<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bâtın arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/batin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/batin/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2020 15:10:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>Bâtın arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/batin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kendini Tanı-  Ahmet Hulusi</title>
		<link>https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 15:10:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ahmet Hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[Bâtın]]></category>
		<category><![CDATA[kalp gözü]]></category>
		<category><![CDATA[mazhar]]></category>
		<category><![CDATA[Vâris]]></category>
		<category><![CDATA[Zâhir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hacialibayram.com/?p=10825</guid>

					<description><![CDATA[<p> Kendini Tanı- Ahmet Hulusi “-ALLÂH vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu!..”/ResûlAllâh(s.â.v) ” -Hz Ali: “El AN öyledir!..” .&#8221;O&#8221;nun varlığından meydana gelmiş bilinçli şeylerin toplamı olan tümel akıl Tanrıdır, görüşü tümüyle yanlıştır!&#8230; &#8220;Kâinat, ALLAH`tır&#8221; görüşü bütünü ile bâtıldır ve yanlıştır!. Bu Panteist görüştür!. Yani, bütün mevcudat bir araya gelince &#8220;tanrı&#8221; denen varlık ortaya çıkar görüşü&#8230; Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/">Kendini Tanı-  Ahmet Hulusi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="_5pcp _5lel">
<h1 style="text-align: justify;"><span role="presentation" aria-hidden="true"> Kendini Tanı- Ahmet Hulusi</span></h1>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff6600;"><strong>“-ALLÂH vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu!..”/ResûlAllâh(s.â.v) ”</strong></span></p>
</div>
<div class="mtm _5pco" data-ft="{&quot;tn&quot;:&quot;K&quot;}">
<div id="id_59c2b3a071c983e87413936" class="text_exposed_root text_exposed">
<p style="text-align: justify;">-Hz Ali: “El AN öyledir!..”</p>
<p style="text-align: justify;">.&#8221;O&#8221;nun varlığından meydana gelmiş bilinçli şeylerin topl<span class="text_exposed_show">amı olan tümel akıl Tanrıdır, görüşü tümüyle yanlıştır!&#8230;<br />
&#8220;Kâinat, ALLAH`tır&#8221; görüşü bütünü ile bâtıldır ve yanlıştır!.<br />
Bu Panteist görüştür!.<br />
Yani, bütün mevcudat bir araya gelince &#8220;tanrı&#8221; denen varlık ortaya çıkar görüşü&#8230;<br />
Bu yanlıştır!.<br />
Çünkü, gerçekte mevcudat &#8220;yok&#8221;tur &#8220;ALLAH&#8221; vardır!.</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p style="text-align: justify;">&#8220;ALLAH&#8221; her an (bize göre) kendi mânâlarını seyreder ve her şey bundan ibarettir&#8230; Bu yüzdendir ki, mevcudatın varlığı yoktur; &#8220;ALLAH&#8221;ın varlığı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebepledir ki, mevcudat &#8220;ALLAH&#8221;tır, görüşü batıldır, ilkeldir!.<br />
Beş duyu kaydından kendini kurtaramayan dar görüşlü beyinlerin, 30 derecelik perspektifi olan kişilerin görüşüdür, mevcudat &#8220;ALLAH&#8221;tır görüşü!&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">AYRI AYRI ŞEYLER VARSANMAK BİLİNÇ YANILGISIDIR!<br />
GERÇEKTE BİLİNÇ GÖZÜYLE GÖRÜLEN<br />
TEK BİR MÂNEVİ VÜCUD VARDIR!<br />
&#8220;Panteist&#8221; görüşe göre, “her şey” vardır ve bunların tümüne “TANRI” denilir.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Vahdeti Vücûd&#8221;a göre ise, ayrı ayrı sayısız şeyler mevcut değildir; bu gözün görme yetersizliğinin getirdiği bilinç yanılgısıdır; gerçekte TEK bir vücud vardır ki; sûrî yani maddi bir vücut değil, mânevîdir bu vücud!..</p>
<p style="text-align: justify;">VECH denilen bu vücûd ancak bilinç gözüyle veya kalp gözüyle görünen bir vücûd’tur.<br />
Kısacası, mevcûdât yoktur, TEK vücûd vardır!..</p>
<p style="text-align: justify;">ONLAR, ALLAH’A “CÜZ” İSNAD EDİYORLAR!!!<br />
OYSA ALLAH, “CÜZ” KAVRAMINDAN BERİDİR!<br />
Nitekim Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu konuda nasıl ikaz ediliyoruz:<br />
-&#8220;Ve ceâlu lehû min ibâdihi cüz&#8217;a!. İnnel insâne lekefûrun mübîn.. &#8221; (43-15)<br />
-İBÂDINDAN BİR KISMI O’NA CÜZ OLUŞTURDULAR!. MUHAKKAK Kİ İNSAN, GERÇEĞİ ÖRTÜCÜDÜR.. (43-15)</p>
<p style="text-align: justify;">Bakın burası &#8220;ALLAH&#8221; kavramı hakkında en önemli açıklamayı getiren âyetlerden birisidir..<br />
“PANTEİST” görüş ile “İslâm&#8217;ın VAHDET” görüşü arasındaki korkunç uçurumu ve farkı bilmeyen câhiller; Hazreti Muhammed aleyhisselâmın getirdiği ve açıkladığı &#8220;ALLAH&#8221; anlayışından tamamıyla uzak bir biçimde konuya yaklaşarak;<br />
&#8221; ALLAH”ı ötemizde bir TANRI olarak tasavvur edip; buradan aramızdan birilerini de sanki O&#8217;nun bir &#8220;CÜZÜ&#8221; yani parçasıymış gibi kabullenmektedirler!!.<br />
Sanki, &#8220;ÖTEMİZDEKİ ALLAH (!)&#8221;, gelip, buradaki birisinin varlığına nüfuz ediyor, yani ortaya çıkıyor&#8230; da; yukarıda bahsi geçen âyet de bunu iptal ediyor; gibi anlaşılmış bir kısım tefsirciler tarafından ..<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim’in ruhuna erememekten oluşan, tamamıyla bir yanlış anlamadır bu!.<br />
Halbuki yukarıda söz konusu edilen Kur&#8217;ân âyeti ile vurgulanan, ve mânâsı apaçık bir biçimde ortada olan gerçek şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">-&#8220;Onlardan bazıları ALLAH&#8217;a &#8220;CÜZ&#8221; isnat ediyorlar!!!.<br />
Oysa, &#8220;ALLAH&#8221;, &#8220;CÜZ&#8221; kavramından berîdir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yani &#8220;ALLAH&#8221; isminin mânâsı &#8220;CÜZ&#8221; kavramını kabul etmez!.<br />
&#8220;ALLAH&#8221;ın &#8220;CÜZ&#8221;ü olmaz!. Çünkü, &#8220;ALLAH&#8221;, biline ki &#8220;AHAD&#8221;dır; yani &#8220;CÜZ&#8221;lerden bileşik bir tümel yapı değildir!.<br />
&#8221; ALLAH&#8221; “sınırsız” varlık olması hasebiyle, kendisinin dışında bir ayrı vücud kavramı, kabul etmez; ki artık O&#8217;nun “CÜZÜ” olan ikinci bir nesne olsun!. &#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">Burayı çok iyi farketmek ve idrak etmek zorundayız değerli dostlar&#8230;<br />
Şayet &#8220;ALLAH&#8221;ın bir mekânı varsa, şayet &#8220;ALLAH&#8221;ın bir sınırı varsa, yani &#8220;ALLAH&#8221; bir yerde bitiyorsa, elbette ki O&#8217;nun bittiği yerde başlayacak olan iri yada ufak bir takım varlıklar olabilir&#8230;<br />
Ve yahut, O&#8217; nun dışında ya da içinde, O&#8217; nun CÜZLERİ olabilir!!!.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, &#8220;ALLAH&#8221;ın eğer &#8220;VÂHİD-ül AHAD&#8221; olduğunu farketmişsek, veya idrak etmişsek, hiç değilse böyle olduğuna iman etmişsek, bilmeliyiz ki “AHAD” olan &#8220;ALLAH&#8221;, “CÜZ”ü olmaktan değil, &#8220;CÜZ&#8221; kavramından dahi münezzehtir!.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim, konu buraya gelince, hemen hepimizin çok iyi bildiği &#8220;İHLÂS&#8221; Sûresi’ni hatırlayalım:<br />
&#8220;-De ki: ALLAH “AHAD”dır !.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!”</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi lütfen bu cümleye iyi dikkat edin&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cümlede sınırlama, istisna yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir cümleyi okuduğumuz ya da duyduğumuz zaman, önce kafamızdan şunu geçireceğiz&#8230; Bu cümle bir sınırlama getirmiş mi, getirmemiş mi?..</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsanlar uykudadır&#8230;” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Beyazlar, zenciler, Araplar, Türkler gibi ırk ayırımı yapmıyor.<br />
Nerede, hangi ortamda, ne yaşamda, ne millette, ne kavimde olursa olsun, bütün insanlar uykudadır!..<br />
Ancak, uyanma hükmünü neye bağlıyor?..</p>
<p style="text-align: justify;">Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın açıklamasının devamı da şöyle:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;ölünce uyanırlar”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca bu konuyla ilgili şu açıklaması da var&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Ölmeden evvel ölünüz”, ki uykudan uyanmış olasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">İki türlü ölüm var:</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi, fiziki ölüm!..<br />
Yani, senin iraden dışı olarak, beyin faaliyetinin durması sonucu, beden ve bu bedene bağlı olan her şeyin üzerindeki tasarrufunun kesilmesi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ölüm nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">Ölüm, tadılacak bir olaydır!</p>
<p style="text-align: justify;">“Küllü nefsin zâlikatül mevt&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">“Her bilinç, ölümü (biyolojik bedensiz yaşamayı) tadacaktır!” (3.Âl-u İmran: 185) diyor Kur’ân&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “nefs”in “ölmesi” diye bir şey yoktur!.. “Nefs”in “ölümü tatması” olayı var!..</p>
<p style="text-align: justify;">Senin o nefsim dediğin yapının, ölüp yok olması diye bir şey kesinlikle söz konusu değil!..<br />
Dolayısıyla, bu “nefs” ölmüyor; ölüm denen olayı yaşayarak, tadarak yeni bir boyuta geçiyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Beden ise kullanılmaz hâle gelerek çözülüyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Beden kullanım dışı kaldığı zaman, bedendeyken sahip olduğun huylar da ortadan kalkıyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinç yani şuur, biyolojik bedendeyken hangi huyları ve değer yargılarını benimsedi ise onlarla yaşamına devam ediyor&#8230; Biyolojik bedeni olmasa da!.. Mikrodalga bedeni ve beyniyle!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte, “nefs” yani bilinç, biyolojik bedenli yaşamında bunları benimsediği; ve ölümle boyut değiştirerek bunlardan kurtulamayacağı için; “ölmeden evvel ölmek” çaresini getiriyor Hz. Muhammed (aleyhisselâm)!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zira, normal ölümle ölürse kişi; o hâlinin sonuçlarını yaşamaktan başka yapabileceği bir şey yok ölüm sonrasında!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Uyku” nedir?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Uyku”; kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi hâlidir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinçli davranışlar ortaya koyamaması hâlidir. Çevresini, bilincini ve ilmini dilediği gibi değerlendirememe hâlidir uyku!..</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer dünyada yaşarken “NEFS”ini tanıyamamışsan; bilincinin gerçek boyutunun değerlerini elde edememişsen; uyku hâli, kıyamete kadar sürer&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kıyametten sonra da ebede kadar, sonsuza kadar uyku hâli, gaflet hâli, yani hakikati kavrayamama hâli devam eder!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç, kişideki kendini şu birim olarak görme, hissetme hâli; onun uykuda oluşunun açık ispatıdır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hâldeyken boyut değiştirirse kişi, ölümden sonra kıyamete kadar; ve daha sonraki sonsuz yaşamda dahi kişi, kendini bir birim olarak hissetme hâli olan uykulu yaşamına devam edecektir.<br />
Yani, “Hakikat”i bilemeden, hissedemeden, yaşayamadan, yaşamını sürdürecek&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Ölmeden evvel ölünüz!..”</p>
<p style="text-align: justify;">“Biyolojik bedenden ayrılmadan önce, algılama yetersizliğinden oluşan varsayım benliğinizin olmadığını idrak suretiyle boyut değiştiriniz”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Niye?..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, “ölmeden önce ölmek” hâlini yaşayamadığın takdirde, biyolojik bedenden holografik dalga bedene geçişle problem çözülmez!..<br />
Bu geçiş, senin “nefs”ini yani hakikatini tanımana yeterli olmaz!..<br />
Hatta, bunun artık gerçekleşmesi olanaksız olarak sâbitler yapını!..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, mikrodalga-holografik dalga beynin ancak dünyadaki çalışan beyninin kapasitesine sahiptir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal şartlardaki yaşamınla ilgili olarak ne dedik?..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dünyada neye bağlanmışsan, neyinin terki sana zor geliyorsa; bu, senin kendini, beden, huylar, şartlanmalar toplamı olarak kabul etmendendir!..<br />
Bunun, kesin olarak başka bir izahı yok&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Neden kopamıyorsan, neye bağlıysan; senin kafanı ne meşgûl ediyorsa, neyi kaybetmenin ıstırabını çekiyorsan, bu çektiğin ıstırap, senin açık seçik, vehmi kişiliği yaşama hâlinin tabii neticesidir.<br />
Zaten o çektiğin ıstırap, kâbus hükmündedir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl ki uykunda bazı zamanlar kâbus görürsün; kurtulmak istersin kurtulamazsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Düşün ki hayatın boyunca bağlanıp kaydından kurtulamadığın şeyden kopma gerçeğiyle yüz yüze geldiğin anda nasıl bunalırsın!..<br />
Sanki boğazını sıkarlar da nefes alamazsın, boğulacak gibi olursun!..<br />
Öylesine bir ıstırap çekmeye başlarsın&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Düşün ki, bütün hayatını ona tapınmakla geçirmişsin!.. İlâhın o olmuş!.. Şimdi ise onu yitirmek durumundasın!..<br />
Aklın bunu tasdik ediyor, fakat hâlin de ondan kopmanın çekişmesini veriyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Can çekişme anındaki hâli düşünün; hani içinden çalı süpürgesi çekilir gibi diye tarif edilir ya, işte o an!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatını o şeye adamışsın, varlığını ona adamışsın; ve bir anda bakıyorsun, o senin terk edemediğin şey, seni terk etmeye başlıyor!.. Çalı süpürgesinin içini parçaladığı gibi, o parçalanışı duyacaksın, hissedeceksin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sende böylesine bir bağımlılık oluşmuşsa, böylesine bir kendini kaptırma yerleşmişse o şeye karşı; şimdi de ondan kopmanın, ayrı düşmenin ıstırabını duyacaksın!..<br />
İşte bu, kâbus hükmü oluyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kopuşlar gerçekleşmediği sürece, senin kendini tanıma noktasına gelmene imkân yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşin bilgi yanını konuşmuyorum, yaşam yanından söz ediyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, ne olursa olsun bilgi, insanı arındırmaz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgi, insanı paklaştırmaz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgi, insanı saflaştırmaz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgi, gereği uygulanmak içindir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Öz’ündeki, “sır”rındaki hakikati, Kurân’ı anlayabilmen için ancak ve ancak, temizlenmiş, arınmış olman şart!.. Çünkü:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ona (Bilgiye), (şirk pisliğinden &#8211; hayvaniyetinden) arınıp, tâhir olanlardan başkası dokunamaz!” (56.Vâkı’a: 79)</p>
<p style="text-align: justify;">Diyor&#8230; Neden arınacaksın?..</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekleri görmene ve değerlendirmene engel olan tüm şartlanmalarından, huylarından, bağımlılıklarından, dünyaya ait seni kendine esir eden tüm ilgilerinden arınacaksın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlar, kendini varsayım kişilik olarak hissetmene sebep olan şeyler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten kendini kişi olarak hissetmesen, onlar senin için hiçbir şey ifade etmeyecektir!.. Seni zorlamayacak, seni üzmeyecek, seni sıkmayacak, seni bunaltmayacak, kafanı bir an bile meşgûl etmeyecek&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi olay, hangi konu, hangi problem senin kafanı meşgûl ediyorsa, o meşgûl eden şey kadar sen bu kişisin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa sen, bu kişi değilsin!.. Sen, bu beden, çevrenin gördüğü gibi hitap ettiği kişi değilsin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Nesin?..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte seni, ne olduğuna yöneltmek isteyen âyetlere geliyor sıra&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Diyor ki:</p>
<p style="text-align: justify;">“‘HÛ’dur, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın!..” (57.Hadiyd: 3)</p>
<p style="text-align: justify;">Geçmiş veya gelecek&#8230; Sınırsız geçmiş veya sınırsız gelecek&#8230; Zâhir ve Bâtın O’dur!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Zâhir” dediğimiz şey nedir?..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gözümüzle gördüğümüz her şey, “zâhir” kelimesi kapsamına girer&#8230;<br />
“Bâtın” dediğimiz şey de, bu göz ve kulakla, beş duyuyla algılayamadığımız her şey&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların, sana göre tümü, “O”dur!.. Yani, bunların hepsi de -ki bu çokluk kavramı sana göredir- “O” dediğin varlıktır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “HÛ”!..</p>
<p style="text-align: justify;">“HÛ” kelimesinin mânâsı bir anlamıyla “O” demektir!..<br />
Bir diğer anlamıyla da “Zât’ın hüviyetine” işaret eder ki, o mânânın tafsiline girmeyeceğiz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, bu beş duyu aracın dolayısıyla, o bütünün arasına giriyorsun; araya girişin itibarıyla da, senin önün ve arkan, ön yüzün ve arka yüzün diye bir olay ortaya çıkıyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekte TEK bir sonsuz sınırsız mutlak var, ki “O”nun için, “O”na GÖRE, “Zâhir”, “Bâtın”, “Evvel”, “Âhir” gibi kavramlar söz konusu değil!..<br />
Bunlar bize GÖRE tarifler, tanımlamalar!.. Anlayış sınırlarımızı genişletmek için verilmiş izahlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, algılama kapasitendeki sınırlılığın getirdiği varsayımınla, TEK’i bölüyorsun!.. Zâhir ve Bâtın çıkıyor ortaya!..</p>
<p style="text-align: justify;">Artık sen oradan, o aradan çık, sıyrıl!..</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman “Tek bir Bütün”ün var olduğunu fark edersin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, ikilik “sen”den, senin kendi varlık zannından doğuyor!..<br />
Aslında ikilik yok, dış yapı böylesine bir bütün&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki&#8230; Bu bütünün arasına “Ben giriyorum, ben varım” diyorsun.<br />
Hayır!.. Sen yoksun, diyor. Neyle ifade ediyor bunu?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Attığında, sen atmadın, atan ALLÂH’tı!..” (8.Enfâl: 17)</p>
<p style="text-align: justify;">Bedir savaşında Rasûlullâh (aleyhisselâm) düşmana ok atıyor.<br />
Ok atma olayı ile ilgili olarak da bir gerçeği ifşa etmiş oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Oku, göze göre, zâhire göre kim attı?.. Rasûlullâh (aleyhisselâm) attı!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama, âyet diyor ki; “Attığında, sen atmadın, atan ALLÂH’tı!..”</p>
<p style="text-align: justify;">O TEKLİĞİN içinde senin bir ayrıcalığın, ayrıca bağımsız bir varlığın yok ki, sen atmış olasın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Mâdemki “O” bir bütün, tümel TEK varlık; bu tümel varlığın içinde “sen”in ayrıca bir varlığın yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa, sen, nasıl olur da “ben attım” dersin?..</p>
<p style="text-align: justify;">Veya, ha “ben attım” demişsin, ha “sen attın” demişsin!..<br />
Ben attım sözüyle, sen attın sözü aynı düzeydedir!.. Fark yapmaz ki!.. Sen attın, ben attım veya o attı!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların tümünün üstüne bir çapraz çiziyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır!.. “Allâh attı!” diyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sen ne zaman ki bir olayda, “falanca yaptı veya filanca yaptı” dedin.<br />
Yani, araya bir kişi soktun. Ahmed de, Hulûsi de, Cemile, Mazhar de; velhâsılı kelâm ne dersen de, araya kişi soktun!..<br />
İşte bu anda âyetin bu hükmünü farkında olmadan inkâr ettin!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Attığında, sen atmadın, atan ALLÂH’tı!..” (8.Enfâl: 17) diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu gördüğümüz varlık ne?..</p>
<p style="text-align: justify;">Ona geliyoruz şimdi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Biz, semâları ve arzı ve ikisi arasındakileri Hak olarak yarattık!..” (15.Hicr: 85)</p>
<p style="text-align: justify;">Yerler, gökler ve ikisi arasındaki her şey, Hakk’ın dışında bir şey değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sen, Hakk’ın varlığıyla meydana gelmiş olanlara, algılama araçlarının sana verdiği verilere dayanarak değişik isimler taktın&#8230; Yer dedin, gök dedin, insan, hayvan dedin vs..</p>
<p style="text-align: justify;">Hâlbuki bu varlık, gerçeğiyle Tek bir varlık; Tek bir yapı hâlindeki varlık!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama bu beş duyu ile mevcut yapıya bakarsan, pek çok varlık var sanki!..</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan basîretinle bakarsan, Tek bir varlık!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak basîretinle bakabilir misin?..</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ona geleceğiz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkat et; sana varlık âleminde mevcut olan her şeyin, gerçekte Tek varlık olduğunu, Hak söylüyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra, seni tekrar ikaz ediyor O yüce Kur’ân!..</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân-ı Kerîm, eğer okuduğunu anlayabiliyorsan, diyor ki:</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefslerinizde (Benliğinizin hakikati)! Hâlâ (fark etmiyor) görmüyor musunuz?” (51.Zâriyat: 21)</p>
<p style="text-align: justify;">Buraya iyi dikkat et; âyetteki ifadeye bak!..</p>
<p style="text-align: justify;">“NEFSLERİNİZDE” diyor&#8230; Hani ölümü tadacak “nefs”in var ya&#8230; Aslında, o ne olduğunu bilemediğin, “nefs”in var ya!.. İşte onun için diyor bunu!..</p>
<p style="text-align: justify;">Senin şu anda “nefs” diye bildiğin, bedenin, şartlanmaların ve huylarının toplamıdır!..<br />
Oysa böyle değil!..<br />
Ne olduğunu bilmiyorsun, gerçeği itibarıyla “nefs”inin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece inanıyorsun, bir “nefs”inin var olduğuna!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte O, “nefslerinizde mevcut” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefslerinizde mevcut” derken; bak, dikkat et!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir “nefs”in var da, o “nefs”inde “O” da mevcut, değil!..</p>
<p style="text-align: justify;">“O”ndan başka bir şey yok dedik, daha önce!.. Yani senin, “nefs”im dediğin şey, “O”!..<br />
Bir “nefs”in var, bir de “O” var, değil!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sen, “nefs”im dediğin şeyin ne olduğunu bilmekten mahrumsun!..<br />
“NEFS” kelimesini kullanıyorsun, ama gerçek anlamını bilmiyorsun!..</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa ne diyor?.. “Nefslerinizde (Benliğinizin hakikati)! Hâlâ (fark etmiyor) görmüyor musunuz?”</p>
<p style="text-align: justify;">Tâbire bak!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Hâlâ görmüyor musunuz?..” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Madde, göz ile görülür!.. Ama burada işaret edilen madde değil, “nefs”!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs” gözle görülür mü?..</p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki görmekten murat, göz görmesi değil!..</p>
<p style="text-align: justify;">“İdrakinle, kavrayışınla onun öyle olduğunu hissedemiyor musun!” anlamında kullanılıyor görme kelimesi burada&#8230; Fizik bir maddeyi değil&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İdrakinle, basîretinle bunun böyle olduğunu göremiyor musun; algılayamıyor musun, hissedemiyor musun, fark edemiyor musun?.. anlamında&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ve gerçekte var olanı, bu defa bir başka yerde, aşikâre çıkartıyor&#8230; Ne diyor?.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ne yana dönersen Vechullâh karşındadır (Allâh Esmâ’sının açığa çıkışıyla karşı karşıyasın)!..” (2.Bakara: 115 )</p>
<p style="text-align: justify;">Bu âyet, Musa (aleyhisselâm) ümmetiyle, Hz. Muhammed (aleyhisselâm) ümmeti arasındaki farkı da gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân-ı Kerîm’deki, Hz. Musa (aleyhisselâm)’ın mertebesi ile Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın mertebesi arasındaki farkı; Hz. Musa ümmetinin eriştiği nokta ile Hz. Muhammed ümmetinin eriştiği nokta arasındaki mertebe farkını gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii, “Ümmet” kelimesiyle sıradan bir vatandaşı söylemiyorum&#8230;<br />
Yani Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın getirdiği kemâlâtı almış bir kişinin durumundan söz ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân-ı Kerîm’de (7.A’raf: 143) ne diyor Hz. Musa (aleyhisselâm) Rabbine hitapla&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Rabbim, göster kendini, bakayım sana!”&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Diyor, Hz. Musa, Tur dağına çıktığı zaman!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Musa’ya gelen hitap ise şöyle:</p>
<p style="text-align: justify;">“Len teraniy&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni, asla göremezsin!..”</p>
<p style="text-align: justify;">Senin beni görmen mümkün değil&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu “görme”den murat elbette fizik görme değil!.. Biraz evvel konuştuk.</p>
<p style="text-align: justify;">Hâlbuki Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın bildirdiği hükümler, âyetler, tamamıyla “görmek” üzerine kurulmuş!..</p>
<p style="text-align: justify;">Âdeta, “görememek” kınanıyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Hâlâ görmüyor musunuz?” (51.Zâriyat: 21) diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ne yana dönersen Vechullâh karşındadır!” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">“Fe eynemâ tüvellû fesemme VECHULLÂH”&#8230; (2.Bakara: 115)</p>
<p style="text-align: justify;">Ama burada dikkat edilecek çok önemli nokta var&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh’ın yüzünü” görürsünüz, diyor&#8230;<br />
“Allâh’ın yüzlerini” görürsünüz, demiyor. “Yüzünü” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, şimdi biz, bu gözle baktığımız zaman ne görüyoruz?.. Çiğdem’i, Cihan’ı, Keriman’ı görüyoruz!.. Gözlerimiz bunları görüyor!.. Yani ayrı ayrı yüzler görüyoruz!.. İsimleri ve de resimleri kaldırın!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o zaman, bu gördüğünüz yüzleri değil; sûretlerin ardındaki kaynak olan Tek bir yüzü görürsün, diyor âyeti kerîme&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz evvel bahsetmedik mi?..</p>
<p style="text-align: justify;">Basîretinle baktığın zaman; Varlık Tek bir bütündür; ve bu tek bir varlık olanı basîretinle gördüğün zaman, ALLÂH’ı görmüş olursun!..</p>
<p style="text-align: justify;">Esmâsı yönünden, Allâh’ın vechini görmüş olursun!..<br />
Demek ki, Allâh’ın vechini “basîretle” görmek mümkündür!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu “basîretin” diğer bir adı da “İlim”dir. Ama burada “ilim” tâbirini kullanmıyoruz. Çünkü “ilim” dediğimiz zaman, herkesin aklına fizik, kimya ilminden çerçöp yapma ilmine kadar çeşitli şeyler geliyor!..<br />
Zira biz her şey için ilim tâbirini kullanmışız. Oysa hakiki mânâda ilim, bunlar değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Din ıstılahında ve burada geçen “ilim”; Allâh’ı bilme, yaşama, görme, idrak etme ilmidir. Bu da basîret denilen özellikle olur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Hz. Musa (aleyhisselâm) ümmetinin en ileri gelenlerine dahi “Göremezsiniz” hükmü gelirken;<br />
Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın, Kur’ân-ı Kerîm yolu ile kendisinden sonra gelmiş bütün insanlara vermek istediği şey, kendisinin görmüş olduğu “Allâh’ın vechi”nin görülebileceği gerçeğidir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Musa (aleyhisselâm)’ın vârisi olanlar -ki bugün de Musa’nın vârisleri vardır- kendilerinde “tenzih” görüşü ağır basan velîlerdir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bugün bir velî; “Allâh görülmez, Allâh’ın vechini görmek mümkün değildir, ben bu kişiyim, Allâh ötelerdedir”; diyorsa, o Musa ümmetindendir; yani o anlayışı paylaşanlardandır; adı, Ahmet, Hasan, Hüseyin de olsa&#8230;<br />
Kelimeyi, ismi, tarifi kaldırın, esas mânâyı fark edin!</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın vârisi, Allâh’ı göstermeyi meslek edinir; görme istidadı olanlara!..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü kendisine o ilmi ve hâli miras bırakan, zaten o iş için vardı; ve esas görevi olarak onu yerine getiriyordu!..<br />
Zaten kendisine bıraktığı miras da oydu!.. Sen ev sahibiysen, oğluna ev bırakırsın!.. Evlattaki miras, babanın servetinin aynasıdır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Musa (aleyhisselâm)’ın zamanımızdaki vârisleri, çevresindekileri, “göremezsiniz” hükmünden yetiştirir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın vârisleri de “Hâlâ göremiyor musunuz?” diyerek, “görmek” esası üzere yetiştirir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak ne var ki, bunlar hep ehli tarafından bilinen hususlardır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer ehli isen, kişinin hâline, fiiline baktığın zaman, kimin, neyin vârisi olduğunu, nereden feyz aldığını, ilminin hangi mertebeden kaynaklandığını bilirsin!</p>
<p style="text-align: justify;">Her velî, bir Nebi’nin feyz aldığı ağırlıklı isimden, getirdiği hakikatten feyz alır!..<br />
Kimi Âdem’den, kimi Nuh’dan, kimi İbrahim’den, kimi Musa’dan, kimi de İsa’dan alır; selâm olsun hepsine!..<br />
İlimleri ve hâlleri, farklı farklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh (insanın hakikati olan Esmâ mertebesi) dilediği kimseyi kendi nûruna (kendi hakikati ilmine) erdirir!” (24.Nûr: 35)</p>
<p style="text-align: justify;">Yani; dilediğine, Allâh nûru ile hidâyet eder, dilediği yerde kendisini ona tanıtır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Nerede olursanız O sizinle (hakikatinizin Esmâ ül Hüsnâ’sıyla varolması sonucu) beraberdir!” (57.Hadiyd: 4)</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünün&#8230; Yatakta, odada, fabrikada, şurada-burada, aklına gelen her yerde, nerede olursan ol, “nefs”inin bir an olsun senden ayrılması var mı?.. Yok&#8230;<br />
Tümüyle örtülü olmasına rağmen, o nefs sende, seninle mevcut!..</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Bilincin bu aşamada, yaptıklarının sonucunun ne olduğunu görmeye yeterlidir.” (17.İsra’: 14 ) diyor, âyette&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi “nefs”inize hesap vereceksiniz!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zaten sen o “nefs” dediğin yapıya, yani “vicdan”ına hesap vermekle Allâh’a hesap vermiş olacaksın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki senin “nefs” kelimesinden anladığın, başka bir şey olduğu için, meselenin gerçeğinden sapmış, uzaklaşmışsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu noktaya gelirsen, eğer bu gerçekler açılırsa, bu keşifler oluşup, basîretindeki bu perdeler kalkarsa, o zaman:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230; ‘Allâh’ de, sonra bırak onları daldıklarında oynayıp dursunlar!” (6.En’am: 91)</p>
<p style="text-align: justify;">Âyetinin sırrına erersin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “Allâh de sonra bırak&#8230;” derken, hiçbir şey yapma, boş dur, değil burada anlatılmak istenen!..</p>
<p style="text-align: justify;">Varlıkta her an O’nu seyretmeye başla!..<br />
Artık, isimlerle, kişilerle uğraşma!..<br />
Ahmet yaptı, Hasan yaptı, kızım, oğlum yaptı gibi vesaireyi bırak!..<br />
Allâh de, seyre başla&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Artık, yorumu, yargılamayı bırak!.. Çünkü yorumuna kaynak olan şartlanmalarının oluşturduğu değer yargıları, hep sendeki kişilik özelliklerindendir!..<br />
Ya huylarına göre, ya şartlanmalarına göre, ya da âdetlere göre hüküm vereceksin; başka türlü değil!..<br />
Ama bütün bu hâllerden kurtulup, “Allâh’ın vechi”ni görmek istiyorsan, “Allâh de, ötesini bırak”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sana açıklık getiriyor bu konuda da âyet:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Muhakkak ki Allâh dilediğini yapar.” (22.Hac: 18)</p>
<p style="text-align: justify;">Kim?..</p>
<p style="text-align: justify;">Allâh, dilediğini yapar!..</p>
<p style="text-align: justify;">Nerede, dilediğini yapar?..</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda, ötende oturup da mı dilediğini yapıyor?..</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bak, dikkat etsene; nerede yapmada dilediklerini?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefslerinizde mevcut, görmüyor musunuz..?” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte “nefs” adı altında dilediğini yapıyor!..<br />
Ama, her “nefs” için, yaptığının neticesine erişmek de mukadder, hüküm!..</p>
<p style="text-align: justify;">O da kendi hükmü, iradesi yine!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”, eğer kendini örtme hükmü ile gelmişse; şartlanmalara, duygulara, huylara yönelik fiiller ortaya koyarsa, onların neticesi meydana gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”, kendini bunlardan arındırıp, paklarsa, tezkiye ederse, onun neticesi oluşur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne diyor âyette:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kad efleha men zekkâha”</p>
<p style="text-align: justify;">“Gerçekten onu (bilincini) arındıran kurtulmuştur.” (91.Şems: 9)</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”in ne yaparsa ne olacağını da âyette anlatıyor;</p>
<p style="text-align: justify;">“Onlar ki, salâtı (Allâh’a yöneliş ile mi’râcı yaşama) ikame ederler ve arınıp saflaşmak için varlıklarından verirler;<br />
işte onlar ölümsüz geleceklerine kesin yakîn elde etmişlerdir.” (27.Neml:3)</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, “nefs”in kendini tanıması hâlini sağlayan; “nefs”in şuurunu-ilmini örten beden, şartlanmalar ve huylar gibi üç kabuktan kendini arındırıp, paklandıran; orijinal hâliyle “nefs”ini tanıyan kurtuluşa erdi!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dışındakiler?..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”ini tanıyamamanın getireceği azaplara kendilerini, kendi elleriyle attılar.<br />
Çünkü, “Nefs” için orijini itibarıyla ne azap, ne üzüntü, ne sıkıntı, ne nimet vardır!..</p>
<p style="text-align: justify;">İyi anlayın!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs”in orijinal hâli için bunların hiçbiri bahis mevzu değildir!..<br />
Yaşamın ne zevk, nimet yanı “nefs” için söz konusu!.. Ne de azap, sıkıntı yanı mevcut!.. Fakat “nefs”, bu perdeli hâlle yaşarsa, bu şekilde yaşadığı beden, varlık azap çekecektir; veya aksine zevki yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte burası daha evvelce, çeşitli zamanlarda sorulmuş olan sualle ilgili&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki!.. Hak, cennete gider mi?..</p>
<p style="text-align: justify;">Mâdemki “Hakk”tan gayrı bir şey yok, “Hakk”ın cenneti olur mu?..</p>
<p style="text-align: justify;">Hak cehenneme gidip de yanar mı?..</p>
<p style="text-align: justify;">Hak için bu gibi olaylar ve kavramlar geçersizdir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zâtı veya Esmâsı yönünden böyle bir olay mümkün değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Cennet ve cehennem kavramlarının sonuçları, Esmâ terkipleri olan yaratılmışlar için geçerlidir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, şimdi bir aşama daha ileri götürüyor açıklamasıyla Hz. Rasûlullâh bizi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Rabbimi genç bir delikanlı sûretinde gördüm!”&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Delikanlılık, insan bedeninin en olgun, en kemâle çıkmış zirve hâlidir.<br />
O delikanlılık devresinden sonra, beden tükenişe geçer.<br />
Sıfır yaştan 18-20 yaşına kadar olan devrede tam zirveye erişilir; ondan sonra hücreler yıkılmaya başlar!..<br />
Yıkılış tabii daha ağır gidiyor, onun için bedenin yaşamı daha değişik oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, görülen o kemâl sûret, Rabbin sûrete bürünmüş hâli&#8230;<br />
O sûrete bürünmüş hâlinde ben “Rabbimi” gördüm demektir. En güzel hâlinde gördüm demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada Rabbim dediği, nefsidir; ama birimsel bedenin “nefs”i değil; mutlak mânâda “nefs”i!.. Yani, “Nefs-i küll” denilen&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, kendi nefsi ile karşısındaki nefsi aslında aynı şey değil mi; “Nefs” mertebesinde?..</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkatinizi çekiyorum!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs” mertebesinde “Nefs”, Tek’tir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Nevzad’ın nefsi, Hulûsi’nin nefsi, vs. diye ayrı ayrı nefsler yoktur, gerçekte!.. Ayrı ayrı nefsler söz konusu değildir hakikatte!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefs” boyutuna geldiğin zaman “nefs” Tek’tir!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu sebepledir ki, “Rabbimi gördüm” sözü, “Nefsimi gördüm” gibidir!..<br />
Ve bu konuya daha da açıklık getiriyor, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi vesellem “Rabbimi gördüm” derken&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka zaman da buyuruyor ki Rasûlullâh (aleyhisselâm):</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni gören Hakk’ı görmüştür!..”</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii, perdeli olanlar, Musa ümmetinin meşrebinde olanlar, “Beni gören, Hak sözü söyleyen kişiyi görmüştür” diye bunu tevil ederek; uzaklaştırıyorlar gerçeği arayanları, hedeflerinden&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında mesele gayet açık!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni gören Hakk’ı görmüştür” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden?..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü, “Beni gören Hakk’ı görmüştür” derken; kendisi, “nefs”ini tanımış; her türlü huylardan, şartlanmalardan, kendini beden olarak sanma hâlinden arınmış; “nefsi” ile “vicdanı” ile yaşamaya başlamış; dolayısıyla da “Beni gören Hakk’ı görmüştür” diyor!..</p>
<p style="text-align: justify;">“NEFS” olarak kendini tanıyan için, beden hiçbir şey ifade etmiyorsa, o, Hz. İsa (aleyhisselâm) gibi “Benim bedenime dilediğinizi yapınız!..” der!..<br />
“Bedene yapılan hiçbir şey beni ilgilendirmez” der!..<br />
Bedenden kopukluğunu yaşar.<br />
“Sizin huylarınız, âdetleriniz, örfleriniz, ananeleriniz, değer yargılarınız bilinç boyutunda değersizdir” der ve ilave eder İsa (a.s.) gibi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Bunlar insanca düşüncelerdir”!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinç, bu mertebede kendini tanıdığı zaman, “nefs” olarak özüne ermiştir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama sen, gene de O’na insanca bakarsan; beşer duyularıyla O’na bakarsan, orada sadece o sûreti görürsün!..<br />
Ama basîretinle bakarsan, orada Hak, sana açık açık yüzünü göstermektedir.<br />
Ötede değil, karşında!..</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni gören Hakk’ı görmüştür” diyor. Eğer göremiyorsan&#8230; Eee&#8230; O zaman;</p>
<p style="text-align: justify;">“Kim bu dünyada âmâ (hakikati göremeyen) ise o, gelecek sonsuz yaşamda da âmâdır (kördür)!” (17.İsra’: 72) diyor, âyet&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya yaşamında “nefs”ini tanıyamamışsan; basîretin gereklerini yerine getirememişsen, hakikate karşı bu dünyada âmâ oluşun gibi, öldükten sonraki yaşamında da âmâ olarak kalırsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu, zâhiri gören gözlerin körlüğü değil, Hakk’ı görecek basîretinin kör olmasıdır, deniyor ve ilave ediliyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Her ne hâl üzere yaşarsanız, o hâl ile ölürsünüz ve ne hâl ile ölürseniz o hâl ile dirilirsiniz.”</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, bütün yaşamın bu körlükle geçecek; son anda sana birisi hokkabaz değneği ile dokunacak, bir anda senin gözün açılacak; böyle bir olay yok!..</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşamın körlük üzere gitmişse, ölümün de körlük üzeredir!..<br />
Ondan sonraki yaşamın da tamamen kör olarak gider. Kör, sağır, şaşkın olarak ortalıkta dolaşırsın.<br />
Bugün dolaşanlar gibi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bugünden gözün açılıyorsa, basîretin açılıyorsa, o zaman bugünden ayıksındır, uyku hükmü senin için bitmiştir.<br />
Ve bugünden itibaren de, Hakk’ı ve hakikati görmeye başlarsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi burada iki âyet daha var, onları da ilave edelim:</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh dilediğini kendine seçer&#8230;” (42.Şûrâ: 13)</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer bir âyette:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Hareket eden hiçbir canlı yoktur ki onun ‘Bi’nasiyesinde (alnında-beyninde var olarak/beyninden) tutmuş olmasın (Fâtır’ın beyni programlaması)&#8230;” (11.Hûd: 56) diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Rubûbiyet mertebesinden kasıt “nefs” olduğuna göre, her varlık üzerinde tasarruf hükmü, hüküm icra eden “nefs”tir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama “nefs”, her birimde, bürünmüş olduğu ya huylar istikametinde o fiili meydana getirir, ya şartlanmalar doğrultusunda meydana getirir, ya bedenin istek ve arzuları istikametinde meydana getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Neticede, her beden üzerinde, insan olsun, hayvan olsun, ne olursa olsun, hükmünü icra eden, “nefs”tir!.. “Nefs” mertebesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh dilediğini kendine seçer&#8230;” diyor âyet&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Artık “Allâh” isminin mânâsını sen nasıl anlıyorsan, dilediğini kendine seçmesini de ona uygun bir şekilde anlarsın!..</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak;</p>
<p style="text-align: justify;">Hakikat, dünyada yaşanırken yaşanacak bir olaydır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, o mutlak ve kesin gerçek, Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın açıklamasına göre şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">“ALLÂH vardı ve O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu!..”</p>
<p style="text-align: justify;">Yani âlem, insan, varlık, melek, cin, ins vs. yoktu&#8230; Sadece Allâh vardı!..</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklamadan çıkan birinci mânâ bu!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ama aynı cümleden anlaşılan başka mânâlar da var elbette&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Âli’ye geliyor ve diyorlar ki; Rasûlullâh şöyle buyurdu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">“Allâh var idi, O’nunla beraber bir şey yok idi.”</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Âli, bir an duruyor ve;</p>
<p style="text-align: justify;">“El AN öyledir!..” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada açıklanmak istenen birinci mânâ; insan, âlem, varlıklar vs. yoktu, sadece “Allâh” vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci mânâ; bütün bunlar vardı ama olan şeyler O’nun dışında bir şey olmadığı için sadece “Allâh” vardır ve “el an dahi Allâh” var.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü bir mânâ; yine sadece “Allâh” var, “el an” dediğine göre. “El an”da yani sonsuz sınırsız Allâh an’ı içinde, âlem, insan vs. bu görülen varlıkların hiçbiri esasında mevcut değil&#8230; Dünya, cennet, cehennem hiçbir şeyin kendine has orijinal vücudu, varlığı mevcut değil!</p>
<p style="text-align: justify;">Burada bize düşen, meseleden fazla uzaklaşmamak için, en faydalı olan şey; bu şıklardan sadece birini tercih etmek değil, hepsinin de geçerli olduğunu idrak etmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sapmalar, bu saydığım şıklardan sadece birisinin geçerliliğini kabul etmek yüzünden olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü gerek Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ı, gerekse O’nun vârisi olan kemâlât sahibi kişilerin en büyük özelliği, konuştukları zaman ifade ettikleri kelâmda, birkaç mânâ bulunmasıdır.<br />
Yani, bir tek cümle söylerler, ancak o cümleden çeşitli mânâlar çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada dikkat edilecek husus şu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">O anlatımdan çıkan birkaç mânâdan bir tanesi esastır da diğerleri doğru değil, değildir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi boyutta hangi mânâları algılıyorsan, onların hepsi de o kelâmda mevcut&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yani bir cümlede birkaç hakikate birden işaret edebilme özelliği mevcut&#8230;<br />
Buna “cevâmiül kelâm” yani kelâmında toplu olarak birçok mânâlar ifade edebilme özelliği deniyor.<br />
Hz. Rasûlullâh’a ve vârislerine ait olan bir özellik bu!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir mânâyı, bir cümleyi söylüyor; o cümleden birkaç boyutta mânâ algılayabiliyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemi dolayısıyla tekrar ediyorum, burada şuna dikkat etmek zorunlu; bu mânâların sadece biri tercihe şayan değil; hepsi de geçerli!..</p>
<p style="text-align: justify;">Önemli olan, hepsinin de ayrı ayrı geçerli olduğu boyutları müşahede etmeye çalışman&#8230; Yani işin incelik noktası burası!.. Şu mânâ mı, bu mânâ mı demek doğru değil!.. Zira her mânâ kendi boyutunda doğru!..</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu nedenledir ki sen, bütün boyutları kavramaya çalış; ki o zaman meseleyi kapsayabilesin bütünüyle&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Allâh’ta kendini yok etmek, “fenâfillâh” muhaldir!..</p>
<p style="text-align: justify;">Zira, ikinci bir varlık yoktur ki, o ikinci varlık kendini Allâh’ta yok etsin!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir Allâh, bir de sen(!) varsın!.. Sen, bu varlığını yok edecek bir şeyler yapacaksın da, o yukarıdaki Allâh’a ulaşacaksın?..<br />
Yok öyle bir şey!..</p>
<p style="text-align: justify;">Senin “nefs”ini tanıma olayın var!..</p>
<p style="text-align: justify;">O yüzden de, Rasûlullâh (aleyhisselâm), hiçbir zaman, “fenâfillâh” diye bir şeyden söz etmemiştir; ve bu anlama gelecek bir kelime de kullanmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama, Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın ağzından:</p>
<p style="text-align: justify;">“Nefsini tanıyan Rabbini tanımış olur&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">Açıklaması ve hükmü çıkmıştır!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu da tüm varlığın Vahdet esası üzerine ortada olduğunu açık seçik gösterir.<br />
Dolayısıyla, vehmini terk edip, kendi hakikatini tanımaktır, esas olan&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">@Ahmed Hulusi<br />
13.9.1994</p>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/">Kendini Tanı-  Ahmet Hulusi</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/kendini-tani-ahmet-hulusi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
