekât yoktur. Bu ikinci görüşe göre inkâr edilen, gasbedilen, düşman tarafından alınan, kaybolan, denize düşen, sahraya gömülüp yeri unutulan, devlet tarafından müsâdere edilen mallar tekrar sahipleri tarafından ele geçirilmedikçe zekâta tâbi değildir. Çünkü bu mallarda elde bulundurma ve tasarruf imkânı yoktur. Yani tam mülkiyet yoktur. Tam mülkiyetin tanımına ilişkin bu görüş farklılığı, ilk imamlardan nakledilen &#8220;Mâlü&#8217;d-dımâr&#8217;da zekât yoktur&#8221; sözünde geçen &#8220;mâlü&#8217;d-dımâr&#8221; tabirinin tefsirinden kaynaklanmıştır. Şâfiîler&#8217;e göre ise, malın elde bulunmayışı zekât ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Buna göre gasbedilen, kaybolan, çalınan, denize düşen vb. mallar, sahibinin eline geçince tahakkuk eden bütün zekâtları verilmelidir.</p>
<p>2. Ebû Hanîfe&#8217;ye göre kocasından vadeli mehrini almadıkça kadın zekâtla mükellef değildir. Çünkü o mehre nikâh akdi ile mâlik olmuştur, fakat bu noksan mülkiyettir. Kadın mehri teslim almakla ona tam mâlik olur.</p>
<p>3. Borçlu, borcuna karşılık olan malından dolayı zekât mükellefi olmaz. Elinde olan bu malın mâliki değildir.</p>
<p>4. Rehin olarak verilen maldan dolayı da mal sahibi zekâtla yükümlü olmaz. Çünkü bu mala mâlik olsa da zilyed değildir. Mal, borcu karşılığı rehin alanın elindedir.</p>
<p>5. Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekâta tâbidir. Çünkü alıcı, satım akdi sonucu bir mala tam mâlik olmuştur. Malın elinde olmaması zekâtın alıcıya farz olmasına mani değildir.</p>
<p>6. Malı yanında olmayan yolcu zekâtla mükelleftir. Çünkü o, vekil aracılığı ile malında tasarrufta bulunabilir. Alacağın Zekâtı: Malın tam mülk olması şartının tabii bir sonucu olarak, bir kimsenin başkasının zimmetindeki alacağı için zekât verip vermeyeceği veya hangi şartlarda vereceği fakihler arasında tartışma konusu olmuştur. Fakihlerin çoğunluğuna göre alacaklar iki ana gruba ayrılır:</p>
<blockquote><p>a) Tahsil edileceği umulan alacaklar, yani ödeme imkânına sahip ve borcunu da kabul eden kimsedeki alacaklar zekâta tâbidir. Alacaklı, her sene diğer malları ile birlikte bu alacağının zekâtını da öder.</p>
<p>b) Tahsil edileceği umulmayan alacakların ise, ancak elde edilince zekâtı verilir. Elde edilince, geçmiş bütün yılların zekâtı ödenir diyenler de, sadece son bir yılın zekâtı ödenir diyenler de vardır. Hanefî müctehidlerine göre, elde edilmesinin üzerinden bir yıl<br />
geçmedikçe bu alacağın zekâtı ödenmez. Hanefî fakihleri, alacağın zekâtı konusunu biraz daha detaylı şekilde ele almışlar ve alacağı üç gruba ayırmışlardır:</p></blockquote>
<h4>a) Kuvvetli alacak (deyn-i kavî):</h4>
<p>Borç verilmiş paralar ile ticaret mallarının bedelleri olan alacaklardır. Bunlar borçlular tarafından inkâr edilmedikçe, tahsil edildiklerinde geçen senelere ait zekâtları da verilmelidir. Fakat mükellef alacağından en az 40 dirhem (yani zekât nisabının 1/5&#8217;i kadar miktar) tahsil etmedikçe zekât borcunu ödemek zorunda değildir.</p>
<h4>b) Orta kuvvette alacak (deyn-i mutavassıt):</h4>
<p>Ev kirası gibi zekât mevzuu olmayan bir malın bedelidir. Bu alacakta da geçen senelerin zekât borcu gerçekleşir, ancak zekât borcunun ödenme mecburiyeti için alacaklının en az 200 dirhem miktarı (nisab miktarı kadar) tahsil etmesi gerekir.</p>
<h4>c) Zayıf alacak (deyn-i zaîf):</h4>
<p>Mal bedeli olmayan -mehir ve diyet gibialacaklardır. Bu tür alacak zekâta tâbi değildir. Tahsil edildikten sonra diğer şartların gerçekleşmesi ile zekâta tâbi olur. Fakihlerin bu konudaki farklı görüşlerinden hareketle bir özet vermek gerekirse; borçlunun kabul ettiği ve ödeme gücüne sahip olduğu için ödenme ihtimali yüksek olan alacağın her yıl zekâtının verilmesi, borçlunun ödeme<br />
güçlüğü içinde bulunması veya ödemeyi kabul etmemesi gibi durumlarda ise elde edildikten sonra alacağın zekâtının verilmesi uygun olur.</p>
<p>2. Nemâ. Bir malın zekâta tâbi olabilmesi için aranan şartlardan biri de nemâdır. Sözlükte &#8220;artmak, çoğalmak, gelişmek&#8221; anlamlarına gelen nemâ dinî terim olarak iki kısma ayrılır.</p>
<blockquote><p>1. Hakikî (gerçek) nemâ: Bir malın ticaretle, doğum yoluyla veya tarımla artmasıdır. Ticaret malları, hayvanlar ve toprak ürünleri böyledir.</p>
<p>2. Takdirî (hükmî) nemâ: Bir malın kendisinde nemâ imkânının bizzat (potansiyel olarak) mevcut olmasıdır. Altın, gümüş ve parada olduğu gibi. Bugünkü anlamda nemâ, malın sahibine gelir, kâr, fayda temin etmesi, yahut kendiliğinden çoğalma ve artma özelliğine sahip bulunmasıdır. Böyle mallara “nâmî mallar” denilir. Hz. Peygamber&#8217;in ve ilk dört halifenin uygulamalarını<br />
dikkatle izleyen fakihler, bu devirlerde üzerlerinden zekât tahsil edilen malların artıcı vasfa sahip olduklarını tesbit etmişler ve bu vasfı zekâtın vücûb şartı saymışlardır.</p>
<p>Beş sınıf mal zekâta tâbidir. Bunlar; para (altın, gümüş vb.), ticaret malları, toprak ürünleri, hayvanlar, define ve madenler. Bu mallar incelendiğinde hepsinin nâmî (artıcı vasıfta) oldukları görülür. Altın ve gümüş başta olmak üzere para artıcı vasıftadır. Çünkü mübâdele aracı, değer birimidirler. Çalıştırıldıklarında gelir getirir, kâr sağlarlar. Saklanmaları ve yatırımdan alıkonulmaları halinde tasarruf aracı özelliklerini korurlar. Bunların zekâta tâbi kılınması, sahiplerinin dikkatlerini çekmiş ve<br />
paranın yatırıma sevkedilmesini teşvik etmiştir.</p>
<p>Ticaret kâr sağlamak, gelir elde etmek için yapılır. O halde ticarete konu olan her mal artıcı vasıftadır. Toprak ürünleri ve hayvanlar da bizzat kendileri nâmî vasfa sahiptir. Toprak ürünleri emek karşılığı toprağın verdiği yeni bir gelirdir. Madenler de<br />
böyledir. Hayvanlar ise doğurmak, gelişmek, et ve süt vermek suretiyle artıcı vasıf kazanmaktadırlar. Zekâta tâbi mallarda nemâ şartı arandığından, bu şartı taşımayan mallar, meselâ binek hayvanları, çalıştırılan hayvanlar, oturulan evler ve ev eşyaları, meslek kitapları, meslekî aletler ve benzeri mallar zekâta tâbi değildir.</p>
<p>3. İhtiyaç Fazlası Olma. Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de o malın, mükellefin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin temel ihtiyaç maddelerinin (havâic-i asliyye) dışında olmasıdır. İslâm&#8217;da diğer bedenî ve malî yükümlülüklerde olduğu gibi zekâtta da mükellefin değişik açılardan durumu göz önünde bulundurularak kişilere mâkul, taşınabilir ve anlamlı mükellefiyetler yüklenmiştir. Bu anlayışın bir uzantısı olarak, mükellefin temel ve tabii ihtiyaç maddeleri zekât matrahı dışında tutulmuştur. Kur&#8217;an&#8217;daki &#8220;&#8230;.afvı infak ediniz.&#8221; (el-Bakara 2/219) âyetini İslâm bilginleri, &#8216;kazandığınız meşrû maldan kendinizin ve aile fertlerinizin tabii ihtiyaçlarından fazlasını infak ediniz&#8217; şeklinde anlamışlardır.</p>
<p>Hz. Peygamber de zekâtın varlıktan verileceğini beyan etmiştir (Buhârî, “Zekât”, 18). Bir kimsenin zekâtla mükellef tutulabilmesi için zengin olmasının gerektiği açıktır. Bununla birlikte, hangi tür mal ve alacağa sahip olmanın zenginliğin göstergesi sayılacağı hususu, zekât müessesesine bakış açısıyla ilgili olduğu gibi, toplumların telakkileri ve sosyoekonomik şartlarıyla da yakından alâkalı bir konudur. Buna bağlı olarak, hangi tür malların temel ihtiyaç maddeleri sayılacağı ve bunu belirlemede ölçünün ne olacağı hususu da İslâm bilginleri arasında tartışmalı kalmıştır. Esasen ihtiyaç gizli ve kişiseldir. Kişilerin dünyadaki arzu ve ihtiyaçlarına bir sınır getirmek de imkânsızdır.</p>
<p>Bununla birlikte fakihler, temel ihtiyaç maddelerinin belirlenmesini kişilerin şahsî tercihlerine bırakmayı uygun görmeyip birtakım objektif ve açık ölçüler getirmek istemişlerdir. Çünkü İslâm&#8217;ın aslî ibadetlerinden biri ve sosyal adaleti gerçekleştirmenin de en tabii vasıtası olan zekât mükellefiyetin şartlarını kişilerin dindarlık, diğerkâmlık ve fedakârlık duygularına bırakmak yerine bazı objektif ölçüler belirlemek düzenli ve dengeli bir hak ve görev dağılımı açısından vazgeçilmez bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Hanefîler&#8217;e göre, kişi ve aile fertleri için gerekli bir yıllık gıda maddeleri, giyecekler, sanat ve meslek aletleri, oturulan ev, ev eşyası, binek aracı, ilim için edinilen kitaplar aslî ihtiyaç sayılır. Temel ihtiyaçlar kişinin hayatını korumak ve insan onuruna yakışır bir şekilde sürdürmek için muhtaç olduğu şeylerdir. Bir kimsenin yeme, içme, barınma, sağlık, iş ve meslek edinme, seyahat, dinlenme ve eğitim gibi tabii ve temel ihtiyaçlarını içinde yaşadığı toplumun genel iktisadî seviyesine göre lüks ve aşırı sayılmayacak ölçüde gidermesi mümkün ve meşrû görünmektedir.</p>
<p>Aslî ve tabii ihtiyaç kavramının ve bu konudaki ölçülerin zamanın, çevrenin ve şartların değişmesi ile değişebileceği doğrudur. Ancak insanın her arzu ettiği şey de zaruri ihtiyaç değildir. İsrafın yaygınlaştığı, insanların âdeta her şeyin en iyisini tüketme yarışına girdiği ve lüks eşyanın neredeyse ihtiyaç haline geldiği günümüzde temel ihtiyaç maddelerinin belirlenmesinin kişilerin kendi sosyal çevresine, kültür ve alışkanlıklarına ve kendi tesbitine bırakılmayıp bu konuda toplumun ortak değerlerine ve toplumdaki asgari geçim ve hayat standardına göre bir belirlemeye gidilmesi gerekir. Klasik dönemde fakihlerin ileri sürdüğü ölçüler de bir bakıma -o dönemler itibariyleböyle bir işlev görmüştür.</p>
<p>4. Nisab. Sözlükte &#8220;sınır, işaret, asıl ve kök&#8221; anlamlarına gelen nisab kelimesinin terim anlamı; zekâtın vücûbuna alâmet ve ölçü olmak üzere tesbit edilen belirli bir miktardır. Zengin olmanın asgari sınırı veya asgari zenginlik ölçüsü diyebileceğimiz nisab, zekâta tâbi her mal için, Hz. Peygamber tarafından gösterilmiştir. Bu asgari sınırlar bir açıdan o dönem İslâm toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermekle birlikte ileri dönemlerde de şer‘î belirleme (mukadderât–ı şer‘iyye) sayılarak zekât nisabı adıyla aynen korunmuştur. Bu itibarla fakihler, toprak ürünleri hariç, zekâta tâbi bütün mallarda nisabın şart olduğunda görüş birliğine varmışlardır. Hadislerde nisab miktarları şu şekilde gösterilmiştir:</p>
<p>Gümüşte nisab miktarı 200 dirhem, altında 20 miskal, hayvanlarda 5 deve, 30 sığır, 40 koyun, toprak ürünlerinde ise (cumhura göre) 5 vesktir (=buğdayda 653 kg.). Ebû Hanîfe&#8217;ye göre ise toprak ürünlerinin azı da çoğu da zekâta tâbidir. Toprak ürünlerinin zekâtında nisab aranmaz. Nisab miktarlarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu açıktır. Nisabın bu mallar üzerinden belir lenmesi usulü, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ileriki dönemlerde de aynen korunmuş ve bu nisab miktarları &#8220;belirlenmiş şer‘î ölçüler&#8221; olarak nitelendirilmiştir. Kaynaklar yukarıda ayrı ayrı sayılan ve bugün için aralarında önemli bir değer farkı ortaya çıkmış bulunan nisab miktarlarının Hz. Peygamber döneminde birbirine denk olduklarını belirtir.</p>
<p>O dönemde değişik mallar için belirlenen bu nisab miktarının bir ailenin yıllık ortalama harcamaları tutarı, âdeta asgari geçim standardı olduğu düşünülecek olursa, günümüzde nisab miktarının karı, koca ve çocuklardan oluşan en küçük bir ailenin yıllık asgari harcamaları tutarı olarak belirlenmesi ve böyle bir ölçünün esas alınması isabetli olur. Aylık ücretlendirmenin geçerli<br />
olduğu kesimler için yıllık ortalama yerine aylık ortalama geçim standardının esas alınması ve buna göre bir çözüm getirilmesi yerinde olur.</p>
<p>Zekât müslümanların zenginlerinden alınır, fakirlerine verilir. Böyle bir malî mükellefiyetin konabilmesi için toplumda zenginlik sınırının, daha doğrusu asgari hayat ve geçim standardının belirlenmesine ihtiyaç vardır. Modern vergi sistemlerinin, asgari geçim indirimleri tesbit ederek bunları vergi kapsamı dışında saymaları da böyle bir noktadan hareketledir. İslâm dini bu durumu kendine özgü ve âdil bir şekilde çözüme kavuşturarak toplumda nisab adı altında böyle bir belirlemeye gitmiş, nisabın üstünde gelir ve serveti olanlardan zekât alıp, nisabın altında gelir ve servet sahiplerini zekâttan muaf tutmuştur.</p>
<p>5. Yıllanma. Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de, o malın üzerinden bir kamerî yılın geçmiş olması şartıdır ki buna fıkıh ilminde &#8220;havelânü&#8217;l-havl&#8221; tabir edilir. Hz. Peygamber, &#8220;Üzerinden bir -kamerî- yıl geçmedikçe, o malda zekât yoktur&#8221; (İbn Mâce, “Zekât”, 5) buyurmuştur. Fakihler, Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn devirlerindeki zekât uygulamalarından hareketle altın ve gümüş para, ticaret malları ve hayvanlarda zekâtın farz olması için &#8220;havelânü&#8217;l-havl&#8221;i şart koşarlar. Toprak ürünlerinin zekâtı hasat mevsimi ödeneceğinden onlarda bu şart bahis konusu değildir. Madenlerin ve definelerin zekâtı ise elde edildikleri zaman ödenir; bunların üzerinden bir sene geçme şartı aranmaz.</p>
<p>Zekâta tâbi olan malların, &#8220;havelânü&#8217;l-havl&#8221; şartına göre iki grupta toplandığı görülmektedir. Birinci grupta zekâtın farziyeti için &#8220;üzerinden bir kamerî senenin geçmesi&#8221; şartı aranan para, ticaret malları ve hayvanlar, ikinci grupta ise bu şartın aranmadığı toprak mahsulleri, maden ve defineler yer alır. Zekât mallarından üzerinden bir yıl geçme şartı arananlarla, böyle bir şart koşulmayan mallar arasındaki farkın yorumu şöyle yapılmaktadır: Havelânü&#8217;l havle tâbi mallar ancak bir senede nemâlanır, yani artar, çoğalır, kâr ve gelir getirir.</p>
<p>Hayvanlar bu müddet içinde yavrulamak suretiyle çoğalır. Ticarî yatırımlar kâra dönüşebilir. Toprak ürünleri ise hasat mevsimine kadar kendileri gelişme gösterir. Bundan sonra artık eksilmeye doğru gider. Çoğalsın diye elde bulundurulmaz. Madenler de yerden çıkarılıp işlenmekle kâr elde edilir. Bu yönüyle madenler, toprak ürünleri gibidir.<br />
Zekât mallarının bir kısmında sene geçme şartının arandığı bir kısmında aranmadığı konusunda görüş birliğine varan fakihler, zekâtın vücûb sebebi olan nisabın bu sene içinde ne zaman bulunması gerektiği, ayrıca yeni kazanılan mallarda (mâl-i müstefâd) süre şartının aranıp aranmayacağı konularında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.</p>
<p>Hanefîler&#8217;e göre; bir malda zekâtın farz olabilmesi için, o malın hem sene başında ve hem de sene sonunda nisaba ulaşmış olması şarttır. Bir kimse sene başında nisab miktarına ulaşan bir mala sahip olsa, bu mal sene içinde nisabın altına düşse, hatta tamamen tüketilse, fakat sene sonunda yine nisab miktarına ulaşsa, sene sonu hesabıyla zekâta tâbi olur. Meselâ demir ticareti yapan bir tüccarın deposunda sene başında yüz ton demir varken, sene içinde bunların bir kısmını satış yoluyla tüketse ve yerine elli ton demir alsa, sene sonundaki bu demir ile kasa mevcudunun zekâtını vermekle mükelleftir.</p>
<p>Şâfiîler&#8217;e ve Hanbelîler&#8217;e göre; nisabın bütün sene boyunca bulunması gerekir. Bir mal sene içinde nisabın altına düşerse, ona zekât vâcip olmaz. Bir kimse sene başında nisab veya nisab miktarını aşan bir mala sahip olsa, sene içinde satış ve hibe gibi yollarla bu mal nisabın altına düşse, o kimse nisab miktarı mala sahip olana kadar zekâtla mükellef değildir. Zekât miktarı<br />
mala sahip olduğu zaman sene geçme şartı tekrar başlar. Ancak sene içinde elde edilen ticarî kârlarla, sene içinde doğan hayvanlar bundan müstesnadır. Bunlar ana mallara tâbidir. Mâl-i müstefâd; önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen maldır. Maaş, ücret, ikramiye, geçici kazançlar, bağışlar, miras yoluyla edinilen servet vb. mâl-i müstefâd kapsamına girer. Bu tür gelirlerle ilgili başlıca hükümler şunlardır:</p>
<p>1. Mâl-i müstefâd: Ticaret mallarının kârı, hayvanların yavruları gibi sahip olunan malların nemâlandırılması sonucu ise, eldeki eski mala eklenir. Bir yıl şartı da, eldeki eski malın üzerinden bir yıl geçmesi ile gerçekleşmiş olur. Bu konuda fakihler arasında görüş ayrılığı yoktur.</p>
<p>2. Mâl-i müstefâd eldeki malın cinsinden değil ise cumhura (fakihlerin çoğunluğuna) göre ayrı hükümdedir. Ne nisabı tamamlamak ne de yıl şartının gerçekleşmesi için eldeki mala eklenir. Meselâ nisab miktarı deveye sahip olan bir kimse, yıl içinde sığır satın alsa, sığır için de ayrıca bir yıl beklemesi gerekir.</p>
<p>3. Mâl-i müstefâd; ticarî kârlar ve hayvan ürünlerinin dışında, fakat elde bulunan nisab miktarı malın cinsinden ise; Hanefîler&#8217;e göre bu mal eldeki mala eklenerek hepsinin üzerinden bir yıl geçince zekâta tâbi olur. Meselâ 5 milyon liralık demir stoku bulunan tüccarın sene içinde eline satış veya bağış yoluyla 50 milyon liralık demir geçse, sene sonunda 55 milyon liralık mal varlığının zekâtını vermesi gerekir. Bu konuda Hanefîler&#8217;in görüşü ağırlık taşır. Çünkü özellikle günümüzde ticaret sektöründe bir sene içinde pek çok mal el değiştirmekte, kâr ve zarar sene sonu hesaplarında ortaya çıkmaktadır. Hangi malın ticareti yapılırsa yapılsın zekâtın matrahı sene sonundaki mal varlığı olmalıdır.</p>
<p>6. Borç Karşılığı Olmama. Zekâta tâbi mallarda aranan &#8220;tam mülk&#8221; ve &#8220;aslî ihtiyaçlardan fazla olma&#8221; şartlarının bir gereği de zekâta tâbi olan malın borç karşılığı olmamasıdır. Ancak âlimler, özellikle zâhirî mallarda (açık mallarda) borcun zekâtın gerçekleşmesine mani olup olmayacağı konusunda farklı fikirler ileri sürmüşlerdir. Fakihlerin çoğunluğu “el-emvâlü&#8217;l-bâtına&#8221; (gizli mallar) adı verilen para ve ticaret mallarının zekâtında borcun etkili olacağında ittifak etmişler, “elemvâlü&#8217;z- zâhire” (açık mallar) denilen toprak ürünleri, hayvanlar ve madenlerde ise borcun, zekâtın vücûbuna mani olup olmadığında ihtilâfa düşmüşlerdir. Hanefîler&#8217;e göre borç üç nevidir:</p>
<p>1. Şahıslara olan borçlar.</p>
<p>2. Allah hakkı olarak vâcip olup kullar tarafından istenen borçlar. Zekât bu nevidendir.</p>
<p>3. Kullar tarafından istenmeyen fakat Allah için yerine getirilmesi gereken borçlar. Nezir ve kefâret bu çeşit borçlardandır. İlk iki grupta toplanan borçlar zekât mallarının nisabını düşürürlerse, bu mallarda zekât gerçekleşmez. Üçüncü grupta toplanan borçlar, zekâtın gerçekleşmesine mani değildir. Ayrıca borç hangi neviden olursa olsun, toprak ürünlerinde zekâtın vücûbuna mani değildir. İmam Şafiî&#8217;ye göre borç hiçbir malda zekâtın vücûbuna engel olmaz. İmam Mâlik&#8217;e göre ise sadece parada zekâtın vücûbuna engeldir, nisabı düşürürse zekât farz olmaz. Fakihler arasındaki bu ihtilâf, onların zekâtın sırf ibadet mi yoksa malda fakir için gerçekleşen bir hak mı olduğu noktasında farklı değerlendirmelere sahip olmasından kaynaklanmaktadır.</p></blockquote>
<h2>B) Geçerlilik Şartları</h2>
<p>Yukarıda zekâtın vücûb şartlarından, yani bir kimsenin zekâtla mükellef olabilmesi için şahsı ve malı yönünden aranan şartlardan söz edildi. Şimdi ise, üzerine böyle bir mükellefiyet terettüp eden müslümanın yapacağı ifanın geçerli olabilmesi için gerekli şartlar, yani klasik ifadesiyle zekâtın sıhhatinin şartları üzerinde durulacaktır. Zekâtın, fakihlerce ısrarla üzerinde durulan iki<br />
önemli sıhhat şartı vardır. Bunlar da mükellefin ibadet niyeti ve yapılan ödemenin ehline temlikidir.</p>
<h3>a) Niyet</h3>
<p>Zekât esasen malî bir ibadettir ve namazla birlikte İslâm&#8217;ın iki temelini teşkil eder. Namaz bedenî ibadetlerin, zekât da malî ibadetlerin simgesi konumundadır. Âyet ve hadislerde zekâtın çok defa namazla birlikte zikredilmiş olması da böyle bir anlam taşır. Zekât sadece bir borç değil aynı zamanda ondan istifade edecek kişilerin bir hakkıdır da. Bu sebeple devletin toplama<br />
ve dağıtma yükümlülüğünü üstlendiği bir nevi vergi olarak da nitelendirilir. Devlet onu mükelleflerden gerektiğinde zorla tahsil eder.</p>
<p>Bunlar zekât mükellefiyetinin toplumu ve üçüncü şahısları ilgilendiren yönüdür. Bunlara ilâve olarak bir de zekâtın ibadet olması, Allah&#8217;ın emrine itaat edilerek, O’na kulluğun bir nişanesi olarak yerine getirilmekte oluşu sebebiyle mükellefin niyet ve kastını, onun iç dünyasını ilgilendiren yönü vardır.</p>
<p>Bu sebeple de İslâm bilginleri, zekâtta ibadet bilinç ve niyetinin bulunması gerektiğini,<br />
ancak bu takdirde zekâtın mükellef açısından geçerli olacağını belirtirler. Zekâtın bu iki yönünü birlikte değerlendiren fakihler diğer ibadetlerde olduğu gibi zekât borcunun ödenmesinde de niyetin şart olduğunda görüş birliğine varmışlar, fakat bu niyetin ne zaman yapılacağında, mükellef adına başkası tarafından yapılıp yapılamayacağında (niyâbet), ayrıca devlet tarafından zorla tahsil edildiğinde zekât borcunun ödenmiş olup olmayacağında farklı görüş ileri sürmüşlerdir.</p>
<p>Hanefîler&#8217;e ve Şâfiîler&#8217;e göre; kaide olarak niyetin ödeme anında bulunması gerekir. Çünkü zekât ibadettir ve ibadetlerde niyet şarttır. Fakat ödemeler parça parça yapıldığı için, kolaylık olsun diye niyetin, zekât borcunun çıkarıldığı anda bulunması da yeterlidir. Bu oruçta niyetin önceden yapılması gibidir. Zekât verilirken hükmen niyet edilmiş olması da yeterlidir. Meselâ mal<br />
sahibi niyet etmeden zekât borcunu verdikten sonra henüz mal fakirin elinde iken niyet etmesi, yahut vekile vermesi anında niyet ettiği halde vekil zekât borcunu öderken niyet etmemesi gibi durumlarda niyet hükmen var sayılır. Çünkü emreden kişinin niyeti esastır.</p>
<p>Hanefî mezhebinde müftâ bih (kendisiyle fetva verilen) görüşe göre zekât memuru açık mallardan (el-emvâlü&#8217;z-zâhire) zekâtı zorla almış ise, mükellefin üzerinden zekât borcu düşer, gizli mallardan zorla zekât alındı ise zekât borcundan mükellef -niyet etmemiş ise- kurtulamaz. Şâfiîler&#8217;e göre; tercih edilen görüş -Hanefîler&#8217;de olduğu gibi- niyetin zekât borcunu çıkarma anında yapılabileceğidir. Çünkü niyeti zekât borcunu hak edenlere verirken şart koşmak güçlük doğurur. Onun için malında vekil<br />
tayin eden kişinin devir esnasında zekâta niyet etmesi yeterlidir.</p>
<p>Şâfiîler çocuk ve akıl hastasının mal varlığından velî ve vasîlerinin zekât ödemekle mükellef oldukları görüşündedir. Bu durumda veli veya vasî onlar adına zekât öderken niyet edeceklerdir. Mâlikîler&#8217;e göre mükellef zekât malını ayırırken, bu malın verilmesinden az önce veya verilirken niyet edilmesi câizdir. Hanbelîler&#8217;in görüşü de buna yakındır. Onlara göre mal sahibinin niyeti esas olup zekât memurunun niyeti onun yerine geçmez.</p>
<h3>b) Temlik</h3>
<p>Zekâtı, ona ehil olanlara vermek yani onların mülkiyetlerine geçirmek (temlik) şarttır. Bu şart iki unsur içerir; birincisi temlik işlemi, ikincisi ise temlikin yapıldığı şahsın zekâtı almaya ehil oluşu. Fakihlerin temlik terimine genelde bir malın mülkiyetini zekât alacak şahsa doğrudan nakletme işlemi şeklinde dar bir anlam verdiklerini belirtmek gerekir. Bu itibarla bir kimse zekât<br />
niyetiyle bir fakir veya yetimin karnını doyursa bu zekât borcunu ortadan kaldırmaz. Ancak zekâta niyet edilerek, onlara gıda maddeleri verilse zekât ödenmiş olur. Çünkü zekât niyetiyle fakire, yetime mal vermek temliktir.</p>
<p>Böylece onlar kendi malından yemiş olur. Klasik dönem İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre cami, okul, yol, köprü, çeşme yapımı gibi hayır kuruluşlarına zekât verilmez; ölü kefenleri alınmaz ve ölülerin borçları zekâtla ödenmez. Çünkü bu durumlarda temlik gerçekleşmez; yani zekât, borcu ödenen kişinin mülkiyetine geçmemektedir. Hayır kurumlarına zekâtın dışında bağışlar şeklinde yardımlar yapılmalı, zekât ise sadece fakirlere verilmelidir. Çünkü İslâm dininde imkânı olan müslümandan sadece zekât borcunu vermesi değil, bunu da aşarak Allah&#8217;ın kendisine verdiği malını hayırlı faaliyetlere sarfetmesi istenmektedir.</p>
<p>İslâm&#8217;ı yaymak, korumak, müslümanlara düşmanlarından zarar gelmesini önlemek amacıyla yapılan harcamalar zekât yerine geçer. Çağımızda yoksullara ve âcizlere bakmak için kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumlara da zekât verilir ve bu vekâleten veya dolaylı temlik sayılır. Temliki dar mânasıyla alan fakihler bir fakiri zekâta mahsup olmak üzere bir dairede oturtmakla da zekât borcunun ödenmiş olmayacağını, çünkü bunun temlik sayılmayacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak evin kullanımının ekonomik bir değerinin bulunduğu, fakirin evde oturduğu müddetçe onun kullanım (menfaat) mülkiyetine sahip olduğu ve bu açıdan temlikin<br />
gerçekleştiği düşünülürse araya göstermelik bir para alışverişinin girmesine gerek olmadığı görüşü daha doğrudur.</p>
<p>Zekât usul (baba, anne, dede, nine) ve fürûa (çocuk ve torun) verilemez. Çünkü zekât verenle usul ve fürûu arasında çok sıkı bir mülkiyet bağı ve menfaat ortaklığı vardır. Dolayısıyla burada tam anlamıyla temlik gerçekleşmez. Aynı şekilde kişi zekâtını karısına da veremez. Ebû Hanîfe&#8217;ye göre kadın da zekâtını kocasına veremez. Fakir bir kimsede alacağı olan zengin ona, “Alacağımı sana zekât olarak veriyorum” dese temliki dar ve formel (şeklî) mânada anlayan fakihlere göre bu şekilde zekât borcu ödenmiş olmaz. Çünkü zengin zekât borcunu fakirin eline teslim etmedikçe temlik gerçekleşmez ve borçtan kurtulmaz.</p>
<p>Ancak temliki geniş mânasıyla alırsak bu da bir nevi temliktir, zekât yerine geçer. Bunun için de borçlu, borcunu alacaklıya ödeyip sonra tekrar zekât olarak ondan alması şeklinde bir şeklî ve dolaylı işleme gerek yoktur. Yapılan bir harcamanın veya ödemenin fıkhen zekât sayılabilmesi için fakihlerce ileri sürülen niyet ve ehline temlik şartları netice itibariyle hem zekâtı verenin bilinçli ve iradî şekilde hareket etmesini sağlamaya hem de fakirin haklarını korumaya mâtuf tedbirler olarak anlaşılmalıdır. Fakihlerin<br />
temlik terimini dar mânasıyla ve şeklî bir işlem olarak yorumlamaları da esasen fakirin hakkını gözetmeye yönelik bir çaba olmakla birlikte bu yaklaşım bazan gülünç hilelerin de yolunu açmaktadır.</p>
<p>Doğru olanı, temlike geniş mâna verilmesi ve dolaylı temliklerin yeterli sayılmasıdır. Borçlu, zengin alacaklısına &#8220;Bana zekâtını ver, senin borcunu ödeyeyim&#8221; dese alacaklı da zekâtını ona verse, zekât borcunu ödemiş olur. Borçlu onu aldıktan sonra kendi borcunu ödemek zorunda değildir. Ama borç yerine, aldığı zekâtı verirse borcunu ödemiş sayılır. Temlikin gerçekleşmesinde gözetilen ikinci husus ise, temlikin zekâtı hak edenlere yapılmasının şartıdır. Bu itibarla zekât zenginlere ve onların küçük çocuklarına verilemez. Çünkü onlar zekâta ehil değildir. Zenginin yetişkin çocuğu, nafakası babasına ait de olsa, zengin sayılmaz.</p>
<p>Zenginin fakir karısı da böyledir. Hz. Peygamber kendi soyuna zekât verilmesini yasakladığı için zekât Hâşimoğulları&#8217;na da verilemez. Böylece Hz. Peygamber bir devlet gelirini hak da etseler sülâlesine yasaklayan tek tarihî şahsiyettir. Belki de o, bu<br />
uygulaması ile zekât mallarına göz diken kötü kişilerin çeşitli istismarlarına mani olmak istemiş ve zekât gelirlerini Hâşimoğulları&#8217;na yasaklamıştır. Hâşimoğulları; Hz. Ali, Abbas, Ca‘fer Tayyâr, Akýl ve Hâris b. Abdülmuttalib soyundan gelenlerle bunlar tarafından hürriyete kavuşturulan kişilerdir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/">Zekatın Şartları</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/zekatin-sartlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
