<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	
	>
<channel>
	<title>
	18.000 Alem Bana Aksediyor! yazısına yapılan yorumlar	</title>
	<atom:link href="https://hacialibayram.com/18-000-alem-bana-aksediyor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hacialibayram.com/18-000-alem-bana-aksediyor/</link>
	<description>Seğirmeler, Kur'anı Kerim , İlmihal, Dini Bilgiler Namaz ve Kuranı Kerim ve daha fazlası.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Jan 2021 13:50:00 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>
		Yazar: Anonim		</title>
		<link>https://hacialibayram.com/18-000-alem-bana-aksediyor/#comment-665</link>

		<dc:creator><![CDATA[Anonim]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 14:01:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://www.hacialibayram.com/?p=9818#comment-665</guid>

					<description><![CDATA[“Hayat-ı insâniyenin vezâifinden biri de, kendi cüz’î sıfatlarını, şuûnatını, Hâlıkın küllî sıfatlarını, şuûnatını fehmetmek için bir mikyas yapmaktır.”

“Öyle ise, nefsindeki ene’yi yırt, Hüve’yi göster.”

Ene; yani (BEN) aynı zamanda “künûz-u mahfîye olan esmâ-i İlâhîyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır, bir tılsım-ı hayretfezâdır.”

Ene, emânet cihetiyle öyle sırlı bir anahtardır ki âlemin bütün kapılarını açar. Hem insan öyle tılsımlı bir enâniyete sahiptir ki Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder.

“Sâni-i Hakîm, insanın eline, emânet olarak, rubûbiyetinin sıfât ve şuûnâtının hakîkatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümûneleri câmi bir ene vermiştir—tâ ki, o ene bir vahid-i kıyasî olup, evsâf-ı Rubûbiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin. 
Fakat vahid-i kıyasî, bir mevcûd-u hakîkî olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahid-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakîkî vücûdu lâzım değildir.”


Ene, haddizatında kendisi de muğlâk bir mahiyettedir. Açılması zor bir tılsım ve muamma-yı müşkülküşâdır. Zaten ene kendisi bilinse kâinatın sırları da bilinecek ve çözülecektir. Düşünün ki hazineler var, ancak onları açacak anahtar bilinmiyor. O hazineleri açmak mümkün değil ve hazinelerdeki cevherlerin mahiyeti, önemi ve kime ait olduğu bilinemiyor. O cevherlerin üzerlerindeki isimler okunamıyor. Hazineyi açmak için gönderilen ve o hazinelerin açılması ile kendisini tanıtmak isteyen hazine sahibinin tanınmasını netice verecek olan ene anahtarı, o insanın nefsine takıldığı halde, insan gaflet ederek ene anahtarını kullanamıyor. Demek ki hazinelerden önce hazinelerin anahtarı bilinecek ve mâhiyeti öğrenilecek ki ondan sonra hazineler açılsın ve “Hâllak-ı Kâinat’ın künûz-u mahfîyesi onun ile keşfedilsin” ve böylece ”âlemin bütün kapıları onunla açılsın...

Ene’den NAHNÜ&#039;ye tebârüz etmek, enenin hakîkî mâhiyetine bakmak ve eneyi nübüvvet cihetinde kullanmak insanın hakîkî vazîfesidir. 
Demek ki ene miftahıyla künûz-u mahfîye olan İlâhî hazineler açılabilir. 
“Ene’den, Sâni-i Zülcelâle râci olan Hüve”ye kavuşulabilir ve kavuşulmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Hayat-ı insâniyenin vezâifinden biri de, kendi cüz’î sıfatlarını, şuûnatını, Hâlıkın küllî sıfatlarını, şuûnatını fehmetmek için bir mikyas yapmaktır.”</p>
<p>“Öyle ise, nefsindeki ene’yi yırt, Hüve’yi göster.”</p>
<p>Ene; yani (BEN) aynı zamanda “künûz-u mahfîye olan esmâ-i İlâhîyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır, bir tılsım-ı hayretfezâdır.”</p>
<p>Ene, emânet cihetiyle öyle sırlı bir anahtardır ki âlemin bütün kapılarını açar. Hem insan öyle tılsımlı bir enâniyete sahiptir ki Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder.</p>
<p>“Sâni-i Hakîm, insanın eline, emânet olarak, rubûbiyetinin sıfât ve şuûnâtının hakîkatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümûneleri câmi bir ene vermiştir—tâ ki, o ene bir vahid-i kıyasî olup, evsâf-ı Rubûbiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin.<br />
Fakat vahid-i kıyasî, bir mevcûd-u hakîkî olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahid-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakîkî vücûdu lâzım değildir.”</p>
<p>Ene, haddizatında kendisi de muğlâk bir mahiyettedir. Açılması zor bir tılsım ve muamma-yı müşkülküşâdır. Zaten ene kendisi bilinse kâinatın sırları da bilinecek ve çözülecektir. Düşünün ki hazineler var, ancak onları açacak anahtar bilinmiyor. O hazineleri açmak mümkün değil ve hazinelerdeki cevherlerin mahiyeti, önemi ve kime ait olduğu bilinemiyor. O cevherlerin üzerlerindeki isimler okunamıyor. Hazineyi açmak için gönderilen ve o hazinelerin açılması ile kendisini tanıtmak isteyen hazine sahibinin tanınmasını netice verecek olan ene anahtarı, o insanın nefsine takıldığı halde, insan gaflet ederek ene anahtarını kullanamıyor. Demek ki hazinelerden önce hazinelerin anahtarı bilinecek ve mâhiyeti öğrenilecek ki ondan sonra hazineler açılsın ve “Hâllak-ı Kâinat’ın künûz-u mahfîyesi onun ile keşfedilsin” ve böylece ”âlemin bütün kapıları onunla açılsın&#8230;</p>
<p>Ene’den NAHNÜ&#8217;ye tebârüz etmek, enenin hakîkî mâhiyetine bakmak ve eneyi nübüvvet cihetinde kullanmak insanın hakîkî vazîfesidir.<br />
Demek ki ene miftahıyla künûz-u mahfîye olan İlâhî hazineler açılabilir.<br />
“Ene’den, Sâni-i Zülcelâle râci olan Hüve”ye kavuşulabilir ve kavuşulmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
	</channel>
</rss>
