<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Amiller Ne Demek arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/tag/amiller-ne-demek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/tag/amiller-ne-demek/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Sep 2021 20:28:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hacialibayram.com/wp-content/uploads/2020/02/babam-konuÅŸmacÄ±.png</url>
	<title>Amiller Ne Demek arşivleri - hacialibayram.com Sevgi yolu</title>
	<link>https://hacialibayram.com/tag/amiller-ne-demek/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İbnü&#8217;s Sebil</title>
		<link>https://hacialibayram.com/ibnus-sebil/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/ibnus-sebil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2021 20:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Amil ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Amiller Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[El garimîn ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Fî sebîlillâh]]></category>
		<category><![CDATA[Garimin nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Miskin]]></category>
		<category><![CDATA[Müellefe-i kulûb nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Rikab nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27549</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbnüs Sebil Âyette zekâtın sekizinci sarf yeri olarak ibnüssebîl tabiri kullanılır. Sözlükte &#8220;yol oğlu&#8221; anlamına gelen ibnüssebîl, yolcu, yola çıkmış ve bir süredir yolda olan kimse demektir. Araplar bir şeye uzun müddet devam eden kimseye onun adını verirler. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî fakihlerine göre, âyette zikredilen ibnüssebîlin terim anlamı, memleketinde malı olmakla birlikte bulunduğu yerde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/ibnus-sebil/">İbnü&#8217;s Sebil</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>İbnüs Sebil</h1>
<p>Âyette <strong>zekâtın</strong> sekizinci sarf yeri olarak ibnüssebîl tabiri kullanılır. Sözlükte &#8220;yol oğlu&#8221; anlamına gelen ibnüssebîl, yolcu, yola çıkmış ve bir süredir yolda olan kimse demektir. Araplar bir şeye uzun müddet devam eden kimseye onun adını verirler. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî fakihlerine göre, âyette zikredilen ibnüssebîlin terim anlamı, memleketinde malı olmakla birlikte bulunduğu yerde malı, parası olmayan, yani parasızlıktan yolda kalmış kimse demektir. Gurbette, herhangi bir sebeple muhtaç duruma düşen kişi memleketinde malı da olsa, o maldan yararlanamadığı sürece, fakir gibidir ve ona <strong>zekâtın</strong> bu fonundan pay verilir.</p>
<p>Şâfiîler&#8217;e göre ise bu terim, hem gurbette kalmış yolcuyu, hem de yolculuk yapmayı düşünen fakat bunun için maddî imkân bulamayan kimseyi<br />
içine alır. <strong>Yolcuya zekât</strong> verilebilmesi için onun memleketine gidecek kadar parası ve malı bulunmaması ve yolculuğa meşrû amaçlarla çıkmış olması gerekir. Şâfiî ve Mâlikî mezhebi fakihlerinden bazıları muhtaç duruma düşen yolculara<strong> zekât</strong> verilebilmesi için onların kaldıkları yerde borç verecek kimse bu lamamış olmalarını da şart koşarlar. Ancak Hanefîler&#8217;le Hanbelîler böyle bir yolu daha uygun görseler de şart koşmazlar.</p>
<p>Yolda kalmış, yanında yoluna devam etmek veya memleketine dönmek için maddî imkânı bulunmayan kimseye yolculuğuna devam etmesi veya malının bulunduğu yere dönmesine yetecek kadar <strong>zekât</strong> verilir. Memleketine dönüp malına kavuştuğu zaman verilen zekâttan artan miktar varsa; Hanefîler&#8217;e göre bu artan <strong>zekât malını</strong> geri vermeye zorlanmaz. Şâfiîler&#8217;e göre verilen zekâttan ne artarsa geri alınır. Ülkelerinde mal ve mülkleri olduğu halde, çeşitli baskılarla ülkelerini terketmek zorunda kalan mültecilerle, kalacak yeri, oturacak evi olmadığı için dışarılarda ve yollarda yatanlara da ibnüssebîl fonundan <strong>zekât</strong> verilebilir.</p>
<p>Âyette <strong>zekâtın sarf yerleri</strong> olarak gösterilen sekiz grup veya kavramda ortak özelliğin, tabii ve âcil ihtiyacını gideremeyen, darda ve zorda kalan kimselere yardımcı olma ile toplumun genel yararlarını gözetme şeklinde iki temel noktaya indirgenmesi mümkündür. İhtiyaç ve sıkıntı içinde olan kimseler üç grupta ele alınabilir:</p>
<p>1. Kendi iradelerinin dışında çok çeşitli sebeplerle tabii ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelen ve muhtaç duruma düşen kimseler. Yetim ve kimsesizler, ihtiyarlayıp iş tutamaz hale gelen yaşlılar, doğuştan sakat olan ve para kazanamayanlar, herhangi bir kazaya uğrayan ve çalışma gücünü kaybeden sakat veya mâlul, hasta ve kötürümler böyledir. Bunlardan bir kısmının fakirliği geçicidir, bir kısmının ise ölünceye kadar devam eder. Meselâ yetim bir çocuk büyüyüp iş buluncaya veya iş kuruncaya kadar, yaşlı ölünceye kadar, hasta iyileşinceye kadar ihtiyaç içinde olabilir. O halde fakirlik ve miskinlik insanın elinde olan bir sonuç değildir. Bunun için, onların ihtiyaçlarını giderecek maddî yardımın yapılması gerekir. Çünkü bunların sosyal güvenliğe ihtiyaçları vardır. Başka bir deyişle toplum bu insanları açlık ve sefaletle yüz yüze bırakmamak zorundadır. Bu sebeple <strong>zekât verilecek</strong> kimseler arasında ilk sırada fakir ve miskinler zikredilmiş ve onların ihtiyaçlarının giderilmesi istenmiştir.</p>
<p>2. Çalışma güçleri olduğu halde muhtaç duruma düşenler. Bunlar içine işsizler, borçlular, gaziler, yolda kalmışlar ve köleler girebilir. Şu veya bu şekilde işini kaybetmiş, çalışma gücü mevcut olduğu halde geliri kesilmiş ve muhtaç hale düşmüş kimsenin iş buluncaya kadar ihtiyaçlarının esiri olmaktan, yani fakirlikten kurtarılması gerekir. Böyle olmazsa bu kişiler geçimlerini borçla sürdürmek mecburiyetinde kalırlar. Fakirlik de borçluluk da insanı yıpratan ve rahatsız eden bir sıkıntıdır. Toplumun imkânı ölçüsünde bu sıkıntıyı gidermesi, bu tür yaraları sararak bütün üyelerini kuşatan bir sosyal güvenlik şemsiyesi kurması istenmiştir. Aynı şekilde yolda kalmış kimsenin de bu sosyal güvenlik ağından yararlandırılması gerekir.</p>
<p>3. <strong>Zekât işlerinde</strong> çalıştırılanlar. Bunlara emeklerinin karşılığı ücretin<strong> zekât gelirlerinden</strong> ödenmesi tabiidir. Müellefe-i kulûb ise, İslâm toplumunun birinci görevi olan tebliğ, yani İslâm&#8217;ı yaymak ve duyurmak gayesiyle harcanacak fona dahildir. Görüldüğü gibi zekât, toplumda sosyal güvenliğin ve dengenin kurulmasında önemli bir rol üstlenir. Zekât aslında gelir ve varlığı yeniden dağıtıma tâbi tutmaktadır. Bu yeniden dağıtımda, yukarıdan aşağıya, yani belirli bir çizginin (nisab) üstünde varlığı ve geliri olanlardan, bu çizginin altında gelir ve varlığı olanlara bir aktarım yapılmaktadır. Bu arada zekât alan kadar zekât verenin de duyacakları mânevî tatminlerle din kardeşliği, dostluk, arkadaşlık, akrabalık, insanlık gibi duygular insanlar arasında gelişecek, zekât sayesinde birbirini seven, sayan, birbiriyle anlaşan, paylaşan, dertleşen, birbirinin derdine ortak olan gerçek bir toplum, huzurlu, istikrarlı, içinde insanca yaşanan bir toplum ortaya çıkacaktır.</p>
<p><strong>Zekât gelirinden</strong> dinin genel maksat ve hedefleri için de fon ayrılmış olması, İslâm&#8217;ın hayatı bir bütün olarak görmesinin tabii sonucudur. Öncelik ve ağırlığın ihtiyaç sahiplerine verilmiş olması ise, toplum huzur ve mutluluğunun fertlerin teker teker mutlu ve huzurlu oluşundan geçtiği, toplumun her bir üyesinin ayrı bir değer olarak kabul edilip insana saygı ilkesinin ön plana çıktığı anlamına gelir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/ibnus-sebil/">İbnü&#8217;s Sebil</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/ibnus-sebil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müellefei Kulub</title>
		<link>https://hacialibayram.com/muellefei-kulub/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/muellefei-kulub/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2021 09:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Amiller Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbi İslâm'a ısındırılmak istenenler ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Kulub nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Miskinler Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Müellefe-i kulub ganimetten pay verilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müellefe-i kulûb kimlere denir]]></category>
		<category><![CDATA[Müellefi kulûb zekât verilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 60]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müellefei Kulub İlgili âyette zekât verilecek dördüncü grup, &#8220;müellefe-i kulûb&#8221; olarak nitelendirilmiştir. Müellefe-i kulûb, kalpleri kazanılmak, İslâm&#8217;a ısındırılmak veya kötülüklerinden emin olunmak istenen yahut müslümanlara faydalı olacakları umulan kişilerdir. Bu tanıma göre müellefe-i kulûb müslümanlar ve gayri müslimler olmak üzere ikiye ayrılır. 1. Gayri müslim olanların kalplerinin kazanılması ile, kendilerinin veya onlara tâbi olan fertlerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/muellefei-kulub/">Müellefei Kulub</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Müellefei Kulub</h1>
<p>İlgili âyette <strong>zekât</strong> verilecek dördüncü grup, <strong>&#8220;müellefe-i kulûb&#8221;</strong> olarak nitelendirilmiştir. <strong>Müellefe-i kulûb</strong>, kalpleri kazanılmak, İslâm&#8217;a ısındırılmak veya kötülüklerinden emin olunmak istenen yahut müslümanlara faydalı olacakları umulan kişilerdir. Bu tanıma göre <strong>müellefe-i kulûb</strong> müslümanlar ve gayri müslimler olmak üzere ikiye ayrılır.</p>
<p>1. Gayri müslim olanların kalplerinin kazanılması ile, kendilerinin veya onlara tâbi olan fertlerin İslâm&#8217;a girmeleri umulur, yahut onlardan veya<br />
yakınlarından gelebilecek kötülüklerden korunulur. <strong>Müellefe-i kulûbun</strong> bu çerçevede anlaşılış ve uygulanışı, günümüzde uluslararası arenadaki lobi faaliyetini de kısmen içine almaktadır.</p>
<p>2. Müslüman olanların kalplerinin İslâm&#8217;a daha çok ısındırılmasında ise şu maksatlar güdülür:</p>
<blockquote><p><em>a) İslâm&#8217;a yeni girmiş olanlara İslâm&#8217;da sebat etmeleri için yardım edilir.</em><br />
<em>b) Çevresinde sözü geçen, İslâm&#8217;ı tam benimsememiş kimselere <strong>zekât </strong></em><em>verilerek, müslümanlarla daha iyi kaynaşmaları, böylece İslâm için ciddiyetle </em><em>çalışmaları umulur.</em><br />
<em>c) Sınır bölgelerinde görev yapan müslümanlara bu fondan yardım yapılarak </em><em>toplumun genel asayiş ve güvenliğini teminde aktif katkıları sağlanır. </em></p>
<p><em>d) Önemli mevkilerde olan kimselerin İslâm’ın ve müsülmanların genel </em><em>yararına uygun davranması ve harcama yapması teşvik edilir.</em></p></blockquote>
<p>Hz. Peygamber gerek <strong>zekât</strong> ve gerekse fey ve ganimet gibi diğer devlet gelirlerinden, kalpleri kazanılmak ve İslâm&#8217;a ısındırılmak istenen kişilere paylar vermiştir. Bunlardan bazılarına da bu fondan yararlanacaklarını gösteren belgeler vermişti. Bu belge sahipleri Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir&#8217;e gelerek paylarını istediler; o da görüş almak üzere bu kişileri Hz. Ömer&#8217;e gönderdi. Hz. Ömer onlara:<br />
&#8220;Hz. Peygamber, İslâm&#8217;a ısındırmak için size <strong>zekâttan</strong> pay veriyordu. Bugün Allah dinini güçlendirmiştir.</p>
<p>Müslüman kalırsanız kalırsınız, aksi halde sizinle harbederiz&#8221; dedi. Kaynaklarda Hz. Ömer&#8217;in bu ictihadı üzerine artık Hulefâ-yi Râşidîn devrinde <strong>müellefe-i kulûb</strong> faslından hiçbir kimseye pay ayrılmadığı, hatta bu konuda sahâbe icmâı oluştuğu ileri sürülür. Bu uygulamayı göz önünde bulunduran Hanefî ve Mâlikî fakihleri Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra <strong>müellefe-i kulûbun</strong> <strong>zekât</strong> gelirlerinden payının düştüğü görüşündedirler. İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel&#8217;in de prensip olarak bu görüşü savundukları, ancak İmam Şâfiî&#8217;nin müslümanlar savaş gibi felâketlerle karşılaştıklarında <strong>müellefe-i kulûb</strong> fonuna yeniden işlerlik kazandırılabileceği kanaatinde olduğu nakledilir.</p>
<p>Bir Kur&#8217;an hükmünün Hz. Peygamber&#8217;in vefatından sonra nesh ve lağv edildiği düşünülemez. Konu, toplumun sosyal ve siyasal yapısıyla, müslümanların böyle bir fon ayırmaya ihtiyaç duyup duymamasıyla alâkalıdır. Müslümanların yanında yer almalarında büyük fayda görülen bazı gayri müslim devletlere ve uluslararası etkin kuruluşlara <strong>zekât</strong> dışı gelirlerden yardım yapılabileceği gibi, İslâm&#8217;ı duyurmak ve yaymak amacıyla müslümanlar tarafından yapılan her türlü tanıtım ve ikna faaliyetleri de bu fondan desteklenebilir. Aynı şekilde yeni müslüman olanlara yardım edilerek onların ülkelerindeki müslüman olmayanlara İslâm sevdirilir.</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/muellefei-kulub/">Müellefei Kulub</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/muellefei-kulub/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amiller</title>
		<link>https://hacialibayram.com/amiller/</link>
					<comments>https://hacialibayram.com/amiller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 09:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlmihal]]></category>
		<category><![CDATA[Amil ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Amil olmak ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Amiller Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Âmiller zekât]]></category>
		<category><![CDATA[Amillere zekât verilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyasi Âmiller]]></category>
		<category><![CDATA[Lafzi amiller]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi amiller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hacialibayram.com/?p=27331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amiller Fakirler ve miskinler iki ayrı grup sayılacak olursa, ilgili âyette zekât gelirlerinden pay alacakları belirtilen üçüncü grup kişiler &#8220;zekât işlerinde çalıştırılan memurlar&#8221; anlamına gelen âmillerdir. Sözlükte bir iş yapan, işçi, zanaatkâr gibi mânalara gelen &#8220;âmil&#8221;, terim olarak, zekât gelirlerini toplamak ve ve dağıtmakla görevlendirilen kişiyi ifade eder. Âmil terimi hadislerde genel olarak idareci, her [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/amiller/">Amiller</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Amiller</h1>
<p>Fakirler ve miskinler iki ayrı grup sayılacak olursa, ilgili âyette zekât gelirlerinden pay alacakları belirtilen üçüncü grup kişiler &#8220;zekât işlerinde çalıştırılan memurlar&#8221; anlamına gelen <strong>âmillerdir</strong>. Sözlükte bir iş yapan, işçi, zanaatkâr gibi mânalara gelen &#8220;âmil&#8221;, terim olarak, zekât gelirlerini toplamak ve ve dağıtmakla görevlendirilen kişiyi ifade eder. Âmil terimi hadislerde genel olarak idareci, her türlü devlet gelirlerini, özellikle zekât gelirlerini toplayıp dağıtan kişi anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunun yanında hemen hemen aynı anlamda &#8220;ârif, âşir, câbî, emîn, hâzin, sâî ve musaddık&#8221; terimlerinin kullanıldığı da görülmektedir. <strong>Kur&#8217;an&#8217;ın, âmilleri</strong> zekâttan pay almayı hak eden sekiz sınıftan biri olarak zikretmesi, zekâtı toplama ve dağıtım işinin devletin kontrol ve idaresi altında yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Hz. Peygamber döneminden itibaren <strong>zekâtın âmiller vasıtasıyla</strong> toplandığı bilinmektedir. İslâm&#8217;ın ilk dönemlerindeki uygulamalardan anlaşıldığına göre <strong>zekât</strong> gelirlerini bir yere toplayan, muhafaza eden, hak sahiplerine dağıtan, hesap işlerini yürüten, tartan, ölçen, sayan ve zekât idaresinin her kademesinde çalışan memurların tamamı âmiller sınıfına girmektedir.</p>
<p>Zekât âmilliğine tayinde aranacak şartlar, <strong>âmillerin hak ve görevleri ve âmillerin ücreti konuları</strong> fıkıh literatüründe etraflı bir biçimde ele alınmıştır. Bu konudaki ayrıntılar ve görüş ayrılıkları bir yana, bütün bilginlere göre, zekât <strong>âmillerinin ücrete veya zekâttan</strong> paya hak kazanabilmeleri için fakir olmaları şart değildir. Zira Hz. Peygamber zekâtın beş kişi müstesna zengine helâl olmayacağını belirtmiş ve bu beş kişi içinde <strong>zekât âmillerini de saymıştır</strong> (Ebû Dâvûd, “Zekât”, 25).</p>
<p>The post <a href="https://hacialibayram.com/amiller/">Amiller</a> appeared first on <a href="https://hacialibayram.com">hacialibayram.com Sevgi yolu</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hacialibayram.com/amiller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
